<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazarlar &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/yazarlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 19:20:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>
	<item>
		<title>Ülkü Abla’dan hayat dersleri</title>
		<link>https://egazete.de/ulku-abladan-hayat-dersleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 19:14:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[Halkevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü abla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31220</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçüne başından beri tanıklık eden ve geride kalan 65 yılda göçmenlerin hakları için mücadelenin en ön saflarında yer alan Ülkü Abla göçmen kökenli gençlere şöyle sesleniyor: “Siyasi partilerin içinde çalışın!”]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Ülkü Abla, sadece Türkiye’den değil, tüm Akdeniz ülkelerinden ve Balkanlar’dan Almanya’ya işgücü göçünün ilk tanıklarından.<br>Geçtiğimiz yılın son günlerinde 90’ncı yaşını geride bırakan Sendikacı, Siyasal Bilimci, Eğitimci Ülkü Schneider Gürkan, 70 yıldır Almanya’da yaşıyor. Yani 1961’de Türkiye ile Almanya arasında işgücü mübadelesi anlaşması imzalandığında o yıllardır Almanya’daydı, önce dil öğrenimi için kısa bir süre Bavyera’da, daha sonra ve halen Frankfurt’ta…</p>



<p>Sadece Frankfurt’taki Türkiye kökenli göçmenlerin değil, Almanya’daki tüm göçmenlerin “Ülkü Ablası”, uzun yıllar dünyanın en büyük sendikalarından IG Metall’de, üniversitelerde, halk eğitim merkezlerinde,“Türk Danış” kurumlarında göçmenlere yönelik çalışmalarda üst düzey sorumluluklar üstlendi. Bu arada önce yabancı öğrencilerin sorunlarına çözüm için, sonra da göçmenlerin eşit hakları için örgütlü mücadelenin öncüleri arasında yer aldı. Geçtiğimiz yıl 60’ncı yılını kutlayan Almanya’nın en eski göçmen örgütlerinden Frankfurt Türk Halkevi’nin bir avuç aydın arkadaşıyla birlikte kurdu ve faaliyetlerine uzun yıllar yön verdi.</p>



<p>Bu arada yıllardır Frankfurt şehrinin “onursal hemşeri” ünvanını da taşıyan Ülkü Abla, halen bu kentte olup-bitenleri yakından takip ediyor. Tavsiyeleriyle, siyasal, toplumsal, kültürel süreçlere desteğini veriyor. Olağanüstü hafızası sayesinde çok önemli tarihi tanıklıklarıyla, gözlemleriyle, bilgileriyle ve anekdotlarla zenginleştirdiği yorumlarıyla dünyanın, Türkiye’nin, Almanya’nın gidişatını daha iyi anlamamıza destek oluyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31223" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Ülkü Abla hayat dersleri vermeye devam ediyor…</p>



<p>Kısa bir süre önce küçük bir grup olarak 90’ncı yaş gününü birlikte kutlarken başından beri içinde olduğu, bireysel ve örgütsel çabalarıyla gidişatını etkilediği, öncüleri arasında yer aldığı göçmen ve işçi hakları mücadelesine ilişkin değerlendirmelerini dinledik. Tabii bu sürece ilişkin eleştirilerini de…</p>



<p>Bu eleştirilerin başında göçmen derneklerinin siyasi çalışmalardaki hedefler konusu geliyor.<br>Başında kendisinin de yer aldığı göçmen örgütlerinin burada doğan, büyüyen gençlerin Almanya’daki siyasi süreçlere aktif olarak katılımını teşvik etmeyi ihmal ettiklerine, bu konuda çok geciktiklerine işaret ediyor.“Kurduğumuz derneklerde eğitsel, kültürel çalışmalar yaparken, bir yandan da gençleri buradaki siyasi partilerde aktif olarak çalışmaya teşvik etmeliydik. Eğer bu konuyu ihmal etmeseydik, şimdi Almanya’da bu ülkenin siyasi süreçlerinin içinde gelişmiş, deneyim kazanmış çok daha fazla politikacımız olacaktı. Göçmen karşıtlığı, aşırı sağın yükselmesi gibi alanlarda çok daha farklı bir Almanya’da yaşıyor olacaktık. Göçmen kökenli politikacılar hem ulusal, hem de yerel düzeyde ülke politikasını belki de olumlu anlamda etkin biçimde etkileyebileceklerdi. Toplumda Türkiye’ye yönelik çok daha farklı, gerçek duruma daha yakın bir algı düzeyi olacaktı” diyor.</p>



<p>Ülkü Abla, önümüzdeki günlerde Baden Württemberg’deki seçimlerde bu eyaletin başbakan adaylarından, Türkiye kökenli ilk Federal Bakan olarak tarihe geçmiş olan ve önümüzdeki dönemde büyük olasılıkla Almanya’nın Türkiye kökenli ilk eyalet başbakanı olmaya hazırlanan Cem Özdemir gibi Alman siyasetinde etkin olan politikacıların önemli bir bölümünü yakından tanıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31222" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Hem ülke çapında, hem de yerel düzeyde çalışmalarıyla dikkat çeken, bazılarını bizzat desteklediği diğer göçmen kökenli politikacıları da yakından takip ediyor. Hangi partiden olurlarsa olsun, onların başarılarından mutlu oluyor. Ama özellikle 70’li yıllardan itibaren buradaki sosyal, siyasal ve kültürel çalışmaların ağırlıkla Türkiye’ye yönelmesi nedeniyle önemli bir bölümü Alman vatandaşlığı almış yüzbinlerce göçmenin yaşadığı bu ülkedeki göçmen kökenli politikacıların sayısının halen çok düşük olduğuna işaret ediyor…</p>



<p>“Buradaki gençlerin Türkiye’ye siyasi gelişmelere duyarlı olarak yetişmesi tabii ki önemliydi. Ancak bizim asıl hedefimiz gençleri oradaki siyasi partilere değil, Almanya’daki siyasi partilerde çalışmaya yönlendirmek olmalıydı” diyor.</p>



<p>“Frankfurt’a 1957’nin Eylül ayında geldim. Savaş biteli 11-12 yıl olmuştu. Şehir yıkılmış durumdaydı. Bir de maddi olarak Almanlar çok yoksuldu. O zamanlar Türk parası daha değerliydi. 1 mark 68 kuruştu. Düşünebiliyor musun? Bize Türkiye’deki ailemiz döviz müsaadesi alıyor ve onu buradaki banka hesabına havale ediyorlardı. Bizim öğrenci dövizi Alman işçi ücretlerinden fazlaydı, bitmek bilmezdi. Bir işçi ayda 150 mark kazanıyordu, bizim öğrenci harçlığımız 385 mark idi… O zaman Frankfurt Üniversitesi’nde üçü kız, sekiz Türk öğrenci vardı.”<br>…<br>“Almanya’da işçi eksikliği vardı. Önce Doğu Almanya’dan kaçanlarla kapatılıyordu bu eksiklik. Ama bu zamanla yeterli değildi. Dışarıdan yabancı işçi getirmeye başladılar. Önce İtalyanlar, İspanyollar ve Yunanlılar. Sonra Yugoslavlar… 1961’de Berlin Duvarı yapıldıktan Doğu’dan gelişler tamamen durdu. Sonra bizimkileri getirmeye başladılar.”<br>Almanya’daki göçmenlerin ve tabii en önemlisi Türkiye kökenli toplumunun tarihini daha iyi izleyebilmek isteyenlere, önce Ülkü Schneider Gürkan’ı tanımalarını tavsiye ediyoruz.<br>*<br>Ülkü Gürkan, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımlarının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara yakınlarındaki Çorum’da 1935’te dünyaya geldi. Annesi Dildare ve babası Mümtaz Gürkan öğretmendi. Genç cumhuriyetin aydınları arasında yer alan öğretmen çiftin iki kızı vardı. Ülkü’yle kardeşi İlter’in yüksek öğrenim görerek, meslek edinmelerini hedefliyorlardı. Eğitim süreçlerine damgasını vuran motivasyon onların ileride birikimleriyle toplumsal ilerlemeye katkıda bulunan öncüler arasında yer almalarıydı. Yaşamlarının ilk yıllarını Çorum’da geçirdiler. Evleri o yıllarda Çorum’da görevli olarak bulunan ya da çeşitli nedenlerle kenti ziyaret eden aydınların buluşma adreslerinden biriydi. Türkiye’nin ileri adımlarını benimsemiş cumhuriyetçi, ilerici, entellektüel eğitmen aydınların yanısıra, muhalif solcu, sosyalist aydınlar da evin bu evin konukları oluyorlardı. Örneğin ünlü ressam Abidin Dino da bunlar arasında. Ülkü Abla, sık sık evlerini ziyaret eden Dino’nun kendilerine resim dersi verdiğini, kitap okuduğunu halen hatırlıyor.</p>



<p>TÜRKİYE’DEKİ ALMANLAR</p>



<p>Ülkü Abla’nın Almanlarla ilk karşılaşmasıı da bu yıllarda oldu. Hitler Almanyası’dan kaçıp Türkiye’ye giden Almanların bir bölümü, II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru bir süre zorunlu olarak Çorum’a yaşamışlardı. Türkiye bir yandan müttefiklerin baskısıyla, diğer yandan da Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olabilmek hedefiyle savaşı kaybedeceği anlaşılan Almanya’yla ilişkilerini kesip, resmen savaş açmıştı. Bu nedenle de Hitler yönetimine karşı olmalarına rağmen “düşman ülke vatandaşı” statüsünde oldukları için Türkiye’de yaşayan yüzlerce Alman çoluk çocuk çok Orta Anadolu’daki bazı kentlere &#8211; Çorum, Yozgat, Kirşehir –gönderilip, oralarda enterne edilmişlerdi. Çorum’a gönderilen Alman ailelerden biri de Gürkan ailesinin konukları arasındaydı.<br>Ülkü, ilkokul ve ortaokulu Çorum’da ailesinin yanında okudu (1942-52). Daha sonra dönemin önde gelen kız okullarından Bursa Lise’sinde yatılı olarak öğrenim gördü (1952-56).<br>Liseyi bitirdikten sonra üniversite öğrenimini yurtdışında yapmasına karar verildi. O lisede yabancı dil olarak Fransızca öğrendiği için Fransa’yı istiyordu. Babası ise Almanya’nın daha uygun olacağını düşünüyordu. Sonunda Almanya’ya gönderildi (1956). Önce Bavyera’nın Kochel am See kentinde Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi ve ardından yine Bavyera’daki Schlehdorf kasabasında Katolik rahibelerin yönetimindeki bir kız lisesinin yatılı bölümünde kalarak Almancası’nı ilerletti.<br>Üniversite öğrenimi için 1957’de Frankfurt’a geldi. Önce Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğrenime başladı. Daha sonra bölüm değiştirdi, önce Frankfurt’ta, daha sonra da Marlburg’daki Philipps Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde okudu.<br>O dönemde Frankfurt Türk Öğrenci Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı.<br>Frankfurt ve Marburg’daki öğrenciliği döneminde Almanya’daki sosyal ve siyasal dönüşümlerin yakın gözlemcisi oldu, ilerici Alman öğrencilerin kurduğu örgütlerden SDS’te (Sosyalist Alman Öğrenci Birliği) yer aldı. “Frankfurt Okulu”nun öğrencisi oldu, 68 gençlik hareketinin ortaya çıkışını, yükselişini içinde yer alarak yaşadı. Dönemin ünlü bilim adamlarından Prof. Carlo Schmid, Prof. Theodor Adorno ve Prof. Wolfgang Abendroth’un derslerini izledi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="757" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31221" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800.jpeg 757w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800-300x178.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800-696x414.jpeg 696w" sizes="(max-width: 757px) 100vw, 757px" /></figure>



<p>HALKEVİ’Nİ KURDU</p>



<p>1963 yılından itibaren “Türk Danış” (Arbeiterwohlfahrt), Halk Eğitim Merkezi (Volkshochschule) ve Sanayi İşçileri Sendikası (IG-Metall) Genel Merkezi çatısı altında Türkiye’den gelen işçilerle ilgili danışmanlık ve tercümanlık hizmetlerini yürüttü.<br>Bu arada bir grup arkadaşıyla birlikte Frankfurt Türk Halkevi’nin kurdu (1965).<br>Bu dönemlerde önce Almanya Komünist Partisi (DKP) ve ardından kardeş örgütü TKP’yle (Türkiye Komünist Patisi) tanıştı. TKP içinde ve bu çizgideki göçmen örgütü FİDEF’te (Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu) yer aldı.<br>Frankfurt’ta Yunanistan, İspanya ve İtalya’dan göçmen işçilerin kurduğu örgütlerin temsilcileriyle “Hessen’deki Yabancı Hemşeriler Girişimi”nin (Initiativausschuss Ausländische Mitbürger in Hessen) kuruluşuna katıldı (1972). Uzun yıllar Hessen eyaletindeki yabancı işçilerin ve ailelerinin yaşam ve çalışma koşullarının, sosyal ve siyasal haklarının iyileştirilmesi için çalışmalarda bulunan girişimin aktif yöneticileri arasında yer aldı.<br>1972’de halen soyadını taşıdığı üniversiteden arkadaşı Hanns-Helge Schneider’le evlendi, onyıl sonra ayrıldılar.<br>Frankfurt Üniversitesi’deki Almanya’daki göçmen işçi ailelerindeki çalışmayan kadınların dil öğrenimi ve sosyal iletişimini konu alan bir proje kapsamında araştırma görevlisi olarak çalıştıktan (1979-81) sonra, Frankfurt Yüksek Okulu’nda (Fachhochschule Frankfurt – şimdiki adıyla Frankfurt Uygulamalı Bilimler Üniversitesi) Türkçe eğitmenliği görevini üstlendi (1978-82).<br>Üniversite öğrenimi sırasında ve sonrasında Frankfurt Halk Eğitim Merkezi’nde (Volkshochschule) ve Frankfurt Belediyesi Halk Eğitim Dairesi’nde (Amt für Volksbildung) yabancı işçilerle ilgili birimlerde eğitmen ve danışman olarak çalıştı, yöneticilik yaptı.<br>1982 yılından itibaren dünyanın en büyük işçi sendikalarından IG – Metall’in (Sanayi İşçileri Sendikası) genel merkezinde yabancı işçilerle ilgili bölümde sürekli olarak çalışmaya başladı.</p>



<p>DARBEDEN SONRA TÜRKİYE’YE GİDEMEDİ</p>



<p>Bütün bunlara paralel olarak Almanya’daki Türkiye’de demokrasi ve sendikal haklar mücadelesiyle dayanışma çalışmalarına aktif olarak katıldı. Bu nedenle 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye’de hakkında siyasi takibat başlatıldı. Hakkındaki soruşturmanın boyutları tam olarak öğrenilemedi, ancak Türkiye’ye gittiğinde tutuklanıp, uzun süreliğine hapse girme tehlikesi vardı. Uzun süre Türkiye’ye gidemedi.<br>Bu dönemde toplumsal çalışmaları nedeniyle Federal Almanya Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen federal liyakat nişanına hak kazanmıştı. Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen yazıda nişanın Federal Almanya Anayasası’nın 30’ncu yıldönümü vesilesiyle, 22 Mayıs 1979 tarihinde dönemin başkenti Bonn’da gerçekleştirilecek törende kendisine takdim edileceği bildiriliyordu. Ancak daha sonra yine Cumhurbaşkanlığı’ndan bir yazı daha geldi. İkinci yazıda, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’yle yürütülen uluslararası işlemlerin tamamlanmadığı” gibi garip bir gerekçe gösterilip, özür dileniyor, kendisine resmi tören davetiyesinin bu nedenle gönderilemeyeceği belirtiliyordu. Yazı, bu durumun “ileri bir tarihte telafi edileceği umudu”yla bitiyordu.<br>Bu garip duruma ilişkin hiç bir resmi bir açıklama olmadı. Ancak bu engellemenin Türkiye’nin sakıncalı gördüğü bir vatandaşının böyle önemli bir nişanı almasına Alman makamları nezdindeki itirazından kaynaklandığı görülüyordu.<br>Ülkü Schneider Gürkan, daha sonra kendisiyle konuşan Hessen Sosyal İşler Bakanlığı’ndan bir yetkilinin bu tahminleri doğruladığını söylüyor. Wiesbaden’daki bakanlık yetkilisi konuyu Cumhurbaşkanlığı’nın Madalya ve Nişanlar Dairesi Müdürü’yle görüşmüş. Müdürün Wiesbaden’daki yetkiliye anlattıklarına göre, Almanlar önce Türkiye’nin Almanya Büyükelçiliği’ni bu konuda bilgilendirip, törene davet etmişler. Ancak bunun ardından Türk istihbaratı, Almanya’ya “Ülkü Schneider Gürkan’ın bir vatan haini” olduğu gerekçesiyle, Federal Almanya Cumhurbaşkanı tarafından kendisine böyle bir nişan verilmesine Türkiye’nin karşı olduğunu iletmiş. Kendilerinin bu nişanı verecekleri kişileri zaten araştırdıklarını ve haklarında bilgi sahibi olduklarını belirten bakanlık yetkisili, ilk kez böyle bir engellemeyle karşılaştıklarını, ancak bu yüzden işlemleri durdurduklarını kaydetmiş.<br>Sonraki gelişmeler, dönemin başkenti Bonn’da konunun &#8220;ileride telafi edilmesi&#8221;ne değil, üzerinin kapatılmasına karar verildiğine işaret ediyordu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="288" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31228" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800-300x108.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800-696x251.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>PASAPORTUNA EL KONULDU</p>



