FRANKFURT
Almanya’da 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı Almanya’nın dört bir yanında kutlandı. Ülkenin dört bir yanında “Önce bizim işimiz, sonra kârlarınız” mottosuyla 1 Mayıs kutlamalarına ev sahipliği yapan Alman Sendikalar Birliği, 8 saatlik iş gününden, sosyal haklar kısıtlamalarından elini çekmesini istedi. DGB Genel Başkanı Yasmin Fahimi, “Yeter artık! Bizi günah keçisi yapmak isteyenler, direnişimizi görecekler” dedi.
Frankfurt’ta DGB’nin Hauptwache meydanından başlayıp Römer’e uzanan etkinliğine Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Mike Josef’in de aralarında olduğu yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Yürüyüşte “8 saatlik iş gününden, sendikal ve sosyal kazanımlarımızdan elinizi çekin” mesajı verildi. Kutlamaya CHP Frankfurt Birliği’nden DİDF, TİP, Sol Parti Almanya, Frankfurt AKM’ye kadar pek çok Türkiye kökenli sivil toplum örgütü ve siyasi grup da büyük ilgi gösterdi.
Yaz aylarının Başbakan Merz için çok sıcak geçeceğini öngören DGB Frankfurt Başkanı Jacks, “Bu kriz değil yukarıdan ayarlanmış bir iş. Bu bir sınıf mücadelesidir. Merz, neo liberal lobinin temsilcisiydi. Şimdi de sosyal barışı ve eşitliği önemsiz bulması, zenginlerin istediklerini yerine getirmek istemesi bizi şaşırtmıyor. Merz AfD’nin oyunu yarıya indirtecekti. Kim sağ politika uyguluyor, faşistlere kırmızı halı seriyor demektir. 8 saatlik iş günü, izin, maaş artışları, sosyal haklar hepsi Merz gibi insanlara karşı mücadele edilerek kazanıldı. Biz uluslararası işçi hareketinin bir parçasıyız” diye konuştu. Jacks, Başbakan Merz’in 1 Mayıs’ı resmi tatil olarak kaldırma fikrine de sert tepki gösterdi.

Emekli aylıkları hediye değil!
Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Mike Josef de bir grup Filistin taraftarı grubun protestosu altında yaptığı konuşmada sendikal mücadelenin önemine dikkat çekti. Belediye çalışanlarının maaşlarının artmasının sendikal bir başarı olduğunu kaydeden Josef şu ifadeler kullandı: “Koruma istiyen ve bulan bir mülteci çocuğu olarak, ırkçılık, antisemitizm ile insanları kovalayanlara, insanı insan olarak kabul etmeyenlere karşı biz insanlar için varız. Bu kent bunu yapıyor. Dayanışmayı tek taraflı düşünmemenizi istiyorum. Bütün dünyada Müslüman, Hıristiyan Musevi veya hiçbir dine ait olmayan, baskı altında olan tüm insanlar için yapmanızı istiyorum. Bu insanlara desteğimiz tam. Bugün sendikaların birliği de önemli. Bir sosyal adaleti önemseyen bir devlet demokrasiyi korur. Çalışanların işleriyle hayatlarını idame etmelerini isteyen devlet, demokrasiye güven duyulmasını sağlar. Emekli aylıkları bir hediye değil, çalışanın ömürboyu verdiği emeğin küçük bir karşılığıdır. Emeklilik aylıklarını hedef alan bir kimse, çalışanların ömür boyu sarfettiği emeğine saldırmış olur. İyi maaş yaşlılıktaki fakirliğe karşı en iyi korumadır. Siyasetçilerin kendilerinin içinde olmadığı sistemde değişiklik istemesini çok garipsiyorum”

