4.2 C
Almanya
Pazartesi, Mart 4, 2024

Sevgisiz Sevgi Öğretmen – Ayşegün Korkmaz

[email protected]

Düşüncelerini ele vermeyen, donuk bir ifade, olmazsa olmazıydı duruşunun. Öylesine mağrurdu ki, yüzü düşse eğilmezdi. Kısa kesilmiş saçlarını iki yana sıkı sıkı tokalar, katı ve kuralcı tutumundan hiçbir şekilde taviz vermezdi. Belli ki bu yaşına dek doyasıya gülmemiş, ya da ağlamamış, olumlu olumsuz hiçbir insani duyguyla yüzleşmeyi becerememişti.

Öğretmenlik mesleğiyle üniversite sınavının bilgeliği sonucunda tanışmıştı. Oysa lisedeki yılsonu piyesinde uygun görülen gardiyan rolü, çok daha oturmuştu kişiliğine. Sözünün üstüne söz, gözünün üstüne göz olmazdı.

Okulun ilk gününde çocuklar için tam bir hayal kırıklığı olmuştu Sevgi Öğretmen. Okula gitmem demişti Rüzgâr ertesi gün. Öğretmen çok sevgisiz…

O minik, pırıl pırıl hamurları şekillendirdi sevgisiz Sevgi Öğretmen. Gelecekleriyle oynamanın büyülü zevkini tattı. Bir gün mayalanacak diyordu bu hamur muhakkak ki. İstediğim yere gelecek bir gün bu nesil!

Hepsini aynı kaba doldurdu, tek doku, tek renk, tek bilinç hayali ile yoğurup durdu. Oysa cinsiyetleri, boyları, ağırlıkları gibi karakterleri ve yetenekleri de farklıydı çocukların. Başka yerden bakıyordu her biri dünyaya. Ve her biri başka şey görüyordu baktığı yerden. Ama Sevgi Öğretmen’e vız gelirdi böyle aşırılıklar. Kim karşı durabilirdi vereceği eğitime?

Çok konuşuyor diye sınıfta en arkaya atıldı Rüzgâr. Arkadaşlarının onunla konuşması yasaklandığı için, tek başına kaldı. Oysa anlatacak öyle çok şeyi vardı ki… Dersi engellemek ya da öğretmeni kızdırmak değildi amacı. Yalnızca kendini ifade etmek istiyordu. Nitekim tiyatrocu oldu büyüyünce. Okul yıllarında yaşadığı dışlanmışlık duygusu yüzünden ömrünün sonuna dek asi bir rüzgâr olarak esti.

ayse-2

Arkadaşları gibi, ev, ağaç, ya da araba yerine, sayfalar dolusu minik insan çizip onları konuşturan Toprak, resim dersinden kırık not aldı sürekli. Büyüyüp ünlü bir karikatürist olduğunda, öğretmenin panoya astığı resimlere nasıl nefretle baktığını hep içi acıyarak hatırladı.

Beden eğitimi derslerinde basketbol oynamayı ya da takla atmayı beceremiyor diye, arkadaşlarının yanında sürekli rencide edilen Ayşe’nin her perşembe karnı ağrıdı okula gitmemek için. Sonraları bu kâbus daha da büyüdü; ağlayarak uyanmaya başladı geceleri.

Ayşe’nin aksine, Hakan dört gözle beden dersini bekledi. Ama bu da mutlu etmedi Sevgi Öğretmen’i. Matematik dersinde soru çözemediği için o da her fırsatta kalın kafalılıkla suçlandı. Üstelik Hakan, futbolcu olmak istemesine rağmen, neden ille de matematik öğrenmesi gerektiğini bir türlü anlayamadı.

Türkçeyi yeni öğrenen Agit, ağzından çıkan her Kürtçe kelimeden sonra on dakika tek ayaküstünde bekledi. Ve Agit hayatı boyunca, ana dilini konuşurken aynı şekilde ezik hissetti kendini. Ya öğretmen duyarsa?

Sevgi Öğretmen, müfredat programından dem vurdu başı sıkıştıkça. Karşısında hiçbir alanda mükemmel olamayan ama her dersten biraz anlayan tek tip öğrenci modeli görmek istedi. Sıra dışı tanımlara tahammülü yoktu. Dize getirecekti hepsini bir bir.

Hayaller, düşler, umutlar ne işe yarardı ki! Yalnız kurallar vardı, bitmek tükenmek bilmeyen… Evde, okulda, çarşıda, her yerde… Kurallardı öğrenmenin tek gerçek yolu. Dünya bile güneşin etrafında bir kural dâhilinde dönerdi. Milim kayması, sistemin dağılması demekti. Bu yüzden susturdu çocukların gözlerindeki ışığı her parladığında.

İleriki yıllarda bütün çocuklar kurallara uyup mükemmeli oynadılar Sevgi Öğretmen’in dersinde. Sürünün içindeki koyun misali sürekli kendilerinden istenileni yaptılar. Yalancı tebessümler yerleştirdiler yüzlerine, içlerinde isyanlar biriktirerek… Aynı yöne yürüyüp, aynı şarkıyı söylediler.

Böylece Sevgi Öğretmen daha bir güvenle baktı geleceğe. Omuzları, yetiştirdiği neslin gururuyla, daha bir dik durdu.

Son Haberler

İlgili Haberler