<p>Bu arada Türkiye’de bir askeri darbe yapıldı (1980). Türkiye’deki anti demokratik rejimin takibatından kaçan çok sayıda muhalif aydın, politikacı, sendikacı, sanatçı başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ülkelerine gittiler.<br>Türkiye’deki ailesinden gelen haberler Ülkü Schneider-Gürkan hakkındaki takibatın halen devam ettiğini gösteriyordu. Sosyal ve siyasal çalışmalarını bu dönemde de sürdürdü. Daha sonra öğrenildiğine göre Almanya’dan yapılan çok sayıda ihbar nedeniyle hakkında Türkiye’nin çeşitli kentlerinde siyasi soruşturmalar yürütülüyordu.<br>Daha sonra davet edildiği Türkiye’nin Frankfurt Başkonlosluğu’nda pasaportuna el kondu (26 Kasım 1986). “Eski bir konu nedeniyle pasaportun inceleneceği” açıklamasıyla kendisine üç ay geçerliliği olan bir kimlik belgesi verildi. Resmi olarak bu işlemin “pasaporta el koyma” olmadığı açıklanıyordu, ancak herşey ortadaydı. Benzer şeyler başkalarının başına da gelmişti. Başta çalıştığı IG Metall sendikası olmak üzere sendikalar, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, dini kuruluşlar ve aydınlar bu durumu protesto etti. Konu, kurucuları arasında kendisinin de yer aldığı “Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki Türkiye Vatandaşlarının Pasaportlarına El Konulmasına Karşı Komite”nin çabalarıyla resmi makamların ve kamuoyunun gündemine getirildi. Ancak bütün bunlardan uzun bir süre sonuç çıkmadı. Bir süre sonra yeniden Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’na davet edildi ve bu kez pasaportuna el konduğu resmen açıklandı (8 Mayıs 1987). Başkonsolos kendisine Türkiye’de hakkında bir dava açıldığını ve bir ay içinde teslim olmasının istendiğini söyledi. Sözkonusu davanın içeriğine ilişkin sorular ise bu konuda bilgi olmadığı gerekçesiyle yanıtsız bırakıldı.<br>Artık ne Türkiye pasaportu ne de Türkiye Başkonsolosluğu’ndan verilen pasaport yerine geçebilecek bir belgesi vardı. Resmen “vatansız” konuma düşürülmüştü.<br>80 yıllar boyunca avukatları aracılığıyla Türkiye’de yürüttüğü hukuk mücadelesi çok uzun bir süre sonra sonuçlandı. Hakkında açılan tüm davalardan beraat etti, pasaportunu geri aldı. Yeniden çok sevdiği ülkesine gidebilmeye, ailesini, arkadaşlarını ziyaret etmeye başlayabilmesi için aradan 20 yıldan daha uzun bir zaman geçmişti (1991).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31225" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800-696x391.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>GECİKEN ONUR MADALYASI</p>



<p>Frankfurt Belediye Sarayı’nın İmparatorlar Salonu’nda düzenlenen bir törenle kendisine 1957 yılından beri yaşamını sürdürdüğü bu kentin en büyük ödülü “Onur Madalyası” verildi (1994). Alman yetkililer bu sırada 1979 yılında kendisine verilmesine karar verilen Federal Liyakat Nişanı’nın Türkiye tarafından engellendiğini ve konuyla ilgili dosyanın bir kenara kaldırılmış olduğunu hatırladılar.<br>Federal Liyakat Nişanı, bu konuda ilk kararın alınmasından 18 yıl sonra Frankfurt’ta düzenlenen bir törenle kendisine takdim edildi (18 Haziran1997). Ödül töreninde kendisini kutlayanlar arasında Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu da yer alıyordu.<br>1998 yılında IG-Metall’daki aktif çalışma yaşamına son vererek, emekliye ayrıldı.<br>Halen Frankfurt’ta yaşamını sürdürüyor, artık eskisinden daha sık Türkiye’ye gidiyor ve orada (özellikle İstanbul ve Çeşme’de) eskisinden daha uzun süre kalıyor.<br>Ama esas olarak halen Frankfurt’lu. Buradaki sosyal ve siyasal yaşamın yakından takip ediyor, içinde yer alıyor. Frankfurt Büyük Şehir Belediyesi’nin protokol listesinde yer alıyor. Kentte bulunduğu dönemlerde gerçekleştirilen resmi etkinlik ve törenlere de katılıyor, sivil toplum örgütlerinin düzenlediği protesto etkinliklerine de, kültür sanat aktivitelerine de. Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) ve IG Metall’in sosyal faaliyetlerini aktif olarak takip ediyor.<br>Çeşitli kurumların sosyal, kültürel ve siyasal projeler geliştirmesine destek veriyor, yol gösteriyor. Halen siyasal takibat altındaki siyasi sürgünlerle dayanışma içinde. Halen mesleki eğitim ya da akademik kariyer yolundaki gençleri desteklemeye devam ediyor.</p>



<p>KONUK LİSTESİ ÇOK UZUN</p>



<p>Her yıl Paskalya Bayramı döneminde yapılan Barış Yürüyüşü’nün ya da 1 Mayıs İşçi Bayramı yürüyüşünün ardından Römer Meydanı’ndaki mitinglere, mücadele arkadaşlarıyla ve gençlerle çevrelenmiş halde katılıyor. Bu mitinglerde onu meydanın bir köşesinde Frankfurt’un o anki Büyükşehir Belediye Başkanı’yla, Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB), Metal İşçileri Sendikası’nın (IG Metall) yöneticileriyle, üyeleriyle ya da politikacılarla sohbet ederken görebilirsiniz…<br>O halen daha demokratik bir Türkiye, Almanya ve dünya için verilen mücadelenin kararlı ve aktif öncülerinden biri olarak yaşamını sürdürüyor.<br>O’nun Main nehri kıyısındaki, binlerce kitaplarıyla, plaklarıyla, tabloları ve çeşitli sanat eserlerini içeren kolleksiyonlarıyla içiçe yaşadığı, bir müzeyi andıran dairesi Frankfurt’taki bir çok ciddi sosyal, kültürel siyasal projenin doğduğu ya da geliştirildiği bir düşün merkezidir aynı zamanda…<br>Ve de Türkiye’den birçok aydın ve sanatçının Frankfurt’a her gelişlerinde uğradıkları, bazılarının da konakladıkları bir mekandır. Bu konukların listesi hayli uzun: Abidin Dino, Aziz Nesin, Halit Çelenk, Uğur Mumcu ya da Gezi Parkı direnişi sırasında öldürülen gençlerimizin anneleri… Gazetemizin yazarı Doğan Tılıç ve İsmail Arı da bu konuklar arasında yer alıyor.<br>Ülkü Abla’nın Türkiye’de başlayıp, büyük bir bölümü Frankfurt’ta geçen ve halen devam eden yaşam öyküsü ve bu olağanüstü öyküye ilişkin görsel malzemeler, bir süredir bu evin tam karşısındaki Frankfurt Tarih Müzesi’nde kendisine ayrılmış olan özel köşede yer alıyor.<br>Onu bu akşam misafir eden Frankfurt Felsefe Kulübü’nün mesajıyla noktalıyoruz:<br>“Frankfurt’un sosyal, siyasal ve kültürel yaşamına 70 yıldır değer katan, bizlere ilham olan Sevgili Ülkü Abla. Sizi tanımak ve sizinle birlikte olmak bizim için büyük bir kıvançtır. İyi ki varsınız. 90’ncı yaş gününüzü kutluyor, size teşekkür ediyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800.jpeg" length="118715" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Ortaylı’dan Türk – Alman ilişkileri üzerine tarih dersi</title>
		<link>https://egazete.de/ortaylidan-turk-almaniliskileri-uzerine-tarih-dersi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 13:04:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[tarih dersi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Alman Kulübü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31098</guid>

					<description><![CDATA[Önceki gün hayatını kaybeden İlber Ortaylı Frankfurt'ta, Türklerle Almanların ilişkilerinin geçmişine, mevcut durumuna ve geleceğine ilişkin “ezber bozan” açıklamalarıyla, önemli bir “tarih dersi” vermişti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong><br>Türkiye’de tarihle ilgilenen birçok kişi Türk-Alman ilişkilerini okumaya, Günümüz Türk tarihçiliğinin büyük isimlerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın ilk baskısı 1983’te gerçekleştirilen kapsamlı kitabı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu”yla başlamıştır. Birçok kişi, çaresizlik içindeki Osmanlı İmparatorluğu’nun kendisini “Ben üç yüz milyon Müslüman’ın koruyucusuyum” diyen Alman Kayzeri’ne nasıl inandırdığını, Osmanlı’yla Almanya arasındaki askeri işbirliğinin arka planını, gönderilen Alman askeri uzmanları uzmanlıklarını (!), Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Alman Koridoru’nu (Bağdat Demiryolu) ilk kez ondan okudu ve öğrendi.<br>Ortaylı dilini ve tarihini çok iyi bildiği Almanya’da da sık sık çeşitli etkinliklere katılıp, Türk – Alman ilişkileri üzerine ya da başka konularda konferanslar veriyordu.<br>Onu hayranlıkla dinleyenlerin katıldığı konferansları genellikle birer “tarih dersi” gibi geçiyordu. Örneğin 2013 yılı başında Frankfurt’taki Türk Alman Klübü’nün kahvaltılı toplantısı da öyle olmuştu. Aslında Frankfurt’a bu kez Opera’da “La traviata”yı izlemek üzere gelmişti. Ancak kendisinin Frankfurt’a geleceğini öğrenen kulübün “Türk – Alman ilişkilerinin tarihi” üzerine bir konferans talebini de kabul etmişti. Ortaylı, “Türkler tarih yapar, tarih yazamaz” vurgusunu da yaptığı bu toplantıda Türklerle Almanların ilişkilerinin geçmişine, mevcut durumuna ve geleceğine ilişkin “ezber bozan” açıklamalarıyla, önemli bir “tarih dersi” vermişti.<br>Aşağıda Ortaylı’nın bu “dersi”yle ilgili olarak o dönemde yayınlanan Avrupa Gün dergisinde yayınlanan haberimiz yer alıyor.</p>



<p>FRANKFURT &#8211; Türkiye’nin önde gelen tarihçilerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin birçok “şehir efsanesi” barındırdığına dikkat çekti. Derin bilgisi ve ilginç belirlemeleriyle on yıllardır dikkatleri üzerinde toplayan ünlü tarihçi, Frankfurt Türk-Alman Kulübü’nün kahvaltılı toplantısında, Almanya’daki Türk toplumunun geleceğiyle ilgili değerlendirmeler de yaptı.</p>



<p>Frankfurt Türk-Alman Kulübü adına Başkan Dr. Ezhar Cezairli tarafından selamlanan Ortaylı’yı dinlemek üzere gelenler arasında Frankfurt’ta görevine kısa bir süre önce başlayan Başkonsonsolos Ufuk Ekici de yer aldı. Tarih dersine dönüşen toplantıda Prof. Dr. Ortaylı, zaman zaman dinleyicilerin tarih bilgisini yokladı ve kitaplarını imzaladı.</p>



