<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür ve Sanat &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/kultur-ve-sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Oct 2026 18:43:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.10</generator>
	<item>
		<title>Menderes Samancılar: Özgür basın olmadıkça özgür ülke olmaz</title>
		<link>https://egazete.de/menderes-samancilar-ozgur-basin-olmadikca-ozgur-ulke-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2026 18:43:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Portakal]]></category>
		<category><![CDATA[basın özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Menderes Samancılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=32011</guid>

					<description><![CDATA[63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, açılış töreniyle başladı. Onur Ödülü’nü alan Menderes Samancılar, ödülünü basın emekçilerine adayarak “Özgür basın olmadıkça özgür ülke olmaz” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, geleneksel kortejin ardından Antalya Spor Salonu’nda düzenlenen törenle başladı.</p>



<p>31 Ekim’e kadar sürecek festivalin açılışında Tilbe Saran ve Menderes Samancılar’a Onur Ödülü, Suzan Kardeş ve Abdurrahman Keskiner’e Sinema Emek Ödülü verildi. Gecede sinema emekçilerinin yanı sıra ifade özgürlüğü, toplumsal adalet ve savaşların yarattığı yıkım da gündeme geldi.</p>



<p><strong>Menderes Samancılar&#8217;dan özgür basın vurgusu </strong></p>



<p>Onur Ödülü’nü oyuncu Berkay Ateş’in elinden alan Menderes Samancılar, konuşmasında maden işçilerinden emeklilere, depremzedelerden yoksullara kadar toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekti.</p>



<p>Samancılar, ödülünü basın emekçilerine adadığını belirterek, “Şu anda ciddi mücadele veren pek çok kesim var ancak bu ödül; başta Murat Ağırel olmak üzere basın emekçilerine! Özgür basın olmadıkça özgür ülke olmaz; yaşasın özgür basın!” dedi.</p>



<p>Samancılar’a ödülünü sunan Berkay Ateş ise usta oyuncunun sanat yaşamı boyunca emekçilerin, ezilenlerin ve hak arayanların sesi olduğunu vurguladı. </p>



<p><strong>Tilbe Saran&#8217;dan tutuklulara özgürlük çağrısı</strong></p>



<p>Gecenin diğer Onur Ödülü sahibi Tilbe Saran, ödülünü yönetmenler Mehmet Binay ve Caner Alper’in elinden aldı. Konuşmasında sanatın toplumsal işlevine dikkat çeken Saran, “Sanat, betonu delip bize selam çakan çiçektir” dedi.</p>



<p>Saran, sinemanın unutulanları görünür kılma gücünü vurgulayarak, “Bugün haksız yere hapiste yatan milletvekilleri, gazeteciler, hukukçular, şehir planlamacıları, sinemacılar, bürokratlar, belediye başkanları, akademisyenler ve insan hakları aktivistlerinin bir an önce limon kabuğu kokusu ve çiçeklere kavuşması dileğiyle” ifadelerini kullandı. </p>



<p><strong>Savaşın gölgesinde sinema </strong></p>



<p>Açılışta konuşan Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, festivalin bu yılki “Daima” sloganına dikkat çekti. Özdemir, “Sinemaya duyduğumuz sevgi geçici değil, Antalya’nın sanatla kurduğu bağ geçici değil, Altın Portakal’a sahip çıkma irademiz geçici değil” dedi.</p>



<p>Festivalin “Kökler – Kamera ve Işık” başlıklı özel bölümünde Lübnan, İran, Filistin ve Ukrayna’dan 13 filmin gösterileceğini belirten Özdemir, savaş koşullarında üretimlerini sürdüren sinemacıların hikâyelerine odaklanacaklarını söyledi.</p>



<p>Özdemir, “Hiçbir savaş sıradan değildir, hiçbir çocuğun ölümü bir haber başlığından ibaret değildir” diyerek sinemanın savaşların yarattığı yıkımı görünür kılmadaki rolünü vurguladı.</p>



<p>Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Derviş Zaim de ilk filmi Tabutta Rövaşata ile 1996 yılında Altın Portakal’da ödül aldığını hatırlattı. Zaim, festivalin 63 yıllık birikimine layık olmaya çalışacaklarını belirtti. </p>



<p><strong>Suzan Kardeş: Kızım bensiz büyüdü</strong></p>



<p>Sinema Emek Ödülü’ne değer görülen Suzan Kardeş, ödülünü yönetmen Ömer Faruk Sorak’ın elinden aldı. Sinemaya verdiği emeğin kişisel yaşamındaki karşılığına değinen Kardeş, “Kızım bensiz büyüdü, ben onsuz yaşlandım ama sinema aşkı hiç bitmedi” dedi. Kardeş, ödülünü birlikte çalıştığı set emekçilerine adadı.</p>



<p>Sinema Emek Ödülü’nün diğer sahibi yapımcı Abdurrahman Keskiner ise ödülünü Suna Yıldızoğlu’ndan aldı. Sinemada 60 yılı geride bıraktığını belirten Keskiner, geçmişte filmlerin sansür ve yurt dışına çıkarılma süreçlerinde karşılaştığı engelleri anlattı.</p>



<p>Umut filmini yurt dışına gönderdiği için üç yıl mahkemelerde uğraştığını söyleyen Keskiner, yeni kuşak sinemacıların uluslararası başarılarından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Demek ki yaptıklarımız boşa gitmemiş” dedi.</p>



<p><strong>Leyla Smyrna ve Cem Yiğit Üzümoğlu&#8217;na başarı ödülü</strong></p>



<p>Festivalin Genç Başarı Ödülleri, Leyla Smyrna Cabas ve Cem Yiğit Üzümoğlu’na verildi. Ödülünü Derviş Zaim’den alan Cabas, kız çocuklarının ve kadınların karşılaştığı eşitsizliklere dikkat çekerek, “Umarım bütün genç kızlar hayallerini gerçekleştirme fırsatı bulur ve umarım bir gün bunun için şanslı olmak gerekmez” dedi.</p>



<p>Ödülünü Şenay Gürler’in elinden alan Cem Yiğit Üzümoğlu ise başarısında emeği bulunan ailesine, hocalarına ve meslektaşlarına teşekkür etti. Üzümoğlu, kendilerine açılan yolu gelecek kuşaklara aktarmanın önemini vurguladı.</p>



