<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 May 2026 18:09:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>
	<item>
		<title>Hekim Birliği Sendikası: “Eylem planımız şekilleniyor”</title>
		<link>https://egazete.de/hekim-birligi-sendikasi-eylem-planimiz-sekilleniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 18:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimler Birliği Sendikası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31411</guid>

					<description><![CDATA[Hekim Birliği Sendikası, Türkiye’deki tüm teşkilatlarının katılacağı bir eylem planı hazırladı. İlk eylem Sağlık Bakanlığı önündeki açıklamayla başlayacak.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hekim Birliği Sendikası, temel taleplerin karşılanmaması halinde Türkiye genelinde gerçekleştireceği eylemlerle ilgili şu açıklamayı yaptı, “Sahadan gelen talepler dikkate alınarak, tüm teşkilatımızla birlikte eylem planımız şekillenmeye başlamıştır. Basın açıklamalarından başlayarak, iş bırakma kararlılığına kadar uzanan çok aşamalı eylemsel takvim oluşturulmuş ve teşkilatımızın onayına sunulmuştur. Artık söz değil, ortak irade zamanı. Hekimin emeğini yok sayan, çalışma şartlarını görmezden gelen, ekonomik ve mesleki sorunları öteleyen anlayışa karşı güçlü bir duruş sergilenecektir. Bu mücadele sahada birlikle kazanılacaktır. Bu nedenle tüm meslektaşlarımızı Ankara’da omuz omuza durmaya davet ediyoruz. Birlikte olacağız. Birlikte ses vereceğiz. Birlikte sonuç alacağız” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="600" height="572" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/Hekimler-sendikasi600.jpeg" alt="" class="wp-image-31412" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/Hekimler-sendikasi600.jpeg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/Hekimler-sendikasi600-300x286.jpeg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/Hekimler-sendikasi600.jpeg" length="151708" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Beş soruda burun estetiği</title>
		<link>https://egazete.de/bes-soruda-burun-estetigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 15:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31408</guid>

					<description><![CDATA[Burun estetiği hakkında bilinmesi gerekenler. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol soruları yanıtladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Özel Ento Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol, burun estetiği hakkında merak edilen konular hakkında bilgi verdi.</p>



<p>Burun estetiği için doktor seçimi nasıl yapılmalı?: Estetik burun ameliyatı için hekiminizin deneyimi ve başarısı kuşkusuz en önemli faktörlerdir. Bu konuda hekiminizin stilini anlamaya çalışın. İletişim çok önemlidir, hekiminizle mutlaka rahat bir süre içinde konuşun, ne istediğinizi iyi anlattığınızdan ve hekiminizi iyi anladığınızdan emin olun. Rinoplasti öncesinde ameliyat süreci, iyileşme dönemleri ve sık görülen sorunlar hakkında bilgi edinmek, hekimle daha sağlıklı bir görüşme sağlar. </p>



<p>Estetik burun cerrahisinde uygulanan tekniğin önemi var mıdır?: Uygulanan tekniğin önemi yoktur. Hastalar rahat bir ameliyat süreci geçirmek ve uzun dönemde başarılı estetik sonuçlar almak istemektedirler. Doktorunuz, estetik ve fonksiyonel sonuçlarının en yüksek olduğu tekniği uygulayacaktır. Rinoplasti öncesi görüşmede bu konu netleşecektir. </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/op-dr-sinan-uluyol.jpeg" alt="" class="wp-image-31409" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/op-dr-sinan-uluyol.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/op-dr-sinan-uluyol-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/op-dr-sinan-uluyol-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Burun Estetiğinde En Zor Burunlar Hangileridir?</strong></p>



<p>Burun estetiğinde en zor burunlar hangileridir?: Estetik burun ameliyatının revizyon olması veya önceden geçirilmiş burun kemik-kıkırdak ameliyatı öyküsü estetik burun ameliyatını en çok zorlaştıran faktördür. Bu hastalarda kulak arkasından veya kaburgadan kıkırdak almak gerekebilir. Kaburgadan ve kulaktan kıkırdak almak burun estetiği ameliyat süresini uzatır, bu kıkırdak kaynakları yapıları gereği burun içindeki kıkırdaklar kadar kullanışlı değildir.</p>



<p><strong>Kalın Ciltte Burun Estetiği</strong></p>



<p>Kalın ciltlerde burun estetiği daha mı zordur?: Kalın ciltli burunların özellikle uç kısımları ilk 3 ay olan erken dönemde fazlaca şişer ve iyileşme süresi 1 yıldan daha uzun sürebilir. Bu durum can sıkıcı gibi görünse de doğru cerrahi teknik ve güçlü burun ucu desteği yapılan vakalar, iyileşme süreci sonunda kusur göstermeyen, estetik ve doğal görünen burunlar olurlar. Bunun yanında daha kolay olarak düşünülen ince ciltli burunlarda cilt altındaki dikişlerin düğümleri, en küçük girinti-çıkıntı bile görülebildiği için sürpriz sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. </p>



<p><strong>Burun Tamponu Ağrı Yapar mı?</strong></p>



<p>Alçı ve tampon ağrılı mıdır?: Estetik burun ameliyatı sonrası 5-7 gün sonra alçı ve silikon çıkartılır. Rinoplasti sonrası burun tamponu alınması işleminde ağrı neredeyse hiç duyulmaz. “Burun tamponu almak ağrılıdır” algısı bir şehir efsanesidir.  Silikon ve alçı alımı sonrası hastalar, normal hayatlarına ve profesyonel iş hayatlarına dönebilmektedir.</p>



<p><strong>Burun Estetiği ile Eş Ameliyatlar Yapılabilir mi?</strong></p>



<p>Burun estetiği ile birlikte hangi işlemler ve ameliyatlar yapılabilir?: Kepçe kulak estetiği (otoplasti), göz kapağı estetiği (blefaroplasti), burun kemiği eğriliği ameliyatı (septoplasti), burun eti büyümesi ameliyatı (konka radyofrekans), sinüzit ameliyatı (endoskopik sinüs cerrahisi), yüz germe ve badem göz estetiği yapılabilir. Bunların yanında diğer vücut bölgelerini ilgilendiren ameliyatlarla birlikte de burun estetiği uygulanabilir. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/op-dr-sinan-uluyol.jpeg" length="110087" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Hekimlerden GETAT yönetmeliğine tepki!</title>
		<link>https://egazete.de/hekimlerden-getat-yonetmeligine-tepki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 May 2026 09:37:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Getat]]></category>
		<category><![CDATA[halk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31374</guid>