<p><br>Prof. Dr. İlber Ortaylı, önce “Türk-Alman ilişkilerinin tarihi”ne ilişkin okullarda öğretilen yanlışlıklara işaret etti. Dr. Ortaylı, okul kitaplarındaki “Avusturya-Osmanlı savaşları”ndaki Avusturya’nın aslında Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ya da Alman İmparatorluğu olduğunu hatırlatarak, Türklerle Almanlar arasında “tarihi bir dostluk” olduğu iddialarını reddetti. Osmanlılarla Almanların (Avusturya’nın) en son 1790’da savaştığını belirten Ortaylı, “Savaş hali bitmesine rağmen, ondan sonra da dostluk olmadı. Almanca konuşulan ülkelerde Türk dostluğu yoktu” dedi. Türklerin tarihte Almanların karşıtlarına yakın olduğunu vurgulayan Ortaylı, “dostluk denilebilecek bir hava”nın ilk kez Birinci Dünya Savaşı döneminde söz konusu olduğunu belirtti. “Bu ittifaka gelinceye kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun asıl müttefiki İngiltere ve Fransa’ydı” görüşünü yineleyen Ortaylı, Atatürk ve çevresinin Allmanya’ya ittifaka karşı olduğunu hatırlattı.<br>Günümüzdeki Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü ülkesi olduğunu belirten Ortaylı, “Türkiye’nin Almanya’yla ilişkileri iki düzeyde, herhangi bir Avrupa ülkesiyle olduğu biçimde yürümesi gerekir. Bizim Almanya’yla en büyük problemimiz Ortak Pazar değildir. Almanya’yla şu anki en büyük meselemiz &#8216;holocaust&#8217; meselesidir. Almanlar bu konuda kendisine ortak arıyor. Mazide ‘holocaust’ hadisesi yapmış başka kavimler arıyor ki, suç yayılsın. Bir İtalyan lafı vardır: &#8216;Herkes suçluysa, hiç kimse suçlu değildir&#8217; diye. Ama hiçbir şey bununla (holocaust) mukayese edilemez. Bu kriminalitenin ötesinde korkunç bir şeydir“ diye konuştu.<br>Almanya’nın Yahudi soykırımı konusunda kendi geçmişiyle hesaplaştığı iddialarına karşı çıkan İlber Ortaylı, “Şu yalanı hiçbir zaman kabul etmeyiz: &#8216;Biz tarihle hesaplaştık&#8217;. Hayır, siz tarihle hesaplaşmadınız, hesaplaştırıldınız” diyerek, Almanya’daki soykırımla ilgili tartışmaların, eğitsel bir sürecin sonunda eleştiri kültürünün yerleşmesi ve dış dinamiklerin dayatmasıyla gerçekleştiğini vurguladı. Ortaylı, “Türkiye maalesef bu konuda Almanya’yla çok kavga edecek. Bu toplumda yaşayan Türklerin, Türk kimliğini taşıdığı sürece, ki taşıyorsunuz, taşıyacaksınız, başka çare yoktur, bu konuyu çok iyi etüt etmesi, hazırlıklı olması lazım” dedi.<br>Almanya Türkleri<br>Prof. Dr. İlber Ortaylı, konuşması boyunca Almanya’ya Türkiye’den göç konusunda, her iki devlete de eleştirilerde bulundu. Ortaylı şunları söyledi:<br>“Bu memlekete biz 1961’de Anadolu’dan işçi yolladık. İlk başta gelen işçilerimize bir şey diyemeyiz. Bunlar cahil filan da olsalar, şehirli cahillerdir. İşin feci tarafı Lice depreminden sonradır. Deprem dolayısıyla oradan Almanya’ya işçi yollandı. Ondan sonra da kıyamet koptu. Almanya’daki nüfus siyasi bakımdan problem haline geldi. Etnik hareketlilik başladı. İkincisi sosyal bakımdan problem oldu. Çünkü çok cahildi gelen insanlar. Ve işçiler arasında kapışmalar başladı. Hariciye nezareti de bu sorunlara cevap veremedi.”<br>Almanya’daki Türk toplumunun uyumlu olduğunu kaydeden ünlü tarihçimiz, göz göre göre yaşanan haksızlıklara da parmak bastı:<br>“Almanya’da üç milyon Türk işçisi var. Baktığın zaman ne seni, ne beni memnun etmez onların durumu. Ama burada çok haksızlık yapıyorlar. Bu insanların kriminalite raporları fevkalada düşüktür. Sosyal gelişmeleri normaldir. İstediğimiz gibi değil, ama iyi kötü entegre oluyorlar. Aklı başında bir cemiyetin ve idarecinin sabah akşam dua etmesi gereken bir azınlıktır.”<br>Almanya’da ilkokul 4’üncü sınıftan itibaren çocukların hangi orta öğrenim sürecine devam edeceğine yönelik eleme sistemine “ultra faşist” eleştirisinde bulunan Ortaylı, bu konuda kararın bir öğretmenin hazırladığı rapora dayanılarak verilmesine isyan ederek, “Bizdeki üniversite giriş sınavları bile dahi çocuğu tespit edemiyor. Başarıya odaklanmış toplum böyle olmaz. Almanya yanlış yolda gidiyor” diye konuştu.<br>“Ermenileri sevmek lazım!”<br>Ortaylı, Almanya’daki Yahudi soykırımıyla ilgili geçmişle hesaplaşmanın toplumun kendi iç dinamik gelişiminin değil, dış dayatmanın sonucu olarak yaşandığını vurguladı. Soykırım günahının altında ezilen Almanların tarihte “suç ortağı” aradığını belirten Ortaylı, Ermeni kıyımı nedeniyle Türkiye’ye yönelik suçlamaların ardında bu yaklaşımın büyük bir rol oynadığı, bu konunun önümüzdeki dönemde Türk – Alman ilişkilerinde önemli sorun olacağı uyarısında bulundu. Ortaylı’nın bu konudaki şunları söyledi:<br>“Bu Ermeni meselesi bir &#8216;Massaker&#8217;dır. Karşılıklı bir ‘Massaker’ (katliam). İmparatorluğun yıkılış döneminde çok hazin olaylar olmuştur. Netice itibarıyla iki milyon Ermeni yoktur imparatorlukta. Ama sayı mühim değildir. Bu bir &#8216;Massaker&#8217;dır, karşılıklıdır. Çünkü Ermeniler, Berlin Yahudileri gibi değildir. Silahlı taburları vardır. Taşnakları vardır. Sultan Hamid&#8217;in dirayeti olmakla birlikte, son derece uyuşuk tarafları da vardı. Çeşitli yerlerde her cuma camiden çıkan insanları tarıyor Taşnaklar. Avrupa devletlerinden çekinilerek, hiçbir şey yapılamıyor. Bunlar birike birike sonunda İttihatçı delileri ortaya çıkarmıştır. Onlar da Almanya&#8217;yı beklemiştir. Deportasyon denen olayı planlayan zaten büyük ölçüde Alman genelkurmayıdır. Enver Paşa&#8217;nın Genelkurmay Başkanı General Friedrich Bronsart von Schellendorf idi. Giderken de bütün evrakı götürdü. Bu bilinir.<br>Maalesef Türkiye&#8217;nin Birinci Cihan Harbi&#8217;ne girmesi çok şeyi götürdü. Tamamen ırkçılıktan uzak bir şekilde Ermeni tarihini bilmek lazım. Ve Ermenice bilmek lazım. Ve Ermenileri sevmek lazım. Bunun çaresi bu. Yani oturacaksınız, ciddi ciddi ‘Armenolog’ olacaksınız. Bilhassa böyle bir ülkede (Almanya) bu çok iyi yapılabilir. Burada filolojik imkanlar vardır. Ondan sonra sizin tezinizi dinlerler. Benim gibi, Türkkaya Ataöv gibi adamları pek ciddiye almazlar. Meclisler bu konulara karar veremez. Bunlar münakaşalı konulardır. Bizim memleketin içinde bir takımlar var. Pro Armenier falan. Onlar çıktı çıkalı, gürültü çıkarttı çıkartalı, Türkiye&#8217;den her hafta kaçan kaçana. Batı Ermeniliği ve o kültür neredeyse eriyecek. Bu işler maalesef kavgacı bir ortamda olmuyor.”<br>Prof. Dr. Ortaylı, bu konuda öncelikle Guenter Lewy ve Jean-Louis Mattei gibi eserleri Türkçede de yayınlanmış tarafsız araştırmacıların eserlerinin okunması tavsiyesinde bulundu. Ortaylı, “Bunlar Türklere karşı duygularla arşivlere girmiş kişilerdir” dedi.<br>Almanca’dan çok İngilizce<br>Federal Almanya’da yaşayan Türklerin çocuklarının eğitiminde Almanca’ya ağırlık verilmesi yolunda çağrılar yapıldığını belirten Ortaylı, Almanca’nın “anadili” olarak görülmesi beklentilerinin hatırlatılması üzerine şöyle konuştu:<br>“Almanlar lisan öğrenmeye çok fazla önem verirler. Açıkçası kendi lisanlarına da çok düşkün değildirdir. Size tavsiyede bulunan o politikacıya, Alman akademisyenlerin kaçta kaçının Almanca makale yazdığını sorun. Çocuklarınızın Almanca’yı çok iyi öğrenmesi lazım. Fakat İngilizce’yi daha iyi öğrenmesi lazım. Çocuklarınızın liseyi bitirdiği zaman Almanca’yla başbaşa kalmaları fevkalade mahzurludur. Lütfen Almanca’ya tabii çocuk yetiştirmeyin. Çünkü Almanca süratle kendi elitleri tarafından bile kullanılmayan bir dil haline gelmektedir. Tabii benim branşımda olduğu gibi bazı sahalarda kullanılıyor. Unutmayın, Büyük Friedrich, Fransızca’yı Almanca’dan daha iyi bilirdi.”<br>Almanya’da eğitim görenlerin Almanca’yı zaten öğrendiğini vurgulayan Prof. Dr. Ortaylı, Türkçe öğreniminin ise zor olduğuna işaret etti. Eğitim bakanlıklarının Türkiye’den Almanya’ya öğretmen gönderirken, uzmanlık yerine, siyasal taraftarlığı önemsediğini hatırlatan Ortaylı, “Herkes kendi adamını yolluyordu. Elbette aralarında çok mükemmelleri de vardır. Ama böyle politikalarla bu memlekette lisan öğrenilmez” dedi. Bu konuda aydınların da yetersiz kaldığını belirten Ortaylı şöyle devam etti:<br>“Türkçe konusunda realist olmamız lazım. Öğrenmek zor. Bu anne-baba işi değil, bir teşkilat meselesidir. Kendi cemiyetleriniz, kuruluşlarınız çıkar. Ama kimse uğraşmıyor. Burada yapılacak olan şu: Bu Türkçe işine takmayalım. Öğrenen öğrendiği kadar öğrenir. Çünkü evlerde de doğru dürüst konuşulmuyor. İkinci, üçüncü nesil eriyip gidiyor. Fakat bir şeye dikkat edin: Sizin çocuğunuz Alman değil. Bunu unutmayın. Bu ülkede yaşıyor. Almanca’yı zaten yeterince öğreniyor. Çocuğunuzun Almanca’dan çok daha iyi İngilizce bilmesi lazım. İngilizce bilmeyen hiçbir işe yaramaz.”<br>Tarihi dostluk masalı</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli1-gkoksal800.jpeg" alt="" class="wp-image-31100" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli1-gkoksal800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli1-gkoksal800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli1-gkoksal800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Ortaylı “tarihte Türk – Alman dostluğu” konusunda da şunları söyledi:<br>“Türk-Alman tarihi dostluğu, Türk-Fransız tarihi dostluğu gibi bir şey değildir. Bizim Birinci Cihan Harbi’nde Almanya’yla bir ittifakımız var. Bu, bir ittifaktır. Bu ittifaka gelinceye kadar Türkiye’nin asıl müttefiki Fransa ve İngiltere’dir. Biz Rusya’ya karşı Kırım Savaşı’nı İngiltere, Fransa ve Piamonte, yani doğmukta olan Kuzey İtalya’yla birlikte yaptık. Bütün (sorunlarımızda) Başbakan D’Israeli dostumuzdu, ama ayrılmış olan Avusturya İmparatorluğu değildi, katiyen değildi. Savaş hali bitmiş olmasına rağmen, çok karıştırıcı bir bünyeydi Balkanlar.<br>Bismarck için Türk dostluğu çok önemli bir şey değildi. Sonradan önem verildi. Bizim Alman dostluğu, aslında Birinci Cihan Harbi’nde doğan bir bütünlüktür. Almanya’yla (birlikte) savaşa girmek konusunda: Biliyorsunuz Atatürk ve çevresi taraftar değildi bu işe. Katiyetle değillerdi. İsmet Paşa çok karşıydı mesela. (Ona göre) Almanya’nın askeri üstünlüğü çok şüpheliydi.”</p>



<p>Antisemitik kültürel yapı</p>



<p>“Yapıları bilmek lazım. Almanya’da antisemitizm kültürel olarak vardır. Bunu böyle bilmek lazım. Mesela Luther: Bize okullarda, özgürlük, yenilik falan diye bir yerlerden kopya edildi, oysa alakası yok, Türkleri kesmekten bahseder, (Yahudilere karşı da) bir şeyler anlatır. 16’ncı yüzyılın başında bir program bu aslında. Bunlarla bir yapı oluşuyor bu şekilde. Bu toplumda bir Türk dostluğu falan yok; bu, yanlış. Almanca konuşulan ülkelerde öyle bir Türk dostluğu yoktur; bunlar doğru değil. Tarihi Türk dostluğu veya tarihi Alman dostluğu… Böyle şeyler yoktur. Tam aksine, buranın düşmanı olan unsurlarla Türklerin bir yakınlığı vardır. Bunlar kimdir? Yahudiler, Protestanlar… İspanya’dan atılan Yahudiler Türkiye’ye gelir, Alman ülkelerinden atılanlar, kaçanlar Türkiye’ye gelir. Tarih boyunca böyle birkaç tane “Jüdische Welle” (Yahudi Dalgası) olmuştur, gelir içimizde otururlar. Çok önemli bir şey, üzerinde durmamız lazım.<br>Birinci Cihan Harbi, bilhassa savaşan sınıflar üzerinde iyi intibalar bırakmamıştır,. Sevmezler. Şimdi çok asker hatıratı çıkmaya başladı Türkiye’de. Herkes dedesinden bir şeyler alıp getiriyor. Onlara baktığımız zaman (görüyoruz ki), pek sevmiyor bizim savaşan sınıflarımız bu Alman takımını. Belki tersi de vardır. Şurası bir gerçek: Bu Alman-Türk ilişkilerinde dostluk diyebileceğim bir hava varsa, o da gene askerlerde vardır. Fakat bu büyütülecek bir şey değildir, çünkü Türkleri askerler sever. Alman olmak gerekmiyor onun için. Yani Türkleri Rus askerler sever; sever, çünkü Türkler iyi asker, eh o da asker, severler birbirlerini. İyi sanatçı da iyi sanatçıyı sever. Herbert von Karajan’a leke atıldığında Yehudi Menuhin, &#8216;O yönetmezse çıkmıyorum konsere&#8217; demişti. Karajan’ın üzerindeki o leke ondan sonra kalkmıştı.”</p>



<p>Yakınlık ve problemler<br>“Bizim tabii Almanya’ya bir yakınlığımız vardır. Buranın attığı insanları Atatürk döneminde biz bağrımıza bastık. Genelde Türkiye için iyi bir aşılama olmuştur. Böyle bir kültürel ilişki dönemimiz vardır. Mesela Paul Hindemith. Karısı yarı Yahudi olan Hindemith’e &#8216;çıfıt bulaşığı&#8217; falan diyerek hücum ediyorlar. O zamanki Frankfurter Allgemeine’nin ilk sayfasında Kurt Furtwängler’in kocaman bir makalesi var. Nazi Almanyası’nda ön sansür yoktur. Önce yazdırıp sonra hesabı sorulurdu. Furtwängler orada Hindemith’i savunur. Yani Furtwängler’in Hitler’i savunması falan yalandır. Sanatçı adam, nerede çalacak? Aynı şey Gustaf Gründgens için de olmuştur. İşte o sıralarda Hindemith bize geliyordu yaşamak için. Türk operasına hizmetleri çok fazladır. Aynı şekilde Carl Ebert de öyledir.”</p>



<p><strong>Almanya’nın özellikleri</strong></p>



<p>“Almanya’yla bizim problemlerimiz var. Bu, Avrupa’nın en kuvvetli memleketidir. İkinci Dünya Savaşı’na girerken, Fransa yüzde 55’i köylü bir memleketti. Ama endüstriyel cemiyet, endüstrisi var, kolonileri vardı. İngiltere sanayileşmiş ülkeydi tabii, fakat insanlar arasında müthiş gelir farkları var. Şehirsel yoksulluk diye bir şey var.<br>Almanya en kalabalık ülke Avrupa’da, o zamanki nüfusu 100 milyonu buluyordu. Almanlar büyük kalabalık bir millet. Bir de kaliteli bir topluluk. Eğitimi yüksek, işçi sınıfı çalışkan, sınıf mücadeleleri safhasını hemen hemen atlatmışlar. İşte bu Almanya İkinci Cihan Harbi’nden sonra kolay toparlandı, çünkü tahrip olan sanayiyi daha kolay kurabildi. Büyük adamı da vardı. Mesela (Hjalmar) Schacht. Yani (Ludwig) Erhard’ın mucizesi değildi o, Schacht mucizesiydi. Almanlar kalkındı. Fransa da kalkındı, ama 1955’e kadar berbat vaziyetteydi. Almanya kendini çabuk toparlayabildi, çünkü kurallara uyuyor, vergi teşkilatı fevkalade, muhasebe kayıtları ve sistemi fevkalade, sağlık sigortası kurulmuş. Buraya bomba düştü diye de değişecek değil, yine kaldığı yerden devam ediyor. Sendikal yapısı çok değişik. İşte biz bu memlekete işçi yolladık. ”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli2-gkoksal800.jpeg" alt="" class="wp-image-31101" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli2-gkoksal800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli2-gkoksal800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli2-gkoksal800-696x391.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Alman eğitiminde korkunç hata</strong></p>



<p>Ortaylı’nın Almanya’daki eğitim sistemi üzerine eleştirileri de şöyle:<br>“Dahi çocuğu bizim üniversitenin girişi imtihanları bile tespit edemiyor. Bunu bana Cerrahpaşa’da bir profesörler kurulu anlattı, sordum, kavga çıkardım, anlattılar. Sadece ezberci ve çalışkan çocuk o imtihanda muvaffak oluyor.<br>Almanya’da (ise) bir kadın giriyor sınıfa, Allah’ın orta zekalısı, katiyen fazla bir şey bilmiyor, gidiyor müdürüyle (beraber) raporu yazıyor, &#8216;Das ist nichts&#8217; diyor, &#8216;Bu Lehrlingschule’ye gider&#8217; (meslek eğitimine) diyor. O çocuğun ailesinin de zaten ya umurunda değil yahut da ağızları var dilleri yok zavallıların. Olmaz öyle şey. Yanlış iş o. Burası &#8216;achieving society&#8217; (başarı odaklı toplum) değil, burada &#8216;Leistungsfähigkeit&#8217; (verimlilik gücü) gittikçe azalıyor, bunun zararını görürler. Yanlış yolda gidiyor Almanya. Bak, Rusya entegre ediyor bir sürü milletleri. Ne oluyor, kazançlı çıkıyor. Rusya’nın her zaman büyük dahileri var. En zor zamanda, Rusya’nın fetret devrinde, bunlar çıkıyorlar bir yerden ve o memleketi kalkındırıp götürüyorlar bir yerlere. Amerika da öyle. Burası yanlış yolda gidiyor. Öyle şey olur mu? Çocuğun ne olacağına oradaki öğretmen karar veriyor. Testler, gözlemler yapılır ondan sonra böyle kararlar alınır. &#8216;Bu zaten işçi çocuğu, bunlardan bir şey olmaz’ diyor…”<br>Ortaylı, Almanya’da nazizmin iktidara geliş sürecine ilişkin de önemli bir hatırlatmada bulundu:<br>“Mesela büyük efsaneler vardır. ‘İşsizlik yüzünden nazilik geldi’ derler. Tam tersine. Naziliği destekleyen işi olanlardı. İşimizi kaybederiz diye korkanlar.. Bizdeki kalıplara da çok uyuyor.” <strong>Foto: Arşiv</strong></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/ortayli-25-800-egazete.de_.jpg" length="93413" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Köln’den Osman Okkan’a Onur Ödülü</title>
		<link>https://egazete.de/kolnden-osman-okkana-kultur-odulu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2025 16:24:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Köln]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Okkan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30202</guid>

					<description><![CDATA[Gazeteci, Belgesel Yönetmeni Osman Okkan, Nürnberg Film Festivali'nin ardından Almanya’nın dördüncü büyük kenti Köln’den de “onur ödülü” alacak.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong>    Foto: Michael Bause </p>



<p>Köln’de kültür alanında faaliyet gösteren çeşitli kurum ve kuruluşların çatı örgütü Kültür Konseyi (Kölner Kulturrat), bu yılki “Onur Ödülü”nü kentteki kültürel, sosyal ve siyasal yaşama büyük katkılarda bulunan Osman Okkan’a veriyor. </p>



<p>60 yıldır Almanya’da yaşayan ve bunun son 45 yılı Köln’de geçen Okkan’a kısa bir süre önce de bu yılki Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nin “Onur Ödülü” verilmişti.</p>



<p>“Köln Kültür Onur Ödülü” Okkan’a 20 Mayıs’ta düzenlenecek bir törenle verilecek. Törende Okkan’la birlikte Kültür Konseyi’nin “yılın kültür yöneticisi”, “yılın kültür olayı” ve “genç kültür girişimcisi” kategorilerindeki ödüller de sahiplerini bulacak. Köln’deki kültürel çalışmaları, kültür alanında faaliyet gösteren kurumlar arasındaki ilişkileri geliştirmek ve desteklemek hedefiyle 1998’de kurulan Köln Kültür Konseyi, 2010 yılından bu yana her yıl kentteki kültürel çalışmalara sıradışı katkıları olan kişileri ödüllendiriyor.</p>



<p>ÖDÜLÜNÜ TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ MAHKUMLARA ADIYOR</p>



<p>Osman Okkan Avrupa kamuoyunda, araştırmacı gazeteci, yazar, radyo – televizyon muhabiri, haber programı ve belgesel film yönetmeni olmasının yanısıra, bir kültür, barış ve diyalog insanı olarak tanınıyor. Yaşamını insan hakları, demokrasi ve eşit haklar mücadelesine, halklar arasında kardeşliğe adayan, yankıları Avrupa sınırlarını aşan birçok etkinliğe imzasını atmış olan Okkan, bu ödülünü de daha önce olduğu gibi Türkiye’deki diktatörce eğilimlere karşı, haksız yere hapiste tutulan siyasi mahkumlara adadığını açıkladı.</p>