<p>Festivalin Sinemaya Katkı Ödülü ise Beşiktaş Kültür Merkezi’ne (BKM) verildi. Ödülü kurum adına Ersin Korkut ve Ezgi Mola aldı. Mola, BKM’nin bir parçası olmaktan duyduğu gururu dile getirdi. birgun.net</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/altin-portakal1026-800.png" length="409839" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Frankfurt&#8217;ta Türk &#8211; Alman Kültür ve Sanat Festivali</title>
		<link>https://egazete.de/frankfurtta-turk-alman-kultur-ve-sanat-festivali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 14:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31947</guid>

					<description><![CDATA[Farklı ülkelerden sanatçılar, Uluslararası Türk Alman Kültür ve Sanat Festivali kapsamında Frankfurt'ta biraraya geldi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Frankfurt&#8217;ta Internationales Theater&#8217;de gerçekleşen KULTÜR 2026 – Uluslararası Türk-Alman Kültür ve Sanat Festivali,  yoğun izleyici ilgisi ve coşkulu bir atmosfer eşliğinde gerçekleşti. Almanya Türk Expatlar e. V. tarafından düzenlenen festivalde müzik, edebiyat ve dans farklı kültürlerden konukları buluşturdu.</p>



<p>Uluslararası sahne programında Fırat Cem Tuncel &amp; Band, Muhabbet ve Tuanelle’nin yanı sıra Azerbaycan’dan Könül Gasimova, Kazakistan’dan Adylkhan Sairanuly Zhaksybayev, Kırgızistan’dan Zhyldyz Taalaibekova, İrlanda’dan Derek Robinson, Polonya’dan Urszula Abrahamchuk, Almanya’dan Uta Desch ve Tataristan’dan Adelya Abadeli yer aldı. Çek yazar Kateřina Tučková edebiyat söyleşisinde okurlarla buluştu. Ana sahne moderasyonunu Rana Ayhan-Tuncel üstlendi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival3-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31952" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival3-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival3-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival3-800-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Kultur Awards &#8211; Altın Ü ödülleri verildi</strong></p>



<p>Festivalin KULTUR Awards – Altın Ü ödülleri beş kategoride sahiplerini buldu: MUSIC – Aziza Mustafa Zadeh; STORY – Emine Sevgi Özdamar; MEDIA – Esra Karakaya; IMPACT – Micha Fritz; BRIDGE – Bülent Ceylan. Aziza Mustafa Zadeh törene bizzat katıldı; Micha Fritz ile Bülent Ceylan video mesajlarıyla festivale seslendi.</p>



<p><strong>Diplomatlar ilgi gösterdi</strong></p>



<p>Festivalin diplomatik konukları arasında Türkiye Cumhuriyeti Frankfurt Muavin Konsolosu Gökay Özütürk, Bosna-Hersek Frankfurt Başkonsolosu Nermin Mešinović, Tayland Frankfurt Başkonsolosu Nattapong Lathapipat, Tunus Düsseldorf Başkonsolosu Mustapha Ziri, Cezayir Konsolosu Amar Benaicha, Moldova Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Ion Bulmaga, Malezya Frankfurt Konsolosu ve Şansölye Başkanı Leong Wei Jiea ile Kırgızistan Frankfurt Konsolosluğu Başkanı Ermek Sarybaev yer aldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="444" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival9-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31954" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival9-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival9-800-300x167.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival9-800-696x386.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Frankfurt Belediye Meclisi Başkan Yardımcısı Hilime Arslaner, Offenbach Yabancılar Meclisi Başkanı Naime Demirezen ve Wiesbaden Yabancılar Meclisi eski Başkanı İbrahim Kizilgöz de festivale katıldı. Jüri üyelerinden Ayten Akyıldız ve Boran Duman programı yerinde izledi. Uluslararası katılımcılar arasında Bulgaristan–Türkiye bağlantısıyla Rıdvan Özgür de yer aldı.</p>



<p><strong>&#8216;İnsanlar doğdukları yerle sınırlandırılmasın&#8217;</strong></p>



<p>Festival Direktörü Fırat Cem Tuncel açılış konuşmasında, sanatın kültürler arasında kurduğu bağa ve insanların sesinin doğdukları yerle sınırlandırılmaması gerektiğine değindi. Tuncel konuşmasında &#8220;Bir müzisyen olarak kültürün ve sanatın insanları birbirine nasıl yakınlaştırdığını çok iyi biliyorum. Bir şarkının, bir hikâyenin, sahnede paylaşılan bir anın ne kadar büyük bir güce sahip olduğunu biliyorum. Türk toplumunun kültürel zenginliğine inanıyorum. Sanatçılarımızın yaratıcı gücüne inanıyorum. Farklı kültürlerden insanlarla bir araya geldiğimizde neler başarabileceğimize inanıyorum. Ve bugün burada, bu inancımızı gerçeğe dönüştürmek için bulunuyoruz. Bugün sahnemizde, kendi yollarını çizmiş, eserleriyle insanlara ulaşmayı başarmış birbirinden değerli sanatçılar yer alıyor. Her biri kendi yeteneğini, birikimini, deneyimini ve dünyasını bu festivale taşıyor. Onları aynı sahnede buluşturarak yeni yeteneklere de kapılar açmak istiyoruz.Yeni ortak projelerin doğmasını, eserlerin başka ülkelerde de kendi izleyicisiyle ve dinleyicisiyle buluşmasını istiyoruz&#8221; ifadelerine yer verdi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="448" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival8-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31955" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival8-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival8-800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/kultur-festival8-800-696x390.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Fırat Cem Tuncel ve Azerbaycanlı müzisyenlerin birlikte seslendirdiği “Türk Elleri Marşı” salondaki coşkuyu artırdı. Kapanış, Azerbaycanlı sanatçıların müzik ve dans gösterileriyle gerçekleşti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/KULTUR2026_Azerbaijan_Turkiye_Ortak_Sahne800.jpg" length="119742" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Türk Kültür Merkezi&#8217;nde kültürel ziyafet</title>
		<link>https://egazete.de/turk-kultur-merkezinde-kulturel-ziyafet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 18:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[Sözden Sese]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kültür Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31927</guid>

