Kadınların yaşam hakkını hedef alan politikalar, güvencesiz çalışma, cezasızlık ve aile merkezli düzenlemelerle derinleşirken; sendikalar, meslek odaları ve kadın örgütleri 10 Ocak’ta Ankara’da yapılacak Kadın Mitingi için ortak bir itirazda buluştu.
Laiklikten eşit yurttaşlığa, şiddetsiz yaşamdan güvenceli emeğe uzanan taleplerle kadınlar, erkek egemen, neoliberal ve otoriter politikalara karşı örgütlü mücadelenin sesini yükseltmeye hazırlanıyor.
EN GÜÇLÜ YANIT ÖRGÜTLÜ MÜCADELE
Sema Pınar – KESK MYK Üyesi
10 Ocak’ta yapılması planlanan, bizleri bir araya getiren ‘kadın mitingi’, kadınların yaşamını her alanda kuşatan eşitsizliklere, hak gasplarına; kadınları güvencesizliğe, yoksulluğa ve şiddete mahkûm eden erkek egemen, neoliberal ve otoriter anlayışa karşı örgütlü bir duruşun, bir itirazın ifadesidir. Kamuda esnek ve güvencesiz çalışmayı dayatan uygulamalara karşı çıkarken, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden, kadını yalnızca aile içinde tanımlayan muhafazakâr politik anlayışlara da itiraz ediyoruz. Bu miting elbette yalnızca bir itiraz değil; aynı zamanda dayanışmanın, örgütlü mücadelenin ve umudun bir kez daha ifadesi olacaktır.
10 Ocak Kadın Mitingi, aynı zamanda farklı kurum ve bağımsız birçok kadının ortak taleplerini de dile getireceği geniş katılımlı bir miting olacaktır. Kısaca özetlemek gerekirse; şiddetsiz bir yaşam hakkı istiyoruz. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için etkin ve kararlı politikalar uygulanmasını, cezasızlığın son bulmasını, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın eksiksiz uygulanmasını talep ediyoruz.
Eşit ve güvenceli çalışma, tüm kadınların ortak taleplerinden bir diğeridir. Kadın emeğini ucuzlaştıran, güvencesiz ve esnek çalışmayı yaygınlaştıran politikalara son verilmesini; eşit işe eşit ücret ve güvenceli istihdam hakkının hayata geçirilmesini istiyoruz. Eğitimden çalışma yaşamına kadar her alanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin esas alınmasını talep ediyoruz.
Laiklik, kadınların eşit ve özgür yaşamının temel güvencesidir. Bugün kadınların haklarına yönelik saldırılarla laikliğin aşındırılması, aynı politik anlayışın ürünüdür. Laiklik geriledikçe kadınlar kamusal alandan dışlanmakta, emeği güvencesizleştirilmekte ve yaşamları aile içine hapsedilmektedir. 10 Ocak Kadın Mitingi, tam da bu nedenle, yalnızca bir kadın mitingi değil; aynı zamanda laik, eşit ve özgür bir yaşam talebinin güçlü bir ifadesidir. Biz kadınlar biliyoruz ki laiklik olmadan eşitlik olmaz, özgürlük olmaz. Laiklik olmadan şiddetsiz bir yaşam mümkün değildir.
Ayrıca bakım yükünün kadınların omuzlarına yıkılmasına karşı, nitelikli, ücretsiz ve kamusal kreş, yaşlı ve hasta bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını istiyoruz. Her gün hayatı yeniden yaratan biz kadınlar, her nerede isek orada mücadeleyi ortaklaştırmaya, büyütmeye büyük çaba harcıyoruz. Sendikalar ve meslek odaları, kadın emeğinin görünmezliğine karşı yeterli olmasa da ortak eylemler yapma çabasında. Öncelikle toplu sözleşme süreçlerinde eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam ve kreş hakkını temel talepler hâline getirmeye özen gösteriyoruz.
Kadın komisyonları ve kadın meclisleri aracılığıyla kadınların karar mekanizmalarında söz sahibi olmasını sağlıyoruz. İşyerlerinde şiddet, taciz ve ayrımcılığa karşı açık ve bağlayıcı mücadele politikaları oluşturuyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadın emeğinin sömürüsüne karşı en güçlü yanıt, örgütlü ve kolektif mücadeledir.
10 Ocak Kadın Mitingi bizim için bir son değil, yeni bir başlangıç olacaktır. Bu mitingle açığa çıkan ortak iradeyi kalıcı ve örgütlü bir mücadele hattına dönüştürmek, öncelikli görevlerimizden biri olacaktır. Kadın mücadelesi yalnızca kadınların değil, tüm toplumun mücadelesidir. Bu nedenle sendikalar, meslek odaları ve bağımsız kadın örgütleri arasındaki dayanışmayı güçlendireceğiz. Alanlarda, sokakta ve ortak platformlarda yan yana gelmeye devam edeceğiz. Eşit, özgür, laik ve şiddetsiz bir yaşam talebimizi her alanda yükselteceğiz.