<p>60 YILDIR EN ÖN SAFLARDA</p>



<p>Osman Okkan Ankara’da doğdu, çocukluk ve 17 yaşına kadarki gençlik dönemini İstanbul’da, kentin çok kültürlü muhitlerinde geçirmiş bir “dünya vatandaşı” olarak 1965 yılında yüksek öğrenim Almanya’ya için geldi.</p>



<p>Almanya’daki ilk yıllarını ekonomi, sosyoloji ve siyasal bilimler alanlarında öğrenim gördüğü Münster’de geçirdi; zaman zaman fabrikalarda, çeşitli işyerlerinde çalıştı. Böylece bu tarihten birkaç yıl önce başlayan Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün ilk dönemlerinden itibaren tanığı ve bu göç sürecinin bir parçası oldu. Öğrenim yıllarını epey farklı bir yaklaşımla, hem işçi-sendika mücadelelerinin, hem de 1968 öğrenci hareketlerinin içinde geçirdi.</p>



<p>Öğrenci gençliğin ve göçmen işçilerin hakları için mücadele veren örgütlerin kurulmasında, yönetimlerinde, çalışmalarında aktif olarak yer aldı. Üniversitedeki akademik çalışmalarının ağırlığı da göç sürecinin sosyal ve siyasal boyutlarıyla ilgiliydi.<br>Arkadaşlarıyla birlikte Münster Türk İşçi ve Öğrenci Derneği’ni kurdu, başkanlığını yaptı, başta DGB (Alman Sendikalar Birliği) ve IG Metall olmak üzere sendikalara danışmanlık yaparak işçi hakları için verilen mücadeleye katıldı.<br>Almanya Türk Ögrenci Dernekleri Federasyonu’nda (ATÖF) ve Türkiye Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nda (TDF) görevler aldı. 1974’te Avrupa’daki Türkiye Barış ve Özgürlük Komiteleri‘nin, 1978-1980 yıllarında Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu‘nun (FİDEF) Genel Sekreterliği’ni üstlendi.</p>



<p>GAZETECİ, BELGESELCİ VE KÖLN’LÜ</p>



<p>Okkan, üniversiteyi bitirdikten sonra Alman ve Türk medyasında serbest gazeteci olarak çalışmaya başladı. Artık bir Köln’lü olmuştu.<br>Çeşitli gazete, dergi, radyo ve televizyonlarda Almanca ve Türkçe haberleri yayınladı. 1982 yılından itibaren Batı Alman Radyo ve Televizyon Kurumu WDR’in Almanya’daki Türkiye kökenliler için kurmuş olduğu “Köln Radyosu”nda çalışmaya başladı. WDR televizyonunda Türkçe ve Almanca programlar yaptı, uzun ve kısa metrajlı belgesellere imza attı. 1984’de gazeteci Örsan Öymen ile birlikte yaptığı, Uğur Mumcu’nun da yer aldığı “Papa Suikastı’nın Perde Arkası” belgeseli, “Monitor” programında yayımlandı. Monitor bununla aynı yıl, Almanya’nın en saygın televizyon ödülleri arasında yer alan “Adolf-Grimme Ödülü”nü aldı. Bu arada Türkiye’ye girememesine karşın, kendi deyimiyle “gazeteci olarak iyi anlaştığı, kadim dostu Mehmet Ali Birand’in, hınzırca bir planı”yla, Türkiye’deki televizyon haberciliğinin öncülerinden “32. Gün” programının Almanya temsilciliğini üstlendi. Bir yandan aranan “terörist” listelerinde yer alırken, Türkiye TV’lerinde yayınlanan programlar hazırladı.</p>



<p>Okkan, profesyonel gazeteci ve belgeselci olarak çalıştığı dönemde de göçmenler icin eşit haklar mücadelesi veren örgütlerde, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları mücadelesiyle dayanışmayı hedefleyen etkinliklerde yer almayı sürdürdü. Siyasi baskılar ve ağır hapis cezaları nedeniyle Türkiye’den Almanya’ya gelen aydın ve sanatçılara destek oldu. Bu arada bu etkinlikleri nedeniyle “terörist” olarak ilan edildi, vatandaşlıktan çıkarıldı, 17 yıl Türkiye’ye gidemedi. Ama bu süre boyunca da Almanya ve Türkiye kamuoyuna yönelik gazeteciliğini sürdürdü. Türkiye’deki sanat ve kültür dünyasının Almanya’da tanıtımı için çalıştı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="586" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/05/osman-okkan2-800.jpg" alt="" class="wp-image-30203" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/05/osman-okkan2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/05/osman-okkan2-800-300x220.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/05/osman-okkan2-800-696x510.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Foto: Kaan Deniz</p>



<p><strong>EN ALTTAKİLER’E BÜYÜK KATKI</strong></p>



<p>Yazar Günter Wallraff ile birlikte “En Alttakiler” kitabı ve aynı adla hazırlanan belgesel filmi içeren projede yer aldı. Almanya’daki Türkiye kökenli işçilere yaşadığı ayrımcılığı, ırkçılığı, çalıştıkları yerlerdeki hak ihlallerini ortaya çıkaran, en geniş kesimlerin bütün bunlardan haberdar olmasını sağlayan, “Almanya’yı utandıran” bu proje kapsamında kaçak Türk işçilerle söyleşileri üstlendi, kısa zamanda “en çok satanlar” listesinin başına yerleşen kitabın Türkçe’ye aktardı.</p>



<p>WDR için Nazım Hikmet’i, Yaşar Kemal’i, Türkiye’deki aydınları ya da Almanya’daki Türkleri konu olan belgeseller hazırladı.<br>Türkiye’den Almanya’ya gelen Aziz Nesin, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal gibi yazarlarla toplantı ve konferanslar düzenledi, öncelikle de onları ve eserlerini Türk ve Alman toplumuyla buluşturan etkinlikler organize etti. Türkiye’den ve Almanya’dan gazetecileri biraraya getiren buluşmalar gerçekleştirdi.</p>



<p>TÜRKİYE ALMANYA KÜLTÜR FORUMU</p>



<p>Bu faaliyetlerin bir ürünü olarak 1993’de Köln merkezli Türkiye – Almanya Kültür Forumu’nun kuruluşuna öncülük etti, daha sonra sözcülüğünü üstlendi. Önceki yıllarda bir araya getirdiği, Türkiye ve Almanya’nın “toplumsal vicdanı” olarak bilinen Yaşar Kemal ve Günter Grass’ın Türkiye – Almanya Kültür Forumu’nun onur başkanları olmalarını sağladı.</p>



<p>Zülfü Livaneli ve Mikis Theodarakis’in Köln’deki bir konserde ilan ettikleri, “Türk – Yunan Dostluk Girişimi”nin Avrupa Sözcülüğünü üstlendi.<br>Çağdaş Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Murathan Mungan ve Aslı Erdoğan’ı içeren altı bölümlük “İnsan Manzaraları” başlıklı belgesel dizisi televizyonlarda yayınlandı. Bu belgeseller kendisinin de uzun yıllar öğretim üyesi olduğu Essen Üniversitesi başta olmak üzere, Almanya’da ve başka ülkelerdeki üniversitelerde öğretim materyali olarak değerlendiriliyor.</p>



<p>Kültür Forumu olarak on yılı aşkın bir dönem, Almanya’daki gazetecilerin Türkiye’yi, Türkiye’deki gazetecilerin Almanya’yı ziyaret ederek, yakından tanımalarını, tanışmalarını sağlayan eğitim – gözlem gezileri organize etti. Başkent Berlin’de Federal Başbakanlık binasında, Almanya’daki Türkçe medyada çalışan gazetecileri Federal Başbakan’la buluşturan özel toplantıların gerçekleşmesini sağladı.<br>Gazeteci Hrant Dink’in katledilmesini konu olan “Cinayet Dosyası: Hrant Dink” belgeseliyle “Altın Küre Ödülü”nü aldı. Köln’de, onur başkanlığını Rakel Dink’in üstlendiği “Hrant Dink Forumu”nu kurdu. Türkler ve Ermeniler arasındaki dostluğu geliştirmeyi hedefleyen bu forum her yıl suikastın yıldönümünde Hrant Dink’i, anısına layık etkinliklerle anmayı sürdürüyor.<br>Kültür Forumu’nun “Politik Tutuklulara Destek Fonu” da 2017 yılından bu yana, demokratik kuruluş ve sendikaların yardımıyla zor durumdaki tutuklulara destek oluyor, son aylarda da PEN ve birçok demokratik örgütle birlikte Türkiye’deki demokratik medyaya destek vermek için kampanyalar yürütüyor.</p>



<p>Türkiye Almanya Kültür Forumu’nun uluslararası boyutta etkinliklerinden biri de 2022’de düzenlediği Yaşar Kemal Sempozyumu’ydu. 29 Ekim 2023’de ise Köln’de Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’ncü, Türkiye Almanya Kültür Forumu’nun da 30’ncu kuruluş yıldönümünde, Türkiye, Almanya ve Yunanistan’dan sanatçıların, aydınların ve politikacıların katıldığı, açık oturum ve gösterimlerin yer aldığı, iki günlük görkemli bir buluşma gerçekleştirdi. WDR’in büyük salonundaki bu etkinlik Türkiye’de demokratik, özgür ve barış içinde bir cumhuriyeti özleyenleri bir araya getirdi. 100’ncü kuruluş yılını geride bırakan cumhuriyetin cezaevlerine haksız, hukuksuz kapatılan insanlarımız için Avrupa kamuoyunda iz bırakan, etkin bir dayanışma platformu oluşturdu.</p>



<p>Okkan, altında Türkiye Almanya Kültür Forumu, Türk-Yunan Dostluk Girişimi ya da Hrant Dink Forumu gibi kurumların imzasının olduğu, Avrupa’da demokratik partilerden sendikalara, göçmen örgütlerine uzanan geniş bir sivil toplum yelpazesinin desteklediği, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Zülfü Livaneli, Günter Grass, Günter Wallraff, Salman Rüştü, Mikis Theodarakis, Maria Faranduri gibi tanınmış sanatçı ve aydınların katıldığı devasa etkinliklerin arka plandaki “alçak gönüllü” mimarı oldu.</p>



<p>ALMANYA’YA GÖÇ SENFONİSİ</p>



<p>Son olarak Türkiye’de yaşayan usta müzisyen Fuat Saka’nın bestelediği dünyanın ilk göç senfonisi “Karanlık Sular“ın (Dark Waters) önce Köln’de, daha sonra Münster’de, son olarak da Türkiye’de iki yıl önce yaşanan büyük deprem felaketinin merkezi Hatay’da sunulmasının arkasında yine O ve Kültür Forumu vardı. Birleşmiş Milletler Göçmenlere Destek Örgütü’nün de desteğini alan Okkan ve arkadaşları bu eserin Almanya’nın diğer merkezlerinde, Yunanistan’da ve başka ülkelerde de icra edilmesi için çalışmalar yürütüyor.<br>Okkan, bir süredir yine Türkiye’den uzak yaşamak zorunda bıkarıldı. Sürekli bir devinim içinde, biri bitmeden öteki başlayan, deyim yerindeyse “kıpır kıpır” projelerle, etkinliklerle dolu yaşamını Köln’de sürdürüyor. Bir yandan Türkiye’de, Almanya’da ve diğer ülkelerde eşit haklara dayalı kültür alışverişini, demokrasi mücadelesini ilerletecek projelere destek verirken, diğer yandan da yenilerini planlıyor. Nöbeti daha genç kuşaklara devrederken, Kültür Forumu’nun Türkiye- Avrupa boyutuna evrilmesi için de çaba gösteriyor.<br>Bu arada belgeselci kimliğiyle çalışmalarını da sürdürüyor. Önümüzdeki günlerde Almanya’da Türkiye kökenli sendikacılığın ve eşit haklar mücadelesinin öncülerinden Yılmaz Karahasan, Ülkü Schneider-Gürkan gibi Türkiye’den Almanya’ya göçün birinci kuşak tanıkları üzerine belgeselleri yayına hazırlanıyor.</p>



<p>Filmografi<br>1982 Ruhr Havzasında Noel ve Türkler (WDR, 30 dk.)<br>1983 Ödünç Hayaller – Türklerin Video Bağımlılığı (WDR, 30 dk.; Hanno Brühl ile)<br>1982 Papa Suikastı Soruşturmasının Perde Arkası (WDR 10 dk.; Volker Happe ve Örsan Öymen ile)<br>1993 Nazım Hikmet – Türkülerimizden Korkuyorlar (ARTE/WDR 54 dk.;<br>Dieter Oeckel ile)<br>1993 Ren Kıyısında Buluşma: Salman Ruhdie, Aziz Nesin, Günter Wallraff<br>(WDR, 20 dk.)<br>1996 Sakıncalı Düşünceler – Türkiye Aydınları (ARTE 54 dk.)<br>1997 Yaşar Kemal – Şiirsellik ve Politika Arasında (ARTE/WDR 54 dk.)<br>2001 Aziz Nesin – Bir Politika Silahı: Mizah<br>2003 Barış İçin Sürülenler – Türk-Yunan „Mübadele“ Süreci (ARTE/WDR 54 dk., Simone Sitte ile)<br>2009 Hrant Dink Cinayet Dosyası (ARTE/WDR 54 dk., Simone Sitte ile)<br>2010 İnsan Manzaraları – Türkiye’den Altı Yazar Portresi<br>Nazım Hikmet &#8211; Şair ve Devrimci (ARTE/WDR 30 ve 10 dk.)<br>Yaşar Kemal – Şiirsellik ve Politika Arasında (ARTE/WDR 30 ve 10 dk.)<br>Orhan Pamuk &#8211; Kentinin İmgelerinde Bir Şair (ARTE/WDR 30 ve 10 dk.)<br>Elif Şafak – Tasavvufdan Günümüze Edebiyat (ARTE/WDR 30 ve 10 dk.)<br>Murathan Mungan – Boğaziçi’nin Ünlü Şairi (ARTE/WDR 30 ve 10 dk.)<br>Aslı Erdoğan – Cennetin ve Ölümün Sınırında (ARTE/WDR 30 ve 10 dk.)<br>2011 Günter Grass ve Yaşar Kemal İstanbul’da (SonaMedia, 20 dk.)<br>2014 Fazıl Say – Bir Film Portresi (SonaMedia, 30 dk.)<br>2016 Ara Güler – Bir İstanbul Efsanesi (SonaMedia 30 dk.)<br>2019 Gülen Hareketi (Halil Gülbeyaz ile birlikte, ARTE/ZDF, 54 dk)<br>2019 Erdoğan (Halil Gülbeyaz ile birlikte, ARTE/ZDF, 54 dk)<br>2024 “Başkan Erdoğan, Mafya ve Ben“ Yöneten: Can Dündar (Danışmanlık), 54 dk (ARTE/WDR</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/05/osman-okkan2-800.jpg" length="119044" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Mehmet Canbolat anıldı</title>
		<link>https://egazete.de/mehmet-canbolat-anildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 17:42:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rhein Main Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[Langen]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Canbolat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=29580</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’daki öncü gazetecilerden, toplum lideri ve çok yönlü kültür elçisi Mehmet Canbolat, ölümünün birinci yılında uzun yıllardır yaşamını sürdürdüğü Langen’da anısına ve geride bıraktığı eserlere yakışan bir etkinlikle anıldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL &#8211; LANGEN</strong></p>



<p>Geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren Almanya’daki Türkçe medyanın önde gelen isimlerinden, çalışkan ve çok yönlü toplum lideri Mehmet Canbolat, ikinci memleketi Langen’de görkemli bir etkinlikle anıldı.</p>



<p>Canbolat’ın eşi ve kızının, Langen, Frankfurt ve çevresinden siyaset, kültür, yayın dünyasının temsilcilerinin ve sivil toplum liderlerinin katıldığı arma töreni, uzun yıllardır bizzat çeşitli sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlediği, son olarak da kendi cenaze törenine sahne olan Yeni Kültür Merkezi’nde (Neue Stadthalle Langen) gerçekleştirildi. Anma töreninin Türkçe ve Almanca moderasyonunu Neu Isenburg Belediye ve Offenbach Bölge Meclisi üyelerinden Serpil Sarıkaya üstlendi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="440" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-29581" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-2-800-300x165.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-2-800-696x383.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Canbolat, Toplum gazetesi ve Toplum24 TV’ye destek veren dostlarıyla 11 Şubat’ta gerçekleştirilen Frankfurt Karnavalı’nda Türk kültürünün de temsil edilmesini sağladı. Etkinliği haberleştirdi… Bu “Atom Karınca“nın bizzat organize ettiği ve haberleştirdiği son etkinlik oldu…</figcaption></figure>