					<description><![CDATA[Frankfurt&#8217;ta Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’nun kitap fuarı çerçevesinde kent içinde vatandaşlarımıza yönelik “Sözden Sese: Türk Kültürünün İzinde“ etkinliği düzenlendi. Etkinlik, her biri kendi alanının ustaları olan sanatçıların katılımıyla bir şölene dönüştü.Tiyatro sanatçısı ve eğitmeni Mehmet Tahir İkiler’nin meddah, kukla ve karagöz gösterisini, önce genç sanatçı Leyla Duru’nun kemanıyla seslendirdiği Türk müziğinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Frankfurt&#8217;ta Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’nun kitap fuarı çerçevesinde kent içinde vatandaşlarımıza yönelik “Sözden Sese: Türk Kültürünün İzinde“ etkinliği düzenlendi. Etkinlik, her biri kendi alanının ustaları olan sanatçıların katılımıyla bir şölene dönüştü.<br>Tiyatro sanatçısı ve eğitmeni Mehmet Tahir İkiler’nin meddah, kukla ve karagöz gösterisini, önce genç sanatçı Leyla Duru’nun kemanıyla seslendirdiği Türk müziğinin sevilen, bilinen parçalarının başarılı yorumlarında oluşan konseri, ardından da usta müzisyenler Ali Fuat Aydın (bağlama), Aslı Kurt Aydın (vokal) ve Prof. Dr. Cenk Güray‘ın (divan sazı) zeybek havaları programı izledi.<br>Etkinlik Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Nagihan İlknur Akdevelioğlu’nun selamlaması ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç. Dr. Zeki Erarslan’ın, 1983 yılında kurulan merkezi tanıttığı ve Türk kültürünün dünyadaki izleri üzerine açıklamalarını da içeren sunumuyla başladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="426" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-5-600.jpeg" alt="" class="wp-image-31929" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-5-600.jpeg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-5-600-300x213.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p>“DEĞERLERİMİZİN FARKINA VARMAMIZ ÇOK KIYMETLİ“</p>



<p>Etkinliğin Frankfurt’taki kitap fuarı vesilesiyle gerçekleştirildiğini belirten Başkonsolos Akdevelioğlu, özetle şunları söyledi:<br>“Dünya böyle bu kadar hızlı ilerlerken ve aslında tüm kimlikler zayıflarken; ulusal, millî kimlikler, dinî kimlikler, cinsiyetler çok değişik bir dönemden geçerken bizlerin kendi değerlerimizi, kendi kimliğimizi yeniden keşfetmemiz, inşa etmemiz, bunların farkına varmamız çok kıymetli. Çünkü gerçekten her ne kadar çok fazla bilgi sahibi olmasak da o kadar derin, o kadar muazzam bir zenginliğimiz var ki. Türk medeniyeti, dünya medeniyetinin kıymetli, renkli, dediğiniz gibi müstesna parçalarından bir tanesi. Biz zenginiz esasen. Bunu böyle aslında çok insani duygularla söylüyorum. Biz böyleyiz, bu bizim zenginliğimiz ve bu çok güzel. Tıpkı diğer medeniyetlere duyduğumuz saygı gibi, onların renklerine, onların katkılarına duyduğumuz saygı gibi biz de çok zenginiz gerçekten.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="409" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31932" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800-300x153.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800-696x356.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ’NİN ÇALIŞMALARI<br>Doç. Dr. Erarslan da konuşmasında Atatürk Kültür Merkezi’nin çalışmalarından ve önümüzdeki döneme yönelik projlerinden örnekler verdi.<br>Erarslan’ın verdiği örneklerin başında Türkiye&#8217;nin kültürel mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla yürütülen Türk Masal Külliyatı (TÜMAK) projesini geliyor. (https://masal.gov.tr/)<br>Türkiye‘nin pek çok Avrupa ülkesinden daha fazla bir masal birikimine sahip olduğuna işaret eden Erarslan, “Bunlar bize ait ve bizden masallar. Çocuklarımızın bilinçaltına iyilik, doğruluk, dürüstlük, adalet ilkeleriyle kuşatan çok sayıda masallarımız var. Bu masallarda Anadolu irfanından, ilminden yansımalar vardır. Bunları çağın gerektirdiği teknolojiyle değerlendirdik. Şu an App Store ve Play Store&#8217;dan hepiniz ücretsiz bir şekilde bu masallar uygulamamızı indirebilirsiniz“ dedi.<br>Türkiye&#8217;nin yedi bölgesinden binlerce geleneksel masalın derlendiği, 21 farklı yerel ağızla tek bir veri tabanında toplanan masalların İngilizce’den Japonca’ya sekiz farklı dile de çevrildiğini vurgulayan Erarslan sözlerini şöyle sürdürdü: “Masallarımızdan sadece çocuklarımızın değil, aynı zamanda dünya çocuklarının da istifade etmesini, onların da haberdar olmasını önceliklendirdik. Devlet Demiryolları‘nın hızlı tren seferlerinde bu masallar yerini aldı. En son Türk Hava Yolları ile de görüşmeler yapıyoruz ve bu görüşmelerin sonucunda Planet uygulamasında da bu masallar yerini almış olacak. Hayalimiz şu: Bir Japon çocuk İstanbul&#8217;dan uçağa bindiğinde Tokyo&#8217;ya kadar Türk masalını Japonca olarak dinleyecek. Bu bizim aslında kültürümüze yaptığımız bir hizmet. Çünkü o metin içerikleri gerçekten en iyi akademisyenlerin, psikologların, pedagogların gözetiminden geçerek güvenilir içerik haline geldikten sonra paylaşılan çalışmalar.&#8221;<br>Erarslan, sunumunda dünya medeniyetinde kalıcı izler veren, devlet ve düşünce hayatına veren, yön veren büyüklerimiz hayatlarını ele alan geniş kapsamlı çalışmaları yayınlamaya da devam ettiklerini söyledi, örneğin tıp bilimine büyük katkıları olan İbn-i Sina’nın ya da Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in yaşamları üzerine çalışmaların sürdüğünü kaydetti.<br>Sunumunu &#8220;Bir de Türk mutfağı projemiz var“ diyerek sürdüren Erarslan, “Son zamanlarda hepimizi üzen bir olgu var. Biliyorsunuz Türk mutfağına ait yemekler belli ülkeler tarafından ele geçirilmek isteniyor, yani ‘bize ait‘ deniliyor. Projemiz, Türk mutfağının dünya mutfaklarındaki etkisini de akademik çalışmayla ve ilgiyle desteklenen, bilgi ve belgeyle desteklenen çalışmalara dayanıyor“ dedi.<br>Türk mutfak kültürünü dijital ortama taşıyan bu projeyi kurumun kendi bilgisayar mühendisleri ve yazılımcıların çalışmalarıyla sürdürdüklerini belirten vurgulayan Erarslan, “Türk mutfak kültürünün dijital ansiklopedisini, dijital atlasını hazırlıyoruz. Bir Türkiye haritası düşünün. İşte o Türkiye haritasında ilgili şehre gittiğiniz zaman oranın yöresel yemeklerini, yemeklerin tarifini, kullanılan malzemeyi göreceksiniz.&#8221; dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="321" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31930" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800-300x120.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800-696x279.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>“GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU“</p>



