7.4 C
Almanya
Çarşamba, Şubat 21, 2024

Doğa Bizi Cezalandırıyor – Ayşegün Korkmaz

[email protected]

Yaklaşık bir yıldır sizlere egazete üzerinden yazılar yazıyorum. Kısmette bunu karantina günlerinde yapmak da varmış.

Hepinizin çok iyi bildiği gibi, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, on bir Mart günü, yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk “Covid-19” vakasının görüldüğünü duyurmuştu. Önceleri pek çoğumuz önemsemedik bile. Ama önümüzde her geçen gün daha da ciddileşen korkunç bir tablo var. Otuz bir Mart itibariyle, yani yirmi günlük bir süre sonunda, bize açıklanan şekliyle vaka sayısının on dört bine yaklaştığını gördük. İki yüz on dört kişinin hayatını kaybettiğini öğrendik. Çoğu altmış beş yaş üstü olmasına karşılık, içlerinde gençler de vardı. Dünya genelinde bilânço çok daha ağır… Sekiz yüz bin civarı vaka, kırk binden fazla ölüm.

İlk kez Çin’in Vuhan kentinde görülen bu hastalığın sebebi koronavirüs adı verilen bir organizma. Huanan balık pazarında ortaya çıkmış olabileceği üzerinde duruluyor. Bazı deniz canlıları virüsü taşıyor olsalar da, pazarda tavuk, yarasa, tavşan, yılan gibi başka hayvanlar da bulunuyor. Kaynağın bunlardan biri olma olasılığı çok yüksek görünüyor.

Sevdiklerimizi kaybediyoruz. Her biri annemiz, babamız, ablamız, ağabeyimiz, kısaca bizden bir parça. Hastalık daha çok yaşlıları vuruyor. Türkiye’de yirmi iki Mart itibariyle, altmış beş yaş üstündeki kişilerin evden çıkması yasaklandı. Ama onlar dışarı çıkmasa da bizler hastalığı onlara taşıyoruz. Çünkü geniş aileler şeklinde yaşıyoruz. Üstelik sadece yaşı altmış beş yaş üstü insanlar değil, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemini bozuk kişiler de ciddi tehlike içerisinde. Ama devlet ekonomik kaygılarla sokağa çıkma yasağı getiremiyor. Sadece minarelerden yapılan dualar eşliğinde sosyal mesafemizi korumamızı öneriyor.

ayse-2

Bu arada koronavürüs ile ilgili pek çok şey yazılıp çiziliyor. Emperyalist güçlerce Çin’i yok etmek ve ilaç sanayiine yeni bir pazar açmak amacıyla laboratuar ortamında üretildiğine, ya da uzaylılar tarafından getirildiğine dair komplo teorileri ortaya atılıyor. Ama bunların içinde en akla yatkın olanı doğanın bizi cezalandırıyor oluşu. Çünkü yukarıdaki tablo bana tam olarak doğal seleksiyon dediğimiz şeyi hatırlatıyor.

Önce bunun ne demek olduğunu kısaca anlatmak istiyorum. Doğal seleksiyon, doğal şartlar içerisinde, güçlünün ayakta kalması, sakat, zayıf ya da uyumsuz olanların ayıklanarak yok olması anlamına gelir. Örneğin aslanların saldırısına uğrayan bir zebra sürüsü içerisinde iyi koşan zebralar yaşamını sürdürürken, iyi koşamayanlar ölürler.  Aslan saldırısından kurtulan zebra sürüsü, geride kalan sağlıklı bireylerle, daha da güçlenerek varlığını devam ettirir.

Çok daha net bir ifadeyle, ben koronavirüsü bu aslan sürüsüne benzetiyorum. Şimdi siz, “Aslan sürüsünü üstümüze kim saldı diyeceksiniz?” ya da “Neden şimdi?” Cavabım şu: Doğa bizi cezalandırıyor. Çünkü insan nüfusu çok fazla arttı. Sanayii devrimiyle birlikte fosil yakıt tüketimini abarttık. Yaşam standartlarımızı yükseltmeye çalışırken, doğayı hor kullandık. Emperyalist güçlerin zorlamasıyla, havayı, suyu, toprağı alıp sattık. Canlı ya da cansız her şeyi paraya çevirmeye çalıştık. Küresel ısınmaya neden olup mevsimlerin ayarını kaçırdık. Böylece insanoğlu, dünya üzerindeki en büyük düşmanı haline geldi doğanın.

Çinliler her zaman yaptıkları gibi yarasa yediler. Ama bu yarasa, eskiden yedikleri yarasa değildi. Çünkü bitkilerin ve hayvanların genetiği ile oynayarak doğadaki besin zincirine zararlı maddeler gönderdik. Ve bu maddeler dönüp dolaşıp soframıza kadar ulaştı.

Maalesef devamı da gelecek. Mesela, buzulların erimesi ile birlikte, Sibirya ve Alaska’da on binlerce yıldır buz altında kalan topraklar açığa çıktı. Uzmanlar, insanların hiç tanımadığı, bunca yıldır buz altında uyuyan  virüslerin, yavaş yavaş harekete geçeceğini söylüyor. İki bin on altı Ağustos’unda, Sibirya’da on iki yaşındaki bir çocuk, eşi görülmemiş bir şarbon hastalığı yüzünden hayatını kaybedince bu konuyla ilgili ciddi araştırmalar yapılmaya başlandı. NASA, Alaska’da otuz iki bin yıl önce donan bir bakteriyi hayata döndürerek bunun gerçekten mümkün olabileceğini gösterdi.

Peki, dünyanın sonu mu geliyor? Tabi ki hayır! Ne dünyanın sonu geliyor, ne de emperyalizmin… Sadece doğa silkinip üstündeki fazlalıkları atmaya çalışıyor. Ama bu sürecin sonunda, emperyalist güçler arasında yer değişikliği olacak gibi görünüyor. Çünkü Çin kendini temizleyip tepeye tırmanmaya başladı bile. Amerika Birleşik Devletleri bu salgından en çok etkilenecek olan ülkeler arasında. Yani koronavirüsün, sanıldığı gibi laboratuar ortamında Çin’i yok etme amaçlı oluşturulduğu falan yok. Öyle olduğunu varsaysak bile, zaten amacını aşmış durumda.

Güzel günler görebilmek dileğiyle…

 

Son Haberler

İlgili Haberler