<p>Törende yapılan konuşmalarda, hem gazeteci olarak yazdıklarıyla, yayınlarıyla, hem de kültürel, sanatsal, politik ve sosyal çalışmalarıyla Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilere, çok sevdiği iki memleketi Tarsus ve Langen’daki kültürel ve sosyal gelişmelere, çok kültürlü, demokratik yaşama çok önemli katkılarda bulunan Canbolat’ın örnek ve çalışkan kişiliğiyle geride büyük bir boşluk bıraktığı vurgulandı.<br>Canbolat, 11 Şubat 2024 tarihindeki Frankfurt’ta yapılan geleneksel karnaval yürüyüşüne, başta Nasrettin Hoca olmak üzere Türk kültürüne özgü çeşitli sembollerle 30 yıldır yayınladığı gazetesi Toplum ve youtube kanalı Toplum24 TV adına, bir grup gönüllüyle birlikte katıldıktan sonra ani bir rahatsızlık sonucu yaşamını yitirmişti.</p>



<p>Çalışkanlığı dolayısıyla bir dönem Türkiye televizyonlarının sevilen çocuk kahramanlarından “atom karınca”ya benzetilen ve eşinin sözleriyle “beyninde gerçekleştirmeyi hedeflediği bin fikir”le bu dünyadan göçen Canbolat için düzenlenen anma töreninde şimdiye kadar gerçekleştirdiği yüzlerce etkinlikte birlikte olduğu, işbirliği yaptığı politikacılar, sanatçılar, sivil toplum önderleri konuştu, bizzat gelemeyenlerin mesajları okundu. Ürünlerinden, yayınlarından, düzenlediği etkinliklerden örnekler ekrana yansıtıldı, kaleme aldığı şiirleri okundu. Onu anmak için icra edilen şarkılar arasında sözü ve bestesi ona ait bir parça (Nadire Abla) da yer alıyordu. Ayrıca Hıristiyanlığın kurucularından Tarsuslu Aziz Pavlus’un yaşamından esinlenerek yazdığı ve yönettiği müzikli tiyatro oyunundan (Ben Tarsus) bir bölüm gösterildi.</p>



<p>Langen Belediye Başkanı Prof. Dr. Jan Werner, Langen Belediyesi Kültür Dairesi Müdürü Joachim Kolbe, Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu (ATÖF) Başkanı Yücel Tuna, Hessen Birliği Basın Sözcüsü ve Kardeş Şehirler Projesi Sorumlusu Bernd Klotz, Langen Türk Alman Dostluk Derneği Yönetim Kurulu’ndan Rüstem Özdemir, Yazar ve Kabaretist Şinasi Dikmen, Müzisyen Ethem Emre Tamer, Toplum24 TV projesinde birlikte çalıştığı arkadaşlarından Turgay Çevikoğulları, Stuttgart Halk Oyunları Topluluğu adına Aykut Dalgıç konuşmalarıyla, eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff, eski Hessen Başbakanı Volker Boiffier, Tiyatro Sanatçısı, Yönetmen ve Yazar Ayşe Emel Mesci veTarsus eski Belediye Başkanı ve Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz mesajlarıyla Canbolat’ı çeşitli yönleriyle anlattılar. </p>



<p>Keman sanatçısı Emre Tamer, Rüsselsheim Barışevi’nden Fatma ve Metin Yıldız, anma etkinliğine müzikleriyle zenginlik kattılar. Stuttgart’tan kadın folklorcular, Almanya’da tam 25 kez Halk Oyunları Yarışmaları düzenleyen Canbolat’ı Tarsus yöresinden halk oyunlarıyla andılar. Anma töreninin Türkçe ve Almanca moderasyonunu Neu Isenburg Belediye ve Offenbach Bölge Meclisi üyelerinden Serpil Sarıkaya üstlendi.</p>



<p>ATOM KARINCA</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="351" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-3-400.jpg" alt="" class="wp-image-29582" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-3-400.jpg 400w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-3-400-300x263.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></div>


<p>Tarsus’ta 1957 yılında dünyaya gelen Canbolat, gazeteciliğe de Türkiye’de Cumhuriyet ve Dünya gazetelerinde başladı. Türkiye’de işletme dalındaki yüksek öğreniminden sonra, 1980 yılında Almanya’ya gelen Canbolat, 1982 yılından itibaren yeniden gazeteci olarak çalışmaya başladı ve son nefesini verene kadar gazetecilik yaptı.<br>Canbolat, önce Güneş, Günaydın ve Milliyet gazetelerini Avrupa’da yayınlayan ekiplerde yer aldı, yöneticilik yaptı. Bu arada TRT ve WDR‘nin (Köln Radyosu) muhabirliğini üstlendi. 1993 yılında, 30 yıl boyunca başyazarı ve genel yayın yönetmenliğini yürüttüğü “Toplum“ gazetesini kurdu. Son dönemlerde “youtube“ üzerinden yayın yapan haber ve kültür kanalı “Toplum24 TV“ ve “www.toplum24.de“ ile internet yayıncılığına ağırlık verdi. Araştırmalarını, şiir ve öykülerini içeren kitaplar yayınladı. Uzun yıllardır yaşadığı Langen ile memleketi Tarsus ve Frankfurt ile Eskişehir arasındaki “kardeş şehir“ projelerinin mimarları arasında yer aldı. Canbolat, Türkiye’nin kültürel ve sanatsal zenginliklerinin Almanya’da tanıtımı için de çok sayıda etkinliğe imzasını attı. 25 kez düzenlediği “Toplum &#8211; Türk halk dansları festivali“ de bunlardan biri. Canbolat, memleketi Tarsus’u, bu kentten çıkan ve Hıristiyanlığın kurucuları arasında yer alan tarihi kişilik Aziz Pavlus’u konu alan kitap yazdı (Ben, Tarsuslu Pavlus). Canbolat’ın ayrıca bir de yazıp ve müziklerini bestelediği müzikli tiyatro eseri (Ben Tarsus) var. Vatikan’da Papa Benedictus’la biraraya gelerek, çeşitli dillerde yayınlanan kitabını bizzat verip, Tarsus’a davet etti. Almanya ve Türkiye’de kültür, sanat, siyaset başta olmak üzere hayatın her alanına ilişkin haberleri, analizleri, röportajlarıyla, güzel ve özenli Türkçesi’yle, evrensel gazetecilik ilkelerine bağlılığıyla Avrupa’daki Türkçe medya tarihine damgasını vurdu.<br>Canbolat tüm aktif gazetecilik çalışmalarının, sosyal ve kültürel faaliyetlerinin yanısıra bir de yaşamını sürdürdüğü Langen’da göçmenlerin eşit haklar mücadelesine, farklı kültürler arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmak üzere Yabancılar Meclisi Başkanlığı’nı da üstlenmişti. El attığı her alanda çalışkanlığı, girişkenliği ve üretkenliği nedeniyle Türkiye televizyonlarının sevilen çocuk kahramanlarından “Atom Karınca“ lakabıyla anılan Canbolat, tam bir yıl önce hem kültür elçisi hem de gazeteci olarak katıldığı karnaval etkinliklerinin ardından yaşamını yitirdi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/canbolat-anildi-0225-2-800.jpg" length="195618" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>İkinci doktor görüşü ne zaman alınabilir?</title>
		<link>https://egazete.de/ikinci-doktor-gorusu-ne-zaman-alinabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necati Suözer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Feb 2025 20:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci doktor görüşü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=29550</guid>

					<description><![CDATA[İkinci doktor görüşü ile ilgili olarak çok ama çok soru alıyorum. Bu bağlamda size bu konu hakkında teknik bilgileri sunuyorum]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>NECATİ SUÖZER</strong></p>



<p><strong>Tıbbi ikinci görüş: İkinci bir tıbbi görüş ne zaman alınabilir?</strong></p>



<p>Ameliyata karar vermek her zaman kolay olmaz. Avantajların veya dezavantajların hangisinin daha ağır bastığı genellikle hemen belli olmaz. Tıbbi ikinci görüş, karar verme sürecinde yardımcı olabilir. Belirli planlı ameliyatlar için yasal olarak ikinci bir görüş alma hakkı vardır.&nbsp;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yasal sağlık sigortası olan herkesin, sık sık yapılan belirli planlı ameliyatlar için tıbbi ikinci görüş alma hakkı vardır.</li>



<li>Tıbbi ikinci görüş, hastaların doğru kararı vermesine ve gereksiz ameliyatlardan kaçınmasına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.</li>



<li>Tıbbi ikinci görüş için yasal olarak düzenlenmiş prosedür kesin şartnamelere tabidir. Sadece belirli tıp uzmanları bunu yapmaya yetkilidir.</li>



<li>Bu prosedürden bağımsız olarak, yasal sağlık sigortalıların doktor seçme hakkı vardır ve bu nedenle her zaman ikinci bir doktordan tavsiye isteyebilir.</li>
</ul>



<p><strong>Tıbbi ikinci görüş nedir?</strong></p>



<p>Ayrıca birçok hastalık için çeşitli tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Genellikle ameliyata alternatifler de vardır. Doktorunuz size ameliyat olmanızı tavsiye ederse, ikinci bir tıbbi görüş alabilirsiniz. Bu sayede kararınızı daha kapsamlı bilgilere dayanarak verebilirsiniz.</p>



<h5 class="wp-block-heading"><strong>Tıbbi ikinci görüş prosedürü hastaya ne gibi avantajlar sağlar?</strong></h5>



<p>İkinci görüş süreci, siz hastaların planlanan bir ameliyatın kişisel durumunuzda en iyi tedavi seçeneği olup olmadığını değerlendirmeniz için daha iyi koşullar sağlamayı amaçlamaktadır. Ve terapi seçeneklerinin her birinin avantajları ve dezavantajları vardır. Tıbbi ikinci görüş, kişiye özel doğru kararı vermeye yardımcı olur. Bu karar kişisel duruma ve kişinin kendi isteklerine de bağlıdır.</p>



<p><strong>Hangi ameliyatlar için ikinci bir tıbbi görüş alınabilir?</strong></p>



<p>Tıbbi ikinci görüş prosedürü şu anda aşağıdaki ameliyatlar için geçerlidir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Rahmin alınması</li>



<li>Bademcik ameliyatı</li>



<li>Omuz artroskopisi</li>



<li>Diz eklemi replasmanı</li>



<li>Diyabetik ayak durumunda ampütasyon</li>



<li>Belirli omurga ameliyatları</li>



<li>Safra kesesinin alınması</li>



<li>Kalp kateterizasyonu ve kalp skleroterapisi</li>



<li>Kalp pili veya defibrilatör implantasyonu</li>
</ul>



<p><strong>Çok sayıda kanser rahatsızlığına maaruz kalan kişi ve onların aile fertlerinin bu konudaki ricaları üzerine ücrestiz kanser tarama hizmetlerini sizler için tekrar özetliyorum:</strong></p>



<p><strong>Rahim ağzı kanseri taraması</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>20 yaşından itibaren dış ve iç genital organların yıllık muayenesi</li>



<li>20–34 yaş arası kadınlarda yıllık rahim ağzı sürüntü testi</li>



<li>Muayenenin hücre değişikliği ve/veya HPV enfeksiyonuna işaret etmemesi koşuluyla, 35 yaş ve üstü kadınlarda her üç yılda bir rahim ağzı sürüntüsü ve insan papilloma virüsü (HPV) testi</li>
</ul>



<p><strong>Göğüs kanseri taraması</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>30 yaş ve üzeri kadınlar için yıllık meme palpasyonu ve kendi kendine muayene talimatları</li>



<li>Her iki göğüsün mamografisi: 50 ile 69 yaş arası kadınlar için iki yılda bir</li>
</ul>



<p><strong>Cilt kanseri taraması</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Komple cilt muayenesi: 35 yaş ve üzeri kadınlar ve erkekler, iki yılda bir siyah ve beyaz cilt kanseri taraması yaptırabilir</li>
</ul>



<p><strong>Prostat kanseri taraması</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Prostatın yıllık palpasyonu: 45 yaş ve üstü erkeklerde</li>
</ul>



<p><strong>Bağırsak kanseri taraması</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>50 ila 54 yaşındaki kadınlar ve erkeklerde immünolojik dışkı testi ile dışkıda gizli kan muayenesi</li>



<li>55 yaş ve üzeri kadınlarda ve 50 yaş ve üzeri erkeklerde ilk kolonoskopi. Burada dikkat çekici bir unsur bulunmaması halinde, on yıl sonra tekrarlanabilir. Bağırsak polipleri gibi değişiklikler bulunması halinde, bir sonraki muayeneye kadar geçen süre kısalır</li>



<li>Kolonoskopi kullanılmıyorsa: 55 yaş ve üzeri kadın ve erkeklerde sadece iki yılda bir immünolojik dışkı testi ile dışkıda gizli kan incelemesi yapılır</li>
</ul>



<p>Yukarıda yazılı bütün hizmetler ücretsizdir.</p>



<p>Kişiye özel bilgilendirilme ihtiyacınız varsa, bütün Almanya için 0800 &#8211; 420 30 40 numaralı ücretsiz hattan veya krebsinformationsdienst@dkfz.de adresine e-posta göndererek Kanser Bilgi Servisi&#8217;ndeki doktorlarla şahsen de iletişime geçebilirsiniz.</p>



<p>Foto: Pixabay / geralt</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/02/doctor-6676747_800.jpg" length="72777" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Eğitimci Yazar Bakırcıoğlu’nunAlmanya izlenimleri</title>
		<link>https://egazete.de/egitimci-yazar-bakircioglununalmanya-izlenimleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Dec 2024 19:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=29379</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’daki eğitimci ve yazarlarla biraraya gelen Eğitimci Yazar Rasim Bakırcıoğlu, okullarda Türkçe eğitime ilgini azalmasına üzüldüğünü ancak ATYB’nin Türkçe yazım çalışmalarından güç aldığını söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Türkiye’nin çeşitli kentlerinde uzun yıllar ilkokuldan üniversiteye her düzeyde binlerce öğrencinin yetişmesinde emeği olan ve şimdiye kadar çeşitli alanlarda 35 kitap ile çok sayıda mesleki broşüre imzasını atan Eğitimci Yazar Rasim Bakırcıoğlu (87), kendileri de öğretmen olan eski öğrencilerin daveti üzerine geldiği Almanya’dan Türkiye’ye buradaki Türkçe eğitimle ve Türkçe yazım çalışmalarıyla ilgili birbirinden çok farklı izlenimlerle döndü.<br></p>