<p>Türkiye’de geleneksel Türk tiyatrosunun ve meddahlık sanatının önde gelen temsilcilerinden ve eğitmenlerinden Tahir İkiler Hocamız, karagöz ve hacıvat, kukla gösterileri ve meddahlık üzeine konukları hem bilgilendirdiği, hem de bizzat icra ettiği programıyla özellikle minik izleyecilerin hayranlığını kazandı.<br>Halen İsviçre’de keman eğitimini sürdüren ve başta 2022 yılında Fransa’da aldığı birincilik olmak çok sayıda saygın ödüllü genç virtüöz Leyla Duru’nun solo konserini uzun yıllardır zeybek havaları üzerine hem çok önemli akademik çalışmalara imzalarını atan, hem de bu müziğin ülkemizdeki ustaları arasında yer Ali Fuat ve Aslı Kurt ile Prof. Dr. Cenk Güray’ın konseri izledi. Dinleyicilere Ege bölgemizden, Ege adalarından ve Ege Denizi’nin karşı kıyısından zeybek türkülerinin zengin tarihsel arka planına ilişkin bilgi birikimlerini de aktaran üç sanatçı yorumlarıyla gönülleri fethetti.<br>Frankfurt Kültür Merkezi’nde zengin içerikli kültürel çalışmalara bizzat katılan ve destek veren ve bunların devam edeceğine işaret eden Başkonsolos Akdevelioğlu, “Sözden Sese“ başlıklı etkinliği şöyle değerlendirdi:</p>



<p>“İNSANLIĞIN ORTAK KÜLTÜREL MİRASINA KATKILAR“</p>



<p>“Frankfurt Kitap Fuarı gibi dünyanın dört bir yanından kültürleri, dilleri, fikirleri ve edebiyatları buluşturan uluslararası bir platform vesilesiyle vatandaşlarımız için gerçekleştirdiğimiz bu etkinlik, Türk kültür ve medeniyetinin zenginliğini paylaşmak ve insanlığın ortak kültürel mirasına katkılarını yeniden hatırlamak bakımından ayrı bir anlam taşıyor.<br>Çünkü medeniyet, yalnızca taşlara, yapılara ve yazılı eserlere kazınan izlerden ibaret değildir. Medeniyet; bir toplumun söylediği sözde, yaktığı türküde, anlattığı hikâyede, yazdığı şiirde ve nesilden nesile aktardığı değerlerde yaşar.<br>Söz, insanın düşüncesini ifade eder. Ses, ona ruh verir. Kültür ise bu söz ve sesin zaman içinde bir medeniyet hafızasına dönüşmesidir.<br>Türk medeniyetinin izlerini de bu geniş hafızanın içinde görmek mümkündür. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya ve Avrupa’nın farklı coğrafyalarına uzanan tarihî yolculuğumuz boyunca Türkçe; şiirin, hikmetin, edebiyatın ve düşüncenin dili olmuştur.<br>Yunus Emre’nin insan sevgisini merkeze alan dizelerinde evrensel bir çağrıya, Mevlânâ’nın düşüncesinde insanı ve varoluşu anlamaya yönelik derin bir arayışa, Dede Korkut hikâyelerinde ise ortak hafızamızı besleyen değerlerimize tanıklık ederiz. Türk musikisi de makamları, ezgileri ve kendine özgü ifade gücüyle bu kültürel birikimin duygulara tercüman olan sesidir.<br>Bu mirasın en kıymetli özelliklerinden biri, yalnızca geçmişe ait olmamasıdır. Türk kültürü, farklı medeniyetlerle kurduğu temaslar sayesinde zenginleşmiş; kendi özgün kimliğini korurken karşılıklı etkileşime de açık olmuştur. Bu yönüyle kültürümüz, insanlığın ortak birikimine katkı sunan canlı bir medeniyet geleneğidir.<br>Bugün bu mirası Frankfurt’ta konuşuyor olmamız da son derece anlamlıdır. Farklı dillerin, kültürlerin ve düşünce geleneklerinin buluştuğu Frankfurt, kültürel diyaloğun ve karşılıklı anlayışın önemini her gün yeniden ortaya koymaktadır. Frankfurt Kitap Fuarı ise sözcüklerin sınırları aşabildiğini, edebiyatın toplumlar arasında köprüler kurabildiğini ve bir hikâyenin dünyanın farklı köşelerinde insanları bir araya getirebildiğini gösteren eşsiz bir platformdur.“</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="411" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31931" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800-300x154.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800-696x358.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>“TANITMAK KADAR PAYLAŞMAK DA ÖNEMLİ“</p>