Çünkü biliyoruz ki bu rejim, kadınlar başta olmak üzere tüm kesimlerin ortak, birleşik ve örgütlü mücadelesiyle değişecektir. 10 Ocak’ta; kadınların haklarını yok sayan, kadın cinayetlerine, cezasızlığa, eşitsizliğe, yaşamlarımızı denetim altına almaya çalışan bu gerici politikalara karşı; itirazın, öfkenin, isyanın ve ortak mücadelenin sesi olmaya, Ankara mitinginde buluşmaya davet ediyorum.
MÜCADELE İÇİN YENİ BİR BAŞLANGIÇ
Ayşe Gültekin – TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu
10 Ocak Kadın Mitingi, en temel anlamda toplumsal cinsiyeti ve kadınları hedef alan; dolaylı ya da dolaysız her şekilde kadınların hayatına, yaşam tarzına müdahale eden; kadınları sosyal olarak, hukuki olarak, ekonomik olarak eşitsizliğe mahkûm eden; toplumdan izole edip aileye kapatan; bakım emeğine mahkûm eden ve son noktada şiddetle yüz yüze bırakan cinsiyetçi politikalara, kadınları ve LGBTİ+’ları nesneleştirerek ve susturmaya çalışarak, onların bedenleri ve yaşamları üzerinden topluma hiza vermeye çalışan bir siyasi anlayışa bir itiraz, bir mücadelenin somutlaştığı an olarak görüyoruz.
Mitingdeki temel amacımız; kadınların ve LGBTİ+’ların toplumsal olarak ellerinden alınmış olan tüm haklarının iade edilmesi, kadınları eşitsizlik, yoksulluk ve şiddet ile yüz yüze bırakan tüm politikalardan vazgeçilmesi ve bu tehditlerden kadınları koruyacak tedbirlerin derhal alınması, kadınların ve LGBTİ+’ların bedenleri ile ilgili kararlarda tek söz sahibi olduklarının kabul edilmesi ve toplumsal cinsiyet temelli toplumsal barış ortamının oluşturulmasıdır. Daha somut olarak söylersek; derhal İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi, 6284 sayılı yasanın etkin bir şekilde uygulanması, medeni hakların koruma altına alınması, kadınların yüksek oranda güvencesiz koşullarda çalıştırılmalarının önüne geçilmesi ve çalışma haklarının güvence altına alınması, Aile Yılı ve benzer söylemler ile kadınları çalışma hayatından izole ederek bakım emeğine hapseden politikalara son verilmesi, kadınların doğum yapıp yapmayacağına, hangi yöntemle doğum yapacaklarına ve kaç çocuk doğuracaklarına dair kadınlar yerine söz söyleyen söylem ve politikalardan vazgeçilmesi, kadın ve LGBTİ+ sağlığını ve sağlık hakkını koruma altına alacak tedbirlerin alınması, yasal bir hak olan kürtajın uygulanmasının önündeki fiili engellerin kaldırılması, istismarın etkin bir şekilde cezalandırılması, kız çocuklarının eğitiminin desteklenmesi ve önündeki engellerin kaldırılması, kadınlar ve LGBTİ+’ların yaşama hakkı ve özgürlüklerini tehdit eden açıklamalar ve yasal düzenlemelere derhal son verilmesi ve kaldırılması en temel somut taleplerimizi oluşturmaktadır.
Bugün kadın emeği açısından en büyük sorun; kadınların güvencesiz ve parça başı işlerde çalıştırılarak hem çalışma hayatına tam anlamıyla dâhil olamaması, emeklerinin karşılığını alamaması ve hem de ekonomik, sağlık ve uzun vadede son derece kırılgan bir konuma sabitliyor olması; aynı zamanda da bu işlerin geçici işler olduğu algısının yaratılarak kadının birincil olarak evde bakım ve yeniden üretim emeği sorumluluğu olduğunun çeşitli şekillerde ifade ediliyor ve bu açıdan kadınlar üzerinde söylemsel olarak, hukuki olarak baskı kuruluyor olmasıdır. Bu durum kadınları eve bağlı ve eve bağımlı hâle getirmekte, bu da kadınların toplumsal eşitsizliğine ve son kertede şiddete kapı açmaktadır.