					<description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği, GETAT Uygulamaları Yönetmeliği’nin kamu kaynaklarının israfı ve bilim dışılığın kurumsallaştırılması anlamına geldiğini belirterek yönetmeliğe tepki gösterdi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türk Tabibler Birliği, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalar Yönetmeliğinin, bilimsel tıp yerine halk sağlığı, meslek etiği açısından sorunlu uygulamaları yaygınlaştırmak amacı taşıdığını savundu. Yeni yönetmeliğe sert tepki gösteren Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, konu hakkında şu açıklamayı yaptı:</p>



<p><em>Sağlık Bakanlığı tarafından son olarak yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Uygulamaları Yönetmeliği, sağlık hizmetlerinde bilimsel tıp yerine kanıta dayalı olmayan uygulamaları yaygınlaştırma anlamına gelmekte ve halk sağlığı, meslek etiği ve sağlık hizmetinin niteliği açısından ciddi riskler barındırmaktadır.</em></p>



<p><em>Sağlık Bakanlığı uzun süredir yaptığı çalışmalarla desteklediği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı GETAT uygulamalarını geçtiğimiz yıl aile hekimliği hizmetleri içine yerleştirdi. Daha sonra Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü kurarak etkinliği ve güvenliği kanıtlanmamış bu uygulamalara daha çok kamu kaynağı aktarılmasının önünü açtı. Bu alanda sertifika yöntemi ile emek gücü oluşturma gayreti içine girdi. Bu politikalarında ısrar eden Sağlık Bakanlığı, bu son yönetmelik ile GETAT uygulamalarını daha geniş alanlarda kamusal sağlık hizmetinin bir parçası haline getirmektedir. Bu uygulamaların hayata geçmesi ile hastaların doğru, etkili ve güvenli tedaviye erişim hakkı zedelenecektir.</em></p>



<p><em>Tıbbın temel ilkesi, bilimsel kanıta dayalı olmasıdır. GETAT uygulamalarının önemli bir bölümünün bilimsel bir temeli olmadığı bilinmektedir. Bu konuda Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığı’ndan bilgi edinme hakkı kapsamında aşağıdaki sorulara yanıt istemiştir:</em></p>



<p><em>Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne kaç araştırma başvurusu yapılmıştır? Başvurulardan kaç tanesine araştırma izni verilmiştir? Klinik araştırma izni verilen GETAT uygulamalarının, GETAT Uygulamaları Yönetmeliği’nde sayılan uygulama türlerine göre dağılımı nedir? Yapılan klinik araştırma sonuçları ne olmuştur? Etkili ve/veya güvenli bulunmayan uygulamalar hangileridir Etkili ve/veya güvenli bulunmayan GETAT yöntemlerinin uygulanmaması için Sağlık Bakanlığı tarafından tedbir alınmış mıdır?</em></p>



<p><strong>GETAT Yönetmeliği ile Kanıta Dayalı Olmayan Uygulamalar Teşvik Ediliyor</strong></p>



<p><em>Hekimlik mesleği, bilimsel ve etik sorumluluk temelinde yürütülür. Kanıta dayalı olmayan uygulamaların teşvik edilmesi, hastalara zarar verme riski taşıdığı gibi etik ilkeler aşındırılmaktadır. Yeni yönetmelikte eskisinden farklı olarak uygulamanın yapılacağı sağlık kuruluşu tanımı genişletilmiştir. Uygulama üniteleri arasında tıp hekimi olmayan diş sağlığı merkezleri, hekim bulundurma mecburiyeti olmayan evde sağlık hizmet birimi sıralanmış; ayrıca GETAT uygulayıcısı sorumluluğunda yapılabileceği ifade edilerek yine hekim dışı kişilerin uygulama yapabileceği pekiştirilmiştir. Diğer sağlık meslek mensuplarının mesleklerini serbest icra edebileceğine dair 2025 yılında getirilen düzenleme de düşünüldüğünde GETAT uygulamalarının hekim olmayan kişiler tarafından sağlık kuruluşları dışında yapılmasının önünde bir engel kalmadığı görülebilir. Halihazırda etkili ve güvenli olduklarına dair yeterli bilimsel veri bulunmayan, olası zararları ortaya konulmamış bu uygulamaların kamusal alanda hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanmasına yol açacak bu yönetmelik halk sağlığı açısından tehdit olacaktır. cYönetmelikte yer alan eğitim, sertifikasyon ve uygulama süreçleri; modern tıp eğitimine kıyasla oldukça sınırlı ve yüzeyseldir. Bu durum, sağlık hizmetinde kaliteyi düşürmekte ve hasta güvenliğini riske atmaktadır.</em></p>



<p><strong>GETAT Uygulamaları Yetersiz Olan Sağlık Emek Gücünü Bölüyor</strong></p>



<p><em>Türkiye’de sağlık sistemi zaten ağır bir yük altındadır. Sağlık Bakanlığı’nın kamu kaynaklarını ve sağlık emek gücünü kullanırken koruyucu sağlık hizmetlerini öncelemesi, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmesi, nitelikli tanı ve tedavi hizmetlerini yeterli bir şekilde vermeye harcaması beklenir. GETAT uygulamalarını kamusal sağlık sistemi içine yerleştirme gayreti sağlıkta öncelikleri tersine çevirmekte, zaten yetersiz olan sağlık emek gücünü bölmekte, hastaları bilimsel tedavilerden uzaklaştırmakta, sağlık hizmetini daha da piyasalaştırmaktadır. Bu süreçte kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığına ilişkin şeffaflık da bulunmamaktadır. Bu uygulamaların yaygınlaştırılmasının; sağlık emek gücünün dengeli dağılımında da bozulma yaratacağı aşikârdır. Sağlık sistemi planlaması; nüfusun ihtiyacına göre hekim ve sağlık çalışanı dağılımını gerektirir. Bu yönetmelik ile hekimlerin ve sağlık çalışanlarının bir kısmı bu alanlara kaydırılacak, zaten emek gücü eksiği olan alanlarda (acil, aile hekimliği, temel branşlar) açık daha da büyüyecek, sağlık hizmetinde dengesizlikler artacaktır. Kamu sağlık hizmetine erişimdeki zorluklar derinleşecektir. GETAT uygulamaları ek ücretli ve piyasaya açık alanlar olarak gelişmektedir. Sağlık hizmetine erişimdeki zorluklar, 5 dakikada muayene zorunluluğu gibi sağlık hizmetinin niteliğini bozan uygulamalar ile hastalar ne kadar etkili oldukları belli olmayan GETAT yöntemlerine mecbur bırakılmaktadır.</em></p>