<p>“Özellikle Türkiye ile Almanya arasındaki köklü insani ve kültürel bağlar düşünüldüğünde, bu tür etkinliklerin ayrı bir değer taşıdığına inanıyorum. Kültürümüzü tanıtmak kadar, onu paylaşmak; kendimizi anlatmak kadar, birbirimizi dinlemek de önemlidir. Zira gerçek kültürel etkileşim, yalnızca kendi sesimizi duyurmakla değil, başkalarının seslerine de kulak vermekle mümkündür.<br>Bu anlayışla, etkinliği düzenleyen Atatürk Kültür Merkezi’ne ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Kültür ve sanatın toplumlar arasında dostluk ve anlayışı güçlendiren rolüne katkı sunan bütün girişimleri kıymetli buluyoruz.<br>Sözün sese, sesin hafızaya, hafızanın ise ortak bir medeniyet bilincine dönüştüğü bu anlamlı buluşmanın hepimiz için ilham verici olmasını diliyorum.<br>Dileğimiz, Türk medeniyetinin zengin sesinin dünyanın kültür korosunda hak ettiği yerle yankılanması; bu sesin farklılıkları ayrılığa değil, karşılıklı anlayışa ve ortak insanlık değerlerine dönüştürmesidir.“ (gk)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-7-800.jpeg" length="104095" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>“Konuk işçi edebiyatı”ndanAlman edebiyatına doğru</title>
		<link>https://egazete.de/konuk-isci-edebiyatindanalman-edebiyatina-dogru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[göç edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31915</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’ya Türkiye’den işgücü göçüyle ortaya çıkan edebiyatın gelişimi Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda 65’nci yılında ele alındı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Almanya’ya işgücü göçünün edebiyattaki izlerini araştıran Prof. Dr. Yakup Çelik, 65 yıllık göç sürecinde Türkiye’den ve Almanya’dan yazarların verdiği edebi ürünlerin sürekli değişim gösterdiğine işaret ederek, bu edebiyatın ileride Alman edebiyatının bir parçası olacağını söyledi.</p>



<p>Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen “Almanya’ya Türk Göçünün Edebiyattaki İzleri” panelinde bu yıl 65’nci yılında olduğumuz Türkiye’den Almanya’ya göç süreci ve bu dönemde ortaya çıkan edebiyat ele alındı.</p>



<p>Fuarda Türkiye’yi temsil eden Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen panele Türkiye’den Prof. Dr. Emel Topçu (Ankara) ve Prof. Dr. Yakup Çelik (İstanbul) ile Almanya’dan Dr. Latif Çelik katıldı.</p>



<p>Prof. Topçu’nun göç sürecinde kadınların rolüne ve Dr. Latif Çelik’in Almanya’ya göçün geneline ilişkin, 65 yıllık göçün çeşitli aşamalarından görüntüler eşliğinde yaptığı genel değerlendirmeden sonra halen göçün edebiyat bağlamında değerlendirmesini yapan Prof. Çelik, “İlk dönem yazarlarımız sadece roman ve öykü yazıyorlardı. İkinci kuşak bunların yanına şiiri de eklediler. Günümüzde artık her alanda çok değerli ürünler veriyorlar” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="631" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31916" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800.jpeg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800-300x316.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p>Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün Başkanı olan Prof. Çelik, 65 yıllık süreç içindeki edebi gelişmeleri önce “konuk işçi edebiyatı”, sonra “göçmen edebiyatı” ve en sonra da “kültürlerarası edebiyat” başlıkları altında, bu alanlara ilişkin yazarlardan örnekler vererek anlattı.</p>



<p>Edebiyattaki gelişmelerin sosyolojik, kültürel ve ekonomik değişimlerden etkisinde sürekli gelişim gösterdiğini ve bunun henüz sağlam bir temele oturulamadığına işaret eden Prof. Çelik, “1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. Ancak bu edebiyatın ekseriyetinin Almanya’nın bağrında geliştiğini, zamanla iki dilli ve çok kültürlü bir safhaya geçtiği de belirtilmelidir. Bu gelişmeleri Almanya’daki Türklerin, kendileri var etme, kimliklerini sergileme kaygısı etrafından değerlendirmek gerekir” dedi.</p>



<p>İlk yazarların karşılaşılan uyum zorluklarına, yeni yaşam tarzı karşısındaki bocalamaları, vatan özlemlerini işlediklerini kaydeden Prof. Çelik, “konuk işçi edebiyatı” olarak tanımladığı bu döneme damgasını vuran yazarlar arasında Bekir Yıldız, Yüksel Pazarkaya, Gülten Dayıoğlu, Füruzan, Nevzat Üstün, Fakir Baykurt, Habib Bektaş, Aras Ören, Abbas Sayar, Fethi Savaşçı, Güney Dal, Necati Tosuner, Füruzan, Fakir Baykurt, Kemal Yalçın, Dursun Akçam isimlerinin öne çıktığını belirtti.</p>



<p>Göç çerçesinde oluşn edebiyatın ikinci kuşağında ise ağırlıklı olarak Almanya’da doğup büyüyen nesillerin çok kültürlü dünyasının işlendiğini belirten Prof. Çelik’e göre bu dönemin öne çıkan yazarları şöyle: Yaşar Miraç, Yücel Feyzioğlu, Aysel Özakın, Renan Demirkan, Zehra Çırak, Feridun Zaimoğlu, Zafer Şenocak, Saliha Scheinhardt, Nevfel Cumart, Yade Kara, Akif Pirinçci.<br>Prof. Çelik, “kültürlerarası edebiyat” kavramı altında ele aldığı üçüncü aşamanın aktörlerinin de Almanya’ya ilk gelen işçilerin torunları olan ve genellikle Almanca yazanlardan oluştuğunu vurguladı.</p>



<p>Bu yazarların eserlerinin Türk edebiyatı bağlamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceğinin de tartışma konusu olduğunu belirten Prof. Çelik’e göre bu süreçte öne çıkan isimler de şöyle:<br>Feridun Zaimoğlu, Alev Tekinay, Zehra Çırak, Osman Engin, Selim Özdoğan, Safiye Can, Hatice Akyün, İris Alanyalı, Çiğdem Toprak, Deniz Ohde, Fikri Anıl Altıntaş.</p>



<p>Bunların Almanca yazan ve Almanya’nın popüler yayınevlerince basılan yazarlar olduğuna işaret eden Prof. Çelik sunumunu şöyle sonlandırdı:<br>“Bunlardan en dikkat çekici olanı Fikri Anıl Altıntaş. Son romanı Zwischen uns liegt August (Aramızda Ağustos Yatıyor) romanı, nesiller arasındaki göçe, Almanya’ya farklı kültürlere bakış açısını değerlendirmek bakımından oldukça önemli. Nine ile torun arasındaki farklılıklar, Almanya’ya göç etmiş 65 yıllık sürecin oluşturduğu nesiller arasındaki fark gibidir.“</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800.jpeg" length="136189" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Almanya’ya işçi göçünün 65. yılının edebiyat bağlamında değerlendirilmesi</title>
		<link>https://egazete.de/almanyaya-isci-gocunun-65-yilinin-edebiyat-baglaminda-degerlendirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:09:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31908</guid>