Fahimi: Direnişimizi görecekler
Nürnberg’te konuşan Alman Sendikalar Birliği Genel Başkanı Yasmin Fahimi, artık birşeylerin değişmesinin zamanı geldiğini söyledi. Fahimi, Almanya’nın derin bir ekonomik krizin içinde olduğunu, her ay binlerce çalışanın işini kaybettiğini belirterek, “İşten çıkarmalar, kapatmalar, taşınmalar ve sosyal planlar, bunlar birçok işletme için gündemi belirleyen konular. Ekonomik dinamizm yavaşladı. Bir dizi kötü haber ve krizin ardından buna kim şaşırır ki? Pandemi. Ukrayna’daki savaş.
Ticaret çatışmaları. Orta Doğu’da yeni savaşlar. Gerçekten de çok ciddi yapısal sorunlarımız var. Geleceğin teknolojilerine yapılan yatırımlar yetersiz. Kamu altyapısında yatırım birikimi var. Tamamen yeni jeopolitik gerçeklikler.
Ve açıkça şunu da söylüyorum: Kendi cebini düşünme, iş yerlerinin başka yerlere taşınması ve yönetimin bazı kesimlerinde ağır hatalar. Yani durum gayet açık: Artık bir şeyler değişmesinin zamanı geldi. Artık kısa vadeli kriz modunda hareket etmek yerine, sistemler arası rekabet ve uluslararası ilişkilerin öngörülemezliği gibi bu yeni gerçeklikle nasıl başa çıkacağımıza karar verme zamanı. İç pazarımızı nasıl koruyacağımıza, iş yerlerimizi nasıl güvence altına alacağımıza karar verme zamanı.
Sorumluluk almak ve gerçek zorluklarla yüzleşmek yerine, krizin suçlusu olarak sizi gösteriyorlar. Ve siyasetin bazı kesimleri de bu koroya katılıyor! Sermayeye boyun eğme. Ve tüm zorlukları işçilerin omuzlarına yükleme! Biz diyoruz ki: Yeter artık! Bizi günah keçisi yapmak isteyenler, direnişimizi görecekler.
Yeter artık! İşyerlerinde söz hakkımızı elimizden almaya çalışanlar,
mücadele azmimizi görecekler.
Yeter artık! Bizi birbirimize düşürmeye çalışanlar, sarsılmaz dayanışma gücümüzü hafife alıyorlar.
Sorun biz değiliz, çözümün önkoşuluyuz! Ve bu yüzden diyoruz ki: Önce bizim işimiz, sonra kârlarınız!“ dedi.

Siyasetçilerden somut talep
Siyasetçilere „somut olarak bu krizlerin gerçek nedenleri üzerinde çalışın ve
iş ve sosyal haklarımızla oynamayın“ diye seslenen Fahimi konuşmasına şöyle devam etti:
„Sekiz saatlik çalışma gününü ortadan kaldırmaya yönelik girişim bir skandaldır. Zaten bugün bile birçok çalışanın iş hayatı, artan performans baskısı, sürekli ulaşılabilir olma zorunluluğu, vardiyalı ve hafta sonu çalışmasıyla şekillenmektedir.
Sekiz saatlik çalışma gününün sağladığı koruma olmazsa, işverenler gelecekte çalışanlardan 13 saate kadar çalışma süresi talep edebilirler. Bu, bugün zaten var olan sömürü modellerinin yasallaştırılmasıdır; hepimizin kargoculuk hizmetlerinde ve başka yerlerde zaten gördüğü gibi.
Çalışma Süresi Yasası’nı gevşetenler, işi daha verimli hale getirmez, sadece daha sağlıksız ve daha güvensiz hale getirir. Ve zaten çalışma süresi tartışmasının daha da genişlediğini görüyoruz:
Daha uzun günlük çalışma saatleri görünüşe göre yeterli değil. Bay Söder, sizin bu kadar mızmızlanmamanızı ve haftada bir saat daha fazla çalışmanızı istiyor. Tatil günlerinin kaldırılması gerektiği şeklindeki çılgın öneri defalarca gündeme geliyor. Ve tabii ki hepimiz emekli olana kadar daha uzun süre çalışmalıyız.
Siyaset, işverenlere bir iyilik borçluymuş gibi davranıyor. Sanki sizin yetersiz çalışma isteğiniz krizin sebebiymiş gibi davranıyor. Sanki işinizle gurur duymuyormuşsunuz gibi davranıyor ve bunu size hatırlatmak zorunda gibi davranıyor.
Ama size asıl meselenin ne olduğunu söyleyeyim: sadece kâr! İş yükünü daha da yoğunlaştırmak ve
daha fazlasını sıkıştırmak. Son olarak da, kadrolu işgücünü daha da azaltmak.“