<p><em>Türk Tabipleri Birliği olarak;</em></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>Sağlık politikalarının bilimsel kanıta dayalı olarak yeniden düzenlenmesini,</em></li>



<li><em>GETAT uygulamalarının kamusal sağlık hizmeti alanlarından uzaklaştırılmasını,</em></li>



<li><em>Sağlık emek gücünün etkin ve rasyonel kullanımını sağlayacak planlamaların yapılmasını,</em></li>



<li><em>Hekim dışı sağlık personelinin mesleki yetkilerini aşan uygulamalar yapmasını sağlayan düzenlemelerin kaldırılmasını,</em></li>



<li><em>Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar GETAT kapsamında yürüttüğü çalışmaların, harcamaların ve elde edilen sonuçların kamuoyu ile şeffaf biçimde paylaşılmasını talep ediyoruz.</em></li>
</ul>



<p><em>Halkın sağlığının korunması ve geliştirilmesi için, “önce zarar verme” ilkesine uygun, etik sorumlulukları yerine getiren, şeffaf bilimsel araştırmalarla etkili ve güvenli olduğu kanıtlanmış uygulamaların, bizzat kamu otoritesi tarafından kamusal sorumluluk bilinci ile hayata geçirilmesi gerekmektedir. Kamunun sağlığa ayırabildiği sınırlı ve kıymetli kaynakların bilimsel, doğru ve etkin kullanımı, sağlık hizmetlerinin doğru planlanması halk sağlığı açısından vazgeçilmezdir. Bu hassasiyetleri dikkate almayan hiçbir düzenleme toplum sağlığı açısından kabul edilemez. Bu nedenle söz konusu düzenlemeyi kabul etmiyor ve sürecin halk sağlığı adına takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.</em> (BSHA/ Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AOK Hessen, rahim ağzı kanserine karşı savaş açtı!</title>
		<link>https://egazete.de/aok-hessen-rahim-agzi-kanserine-karsi-savas-acti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2026 10:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[AOK Hessen]]></category>
		<category><![CDATA[HPV aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31370</guid>

					<description><![CDATA[AOK Hessen 17 bin haneye mektup gönderip rahim ağzı kanseri konusunda bilgilendirmeye başladı: HPV aşısı kanserden korur]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>AOK Hessen, sağlık hizmetlerinde yeni, veriye dayalı bir yola yöneliyor: AOK Heessen ilk kez sigortalı verilerini hedefli bir şekilde analiz yapıp ve bu temelde 17 binden fazla haneye HPV aşısının önemi hakkında bilgi verdi. Amaç, uzun vadede rahim ağzı kanserini ve diğer kanser türlerini önlemek: &#8220;İlgili, bilgilendirilmiş insanlar daha sağlıklı yaşarlar. Ancak bazen örneğin erken teşhis için muayeneye gitmek veya aşı olmak gibi konularda hedefli bir teşvike ihtiyaç duyulur. Bizde kurum olarak bu görevi üstlenmekten onur ve gurur duyuyoruz.</p>



<p>Sosyal Kanun Kitabı&#8217;na göre, sigortalılar veri analizleri temelinde nadir görülen hastalıklar, kanser, ilaç etkileşimleri gibi diğer sağlık riskleri ve aşı endikasyonları gibi belirli konularda bilgilendirilebilir. Belirli bir davranışın tavsiye edildiği bir gruba aitlerse, posta alabilirler. Bu nedenle son zamanlarda 17.000&#8217;den fazla kişiye mektup gönderilerek ilaç etkileşimleri ve aşı endikasyonları gibi diğer sağlık riskleri hakkında bilgilendirme gerçekleştirildi.</p>



<p><strong>Bakanlık da destekliyor</strong></p>



<p>Hessen Sağlık Bakanı Diana Stolz da AOK Hessen&#8217;in bu bilgilendirme işlevini açıkça destekliyor: Bakan Stolz, “Birçok ebeveyn ve birçok erkek ve kız çocuğu, HPV virüslerinin neden olduğu kanser türlerine karşı koruyan bir aşı olduğunu hiç bilmiyor. AOK&#8217;ya bu bilgiyi geniş kitlelere yaydığı içinsayın bakan teşekkür ediyor, böylece erkek ve kız çocukları bu imkandan yararlanıp sağlıklı kalabilirler veya kalabilecekler” açıklamasını yaptı.</p>



<p><strong>Hedefli bilgilendirmeyle daha fazla koruma</strong></p>



<p>HPV aşısı sadece rahim ağzı kanserine karşı değil, bir dizi başka kanser türüne karşı da koruma sağlıyor. Ülke genelinde kızların yüzde 54,6’sıve erkeklerin yüzde 34,0’ı aşılandı – Hessen’de bu oranlar sırasıyla yüzde 44,0 ve yüzde 20,0 düzeyinde. Bu durum, burada hala bu korumadan yararlanabilecek çok sayıda çocuk ve gencin olduğunu gösteriyor. AOK Hessen, girişimi ile tam da bu kesime ulaşmak istiyor. Bu girişim, daha fazla insana ulaşmak için önemli bir katkı niteliği taşıyor. Diğer eyaletlerdeki benzer faaliyetler, bu tür hizmetlerin kullanımını önemli ölçüde artırıyor.</p>



<p>Bu konudaki potansiyel HPV aşısının çok ötesine uzanıyor: <strong>Erken tanı hayat kurtarır. Çocuklarınız için çok büyük önem arz eden HPV aşılarını yaptırmada lütfen ihmalkar davramayın. Bu tür bilgilendirmeleri dikkate alın.</strong></p>