					<description><![CDATA[1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Prof. Dr. Yakup Çelik</strong><br><em>Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü Başkanı</em></p>



<p>Yabancı bir toplum içerisinde Türk insanlarının yaşadığı uyum sorunları zaman içerisinde edebiyatta da yansımasını bulacaktı. Yıllar içinde “Konuk İşçi Edebiyatı”, “Göçmen Edebiyatı” “Kültürlerarası Edebiyat” gibi isimlerle anılan çeşitli türlerde edebiyat metinleri oluşturan bu gelişme bir türlü sağlam bir temele oturtulamamıştır. Çünkü bir mekâna veya bir dile ait değildi. Sosyolojik, kültürel ve ekonomik değişimlerin kıskacında gittikçe değişen bir çizgisi bulunmaktaydı.<br>Almanya’ya göçün Türkiye’de yaşayan ve Türk edebiyatında haklı yer edinmiş yazarlar açısından da son derece önemliydi. Onların yaşadıkları ve içine düştükleri uyum sorununu bazen komik bazen de toplumsal ironi açısından işlediler.<br>1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. Ancak bu edebiyatın ekseriyetinin Almanya’nın bağrında geliştiğini, zamanla iki dilli ve çok kültürlü bir safhaya geçtiği de belirtilmelidir. Almanya’daki Türklerin, kendileri var etme, kimliklerini sergileme kaygısı etrafından değerlendirmek gerekir bu gelişmeleri.<br>Göç sürecinin ilk temsilcileri, bilmedikleri bir topluma karşı uyum zorluğu yaşadılar. Bilmedikleri bir dil, alışkın olmadıkları bir yeme – içme, hiç görmedikleri bir yaşama tarzı karşısında bocaladılar. Dolayısıyla ilk yazarlar da vatan özlemi ile bu temaları işlediler. Almanya’ya göç ve problemlerini işleyen yazarlar arasında Almanya’da bulunmuş olanlarla birlikte oraya hiç gitmeyenler de vardır. İlk kuşak yazarları arasında Bekir Yıldız, Yüksel Pazarkaya, Gülten Dayıoğlu, Füruzan, Nevzat Üstün, Fakir Baykurt, Habib Bektaş, Aras Ören, Abbas Sayar, Fethi Savaşçı, Güney Dal, Necati Tosuner, Füruzan, Fakir Baykurt, Kemal Yalçın, Dursun Akçam isimleri öne çıkmaktadır.<br>Bekir Yıldız’ın otobiyografik karakterli Türkler Almanya’da’dan sonra Güney Dal’ın E 5 ve İş Sürgünleri dikkat çekici romanlardır. Bu dönemin romanlarında siyasi söylemler dikkat çeker. İşçilerin hakları, yetkililerin duyarsızlığı sık sık dile getirilir. Yalnız Türkiye’den giden işçilerin değil, toplumcu yazar olmanın gereği olarak, Almanya’da çalışan diğer yabancı işçilerin yaşadığı problemlere de değinirler.<br>Almanya’ya göç çevresinde oluşan edebiyatın İkinci kuşağı ise her iki dili de bilmekle beraber Türk ve Alman kültürü arasında bocalayanlardan oluşur. Almanya’da doğup büyüyen nesillerin çok kültürlü dünyası işlenir. Bir bakıma kendi uyum problemlerini kendileri dile getirmeye başlarlar. Hatta eserlerin bir kısmı Almanca kaleme alınmaya ve yayımlanmaya başlar. Bu yazarlar: Yaşar Miraç, Yücel Feyzioğlu, Aysel Özakın, Renan Demirkan, Zehra Çırak, Feridun Zaimoğlu, Zafer Şenocak, Saliha Scheinhardt, Nevfel Cumart, Yade Kara, Akif Pirinçci, v.b.</p>



<p>Almanya’ya göç çevresinde oluşan edebiyatın üçüncü aşaması ilk giden işçilerin torunları olan ve genellikle Almanca yazanlar meydana getirmektedir. Bu kuşak yazarlarının eserlerinin Türk edebiyatı bağlamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de tartışma konusu yapılmıştır. Bu kuşak yazarlarının eserlerinde ‘’çok kültürlülük ve kültürlerarasılık öne çıkar. Türkiye yaz tatillerinde görülen bir ülke durumundadır.<br>Bu kuşakta öne çıkan isimler: Feridun Zaimoğlu, Alev Tekinay, Zehra Çırak, Osman Engin, Selim Özdoğan, Safiye Can, Hatice Akyün, İris Alanyalı, Çiğdem Toprak, Deniz Ohde, Fikri Anıl Altıntaş.<br>İlk kuşak roman ve hikâye gibi nesir ağırlıklı türleri kullanmış ve toplumsal -sosyal gayeyi öne çıkarmış; ikinci kuşak roman ve hikâyenin yanına şiiri de eklemiştir. Üçüncü kuşak hemen bütün türlerde eser vermiştir.<br>2021 yılında yayımlanan Burası Radyo Şrampol bir büyüme, kendini ve dünyayı keşfetme, kadın dayanışması, göç ve aynı zamanda aşk hikâyesini dile getirir. Antalya’nın Şarampol Semti ile Filiz’in arkadaşı Ella’nın yaşadığı Berlin’in Kreuzberg semti arasında ilgi kurulur. 1990’ların yerel radyo döneminden hareketle. Eser için sesler ve şehirler romanı tanımlaması da çok dikkat çekicidir.<br>Almanca yazan ve Almanya’nın popüler yayınevlerince basılan Türk yazarlardan da söz etmek gerekir. Bunlardan en dikkat çekici olanı Fikri Anıl Altıntaş. Son romanı Zwischen uns liegt August (Aramızda Ağustos Yatıyor) romanı, nesiller arasındaki göçe, Almanya’ya farklı kültürlere bakış açısını değerlendirmek bakımından oldukça önemli. Nine ile torun arasındaki farklılıklar, Almanya’ya göç etmiş 65 yıllık sürecin oluşturduğu nesiller arasındaki fark gibidir.</p>