<p>Almanya’daki okullardaki Türkçe derslerini, kaldığı kentteki okullarda çok az öğrenci olduğu için bizzat izleme fırsatı bulamadığını belirten Bakırcıoğlu, “Türkçe derslerine giremediğim için hüzünlüyüm” dedi. Bulunduğu yerdeki Türkçe ve Türk kültürü öğretmenin “Hocam keşke görmeseniz!” yanıtıyla karşılaştığını belirten Bakırcıoğlu, “Derslerini izlemek istediğim meslektaşın sadece iki öğrencisinin kaldığını öğrendim. Tabii daha fazla öğrencisi olan Türkçe sınıfları da vardır. Ama görüştüğüm meslektaşlarımdan genel olarak Almanya’da Türkçe eğitim alan çocuk sayısının azaldığını öğrendim. Bu üzücü bir durum” diye konuştu.<br>“Öğrenci dostlarım” diye tanımladığı öğrencilerinin misafiri olarak ve ATYB’nin (Almanya Türkiyeli Yazarlar Birliği) davetiyle Almanya’ya gelen Bakırcıoğlu, buradaki yazarlarla temaslarından ve buradaki Türkçe yazım çalışmalarından ise çok olumlu izlenimlerle ayrıldığını belirttti. ATYB’nin geleneksel sonbahar toplantısında “Türkiye Eğitiminin Güncel Sorunları” konusunda da bir sunumda bulunan ve ATYB’nin bu yılki Eğitim Ödülü’nü alan Bakırcıoğlu, “ATYB Eş Başkanları Nevin Lutz ve Kemal Yalçın başta olmak üzere grup üyelerinin sıcak, içten ilgilerini gördüm. Geleceğin üstün başarılı yazarlarının yetişmesi için burada çok etkili bir çalışma sürdürüyorlar. Bu ‘Yazarlık Okulu‘ girişimini yakından tanımam, benim okuma ve yazma tutkuma da yeni bir güç kattı“ dedi.<br>60‘lı yıllarda öğretmenlik yaptığı Çorum Öğretmen Okulu’nda öğrencisi olan ve Almanya’da uzun yıllar öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olan Yüksel ve Turan Akpınar çiftinin misafiri olarak ilk Avrupa seyahatini gerçekleştiren Bakırcıoğlu, burada bulunduğu sürede Türkiye’den dört öğrencisiyle biraraya geldi, toplantılara katıldı, kent gezileri gerçekleştirdi. Türkiye’de uzun yıllar yönettiği Eğitim Dergisi’nde Almanya’daki Türkler ve eğitim sistemiyle ilgili yazılar da yayınladığı için “Almanya’yı biraz olsun biliyordum“ diyen Bakırcıoğlu, kendileri de eğitimci olan, bunun yanısıra kitap yazan, yayıncılık yapan “öğrenci dostları“ ve diğer yazarlar olan temaslarının kendisi için yararlı olduğunu belirtti.<br>ALMANYA GÖZLEMLERİ<br>Şimdiye kadar Türkiye dışına, orta öğretim öğretmenlerine öğretmenlik formosyonu eğitimi vermek üzere olarak gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hariç, ilk kez çıkan Bakırcıoğlu, Almanya’ya ilişkin gözlemleri şöyle:<br>“Almanya’ya ilişkin gözlemlerimin ilki, kurucusu ve onursal başkanı Fakir Baykurt olan ATYG’ye (Avrupa Türkiyeli Yazarlar Grubu) yönelik. Bu grubu, Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa ve Türkiye’de yaşayan yazar, şair ve sanatçıların oluşturduğunu, grubun Eş Başkanı Sayın Kemal Yalçın’ın beni grubun sonbahar toplantısında ‘Türkiye’de Eğitimin Güncel Sorunları‘ üstüne bir konuşma yapmak üzere davet eden yazısından öğrendim.<br>Fakir Baykurt’un 1984’te kurduğu ve ‘Edebiyat Okulu‘ olarak tanınan; birçok yazar, şair yetiştirmiş ve yetiştirmekte olan bu grupta konuşmayı bir onur sayarak daveti memnunıyetle kabul ettim. Grubun üyesi öğrencilerim Yüksel- Turan Akpınar’ın beni ulaştırdıkları grup toplantısında, Eş Başkanlar Nevin Lutz ve Kemal Yalçın başta olmak üzere Yönetim Kurulu üyeleri ve grup üyelerinin sıcak, içten ilgilerini gördüm.<br>Almanya’da yaşayan öğrencilerim Yüksel-Turan Akpınarlar’ın, Selma Parıltı Moza ve eşi Salih Beyin, Almanya’da yaşamakta olan oğlunu ziyarete gelen, Özlem Yayınevi sahibi, öğrencim Yahya Türkeli ve oğlunun da katıldığı toplantıda Turan Akpınar’ın benimle ilgili yaptığı ön konuşma, oldukça duygulu anlar yaşattı bana.<br>Üç gün gibi kısa sürede Eş Başkanlarla, Yönetim Kurulu üyeleriyle, grubun öbür üyeleriyle dostça ilişkiler kurma olanağı buldum. Şair ve yazar arkadaşlar, değerli kitaplarını imzaladılar bana.<br>Bu üç gün içinde çok ilginç, yararlı başka tanıklıklarım da oldu. Grup üyeleri, yeni yapıtlarını tanıttılar. Kemal Bey, Fakir Baykurt’un başlattığı biçimde, bir önceki toplantıda yapılma sözü verilen çalışmaların yazılı olduğu deftere bakıp her yazara, çalışmalarını hangi aşamaya getirdiğini ve bundan sonrasında neleri, hangi süre içinde tamamlayacağını sorarak aldığı yanıtları aynı deftere yazdı. Aynı soruyu bana da sorması üzerine kendilerine ben de hesap verdim. Basıma hazır kitaplarımla üzerinde çalışmakta olduğum kitapların neler olduğunu söyledim.<br>İki gün süren sunumlar ve açıklamalardan başka akşam saatleri de sazlı sözlü eğlencelerle, okunan şiirler ve anlatılarla, bahçede yakılan ateşin çevresinde içilen sıcak şaraplarla renklendirildi.<br>Katılımcı yazarların yeni okumalar ve yaratılar için oldum olası istekli oldukları, yüzlerinden okunuyordu. Kemal Bey, Fakir Baykurt’tan aldığı eli aynı bilinç ve coşkuyla sürdürüyordu. Kemal Bey, yazarlar kafilesinin, yapıtlarına yenilerini katmalarını sağlamaları için kadife eldiven içinde demir pençe gibi bir tutum sergiliyor, Nevin Hanım da aynı titizlikle Kemal Bey’in yanında yer alıyordu. Eş Başkanlar, geleceğin üstün başarılı yazarlarının yetişmesi için çok etkili bir çalışma sürdürüyorlar.<br>Bu ‘Yazarlık Okulu‘ girişimini yakından tanımam, benim okuma ve yazma tutkuma da yeni bir güç kattı. Bu gözlemim sonucunda bu tür çalışmaların Türkiye’nin değişik bölgelerinde de sürdürülmesinin çak yararlı olacağı düşüncesi oluştu zihnimde.<br>Almanya’ya yönelik bir başka gözlemim, bütün kara yollarının kenarlarındaki yaya yollarının bitiminden başlayan yeşil örtüler oldu. Pek çok yerde yol kenarlarında yolun sağ ve solunda korunaklar uzayıp gidiyor. Yol işaretleri, dün yapılmış gibi belirgin. Büyük-küçük her yerleşim yerindeki yollarda bozuk olan bir karış yer bile görülmüyor.</p>



<p>Büyük, küçük her yerdeki yapılarda küçücük bir döküntü bile görmedim. Her yanda temizlik ve düzen egemendi. İnsanlar birbirini rahatsız etmemeye özen gösteriyor; istemeden birisine çarpan kişi, anında dönüp çarptığı kişiden özür diliyor.<br>Dikkatimi çeken bir başka şey, yolların iki yanını kuşatan sıra sıra ağaçlar oldu. Onun yanı sıra, yoldan geçen taşıtların gürültüsünün yerleşim yerlerindeki insanları rahatsız etmemesi için duvar gibi yükseltiler uzayıp gidiyor. Yalnızca büyük kentlerde değil; en küçük yerleşim yerinde bile insanların rahatı, huzuru ön planda tutuluyor. Kimsenin toz içinde kalmaması, yağmurlu havalarda ayaklarına çamur değmemesi için her önlem alınmış görünüyor.</p>



<p>İlgimi çeken bir başka nokta da yine en küçük yerleşim yerinden en büyük kentlere dek her yerdeki taşıtların trafikte bir düzen içinde akışı oldu. Her sürücünün yayaların geçişine kesinlikle öncelik tanıması da uygarlığın bir başka görünümü olarak dikkatimi çekti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="781" height="414" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/12/Rasim-Bakircioglu-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-29381" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/12/Rasim-Bakircioglu-2-800.jpg 781w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/12/Rasim-Bakircioglu-2-800-300x159.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/12/Rasim-Bakircioglu-2-800-696x369.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 781px) 100vw, 781px" /></figure>



<p><strong>TÜRKÇENİN GELECEĞİ</strong></p>



<p>Türkçe’yle, Türkçe anlama, anlatma ve dil bilgisi konuları üzerine eserleri de bulunan Bakırcıoğlu’nun “Almanya’da Türkçe eğitimini ve iletişimin geleceğine“ ilişkin düşünceleri ise şöyle:<br>“Avrupa’da, özellikle de Türkiyelinin en çok bulunduğu Almanya’da Türkçenin geleceği, kaygı konusu oluşuna tanık oldum. Almanya’da kalmaya karar veren Türkiyeli ailelerin üçüncü ve dördüncü kuşak çocuklarının, konuşup yazmada anadil düzeyinde Almancayı kullanmaları, Türkçe duyarlılığı olan ailelerde Türkçenin geleceği konusunda kaygı duymalarına yol açtığı söyleniyor. Türkçe eğitimi alan çocuk sayısının hızla düştüğü dile getiriliyor.</p>



<p>Bu konudaki kaygının azaltılmasına bence Avrupa Türkiyeli Yazarlar Gurubu da katkı sağlayabilir. Türkçenin etkin kılınmasını isteyen ailelerle ilişki kurarak kimi etkili çalışmalar yapabilir. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki yazar ve şairler, buralarda yaşayan Türkiyelilerin ve onların çocuklarının okuma gereksinimlerini karşılayacak nitelikte Türkçe yapıtlar üretmeye yönelebilir. ATYG, bunların dışında, Türk ailelerine ve onların çocuklarına yönelik Türkçe okur yazarlığı özendirici etkinlikler düzenleyebilir.<br>Bir de Türkçenin Almanya’da ikinci dil statüsü kazanması yolunda girişimlerden söz ediliyor. Bu sevindirici adımın başarıya ulaşması için her türlü çaba gösterilebilir.</p>



<p>Türkçeye Avrupa’da; özellikle de Almanya’da parlak bir gelecek hazırlamak için üçüncü bir olanak da Atatürk’ün soluklu çalışmalarıyla köklü ve yetkin bir dil durumuna getirilen Türkçenin üniversitelerde olabildiğince yer bulmasının sağlanması için yoğun bir çalışma yürütülebilir. Üniversitelerde görev yapan Türk bilim insanları, Türk dilinin Almanya üniversitelerinde yer bulmasını sağlama sorumluluğunu üstlenebilirler. Bu kişiler, üniversitelerde okuyan Türkiyeli gençleri Türkçe üzerinde çalışmaya özendirebilirler.“</p>



<p><strong>BASIMA HAZIR BEŞ KİTABI DAHA VAR</strong></p>



<p>Şimdiye kadar Türkçe, ruh sağlığı, rehberlik konularını kapsayan mesleki ve bilimsel ya da edebi alanda 35 kitaba ve çok sayıda broşüre imzasını atan Bakırcıoğlu‘nun tamamlanmış beş kitabı da yayınlanmayı bekliyor.</p>



<p>1937 yılında Artvin-Ardanuç’a bağlı Aşağı Irmaklar köyünde doğan Bakırcıoğlu, Cılavuz Köy Enstitüsü, Kâzım Karabekir İlköğretmen Okulu’ndan sonra, İstanbul Eğitim Enstitüsü ile Ankara Üniversitesi’nde lisans ve lisansüstü öğrenim gördü. Yedi yıl ilkokul öğretmenliğinde, sekiz yıl ilköğretmen okulu meslek dersleri öğretmenliği ve yöneticiliğinde, on iki yıl da eğitim enstitüsü ve eğitim fakültesi öğretmenliklerinde bulundu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde orta öğretim öğretmenlerine öğretmenlik formasyonu eğitimi verdi. Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Genel Müdür Başyardımcılığı yaptı. TÖS (Tüm Öğretmenler Sendikası) ve TÖB-DER‘nin (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) üyeleri arasında yer aldı.</p>



<p>Öğretmen ve öğretim üyesi olarak psikoloji, eğitim psikolojisi, sosyal psikoloji, rehberlik ve psikolojik danışma, ruh sağlığı, öğretim ilke ve yöntemleri, ölçme ve değerlendirme dersleri okutan Bakırcıoğlu, 1985 yılında emekli olduktan sonra Özgün Yayınevi Genel Yayın Yönetmenliği ve editörlüğünü üstlendi. Özgün Ünite ve Çağdaş Ünite dergilerini yönetti.<br>Ruh Sağlığı ve Rehberlik, Rehberlik ve Psikolojik Danışma, (ilkokullar için) Türkçe Ders Kitapları, Türkçe Dilbilgisi kitapları, Anılan ve Kutlanan Günler ve Haftalar, Yazım Kılavuzu, Çocuk ve Ergende Ruh Sağlığı, Ansiklopedik Eğitim ve Psikoloji Sözlüğü, Eylül Uçmak İstiyor, Yavru Serçeler, Mutluluk Nerede? Çocuklar İçin Nasrettin Hoca Fıkraları, yazdığı kitaplardan bazılarıdır.<br>Yetişkin üç çocuğu ve iki torunu olan Bakırcıoğlu, 2000 yılından bu yana Foça’da yaşıyor ve günde en az beş saat çalışarak yeni kitaplar yazmayı sürdürüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/12/Rasim-Bakircioglu800.jpg" length="97349" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Efsane müdürün mücadelesi</title>
		<link>https://egazete.de/efsane-mudurun-mucadelesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Züleyha Akin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2024 23:17:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=29267</guid>

					<description><![CDATA[Aradan geçen yıl boyunca gerçekleştirilmeyen programları, iki yıl gibi kısa süreye sığdırarak yaşama geçirmiş, büyük başarılara imza atmıştı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><strong>Züleyha AKIN</strong></div>
<div></div>
<div><em>“Başarıya ulaşıp sıçrama yapan bireyler, aynı zamanda değişimin ustaları olacaklardır.”  R. Kanter</em></div>
<div></div>
<div>Mücadele dolu yılları bir çırpıda özetlemek zordur.  Hele ki bu kişi <b>Cemil Erol</b> gibi değişimin ve dönüşümün ustasıysa çok daha zordur.</div>
<div></div>
<div><b>Cemil Ero</b>l’u <b>Çankaya Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü</b>’ne, müdür olarak atandığı dönemde tanıdım. Mesleğini çok iyi bilen, donanımlı, sağlam bir kişiliğe sahip olduğu onu görününce ve onunla konuşunca anlaşılıyordu.</div>
<div></div>
<div>Yıllardır pasif konumda olan bir kuruma işlev kazandırmakta ustalaşmıştı. Sanki elinde sihirli değnek varmış gibi nereye el atsa orası büyülü bir atmosferle kaplanıyordu.</div>
<div>Hepimiz kendisine <b>“Efsane Müdür”</b> diyorduk. Aradan geçen yıl boyunca gerçekleştirilmeyen programları, iki yıl gibi kısa süreye sığdırarak yaşama geçirmiş, büyük başarılara imza atmıştı.</div>
<div></div>
<div>Göreve geldiği ilk gün, müdürlük bünyesindeki tüm çalışanlarla toplantı yapmış “Değerli çalışma arkadaşlarım, ben bu görevde olduğum sürece boğazımdan bir kuruş bile rüşvet geçmez. Yemem ve size de yedirtmem” demişti. Bu söylem o güne kadar hiçbir yöneticiden duymadıkları radikal bir söylemdi.</div>
<div></div>
<div><b>Cemil Erol</b>’un aynı zamanda sendikal geçmişi de vardı. Yükselen öğretmen hareketine ve mücadelesine daha fazla ivme kazandırmak için sendika yönetimine gelmişti. Hem bürokrat hem de sendika yöneticisi olarak tanınması alışıldık bir durum değildi. Bu durum kamuda ilerlemesi yani daha üst yönetimlere gelmesi açısından dezavantajdı ve bunu kendisine dert etmiyordu.</div>
<div></div>
<div>Bir gün kendisini ziyarete gittiğimde oldukça sıkıntılı görünüyordu. Bir yandan da çok şaşırmış olduğunu gördüm.</div>
<div></div>
<div>Beni de hayrete düşüren konu şuydu: O dönemde “Okuma yazma bilmeyen kalmasın!” şiarıyla Okuma Yazma Seferberliği başlatılmıştı. Çankaya daha çok zengin kesimin oturduğu mahallelerden oluştuğu için okuma yazma bilmeyen kimsenin olmadığı düşüncesi ağırlıktaydı. Öyle olmadığını gördük. Çankaya’nın uzak ve yeni yerleşim birimlerinden gençler, akın akın gelerek kursa başvuruyorlardı. İnanılır gibi değildi. Bu gençler modern giyimli ve her biri Hollywood oyuncularına aday gösterilebilecek denli görselliğe sahiplerdi. Nasıl oluyordu da ilkokulun zorunlu olduğu dönemde bu gençler okula gitmemişlerdi ya da gidememişlerdi.</div>
<div></div>
<div>Okuma – Yazma kursiyerleri, ya yurdun değişik yerlerinden göçler sonucu Ankara’ya gelenler, ya da  Avrupa’da mülteci olan ya da çeşitli sebeplerle Avrupa’ya göç etmiş Türkiye vatandaşlarının çocuklarıydı. “İkinci Kuşak” diye tanımladığımız gençler ya çok küçük yaşta aileleriyle birlikte yabancı ülkelere göçmüşler ya da o topraklarda doğmuşlardı. Okula başlama çağına geldiklerinde bu çocukların aileleri: “Bizim çocuklarımız yabancılara benzemesin.” diyerek Türkiye’deki büyükanne ve büyükbabalarına gönderilmişlerdi. Büyükanneler ve büyükbabalar, yaşları çok genç ve delidolu olan bu gençlerin okula gidip gitmediklerini denetlememişlerdi. Torunlarının okula gidip gitmediklerini denetlemedikleri için de bu gençler savrulmuşlardı. Ülkelerindeki yaşama uyum sağlayamadıkları için yabancı ülkelere geri döndüklerinde yaşları ilerlemiş olduğu için okula başlamamışlardı.</div>
<div></div>
<div>Bir de kırsal kesimden büyük kentlere göç eden ailelerin çocukları o dönemin getirdiği parasızlık, işverenlerin ucuz iş gücü avantajını kullanmaları nedeniyle aileler çocuklarını okula göndermemişlerdi. Erkeklerin bir bölümü er olarak askere gittiklerinde okuma – yazma öğrenmişlerdi ama daha küçüklerin böyle bir şansı olmamıştı.</div>
<div></div>
<div><b>Cemil Erol</b>’un eğitime ve öğretime susamış bu gençlerin ellerinden tutması ve onları başarıya ulaştırması benim hayranlıkla izlediğim bir durumdu.</div>
<div>Sosyal etkinliklere çok ağırlık veriliyordu. Sosyal etkinlikler inanılmaz güzellikteydi. Bu etkinlikler yapıldığında salonda değil oturacak yer ayakta duracak yer bulamazdık. Yaşadığımız heyecanı asla unutamam.</div>
<div></div>
<div><b>Cemil Erol</b> daha sonra <b>MEB Müfettiş Yardımcısı</b> olarak görevini sürdürdü. O süreçte de görüştük. Yaptığı güzel işler ve mücadelede olmasından kaynaklı sürülüyordu. Sürgünlerle dolu bir yaşamı omuzlamak zorunda kalması beni derinden yaralamıştır.</div>
<div></div>
<div><b>Cemil Erol</b> şimdi emekli oldu, emekli olduğu halde sendikadaki görevini sürdürüyor.</div>
<div><b>Cemil Erol</b>, tanımaktan onur duyduğum bir insandır. Karanlıklara karşı yaktığı meşaleyi yaşam boyu taşıyacağından eminim. Kendisini saygıyla selamlıyorum.</div>
<div><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /><wbr /></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/12/cemil-erol-2.jpg" length="22680" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Acının gözyaşları (“Ne nous quitte pas Ahmet”)</title>
		<link>https://egazete.de/acinin-gozyaslari-ne-nous-quitte-pas-ahmet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Züleyha Akin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2024 20:07:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=29104</guid>