<p><strong>Foto: </strong>DesignDraw DesignDrawArtes / Pixabay</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/05/designdrawartes-pink-october-4519528-800.png" length="140419" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Hessen&#8217;de hastalık izninde düşüş var</title>
		<link>https://egazete.de/hessende-hastalik-izninde-dusus-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necati Suözer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 20:48:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[AOK]]></category>
		<category><![CDATA[doktor raporu]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31261</guid>

					<description><![CDATA[Hessen'de iş görememezlik günlerinde hafif bir düşüş kaydedildi!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Necati Suözer</strong></p>



<p>İş görememezlik günlerindeki düşüşe rağmen Hessen rakamları federal ortalamanın üzerinde seyrediyor.</p>



<p>Tüm iş görememezlik vakalarının en büyük kısmını kısa süreli hastalık günleri oluşturuyor</p>



<p>İş görememezlik günlerinde artış olduğunu tespit eden genel haberlerin aksine, Hessen&#8217;de hastalık günleri hafif bir düşüş gösterdi. Buna rağmen, 2025 yılında Hessen&#8217;deki AOK sigortalılarının iş görememezlik gün sayısı, yıllık 24,03 gün ile federal ortalamanın (23,3 gün) üzerinde.</p>



<p>2021&#8217;den 2022&#8217;ye kadar yıllık yaklaşık 20 iş göremezlik gününden 24 iş göremezlik gününe bir artış gözlemlendi. O zamandan beri bu değer sabit kaldı. AOK Bilimsel Enstitüsü&#8217;nün (WIdO) analizi, yüksek hastalık günleri seviyesinin öncelikle elektronik iş görememezlik belgesi (eAU) uygulamasının getirilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan istatistiksel bir etkiyle açıklanabileceğini gösteriyor. eAU, daha önce güvenilir bir şekilde bildirilmeyen özellikle kısa süreli hastalıkların daha eksiksiz bir şekilde kaydedilmesini sağlıyor. Buna rağmen Hessen&#8217;de hafif bir düşüş kaydedildi: 2024 yılında işe gitmeme gün sayısı 24,67 idi.</p>



<p><strong>Kısa veya uzun</strong></p>



<p>42 günden uzun süren uzun süreli hastalıklar, tüm iş görememezlik günlerinin yüzde 38,31&#8217;ini oluşturuyor, ancak tüm vakaların sadece yüzde 2,87&#8217;sini oluşturuyor. Özellikle ruhsal hastalıklar daha uzun süreli işten uzak kalmaya yol açıyor. Bu vakalarda hastalık süresi ortalama 30,1 gündür. Kas-iskelet sistemi hastalıklarında bu süre yarıdan azdır (14,35 gün). Hala, iş göremezlik vakalarının açık ara en yüksek oranını (yüzde 73) kısa süreli hastalıklar (yedi güne kadar) oluşturmaktadır.</p>



<p><strong>Hessen&#8217;deki AOK üyesi başına hastalık gün sayısı</strong></p>



<p><strong>2025: 24,03</strong></p>



<p>2024: 24,67</p>



<p>2023: 24,71</p>



<p>2022: 24,73 …</p>



<p>2016: 20,47</p>



<p><strong>Hessen&#8217;de 100 AOK üyesi başına hastalık izni vakaları + vaka başına gün sayısı (2025)</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td>Hastalık</td><td>%</td><td>Ortama gün</td></tr><tr><td>Ruh sağlığı</td><td>13,65</td><td>30,1</td></tr><tr><td>Solunum hastalıkları</td><td>90,85</td><td>5,56</td></tr><tr><td>Kas/iskelet sistemi</td><td>44,86</td><td>14,35</td></tr></tbody></table></figure>



<p>Resim: myshoun / Pixabay</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/myshoun-man-8495829-800.jpg" length="72303" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Organ naklinin geleceğini kökten değiştirebilecek gelişme!</title>
		<link>https://egazete.de/organ-naklinin-gelecegini-kokten-degistirebilecek-gelisme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 16:49:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[organ nakli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31155</guid>

					<description><![CDATA[Rus bilim insanları, laboratuvar ortamında üretilen bir kan damarı eşdeğerini bir tavşanın uyluk atardamarına başarıyla nakletti. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rus bilim insanları geçen yıl, geliştirdikleri ileri biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında üretilen bir kan damarı eşdeğerini bir tavşanın uyluk atardamarına başarıyla nakletti. Ameliyatın ardından bir yıl boyunca yapılan gözlemler, damar yapısının işlevini koruduğunu ve canlı dokuyla tamamen bütünleştiğini ortaya koydu. </p>



<p>Bu gelişmenin, her yıl dünya genelinde 150 binden fazla organ naklinin gerçekleştirildiği bir ortamda, kişiye özel biyolojik dokuların üretimini mümkün kılarak bağışıklık reddi riskini azaltabileceği ve nakil bekleme listelerini önemli ölçüde azaltabileceği  değerlendiriliyor.  </p>



<p><strong>Tavşan deneyinde büyük başarı</strong></p>



<p>Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’daki bilim insanlarının benzersiz biyofabrikasyon teknolojisi sayesinde laboratuvar ortamında geliştirdiği biyomühendislik ürünü damar yapısının canlı bir model üzerinde test edilmesi bir dönüm noktası oldu. Bir tavşanın uyluk atardamarına gerçekleştirilen bu naklin ardından yapılan uzun vadeli izlemelerde, damar dokusunun işlevini sürdürdüğü ve çevre dokularla uyum içinde bütünleştiği gözlemlendi. Elde edilen bulgular, yapay olarak üretilen biyolojik dokuların gelecekte klinik uygulamalarda kullanılabileceğine işaret eden güçlü bir bilimsel temel sunuyor.</p>



<p><strong>Ultrasonik ses dalgaları ile doku kültürü</strong></p>



<p>Rosatom bilim insanlarının geliştirdiği biyofabrikasyon teknolojisi, klasik doku mühendisliği yöntemlerinden önemli ölçüde farklılık gösteriyor. Araştırmacılar, ultrasonik akustik alanlar kullanarak canlı insan hücrelerini işlevsel biyolojik yapılara dönüştürebiliyorlar. Bu yaklaşımın en önemli avantajlarından biri, dokuların hastanın kendi hücrelerinden oluşturulabilmesi ve böylece bağışıklık reddi olasılığının önemli ölçüde azalmasıdır. Teknoloji halihazırda on santimetreye kadar uzunlukta biyolojik kan damarları üretebilmekte olup, nihayetinde kalp-damar hastalıklarından damar rahatsızlıklarına kadar çeşitli tedavilerde kullanılabilir.  </p>