<p><em>Prof. Dr. Yakup Çelik, Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen “The Traces of Turkish Migration to Germany in Literatur” (Türklerin Almanya’ya Göçünün Edebiyattaki İzleri) başlıklı toplantıya konuşmacı olarak katıldı.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Almanyada-Turk-edebiyati2.jpg" length="103391" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Frankfurt’ta Türk-Alman oyuncular aynı projede buluştu</title>
		<link>https://egazete.de/frankfurtta-turk-alman-oyuncular-ayni-projede-bulustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2026 12:46:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[filim]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[oyunculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31895</guid>

					<description><![CDATA[Frankfurt'ta sayısız başvuru arasından seçilen 15 oyuncu, uzmanlarla birlikte iki günlük programda kamera önü oyunculuğu, casting süreci ve karekter çalışmalarına katıldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>Almanya ve Türkiye arasında oyunculuk alanında profesyonel bir köprü kurmayı amaçlayan “Oyunculukta Çok Dillilik / Mehrsprachigkeit im Schauspiel” adlı pilot proje, Frankfurt’ta gerçekleştirildi.<br><br>Türkçe ve Almanca çalışan, iki kültür ve iki dil arasında üretim yapan oyuncuların profesyonel gelişimini desteklemeyi amaçlayan projeye yoğun ilgi gösterildi. Çok sayıda başvuru arasından seçilen 15 oyuncu, iki günlük program kapsamında sektör uzmanlarıyla bir araya gelerek kamera önü oyunculuğu, karakter çalışması, casting süreçleri ve uluslararası çalışma olanakları üzerine uygulamalı metodlar üzerinde duruldu.<br><br>Türkiye’de uzun yıllardır casting alanında çalışan Casting Direktörü Fulya Şirin, casting süreçleri ve oyuncu seçim mekanizmaları üzerine bilgi ve deneyimlerini paylaşırken; Prof. Dr. Senem Cevher, iki dilli oyunculuk ve karakter çalışmaları üzerine uygulamalar gerçekleştirdi. Doç. Dr. Elif Gezgin, çeşitlilik ve temsil konularını ele alırken; Avukat Mehmet Şah Çelik, film ve medya hukuku ile sanatçı hakları konusunda katılımcıları bilgilendirdi. Uluslararası projelerde yer alan oyuncu Aziz Çapkurt ise oyunculuk, çok dillilik ve sektör deneyimleri üzerine katılımcılarla deneyimlerini paylaştı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" data-id="31897" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31897" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800-696x391.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Oyunculuğu bütünsel yaklaşımla ele aldık”</strong></p>



<p>Dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Senem Cevher, „Dil, oyunculukta çok güçlü bir ifade aracıdır. Bu çalışmada beni en çok etkileyen şeylerden biri, Türk kökenli oyuncuların kendilerini hem Almanca hem de Türkçe üzerinden deneyimlemeleriydi. Oyunculuk çalışmasını kültürel kodlarla birlikte, bütünsel bir yaklaşımla ele almak ve ortaya çıkan sonuçları görmek beni çok mutlu etti. Bu projeyi benim için özel kılan bir diğer unsur ise oyunculuğa yalnızca tek bir açıdan yaklaşılmamasıydı. Oyunculuk pratiğinin yanı sıra karakterlere sosyolojik açıdan bakılıp hukuki boyutlar ele alındı ve casting ile sektör perspektifleri de çalışmaya dahil edildi. Almanya’da çok dilliliği oyunculuk pratiğinin merkezine alan böyle bir çalışmanın ilk kez gerçekleştirilmiş olması da bu pilot projeyi ayrıca önemli kılıyor“ diye konuştu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="518" data-id="31898" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31898" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800-300x194.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800-696x451.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Yeni bağlantılar kurulmasını hedefliyoruz”</strong><br><br>Projenin kurucusu ve oyuncu Derya Şahin, çalışmanın temel yaklaşımını şu sözlerle ifade etti:<br><br>„Projenin temel yaklaşımı, çok dilliliği oyunculuk alanında bir engel olarak değil, kültürel ve sanatsal bir kaynak olarak ele almak. Almanya’da yetişen çok dilli oyuncuların Türkiye’deki film ve televizyon sektörüne daha bilinçli ve profesyonel biçimde erişebilmelerini; aynı zamanda Almanya ve Türkiye’deki sektör profesyonelleri ve oyuncular arasında yeni bağlantılar ve iş birlikleri kurulmasını hedefliyoruz.“<br><br>Hessen Film &amp; Medien ve Naspa Stiftung tarafından desteklenen proje, Almanya ve Türkiye arasındaki kültürel ve yaratıcı sektör iş birliklerini güçlendirmeyi ve çok dilli oyuncuların profesyonel gelişimini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-1-800.jpeg" length="114141" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Türk kökenli çok dilli oyunculara atölye daveti</title>
		<link>https://egazete.de/genc-turk-oyunculara-atolye-daveti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 17:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Türk oyuncular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31857</guid>

					<description><![CDATA[Almanya'daki Türk tiyatro ve sinema oyuncularına Frankfurt'tan davet var.

]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>Eğitimci, Oyuncu ve yazar, Derya Şahin, iki kültürle yetişmiş oyuncu adaylarını 26 ve 27 Eylül 2026 tarihinde “Oyunculukta iki dillilik” adıyla uygulamalı atölyeye davet etti.</p>