					<description><![CDATA["Beni merak etme. Bir gün mutlaka topraklarıma geri döneceğim.”]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Ahmet o gece el ayak çekildikten sonra bahçe kapısına gitmiş ve evin ışıklarının yanmadığını görmüştü. Başını kaldırıp annesinin yatak odasına uzun uzun baktı. Annesiyle daha önce konuşmuştu. Evde yabancı birileri varsa veya içeriye girmesi sakıncalıysa annesi odadaki gece lambasını yakarak pencere kenarına koyacaktı.</div>
<div></div>
<div>Burası bahçe içinde iki katlı bir evdi. Ahmet uzun zamandır görmediği evinin bahçesindeki devasa kiraz ağacına bakarken gözyaşlarını tutamıyordu. Çocukluğunda küçücük bir fidanken şimdi yaşlı bir ağaç olmuştu.</div>
<div></div>
<div>Kendi kendine söylenmeye başladı. “Ahmet sen de yaşlandın artık. Hem de öyle bir yaşlandın ki bu gördüğün ağaç senden daha şanslı. Kaçma/kovalanma derdi yok. Açlık susuzluk, mekân sorunu yok!”</div>
<div></div>
<div>Çocukluğunda ne kadar çok ağaçlardan düşmüşlüğü vardı. O nedenle kafası dikişlerle dolu olduğu için en çok saçlarının sıfıra vurulmasından rahatsız olmuştu.</div>
<div></div>
<div>Okulda saçları biraz uzun olsa kafasının bir bölümüne ustura vurup arazide yol açar gibi keserlerdi. O zaman tamamen kesilsin diye berbere gitmek zorunda kalırdı.</div>
<div></div>
<div>Cezaevinde de saçları kazınmıştı. Aynaya baktığında saç, sakal ve bıyıksız tanınmayacak hale gelmişti. Keza uzun süre yoklama kaçağı iken yakalandığında askerde kafasını kanatırcasına kazımışlardı. Ne kadar uğraştıysa da yaraları geçmemişti.</div>
<div></div>
<div>Şimdi saçları uzundu. Annesi saçlarını görünce ne diyecekti acaba… Uzun süre sarılıp koklayacak mıydı?</div>
<div></div>
<div>Anneler evlatlarının kokusunu hiç unutmazlarmış. Annem benim kokumu unutmuş mudur? Çocuk sever gibi sevecek miydi?</div>
<div></div>
<div>Kafasında binbir düşüncelere dalmış gitmişti. Midesinde acı bir kasılma hissedince kendisine geldi. Üç gündür yemek yemediğini anımsadı.</div>
<div></div>
<div>Bahçe kapısını yavaşça açarak kiraz ağacının dibine geldi. Tırmanacak gücünün kalmadığını bildiği halde tüm gücünü kollarına toplayarak tabana en yakın dala tutunarak kendisini yukarıya çekti. Daldan dala ilerleyerek pencereye vardığında eliyle camı hafifçe tıklattı.</div>
<div></div>
<div>Annesi normalde bu saatlerde uyurdu.  Bilirsiniz çocuklarının özlemini çeken annelerin uykusu hafif olur.</div>
<div></div>
<div>Pencereyi ilk tıklattığında bir hışırtı duydu. Annesinin gölgesi cama yansıyordu. Pencereyi açar açmaz yavaşça içeriye süzüldü. Ana oğul kucaklaştılar. Ahmet’in eli annesinin sırtına dokunduğunda sanki hiç et yokmuş gibi kemiklerini hissediyordu. Çok zayıflamıştı.</div>
<div></div>
<div>Anne titrek bir sesle “ahhhhh oğul… İyi ki geldin. Seni o kadar çok bekledim ki.”</div>
<div></div>
<div>Ahmet de ağlıyordu. Yüzünü anasının yüzüne dayamış gözyaşlarını akıtıyordu. Kafası çok karışıktı. Annesine gerçeği nasıl açıklayacaktı. Bu eve son bir kez vedalaşmak için geldiğini nasıl anlatabilirdi.</div>
<div></div>
<div>Odada bir de kanepe vardı. Annesinin elinden tutarak oturttuktan sonra kendisi de yanına oturmuş, yarı karanlık ortamda annesinin yüzünü inceliyordu.</div>
<div></div>
<div>Acıyla sevincin karıştığı bir yüz ifadesiydi. Kimbilir bu anı kaç kez hayal etmişlerdi.</div>
<div></div>
<div>Annesi biraz toparlandıktan sonra “aç mısın yavrum?” diye sordu. Ahmet kafasını sallayarak sorunu yanıtladı. Anne aceleyle alt kattaki mutfağa inerek tepsi içinde yiyecek getirdi.</div>
<div></div>
<div>Ahmet buraya gelmeden önce aç olduğunu hissetmesine rağmen o anda açlık, susuzluktan eser kalmamıştı.</div>
<div></div>
<div>Tepside yufka ekmeği, tulum peyniri, yeşil zeytin vardı. Ahmet dürüm yaparak bir kez ısırdı fakat yutamıyordu. Günlerdir boğazından lokma geçmediği belliydi. Bir yudum su aldıysa da onu bile içemiyordu.</div>
<div></div>
<div>Annesine bir şey belli etmek istemiyordu. Tok olduğu hissini yaratmak istiyordu. Birkaç yudum suyla birlikte birkaç lokma yedi.</div>
<div></div>
<div>Odada derin bir sessizlik vardı. Annesi yalnızdı çünkü babasına bu yörede kimse iş vermeyince Çaycuma’ya maden ocağına çalışmaya gitmişti. Küçük kardeşleri odalarında uyuyorlardı. Ahmet’in onlara görünmemesi gerekiyordu. Okulda konuşabilirlerdi.</div>
<div></div>
<div>Annesine derin derin bakarak bir nefes aldı ve içinde tutarak “Ana ben seninle vedalaşmaya geldim. Buralarda aranıyorum. Her an yakalanabilirim. İsviçre’ye gideceğim.” dedi.</div>
<div></div>
<div>Annesi bükük bedenini doğrultarak oğluna baktı ve “nereye gidersen git. Yeter ki senin yaşadığını bileyim. Kısmetimiz bu kadarmış. Eskiler ‘gidip de dönmemek var. Dönüp de bulmamak var’ diyorlarsa desinler. Sen bu topraklara gelinceye kadar beklerim. O zamana kadar ölmeyeceğim.”</div>
<div></div>
<div>Hiç konuşmadan birbirlerine sarıldılar. Ahmet annesinin o güzel kokusunu içine çekiyordu. Zaman durmuş gibiydi. Bu evde daha fazla kalmak tehlikeliydi çünkü gün ağarmak üzereydi.</div>
<div></div>
<div>Ahmet yerinden kalkarak yan odadaki kardeşlerine uzun uzun baktı. İçinden vedalaştı. Beraber alt kata indiler ve ışığı yakmadan hafifçe kapıyı açarak dışarıya süzüldü. Birkaç adım atarak bahçe kapısına vardığında arkasında su sesi duydu. Dönüp baktığında annesinin elinde metal bir kap gördü. Gülümsedi ve elini kaldırarak veda etti.</div>
<div>………………………………………</div>
<div></div>
<div>Dün gece 40 yıl sonra Ahmet’in telefonu acı acı çalıyordu.  Gecenin bu saatinde kimse aramazdı. Türkiye’den aranıyordu. Endişeyle açtı ve kardeşinin sesini duydu. “Ağabey babamı kaybettik. Yarın toprağa vereceğiz. Annem senin sesini duymak istiyor.”</div>
<div></div>
<div>Akabinde ahizeden acı bir ses yükseldi. “Oğlummm baban bizi terk etti ama ben seni beklemeden ölmeyeceğim.”</div>
<div></div>
<div>Baba 82, anne ise 85 yaşındalardı. Kırk yıldır yüzlerini görmemişti. Maden ocağından sağ çıkan babası oğlunun özlemine daha fazla dayanamamıştı.</div>
<div></div>
<div>Ahmet şok olmuştu. Telefon elinden kayıp düştü. Kendisi de çalışma masasının koltuğuna yığılıp kalmıştı. Kalp ilaçlarını alarak bir süre rahatlamaya çalışıyordu. Yol arkadaşı Natalie bir elini elinden tutarak diğer eliyle yüreğine bastırdı ve kendi diliyle “ne me quitte pas” yani “beni bırakma!” diyordu.</div>
<div></div>
<div>Biraz sakinleştikten sonra gece saat 3 30 da babası için şiir yazdı ve sosyal medya’da paylaştı. Yatağına uzandı ve hiç uyumadan orada sabahladı.</div>
<div></div>
<div>Sabah erken saatlerde Ahmet’i telefonla aradım. Açmayınca iyice endişelendim. Bir kez daha arayarak rahatsız etmek de istemiyordum.</div>
<div></div>
<div>“Ablammm, şimdi biz Natalie’yle birlikte hastaneden dönüyoruz. İlk müdahaleyi yaptılar. Beni merak etme. Bir gün mutlaka topraklarıma geri döneceğim.”</div>
<div></div>
<div>“Ne nous quitte pas Ahmet!” (bizi bırakma Ahmet!) dedim.</div>
<div>Foto: Pixabay / İsakarakus</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/11/villager-1685996-800.jpg" length="96762" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Bu bilgilere sahip olmadan tatile çıkmayın</title>
		<link>https://egazete.de/bu-bilgileri-okumadan-tatile-cikmayin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necati Suözer]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2024 19:19:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=28702</guid>

					<description><![CDATA[Sağlık yardım belgenizi almadan ve özel ek sağlık sigortanızı yaptırmadan tatile başlamayın!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Necati Suözer </b></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Tatil, sağlık güvencesi olmadan, maalesef hepimizi huzursuz eden bir durumdur. Bir izin sezonunun yine arefesine ulaşmış durumdayız. Yılın belki de en güzel ve özlemini çekmiş olduğumuz günlerdir, tatil zamanları.</b></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">İşin eğlenme ve dinlenme tarafı varken, bir de sıkıntılı olabilecek birçok tarafından düşünmek zorundayız. Bu bağlamda en önemli olan işlerden biri de sağlık hizmetleridir.</span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Almanya yasal sigortalıların, Avrupa Birliği ülkeleri dışında </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><u>Avrupa sağlık sigorta kart</u></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">ı ile sağlık yardımı alabilecekleri başlıca ülkeler şunlardır:</span></span><b> </b><span style="color: #00000a;"><span lang="tr-TR"><b>İsviçre,</b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b> Norveç, İzlanda, Lihtenştayn, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Karadağ.</b></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">İkili anlaşmanın olduğu ama, Avrupa Sağlık sigorta kartının yerine geçen evraklar: B/H6 Bosna-Hersek, TN/A 11 Tunus, T/A 11 Türkiye</span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Türkiye´ye karayolu ile gidecek olan sigortalılarımızın veya yasal sağlık sigorta kapsamı dahilinde üye olan şahısların </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>acil sağlık hizmet</b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"> alma hakları bulunmaktadır. Almanya ile birebir veya AB üzerinden taraf olarak anlaşması olan bütün ülkelerde ilgili ülkenin hizmet verme mevzuatına göre o ülkelerde elinizdeki Avrupa Sağlık sigorta kartı üzerinden </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>acil sağlık yardımı</b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"> alabilirsiniz. </span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Türkiye için, yani </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><u><b>turistlik amaçlı gezilerde</b></u></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"> gerekli olan sağlık yardım belgesinin adı </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><u><b>T/A 11 </b></u></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">dır. </span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Sıklıkla yapmış olduğumuz hataların başında, Türkiye için Sağlık yardım belgenizi almayı unuttuysanız, ne yapabilirsiniz?</b></span></span></span></span></p>
<ol>
<li><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR">Bizim kendi sigortalılarımız için Meine AOK </span></span></span></span><a href="https://meine.aok.de/" rel="nofollow noopener" target="_blank"><span style="color: #0000ff;"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR"><u>Willkommen bei „Meine AOK“</u></span></span></span></span></a><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR"> adresi üzerinde kayıt işleviniz var ise, o vakit posta kutunuz üzerinde sağlık yardım belgesi talep edebilirsiniz. Bu işlev en kolay ve sıkıntısız olan bir yoldur.</span></span></span></li>
<li><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">SGK´ya bireysel olarak başvurabilir ve onların üzerinden sağlık yardım belgesi talep işlemini yaptırabilirsiniz. Bu işlevin online ortamda çabuk sonuç vermesi için sigortalı olduğunuz kurumun E-posta adresini SGK´ya belirtmeniz işinizi kolaylaştıracaktır.</span></span></span></span></li>
<li><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Kendi sigorta kurumunuz ile iletişime geçip, evrak talebinde bulunabilirsiniz. Biz kişisel verilerin korunması kanunu dahilinde Almanya´da adresinize gönderebiliriz.</span></span></span></span></li>
</ol>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Türkiye´de evrak işlevi ve hizmet alımı ile ilgili teknik bilgiler: </b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Hak sahibi Türkiye´de sağlık yardımlarından yararlanabilmek için bu belge ile SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu´nun bölgesel yetkili kurumlarına başvurmalıdır. Oradan YUPASS sistemine kayıt işlevi yapılır ve kendisine kişiye özel bir SGK-Yupass numarası verilir. Bu şekilde hak sahibi bu numara ve vesikalık resminin bulunduğu bir kimlik ile (örneğin pasaport) Sağlık Bakanlığı´na bağlı bir resmi sağlık kuruşlarına doğrudan başvurabilmektedir. Hak sahibi SGK ile sözleşmeli özel sağlık kuruluşuna da başvurabilir. Sözleşmeli özel sağlık tesisinin masrafları SGK ile kararlaştırılan tedavi ücretini en fazla %200 (2024 yılı brüt asgari ücretin 2 katı 17.002 TL x 2 = 34.004 TL) oranında aşabilir. Aradaki bu farkın ve üst sınırı aşan diğer muhtemel masrafların hak sahibi yana hizmet alan kişi tarafından karşılanması gerekir.</span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>T/A 11 belgesi üzerinden alınacak hizmetlerin tanımı ve şekil nasıl olmalıdır?</b></span></span> </span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Alman mevzuatına göre acil hizmet tanımı: Geciktirilemez, tehiri mümkün olmayan tedaviler ve acil sağlık hizmetleri için verilen sağlık yardım belgesidir.</b></span></span></span></span></li>
<li><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Türk mevzuatına göre acil hizmet tanımı: 24 saat içinde tedavi ihtiyacı duyulan durumlar, acil olarak deklare edilmektedir. Aksi taktirde verilen hizmetin karşılığı sigortalıdan talep edilir.</b></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Alınan hizmet karşılığında ek ödemler veya katkı payları var mıdır?</b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b> Evet, her ülkenin kendi hizmet mevzuatına göre sunulan sağlık hizmetleri, ek ücret ve katkı payı ödeme yapma zorunluğu vardır. </b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Türkiye´de hizmet verilen yer „ </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Yeşil hizmet alanı</b></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"> adı altında ise o zaman </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><u><b>ilave sağlık ücreti</b></u></span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"> ödemezsiniz!</span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Türkiye´de katkı payı ve ek ödemenin yapılmadığı hizmet alanları hangileridir?</b></span></span><b> </b><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Yoğun bakım hizmetlerinde, Yanık tedavilerinde, Cerrahi hizmetlerde, Trafik kazalarında, Acil sağlık hizmeti deklare edilebilecek hizmetlerde, Kardiyovasküler cerrahi işlemlerde ilave ücret ödemezsiniz.</span></span></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> </span><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Türkiye´de ödenmiş olan ek ödenek ve katkı payı masraflarını geri alabilme mümkün mü?</b></span></span><b> </b></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Tamamlayıcı ek sigorta yaptırmak kaydıyla, ek ödemeleri ve katkı paylarını ya tamamen veya kısmen en aza indirebilirsiniz. Tamamlayıcı ek sigortayı sizin arzu etmiş olduğunuz bir özel sağlık sigorta kurumundan veya üyesi olmuş olduğunuz kurumun İş birliği içinde olduğu kurum üzerinden yaptırabilirsiniz. Yaptıracağınız tamamlayıcı ek sigorta ile tıbben gerekli görünen bütün sağlık hizmetlerin yanında, Türkiye´den veya bulunmuş olduğunuz diğer ülkelerden Almanya´ya nakil işlevini de bu sayede garanti altına almış olursunuz. </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR"><b>Yani tamamlayıcı ek sigorta yaptırmadan tatile gitmeyin!</b></span></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR"><u><b>Evrak talebi ile ilgili önemli bir bilgi:</b></u></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR">Şayet SGK veya anlaşmalı SGK-Kurumu T/A 11 belgesi üzerinde hizmet vermiyorsa, o vakit sebebini sorarak ilgili SGK-Müdürlüğüne başvurarak mağduriyetiniz giderilmesi talebinde bulunun. Şayet T/A 11 haricinde kronik rahatsızlığı bulunan kişiler için T/A 12 belgesi getirmeleri isteniyor ise, bu evrak kesinlikle SGK üzerinden A/T 7 belgesi ile istenmelidir. Bu bağlamda buradaki hastalık sigortasının service Email ve posta adresini tedarik etmenizde fayda vardır. İlgili SGK birimi evrak talebini Email ve normal posta adresini üzerinden gerçekleştirebilir. Aksi taktirde normal posta yolu ile Almanya´dan istenilen evrağın Türkiye´ye ilgili SGK birimine ulaşması haftalar almaktadır. </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR"><u><b>Masrafların denkliği:</b></u></span><span lang="tr-TR"> Verilen tedavinin masraflarını kendiniz cebinizden ödediyseniz o vakit elinizdeki fatura ve diğer evraklarla SGK-Kurumuna giderek, verilen hizmetin SGK´da ki TL cinsinden karşılığının ne kadar olduğunu teyit ettirirseniz o vakit Almanya´daki sigorta kurumunuz o hesap edilen miktarı size ödemek zorundadır. Bu işlevi yapmaz iseniz, o vakit buradaki sağlık sigorta kurumunuz sizin adınıza bu masraf denklik işlevini yapabilir. Elimizdeki bulunan verilere istinaden böyle bir işlev için ön görülen işlem zamanı 3 ila 12 ay arasında değişmektedir.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR"><u><b>Doktor raporu alma:</b></u></span><b> </b><span lang="tr-TR">Şayet çalışıyor veya işsizlik parası alıyor iseniz, hastalanırsan</span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">ız,</span></span><span lang="tr-TR"> rapor alma durumu meydana gelirse, o zaman SGK ´dan A/T15 ile A/T18 evraklarını tedarik etmeniz durumunda, raporlu geçen sürenin kabul edilmesini kolaylaştırmış olursunuz. </span><span lang="tr-TR"><b>İşveren veya İş ajansını raporun alındığı ilk günden itibaren, bilgilendirmeyi unutmayın!</b></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR">Bu vesile ile şahsım ve kurumum adına herkese sağlık ve güzel bir yaz tatili diliyorum. </span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span lang="tr-TR"><b>Hizmet veren ülkeler ve o ülkelerdeki sağlık hizmeti ile ilgilenen kurum ve kuruluşların isimleri:</b></span></span></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28703" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/06/ulkelere-gore-saglik-belgesi.jpg" alt="" width="777" height="741" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/06/ulkelere-gore-saglik-belgesi.jpg 777w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/06/ulkelere-gore-saglik-belgesi-300x286.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/06/ulkelere-gore-saglik-belgesi-696x664.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 777px) 100vw, 777px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/06/ulkelere-gore-saglik-belgesi.jpg" length="123206" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Estetik ve Plastik Cerrahi Nedir?</title>
		<link>https://egazete.de/estetik-ve-plastik-cerrahi-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Op. Dr. Cenk Melikoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Feb 2024 12:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Op. Dr. Cenk Melikoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[plastik cerrahi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=28057</guid>