<p><strong>Kişiselleştirilmiş “canlı” yedek parçalar</strong></p>



<p>Rosatom bilim insanları, manyetoakustik biyoyazıcı kullanarak, hastanın kendi hücrelerinden küçük çaplı kan damarları, üreterler veya trakea dokusu gibi tüp şeklindeki yapıları üretebiliyorlar. Bu teknoloji, canlı hücresel materyali üç boyutlu biyolojik yapılara dönüştürmek için manyetik ve ultrasonik alanları birleştiriyor. Bu süreç birkaç aşamadan oluşuyor. Önce hücreler hastanın kendi biyomateryalinden yetiştirilir, ardından biyoyazıcı içinde gerekli yapıya dönüştürülür ve son olarak doku gerekli mekanik ve biyolojik özellikleri kazanana kadar bir biyoreaktörde olgunlaştırılır. </p>



<p><strong>2030 Hedefi: Biyoyazıcı kullanarak böbrek ve karaciğer “üretmek”</strong></p>



<p>Şirket, 2030 yılına kadar gelişmiş biyobaskı teknolojilerini kullanarak böbrek ve karaciğer dokusu dahil olmak üzere daha karmaşık organlar üretmeye yönelmeyi hedefliyor. Bu gelişmeler, uyumlu organ bulmanın son derece zor olduğu pediatrik tıp alanında özellikle dönüştürücü olabilir. </p>



<p><strong>Kalp kapakçıkları ve minyatür nükleer bataryalar</strong></p>



<p>Kalp ve damar hastalıkları dünya çapında ölümlerin en önemli nedeni olmaya devam ediyor. Bu zorluğun üstesinden gelmek için Rosatom araştırmacıları iki çığır açan teknoloji geliştiriyor. İlki, hasar görmüş organların tamamen biyolojik olarak değiştirilmesi yolunda önemli bir adımı temsil eden doku mühendisliği ürünü kalp kapakçığıdır. Bu tür teknolojilerin, ciddi kalp rahatsızlıkları olan hastalar için tedavi sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirmesi bekleniyor.  İkinci çözüm ise kalp pilleri için tasarlanmış minyatür “nükleer piller”. Bu radyoizotop güç kaynakları, kalp kası kasılmasını uyaran elektriksel uyarıları üretir ve hastanın ömrü boyunca çalışabilir. Periyodik olarak değiştirilmesi gereken geleneksel kalp pillerinin aksine, nükleer piller neredeyse sınırsız cihaz kullanım ömrü sağlayabilir ve tekrarlanan ameliyatlara olan ihtiyacı ortadan kaldırabilir.  </p>



<p><strong>“Işık hızı”: 2 ay yerine 1 hafta</strong></p>



<p>Sağlık alanındaki devrim, sadece yumuşak doku cerrahisini değil, kemik rekonstrüksiyonunu da dönüştürüyor. Lazer tabanlı katmanlı üretim teknolojileri, metal tozundan kişiselleştirilmiş implantlar üretmeyi mümkün kılarak üretim süresini iki aydan yaklaşık bir haftaya indiriyor. Rosatom’un bilimsel bölümünde geliştirilen özel yazılımlar kullanılarak, hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) verilerine dayanarak benzersiz geometrilere sahip implantlar tasarlanabiliyor. Dijital modelleme ve katmanlı üretimin birleşimi, tıp kurumlarının kullanıma hazır, hastaya özel implantları 3-7 gün içinde üretmesine olanak tanıyarak üretim süresini ve hasta iyileşme sürelerini iki ila üç kat kısaltıyor.  Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, Rosatom’un sağlık alanındaki çalışmalarıyla ilgili olarak, “Bugün Rosatom, sağlık hizmetleri alanında öncü araştırma ve geliştirme çalışmaları yürütüyor ve her adımla geleceği daha da yakınlaştırıyor. Bilim insanlarımız hem vizyoner hem de hayalperest oldukları için gerçekten olağanüstüler. Tıbbi amaçlı katkı maddesi biyoteknolojisi alanındaki çalışmaları, bilimsel düşüncenin teknolojik ilerlemenin temeli haline nasıl gelebileceğinin ve insanlığa nasıl fayda sağlayabileceğinin bir örneğidir” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/blood-5053760_800.jpg" length="107228" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Gece Uyku Sorunu Yaşayanlar Dikkat ! Sebebi Tabağınız !</title>
		<link>https://egazete.de/gece-uyku-sorunu-yasayanlar-dikkat-sebebi-tabaginiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 20:31:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[tabak]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31125</guid>

					<description><![CDATA[Gece uyku sorunu yaşayanlar hakkında konuşan uzmanlar, “Uyku kalitenizi sessizce sabote eden beslenme hatalarıdır” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Gece uyku sorunu yaşayanlar dikkat! &nbsp;Gece saat 2’de uyanıyor ve yeniden uykuya geçmekte zorlanıyor musunuz? Sizce bu yaşadığınız sadece tesadüf mü yoksa tabağınızın bir yansıması mı?</p>



<p>Gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan yanlış beslenme tercihleri sirkadiyen ritmi bozarak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal uyku kalitesini düşüren en önemli ancak çoğu zaman fark edilmeyen 5 temel beslenme hatasını paylaşıyor.</p>



<p><strong>Uyku, Hayat Kalitenizi Belirleyen Gizli Faktör</strong></p>



<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor.</p>



<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>



<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini anlatan Ardal,  “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” diye konuştu.</p>



<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>



<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>



<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>



<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>



<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>



<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>



<li></li>



<li><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></li>



<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor.</li>



<li></li>



<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor.</li>



<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor.</li>
</ul>



<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/htchnm-sleep-5735224_800.png" length="66203" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>“Sağlık Bakanı, sağlıkta şiddet soru önergesine beş aydır yanıt vermedi!” iddiası</title>
		<link>https://egazete.de/saglik-bakani-saglikta-siddet-soru-onergesine-bes-aydir-yanit-vermedi-iddiasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 13:26:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31106</guid>