Biz TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu olarak, bu politikaların kadınlar üzerinde, kadınlar ve LGBTİ+’ların bedenleri ve sağlıkları üzerinde oluşturduğu hasar ve tehditlerin farkında olarak bunları gün yüzüne çıkarmaya, kadın ve LGBTİ+’ların bedenlerini, sağlıklarını ve sağlık haklarını korumaya yönelik adımlar atmaya çalışıyoruz. Özellikle son bir yılda; gerek Nüfus Politikaları Enstitüsü’nün kurulması, gerek Aile Yılı ilan edilmesi, gerek doğum şeklinin ve kürtajın tekrar tartışmaya açılması, gerek LGBTİ+’ların yaşamlarını sınırlayan düzenlemelerin gündeme getirilmesi gibi konularda aktif tutum aldık; toplumsal cinsiyet eşitliğini ve kadın ve LGBTİ+’ların sağlığını ve beden özerkliğini önceleyen ve altını çizen açıklamalar, eylemler yaptık, eğitim faaliyetleri ve toplantılar yürüttük ve bu hatta da ilerlemeye kararlıyız. Bu anlamda Kadın Mitingi bileşenlerinden biri olmak bizim için hem son derece doğal hem de bir o kadar güzel ve umut vericidir elbette.
Kadınların mücadelesi tabii ki çok uzun soluklu bir mücadele. Biz 10 Ocak’ta bu mücadelenin yeni bir adımını atacağız, sesimizi bir defa daha, hep birlikte, dayanışarak yükselteceğiz. Elbette bu bir son değil; mücadeleye devam etmek için yeni bir nefes, yeni bir aradalık yaratma şansı ve yeni bir başlangıç olacaktır diye düşünüyoruz. Çünkü mücadelemiz bitmedi; amaçlarımız gerçekleşene kadar da devam edecek, bunu biliyoruz.
Bu mücadelenin, bu dayanışmanın ve bu kolektif sesin bir parçası olmak isteyen tüm kadın ve LGBTİ+’ları 10 Ocak’ta Tandoğan Meydanı’na bekliyoruz!
MİTİNG BİR EŞİK NOKTASI
Hanze Gürkaş – TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Çalışma Grubu Sorumlu Y.K. Üyesi
10 Ocak’ta alanlarda olma çağrımız, kadınları toplumsal yaşamdan dışlayan, laikliği tahrip eden ve gerici politikalarla kazanılmış haklarımızı geri götüren siyasal-toplumsal anlayışa karşı güçlü bir itirazdır. Son dönemde hukuki güvencelerin zayıflatılması, şiddette cezasızlık eğiliminin artması ve aile merkezli politikaların kurumsallaşması, kadınların kamusal alandaki eşit konumunu geri dönülmez biçimde tehdit eder hâle gelmiştir. Bu nedenle 10 Ocak, bir eşik noktasına işaret etmektedir.
Bugün medeni haklarımız ve yıllarca kazanılmış özgürlüklerimiz adım adım yok sayılıyor; İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme, eğitimden sağlığa, çalışma yaşamından kamusal alana kadar uzanan geniş bir alanda eşit ve özgür varlığımızı hedef alıyor. Bu tablo, toplumsal yaşam üzerinde denetimi derinleştiren siyasal yönelimin parçasıdır ve biz kadınlar bu gidişata boyun eğmiyoruz.
Bu mitingi, eşit yurttaşlık ve laik-özgür yaşam talebinin kamusal alanda yeniden ve güçlü biçimde ifade edilmesi olarak görüyoruz. Kadına yönelik şiddetin cezasızlığa mahkûm edilmesine, bakım yükünün kadınlara dayatılmasına ve çalışma yaşamında ayrımcılığın normalleştirilmesine karşı “eşit, özgür ve güvenceli yaşam” diyoruz. Kadın emeği bugün; ücret eşitsizliği, güvencesiz istihdam, kayıt dışı ve esnek çalışma biçimleri ile ev içi görünmez emek arasında sıkışmaktadır. 10 Ocak, bu tabloya karşı emeğimizin ekonomik, toplumsal ve kamusal değerini görünür kılan bir ortak itirazdır.
Olmazsa olmaz taleplerimiz; şiddetin her türüne karşı etkin korunma mekanizmalarının işletilmesi, laik ve bilimsel eğitimin korunması, sağlık ve üreme haklarının güvence altına alınması, güvenceli ve eşit istihdam ile temsiliyetin sağlanması, bakım hizmetlerinin toplumsallaştırılması ve kadın emeğinin görünürlüğünün artırılmasıdır. Kadın politikalarında aile merkezli ve cinsiyetçi yaklaşımların terk edilmesi, sosyal politikaların eşitlik eksenli yeniden düzenlenmesi acil bir zorunluluktur.