					<description><![CDATA[Estetik cerrahi öncelikle güzelliği arttırmak ve özgüveni geliştirmekle ilgilenirken, plastik cerrahi çeşitli faktörlerden etkilenen vücut parçalarına biçim ve işlev kazandırmaya odaklanır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Op. Dr. Cenk Melikoğlu</strong></p>
<p>Kozmetik cerrahi olarak da bilinen estetik cerrahi, belirli vücut bölümlerinin görünümünü iyileştirmeye odaklanır. Bu, meme büyütme, rinoplasti (burun estetiği) ve liposuction gibi prosedürleri içerebilir. Öte yandan, plastik cerrahi, işlevi ve estetiği geri kazandırmayı veya iyileştirmeyi amaçlayan daha geniş bir rekonstrüktif prosedür yelpazesini kapsar. Bunlar, doğum kusurları, kazalar veya hastalıkların neden olduğu deformitelerin onarılmasını içerebilir.</p>
<p>Estetik ve plastik cerrahi arasındaki ayrım, birincil hedeflerinde yatmaktadır. Estetik cerrahi öncelikle güzelliği arttırmak ve özgüveni geliştirmekle ilgilenirken, plastik cerrahi çeşitli faktörlerden etkilenen vücut parçalarına biçim ve işlev kazandırmaya odaklanır. Her iki cerrahi türü de medikal estetik alanında önemli roller oynamakta ve insanların yaşamları üzerinde derin bir etkiye sahiptir.</p>
<p><strong>Estetik ve plastik cerrahinin tarihçesi</strong></p>
<p>Estetik ve plastik cerrahinin tarihi, yüzyıllara ve kıtalara yayılan büyüleyici bir yolculuktur. Mısırlılar ve eski Hintliler gibi eski uygarlıklar, estetik iyileştirmeler ve rekonstrüktif prosedürler için erken tekniklerin geliştirilmesinde öncü olmuşlardır.<br />
Tıp alanındaki ilerlemeleriyle bilinen Mısırlılar çeşitli kozmetik prosedürler uygulamışlardır. Burun rekonstrüksiyonu, saç ekimi ve hatta yüz gerdirme gibi prosedürler için ilkel teknikler kullandılar. Estetik cerrahiye yönelik bu ilk girişimler gelecekteki yeniliklerin önünü açmış ve modern tekniklerin temelini atmıştır.</p>
<p>Antik Hindistan&#8217;da estetik cerrahi kavramı dini inançlara derinden bağlıydı. Antik metin &#8220;Sushruta Samhita&#8221; kulakların, burunların ve dudakların yeniden yapılandırılmasına yönelik cerrahi teknikleri detaylandırmıştır. Bu teknikler öncelikle savaşlarda veya kazalarda şekli bozulan bireylere yardım etmek için kullanılıyordu.<br />
Estetik ve plastik cerrahi alanı tarih boyunca gelişmeye devam etti. Ancak, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına kadar modern estetik ve plastik cerrahide önemli kilometre taşları elde edilmemiştir.</p>
<p><figure id="attachment_27932" aria-describedby="caption-attachment-27932" style="width: 301px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-27932" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/cenk-melikoglu15.jpg" alt="" width="301" height="368" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/cenk-melikoglu15.jpg 437w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/cenk-melikoglu15-300x367.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" /><figcaption id="caption-attachment-27932" class="wp-caption-text">Op. Dr. Cenk Melikoğlu</figcaption></figure></p>
<p><strong>Estetik ve plastik cerrahide önemli öncüler</strong></p>
<p>Plastik cerrahi tarihinin en etkili isimlerinden biri Sir Harold Gillies&#8217;tir. Modern plastik cerrahinin babası olarak bilinen Gillies, I. Dünya Savaşı sırasında askerlerin yüz yaralanmalarının yeniden yapılandırılmasına yönelik tekniklerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Çığır açan çalışmaları, gelişmiş rekonstrüktif prosedürlerin geliştirilmesinin temelini atmıştır.</p>
<p>Estetik cerrahinin bir diğer önemli öncüsü de kozmetik prosedürler konusunda uzmanlaşmış Fransız cerrah Suzanne Noël&#8217;dir. Yüz gerdirme ameliyatlarını gerçekleştiren ilk kadın cerrah olmuş ve göğüs büyütme için yenilikçi teknikler sunmuştur. Noël&#8217;in estetik cerrahi alanına yaptığı katkılar, kozmetik prosedürlerin geleceğini şekillendirmede etkili olmuştur.</p>
<p><strong>Yaygın estetik prosedürler</strong></p>
<p>Estetik cerrahi, belirli özellikleri geliştirmek ve genel görünümü iyileştirmek için tasarlanmış çok çeşitli prosedürler sunar. En yaygın estetik prosedürlerden bazıları şunlardır:</p>
<p>1. Göğüs büyütme: Bu prosedür, göğüslerin boyutunu ve şeklini geliştirmek için implantların yerleştirilmesini içerir.</p>
<p>2. Rinoplasti: Burun estetiği olarak da bilinen rinoplasti, burnun görünümünü yeniden şekillendirmek ve geliştirmek için yapılan cerrahi bir işlemdir.</p>
<p>3. Liposuction: Liposuction, vücudun belirli bölgelerindeki fazla yağ birikintilerini gidererek daha konturlu ve biçimli bir görünüm elde edilmesini sağlayan bir prosedürdür.</p>
<p>4. Yüz Germe: Yüz germe, yüz kaslarını sıkılaştırarak ve fazla deriyi çıkararak yaşlanma belirtilerini gideren ve daha genç bir görünüm sağlayan cerrahi bir prosedürdür.</p>
<p>5. Botoks enjeksiyonları: Botoks enjeksiyonları, yüz kaslarını gevşeterek kırışıklıkların ve ince çizgilerin görünümünü geçici olarak azaltan cerrahi olmayan bir prosedürdür.<br />
Bunlar, günümüzde mevcut olan çok sayıda estetik prosedürden sadece birkaç örnektir. Her prosedür, bireyin özel ihtiyaçlarına ve istenen sonuçlara göre uyarlanır.<br />
Yaygın plastik cerrahi prosedürleri<br />
Plastik cerrahi, form ve işlevi yeniden yapılandırmayı ve restore etmeyi amaçlayan daha geniş bir prosedür yelpazesini kapsar. Bazı yaygın plastik cerrahi prosedürleri şunlardır:</p>
<p>6. Meme rekonstrüksiyonu: Bu prosedür, mastektomi veya meme ile ilgili diğer ameliyatlardan sonra, genellikle vücudun diğer bölgelerinden implant veya doku kullanılarak memenin yeniden oluşturulmasını içerir.</p>
<p>7. Dudak ve damak yarığı onarımı: Plastik cerrahlar, üst dudak ve ağız çatısının yapısını etkileyen doğum kusurlarını düzeltmek için yarık dudak ve damak onarımı ameliyatları gerçekleştirir.</p>
<p>8. Yara izi revizyonu: Yara izi revizyon cerrahisi, yaralanmalar, ameliyatlar veya diğer faktörlerin neden olduğu yara izlerinin görünümünü en aza indirmeyi ve hem estetiği hem de işlevi iyileştirmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>9. Yanık rekonstrüksiyonu: Plastik cerrahlar, yanıklardan etkilenen bölgeleri yeniden yapılandırma, işlevselliği geri kazandırma ve etkilenen vücut parçalarının görünümünü iyileştirme konusunda uzmanlaşmıştır.</p>
<p>10. El cerrahisi: El cerrahisi, karpal tünel sendromu, kırıklar ve sinir hasarı gibi durumları ele alarak el işlevini geri kazandırır ve yaşam kalitesini artırır.</p>
<p>11- Penis estetiği: Penis Büyütme, Penis Kalınlaştırma ve Penis Dolgusu</p>
<p>12- Cinsiyet uyum ve değiştirme operasyonları: Vajinoplasti, Falloplasti, Mastektomi ve Adem elması düzeltilmesi</p>
<p>Bunlar, mevcut çok sayıda plastik cerrahi prosedüründen sadece birkaç örnektir. Plastik cerrahi, çeşitli durumlardan ve yaralanmalardan etkilenen bireylerin yaşamlarını iyileştirmede hayati bir rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Estetik ve plastik cerrahinin faydaları ve riskleri</strong></p>
<p>Estetik ve plastik cerrahi, görünümlerini iyileştirmek veya işlevlerini geri kazanmak isteyen bireyler için çok sayıda fayda sunar. Bu faydalardan bazıları gelişmiş özgüven, gelişmiş fiziksel görünüm ve iyileştirilmiş yaşam kalitesidir.<br />
Bununla birlikte, her cerrahi prosedür gibi estetik ve plastik cerrahi de riskler taşır. Bu riskler arasında enfeksiyon, yara izi, anesteziye karşı advers reaksiyonlar ve tatmin edici olmayan sonuçlar gibi komplikasyonlar yer alabilir. Bu prosedürleri düşünen bireylerin potansiyel riskleri ve faydaları cerrahlarıyla kapsamlı bir şekilde tartışmaları ve bilinçli bir karar vermeleri çok önemlidir.</p>
<p><strong>Estetik ve plastik cerrahi için hazırlık</strong></p>
<p>Estetik ve plastik cerrahi için hazırlanmak, güvenli ve başarılı bir prosedür sağlamak için birkaç önemli adımı içerir. Bu adımlar şunları içerebilir:</p>
<p>11. Nitelikli bir cerrahın araştırılması ve seçilmesi: Düşündüğünüz spesifik prosedürde kurul sertifikalı ve deneyimli bir cerrah seçmek çok önemlidir.</p>
<p>12. Konsültasyon ve değerlendirme: İlk konsültasyon sırasında cerrah, özel ihtiyaçlarınızı ve hedeflerinizi değerlendirecek, prosedürü ayrıntılı olarak tartışacak ve sahip olabileceğiniz tüm soruları yanıtlayacaktır.</p>
<p>13. Ameliyat öncesi talimatlar: Cerrahınız, ameliyattan önce belirli ilaçlardan kaçınmak ve belirli bir süre oruç tutmak gibi uymanız gereken özel talimatlar verecektir.</p>
<p>14. Zihinsel ve duygusal hazırlık: Gerçekçi beklentilere sahip olmak ve ameliyata ve getireceği potansiyel değişikliklere duygusal olarak hazır olduğunuzdan emin olmak çok önemlidir.</p>
<p>15. Ameliyat sonrası bakımın düzenlenmesi: Prosedüre bağlı olarak, iyileşme döneminiz boyunca günlük aktivitelerinizde yardıma ihtiyacınız olabilir. Gerekli her türlü desteği önceden ayarlamak önemlidir.</p>
<p><strong>Estetik ve plastik cerrahi için iyileşme ve sonrası bakım</strong></p>
<p>Estetik ve plastik cerrahi sonrası iyileşme ve bakım süreci, optimum sonuçların elde edilmesi için çok önemlidir. Spesifik iyileşme süresi, uygulanan prosedüre bağlı olarak değişecektir, ancak takip edilmesi gereken bazı genel kurallar vardır:</p>
<p>16. Cerrahınızın ameliyat sonrası talimatlarına uyun: Cerrahınız size ilaç tedavisi, yara bakımı ve takip randevuları ile ilgili özel talimatlar verecektir. Düzgün iyileşmeyi sağlamak ve komplikasyon riskini en aza indirmek için bu talimatları dikkatle takip etmek çok önemlidir.</p>
<p>17. Sakin olun ve iyileşmek için kendinize zaman tanıyın: İlk iyileşme döneminde dinlenmek ve yorucu aktivitelerden kaçınmak önemlidir. Vücudunuzu dinleyin ve tamamen iyileşmek için kendinize zaman tanıyın.</p>
<p>18. Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün: Besleyici bir diyet uygulamak, susuz kalmamak, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak iyileşmeyi destekleyebilir ve genel sonuçlarınızı iyileştirebilir.</p>
<p>19. Takip randevularına katılın: Cerrahınızla düzenli takip randevuları, ilerlemenizi izlemek ve ortaya çıkabilecek endişeleri veya komplikasyonları ele almak için çok önemlidir.</p>
<p>20. Sabırlı ve gerçekçi olun: Estetik ve plastik cerrahinin nihai sonuçlarının tam olarak ortaya çıkması zaman alabilir. İyileşme süreci boyunca sabırlı olmak ve gerçekçi beklentileri korumak önemlidir.</p>
<p><strong>Sonuç: Estetik ve plastik cerrahinin geleceği</strong></p>
<p>Estetik ve plastik cerrahi alanı, eski uygarlıklardaki mütevazı başlangıcından bu yana uzun bir yol kat etti. Teknoloji, cerrahi teknikler ve hasta bakımındaki gelişmeler bu alanda devrim yaratmış ve bireylere her zamankinden daha fazla seçenek sunmuştur.<br />
Geleceğe baktığımızda, estetik ve plastik cerrahinin gelişmeye ve iyileşmeye devam etmesi muhtemeldir. Minimal invaziv prosedürlerin geliştirilmesi, özelleştirilmiş implantlar için 3D baskı teknolojisindeki ilerlemeler ve doku rejenerasyonu için kök hücrelerin kullanımı, ufuktaki heyecan verici olasılıklardan sadece birkaçıdır.</p>
<p>Nihayetinde estetik ve plastik cerrahi, bireylerin arzu ettikleri görünüme kavuşmalarına ve yaşam kalitelerini artırmalarına yardımcı olmada önemli bir rol oynamaya devam edecektir. İnsanın kendini geliştirme arzusu ve fiziksel güzellik arayışı var olduğu sürece, estetik ve plastik cerrahi alanı yenilik ve mükemmelliğe bağlılıkla gelişmeye devam edecektir.</p>
<p>Foto: Pixabay /  JillWellington</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/woman-1509959-800.jpg" length="32305" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