					<description><![CDATA[Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Bakanı Memişoğlu’nun sağlıkta şiddetle ilgili soru önergesine yanıt vermediğini savundu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi Dr. Kayıhan Pala; sağlıkta şiddetin önlenmesine ilişkin Sağlık Bakanı Dr. Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle 7 Ekim 2025 günü bir soru önergesi sundu.</p>



<p>“Ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakaları her geçen gün artmakta, uzun süredir yürütülen çalışmalara rağmen bu endişe verici tabloya kalıcı bir çözüm üretilememektedir” cümlesiyle başlayan önergede, TBMM’nin 24. Yasama Dönemi’nde hazırlanan ve Ocak 2013’te yayımlanan araştırma komisyonu raporundaki 66 maddelik önerilerin büyük kısmının uygulanmadığına, ayrıca sağlıkta şiddet verilerinin düzenli ve şeffaf biçimde paylaşılmadığına dikkat çekildi.</p>



<p><strong>Dr. Kayıhan Pala’nın soru önergesinde hangi maddeler var?</strong></p>



<p>Sağlıkta şiddet sorununa ilişkin Ekim 2023 ve Ağustos 2024 tarihlerinde sunulan iki soru önergesine de gerekli ve yeterli yanıtlar alınamadığı belirtilen önergede, Sağlık Bakanı Dr. Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle şu sorular soruldu: </p>



<p><em>Komisyon raporunda yer alan 66 öneriden bugüne kadar kaç tanesi hayata geçirilmiştir? Bakanlığınızın bu önerilerin uygulanmasına ilişkin hazırladığı bir rapor bulunmakta mıdır? </em></p>



<p><em>Komisyonun “Örgütsel/Kurumsal Faktörlere ve Cezalara Yönelik Önerileri” kapsamında bugüne kadar neler yapılmıştır? Komisyonun “Toplumsal ve Çevresel Faktörlere Yönelik Önerileri” kapsamında bugüne kadar neler yapılmıştır? Komisyonun “Tarafların (Hizmet Sunan ve Alan) Özellikleri, Etkileşimleri ve İletişimlerine Yönelik Çözüm Önerileri” kapsamında bugüne kadar neler yapılmıştır? </em></p>



<p><em>2013-2024 yıllarında yıllara göre Beyaz Kod sayısı kaçtır? 2013-2024 yıllarında yıllara göre Beyaz Kod verilen olguların; Sağlık hizmeti sunumu basamaklarına göre, kamu/özel sektör sağlık kuruluşlarına göre, hizmet sunulan birimlere (acil servis, poliklinik, klinik vb.) göre, cinsiyete ve yaş grubuna göre, sağlık mesleklerine göre, illere göre, şiddetin türüne göre, dağılımları nedir? </em></p>



<p><em>Bakanlığınız acil servis başvuru sayıları ile Beyaz Kod başvuruları arasındaki ilişkiyi izleyen, ölçen ve değerlendiren herhangi bir çalışma yürütmekte midir? </em></p>



<p><em>2013-2024 yılları arasında, yıllara göre Beyaz Kod olaylarının kaçı için hukuki işlem başlatılmıştır? </em></p>



<p><em>Aynı dönemde hukuki işlem başlatılan sağlıkta şiddet olgularının yıllara göre kaçı, hangi kararlarla sonuçlanmıştır? </em></p>



<p><em>2023 yılında uygulamaya konulacağı duyurulan “Sağlıkta Şiddete Karşı Eylem Planı” hangi aşamadadır? </em></p>



<p><em>Sağlıkta şiddet verilerinin Sağlık İstatistik Yıllıkları gibi kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılan raporlara eklenmesine dair bir plan bulunmakta mıdır?</em></p>



<p><p>TTB’nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi: ”Sağlık Bakanı Dr.  Kemal Memişoğlu ise soru önergesini TBMM İç Tüzüğü’nde belirlenen on beş  günlük sürede yanıtlamadığı gibi; aradan geçen beş ayda da hiçbir adım atmadı, hiçbir açıklama yapmadı. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Şubat  2022’de TBMM’de grubu bulunan siyasi partilere sunduğu sağlıkta şiddet kanun teklifi de TTB’nin ve tabip odalarının tüm açıklama, çağrı ve girişimlerine karşın dört yıldır TBMM Genel Kurulu gündemine gelmedi.TTB’nin  hazırladığı kanun teklifi; şiddet faillerine yönelik cezaların artırılması, Türk Ceza Kanunu’nda şiddet başlığı ile ayrı bir suç <br>kategorisi tanımlanması, suçların infazında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve denetimli serbestlik uygulamalarının kaldırılması, sağlık  kuruluşlarına silahla girilmesinin yasal düzenlemelerle engellenmesi  gibi düzenlemeler içeriyor. TTB ve tabip odaları, kanun teklifi <br>çerçevesinde çözüme yönelik somut adımlar atılması için TBMM’deki tüm siyasi partilerin katkı vermesini bekliyor.&#8221; (BSHA – Bilim ve Sağlık <br>Haber Ajansı)</p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/03/saglikta-siddet.jpg" length="16205" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Burun ameliyatı hakkında bilmek istedikleriniz burada</title>
		<link>https://egazete.de/burun-ameliyati-en-cok-bilmek-istedikleriniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 11:11:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[burun ameliyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31053</guid>

					<description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, rinoplasti hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Burun estetiğinde en önemli temel ilke yaş ilkesi olarak belirtiliyor. Bireyin burun estetiği ameliyatı olma konusunda yaş kriteri 18 yaş olarak ifade ediliyor. Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli  Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr Sinan Uluyol, rinoplasti ameliyatı olacak kişilerin kanuni olarak kemik yüz yapısının gelişiminin tamamlandığı yaş sınırını geçmiş olması kriterinin önemine işaret ediyor.  Bu sınırın da 18 yaş olduğunu söyleyen Uluyol, burun estetiği ameliyatları konusunda önemli bilgiler verdi. </p>