Sendikalar, meslek odaları ve TMMOB çatısı altındaki Kadın Çalışma Grubu, kadınların örgütlenmesini ve hak mücadelesini görünür kılarak hukuki ve fiili bir mücadele hattı örmektedir. 10 Ocak’ın ardından da bu mücadele; çalışma yaşamında, kentte ve meslek alanlarımızda, politika üretme süreçlerinde devam edecek; laiklik, eşitlik ve özgürlük için kadın emeğinin ve yaşam hakkının kamusal değerini savunan kalıcı ve dayanışmacı bir mücadele hattı olarak güçlenecektir.
DAHA FAZLA EKSİLMEMEK İÇİN MEYDANLARDAYIZ
Canan Güllü – Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı
2011 yılında İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı günlerde, kadın hareketi olarak çok mutlu olmamız gereken bir zamanda üzgündük. Çünkü Kadın Bakanlığı kapatılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştu. Yani kadın-erkek eşitsizliğinden kaynaklanan kadına yönelik şiddeti önlemek için “şiddetsiz bir Avrupa” düşü ile İstanbul Sözleşmesi imzalanırken, aynı anda eşitsizliğin kaynağı olan aile politikaları öne çıkarılıyordu. Bu ilk adım sonrası İstanbul Sözleşmesi’nin içeride uygulanması adına hazırlanan 6284 sayılı Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Yasası da Meclis’te önergelerle isim değiştirip adı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi diye onaylandı; içinde bulunan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği cümlelerinin üzeri çizilerek. Bizler STK olarak, 2011 yılından başlayan aile kavramının eşitlik karşısında güçlendirilmesi politikalarının aslında süreci nasıl kör bir kuyuya çevirdiğinin tanıklarıyız. Mücadelemiz o zamanlardan sonra daha da derinleşti, bilendi. Çünkü kazanımlarımız göz göre göre tırpanlanıyordu.
O günlerden hemen sonra TBMM’de kurulan boşanma komisyonuna, kürtajın önlenmesi adına sağlık bilgi sistemine getirilen yasaklara, evlenme yaşımızdan doğuracağımız çocuk sayısına, normal doğumun tercih edilmesine ve sezaryenin yasaklanmasına, 4+4+4 sistemi ile erken ve zorla evliliklere kapı açılmasına, 18 yaş altı erken ve zorla evlilik yapmış olanlar için adına “tecavüz önergesi” dediğimiz af önergesinin hem de dönemin Adalet Bakanı tarafından verilmesine, Anayasa Mahkemesi’nce resmî nikâh olmadan dinî nikâh kıyılamaz maddesinin iptal edilmesine, müftülüklere nikâh yetkisi verilmesine, rehber öğretmenlerin görev tanımının değiştirilmesi ile istismarın hasır altı edilmesine, koronavirüs zamanı infaz yasasına erken yaşta zorla evliliklerin eklenmesi çabalarına, ardı ardına çıkarılan yargı paketlerinde kazanımlardan geri adım atılmasına, LGBTİ+’ların yaşam hakkı gaspı içeren mevzuat değişim taleplerine, eşitsizliğin kadın cinayetlerini yüzlü rakamlara getirdiği ülkemizde hukukun insan odaklı bakması gerektiğini savunanlara ve bakım yükünün kadınlar üzerine ihale edilmesi için harcanan çabaların yerel yönetimlerin açtığı Yuvam İstanbul kreşlerine karşı savaş açmasına; cezasızlığın garipsenmediği bir durum olarak hüküm sürdüğü ülkemizde, en az 11. yargı paketi ile kadın cinayetleri ve çocuk istismarına af getirmeyi düşünen, Diyanet fetvaları ile laikliği yok eden çağdaşlık karşıtı bağnazlığa dur deme ve tüm yaşananları görmezden gelerek 2025 yılını Aile Yılı ilan eden zihniyete, kadın politikasızlığına kocamanından hayır demek için Anayasamızdan kaynaklanan protesto hakkımızı kullanarak 10 Ocak Cumartesi günü meydanda olacağız.
Yıllardır içimizde biriktirdiğimiz öfke ile, uzlaşma bulamadığımız zeminlerin yokluğu ile, daha fazla eksilmemek ve sorumlusu olduğumuz kitlelerin talepleri ile meydanda olacağız. Siyasetin kadını görünmez kılan, yaşam hakkını elinden alan, istihdamda ve eğitimde görünmez kılan bakış açısına karşı yan yanayız. Yıllardır dayanışmadan aldığımız güç ve çağdaş zeminin bize sağladığı Atatürk Türkiyesi’nin Cumhuriyet kazanımları için; hakkımıza sahip çıkmak, eşitlik için, barış için, laiklik ve yaşam için meydanda olacağız. birgun.net