<p><strong>Burun estetiği sonrası şişlik ve morluklar normal mi?</strong></p>



<p>Burun estetiği ameliyatlarından sonra göz çevresinde ve yüzde ağrı, şişlik, morluklar olması normal mi? sorusu en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor.  Op. Dr. Uluyol, rinoplasti sonrasındaki ilk iki-üç gün özellikle göz çevresinde kırmızı, yeşil, sarı, mor renk değişiklikleri olabileceğini, bu durumlarda iyi bir buz uygulaması yapılırsa, uygun ilaç tedavisi verilirse ve başı yüksekte tutarak uyuma gerçekleştirilirse bu durumların daha hızlı bir sürede düzeleceğini söyledi.</p>



<p><strong>Rinoplasti sonrası ağrıları hakkında</strong></p>



<p>Rinoplasti ameliyatından sonra yedinci günün sonunda bu bölgede sadece ufak sarı lekeler kalacağını onların da kısa sürede kaybolacağını ifade eden Sinan Uluyol, “Yüzün tam orta kısmında zonklama tarzında bir ağrı hissedilir. Burun estetiği dokuya minimal hasar verildiği takdirde ağrı sızı duyma olasılığı da azalmış olur. Burun estetiği ameliyatları çok ağrılı ameliyatlar değildir. Iyi bir estetik ve fonskiyonel sonuç alınması hedeflenen operasyonlar da bu bahsettiğimiz durumlar çekilmesi muhtemel ufak ağrılardır” dedi. </p>



<p><strong>Kalın ciltlerde rinoplasti yapılmasının avantaj ve dezavantajları</strong></p>



<p>Kalın ciltlerde burun estetiği mümkün müdür? konusunda bilgi veren Uluyol, “Kalın ciltlerde rinoplasti ameliyatı olmak hem bir avantajdır hem de dezavantajdır.  Önce dezavantajlarını sıralamam gerekirse; kalın ciltlerde burun ucunu çok ince yapamayabiliyoruz. Cilt burnu bir yorgan gibi örttüğü için yapıları kapatıyor. Aynı zamanda kalın cilde sahip hastalarda burun ucu çok ağır olur. İyi bir teknik uygulanmaz ise burun ucunun düşme ihtimali, ince cilde göre daha fazla olabilir.  Bunun yanında kalın cilde sahip hastalar ameliyat yapıldıktan sonra 3 aylık periyotta burun ucunda normalden daha fazla şişlik yaşarlar. Demoralize olurlar”diye konuştu. “Bu kadar dezavantajı var ama avantajı var mı? diye soranlara da şunu söyleyebilirim” diyerek devam eden Op. Dr. Uluyol, “Burun estetiği ameliyatlarında, biz deyimi yerindeyse sular çekildikten sonra asıl sonucu net bir şekilde görürüz. Bu da bir, bir buçuk yıl içinde olur. Kalın ciltli hastalar biraz sabrederse sonları selamet oluyor” vurgusunda bulundu. </p>



<p><strong>Rinoplasti uygulanan hastada burun ucu düşer mi?</strong></p>



<p>Burun estetiğinden sonra burun ucu düşmesi konusuna da açıklık getiren KBB Uzmanı Op. Dr. Uluyol şunları söyledi: “Burun ucu, altında kemik yapı olmadığı için oynar bir yapıdır. Yaşla beraber bağ ve destek dokusu azalır. Zaten aslında kişiler ameliyat olmasa da yaş ilerledikçe, yaşamın gereği olarak burun ucu aşağı doğru yer değiştirir.” Rinoplasti operasyonlarında cerrahi ekibin, burun ucunu doğru yere oturtması, uygun teknikler kullanmasının burun ucunun düşmemesini sağlayabileceğini belirten Uluyol, “Bu noktada burun estetiği düşünen hastaların hekim seçiminde dikkatli olması önem arz ediyor.  Özellikle uzun dönem ameliyat sonuçlarını gördükleri, ameliyat sonuçlarının video görsellerini gördükleri ve inandıkları hekimleri seçmelerini tavsiye ediyorum” diye konuştu. </p>



<p><strong>Burun şekli tercihlerinde neye dikkat edilmeli?</strong></p>



<p>“Burun estetiğinde iki önemli nokta var” diyen Uluyol şöyle devam etti: “Her burnun ayrı bir hikayesi vardır. Bunu cerrahi ekip ameliyat sırasında anlar ve hastanın isteği doğrultusunda yapabileceği en yakın şekli verir. Fotoğraf getirip de ameliyat olmak isteyen hastalarımız var. Kişi burnunun şeklinden memnun değilse ve kendisine yakışacağını düşündüğü burun şeklini belirlemiş ise bunu öncelikle iyi araştırdığı ve önceki çalışmalarını gözlemleyebildiği bir hekime danışmalıdır. Önemli olan hekimin hastasının isteği doğrultusunda götürebileceği noktadır. Ve uzun dönem sonuçlarını göremediğiniz bir hekim ve ekibine yönelmek yanlış bir tercih olabilir. Hekim seçiminde kişilerin beğendikleri burunları ortaya çıkartan hekimleri tercih etmeleri çok önemlidir. Bir diğer unsur ise yüzyüze görüşmedir. Bir diğer tavsiyem de, ameliyat düşünenlerin en az iki tane deneyimli ekip ile görüşülme yapmaları olacaktır. Bu yöntem hastayı doğru yola ulaştırır.”</p>



<p><strong>Amaç sadece burnu iyi şekillendirmek olmamalıdır!</strong></p>



<p>Burun estetiğinde hedeflenenin sadece istenilen şeklin verilmesi olmadığının, burun sağlığının da öneminin altını çizen Op. Dr. Sinan Uluyol, “Daha iyi nefes alan daha güçlü bir burun hedeflenmelidir. Burun estetiği sırasında burun orta bölgesinde var olan devüasyon gibi durumları da çözebiliyoruz. Hemen hemen her hastada bu durumlar vardır. Örneğin, yanlarda burun eti denilen noktalara da radyo frekans uygulanır. Bunlar rutin yapılan işlemlerdir. Estetikle aynı zamanda hastada polip, sinüzit gibi durumlar varsa bunlar da operasyon sırasında giderilebilen sorunlardır” dedi. </p>



<p><strong>Rinoplasti ameliyatı teknikleri nelerdir?</strong></p>



<p>Rinoplasti ameliyatlarının açık ya da kapalı olması konusunda hastalardan çokça soru aldıklarını söyleyen Uluyol, “Bir hasta ameliyat olurken güzel şekilli bir burnu olsun, bunu uzun süre kullansın ve bu yeni burnu ile de güzel bir şekilde nefes alabilsin ister. Burada tekniğin teorik olarak hiçbir önemi yok burada önemli olan güvenilir bir cerrahi ekiptir. Düzgün uygulanan teknikte her türlü şişlik, morluk gibi unsurlar minimal düzeyde olur.” vurgusunda bulundu. </p>



<p><strong>Kıkırdak eğriliği olan hastalara hatırlatma!</strong></p>



<p>KBB Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol son olarak bir gün burun estetiği ameliyatı olması muhtemel, bu ameliyatı olmayı aklına koymu olan kişilere yönelik önemli bir hatırlatmada bulundu. Uluyol, “Biz kıkırdak eğriliği söz konusu olup, burun estetiği ameliyatı olmayı aklına koymuş hastaların, gidip septoplasti ameliyatı olmalarını asla istemeyiz. Burun kıkırdağında eğrilikler olan kişiler septoplasti ile bu eğrilikleri düzelttiriyorlar. Septoplasti ameliyatı olan bir hasta bir süre sonra burun estetiği (rinoplasti) ameliyatı da olmak isterse yeterli kıkırdak doku bulunamayacaktır. Biz burun estetiğinde kıkırdağa ihtiyaç duyarız. Kıkırdak yoksa bu yapı kulaktan ya da kaburgadan alınmak zorunda kalınacaktır. Bu alış tekniklerinin de bazı yan etkileri vardır ve bazen burundaki kıkırdak kaynağına uyumlu olmayabilirler. Bu nedenle, eğer burun estetiği olma ihtimali aklınızdan geçiyorsa lütfen burun ortasından kıkırdak ameliyatı olmayınız. İşinizi zorlaştırmayınız” uyarısında bulundu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/sinan-uluyol800.jpeg" length="113400" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Çok fazla şeker tükettikten sonra bunu yapın!</title>
		<link>https://egazete.de/cok-fazla-seker-tukettikten-sonra-bunu-yapin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 13:56:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[lifler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30994</guid>

					<description><![CDATA[Şeker krizi geldi ve geçti. Peki şimdi ne yapmalı?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şeker krizinden sonra protein, lif ve sağlıklı yağlar içeren akıllı bir öğün; iltihap önleyici sebzeler ve bol su, vücudun dengeye dönmesine yardımcı olabiliceğine dikkat çekiliyor</p>



<p>Bazen masada kalan son dilim pasta yenir. Bazen de çikolata paketi fark edilmeden biter. Ruh haline iyi gelen bu küçük kaçamaklar, vücutta aynı etkiyi yaratmayabilir.</p>



<p>Aşırı şeker tüketimi kan şekerinde hızlı bir yükseliş ve ardından ani bir düşüşe neden olur. Bu dalgalanma; halsizlik, baş ağrısı, mide rahatsızlığı ve tekrar tatlı yeme isteğiyle sonuçlanabilir. <strong>Diyetisyen Desiree Nielsen</strong>’e göre sorun tam da burada başlıyor; kan şekeri düştüğünde vücut yeniden basit karbonhidrat ister ve döngü sürer.</p>



<p><strong>DÖNGÜ NASIL KIRILIR?</strong></p>



<p>Bir sonraki öğün kritik. Uzmanlara göre hedef, kan şekerini yavaş ve dengeli yükseltecek bir kombinasyon oluşturmak.</p>



<p>Protein (mercimek, nohut, kabak çekirdeği, yoğurt, yumurta)<br>Lif (tam tahıllar, sebzeler, baklagiller)<br>Sağlıklı yağlar (avokado, zeytinyağı, keten tohumu)</p>



<p>Bu üçlü, sindirimi yavaşlatarak kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olur ve iştahı kontrol eden hormonları destekler.</p>



<p><strong>ŞİŞKİNLİĞE KARŞI İKİLİ GÜÇ</strong></p>



<p>Aşırı şeker tüketimi sonrası görülen şişkinlik hissi için en basit çözüm, <strong>su ve lif.</strong> Gün içinde 1,5–2 litre su veya şekersiz bitki çayı tüketmek ve lif oranı yüksek besinlere yönelmek sindirim sisteminin toparlanmasına yardımcı olabilir.</p>



<p>Güne tam tahıllı bir kahvaltıyla başlamak da kan şekeri dengesini yeniden kurmak için iyi bir adımdır.</p>



<p><strong>ANTI-INFLAMATUAR DESTEK</strong><br><br>Şeker, vücutta inflamasyonu artırabilir. Bu nedenle sonraki öğünlerde iltihap önleyici besinlere yer vermek öneriliyor.</p>



<p>Lahana, Brüksel lahanası, karnabahar gibi turpgiller<br>Zerdeçal ve zencefil<br>Keten ve kenevir tohumu (omega-3 kaynağı)<br>Flavonoid açısından zengin meyveler (yaban mersini gibi) iltihap önleyen gıdalar olarak kabul ediliyor.</p>



<p><strong>MİDEYİ RAHATLATAN YEŞİL DOKUNUŞ</strong></p>



<p>Mide bulantısı veya ağırlık hissi varsa, yeşil ve hafif acı sebzeler yardımcı olabilir. Önerilen basit bir tarif:</p>



<p><em>Yarım su bardağı maydanoz</em><br><em>2–3 sap kereviz</em><br><em>Bir miktar salatalık</em><br><em>Küçük bir parça taze zencefil</em><br><em>Biraz limon suyu</em></p>



<p>Blender’dan geçirilerek hazırlanan bu karışım, sindirimi destekleyebilir ve mideyi rahatlatabilir.</p>



<p>Tek bir “mucize” içecek ya da ertesi gün yapılan sert bir detoks, aşırı şeker tüketimini sihirli şekilde telafi etmez. Uzmanlara göre en etkili yaklaşım; dengeli beslenmeye geri dönmek, lif alımını artırmak ve düzenli hareket etmektir.</p>



<p>Kısacası, şeker kaçamağı olabilir. Önemli olan, sonrasında dengeyi hatırlamak.</p>



<p><strong>Odatv.com</strong> Foto: Pixabay / luckyhand2010</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/luckyhand2010-tatli2-5158702_800.jpg" length="111865" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