<p>Frankfurt’ta gerçekleşecek “Mehrsprachigkeit im Schauspiel / Oyunculukta çok Dillilik”  iki kültür arasında yetişmiş çok dilli oyuncuların dilsel ve kültürel deneyimlerini bilinçli birer sanatsal kaynağa dönüştürmelerini hedefliyor. Hessen Film &amp; Medien’in desteğiyle hazırlanan pilot proje, aynı zamanda Almanya ve Türkiye’den oyuncular ile sektör profesyonellerini bir araya getirerek yeni profesyonel bağlantılar ve uluslararası işbirlikleri için alan oluşturmayı amaçlıyor.<br><br>Almanya&#8217;da yetişmiş, Türk kökenli çok dilli oyuncuların mesleki ve sanatsal gelişimini desteklemek amacıyla geliştirilen, Türkiye ve Almanya’dan sektör profesyonellerin katılacağı ücretsiz atölyede Almanca ve Türkçe kamera önü oyunculuk pratiği, uluslararası casting süreçleri, Audition çalışmaları, sanatçı hakları, film sektöründe farkındalık gibi konular yer alacak.<br><br>Oyuncular <a href="http://thespianartschool.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow"><strong>thespianartschool.com</strong></a> üzerinden programa başvurabilecek. Eğitim günleri Frankfurt&#8217;ta, &#8216;Nextstep Film- &amp; Gründungszenteum&#8217; adresinde olacak. Eğitim için katılımcılardan atölye ücreti alınmayacak. Proje koordinatörü Derya Şahin, katılımcı sayısının sınırlı sayıda olacağına ve başvuruların biran önce yapılması gerektiğine dikkat çekti.<br><br>Şahin, iki dilli oyuncuların uluslararası alanda yeni perspektifler kazandırmasını ve profesyonel gelişimlerine katkı sunmasını hedeflediğini, iki günlük çalışmanın ardından sonraki formatların da olacağını belirtti. </p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="340" height="436" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin3-340.jpeg" alt="" class="wp-image-31862" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin3-340.jpeg 340w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin3-340-300x385.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 340px) 100vw, 340px" /><figcaption class="wp-element-caption">Proje sorumlusu Derya Şahin, genç Türk sanatçıları iki günlük atölyeye davet etti</figcaption></figure></div>


<p>Derya Şahin, “Yıllardan beri gözlemliyorum. Almanya&#8217;da yaşayan birçok Türk kökenli oyuncu, uluslararası yapımlar için değerli, çok dilli ve kültürlerarası deneyimlerin yanı sıra güçlü bir oyunculuk yetkinliğine sahip. İhtiyacımız olan tek şey bu yetenekleri bir araya getirecek daha fazla bağlantı, Türk film sektörüne de erişim imkanı yaratmak.<br><br>Önemli olan sadece yetenek değil, bu film alanında bilinçli ve sektördeki doğru insanlarla çalışmak.<br>Ama film sektörü fazlasıyla zor. Branş içinde bitmek bilmeyen eğitim gerekiyor.<br>Ben de bu süreçte benzer zorlukları yaşadım. 10 yıldır tiyatro yapıyorum ancak sanatçıların kendilerini ispat edebilecekleri alanlara ihtiyaç var.<br><br>Bazı genç oyuncularımız iki dilde oyunculuk yaparken dilsel farklılıklarla karşılaşabiliyor. Burada amacımız çok dilliliği oyuncular için bir engel olarak değil, oyuncunun sanatsal ifade gücünü geliştirebileceği bir kaynak olarak ele almak.<br><br>Dil ve diksiyon, eğitim ve pratikle geliştirilebilen alanlar. Buradaki amaç ise yalnızca dili doğru kullanmak değil, oyuncunun iki dilde de aynı duyguyu ve karakter derinliğini aktarabilmesini sağlamak.<br><br>Frankfurt&#8217;ta film ve sanat alanında tanınmış kamu kurumlardan Hessen Film &amp; Medien den destek alarak hazırladığımız pilot proje, oyuncuların dilsel ve kültürel deneyimlerini bilinçli sanatsal kaynak olarak değerlendirmelerine olanak tanıyor. Çok dilli oyunculuğa yeni bakış açısı açıları kazandırmayı ve yaratıcı potansiyellerini geliştirmeyi amaçılıyor. Program, Almanya ve Türkiye arasında oyuncular ile sektör profesyonellerini buluştururak mesleki paylaşımı, uluslararası işbirliğini ve yeni profesyonel bağlantılar kurulmasını teşvik ediyor” dedi.<br><br>Derya Şahin Almanya&#8217;da oyunculuğun yanısıra Türkiye&#8217;de Arka Sokaklar, Mevsim Çiçek Açtı ve Kül&#8217;de yer aldı. Frankfurtda kültürlerarası ve kadın temalı Renkli Kadınlar adlı tiyatro grubu ile tiyatro projelerinde üretici ve oyuncu olarak aktiv rol alıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31858" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin2-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin2-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Yeni matematik kitabı yayınlanacak</strong><br><br>Frankfurt&#8217;ta matematik öğretmenliğini de sürdüren Derya Şahin, “ Çok kutsal bir mesleğim var. Ben çok seviyorum. Medyayı, tiyatroyu, sinemayı, kamera önünü de seviyorum. Ama öğretmenlik hayatın anlamı. Almanca ile “Lebenssinn” diye ifade ediliyor. Hayata bakış açımı yansıtıyor. İnsanlara yardım etmek, öğrencilerimin yolunda etkileyici olmak. 10. sınıfımı bir kaç ay önce mezun ettim ve öğrencilerim geri dönüş yaptıklarında çok mutlu oluyorum. Öğrencilerime destek olmak beni besliyor. Tıpta okuyan öğrencilerim var. Bu beni çok gururlandırıyor. Matematiği öğrencilere sevdirmek için, başarılı olmaları için çok uğraş veriyorum” diyerek duygularını anlattı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin12-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31868" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin12-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin12-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin12-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Derya Şahin aynı zamanda başarılı bir yazar. Yaz tatilinde ortaokul ve lise öğrencilerinin yararlanabileceği üçüncü matematik kaynak kitabını hazırladığını ifade eden Derya Şahin, yapıtının gelecek yıl raflarda yerini alacağını aktardı. Kitabı hazırlarken öğrencilerin sosyal medya merakını göz ardı etmeyip örneklemelerde bol bol kullandığını kaydeden Şahin, “Örneklemelerde onların kullandığı terimler var. Hem daha inandırıcı, hem daha ilgi çekiyor ve odaklanma artıyor. Okulda da ilgi hep dağılıyor. Sık sık bir konudan bir konuya atlamak zorunda kalıyoruz. Onlar tik tok videoları izledikçe, ilgileri, odaklanmaları azalıyor ve hızla geçiş yapmak istiyorlar. Öğretmenleri olarak ilgilerini işlediğimiz konulara nasıl çekebiliriz diye çok düşünüyoruz ve planlar yapıyoruz. Bu yaz da tatile gitmeyip öğrencilerimize yararlı olacağına inandığım yardımcı matematik kitabını hazırladım. Gelecek yıl Westermann yayınevi çıkaracak&#8221; dedi.<br><br>Derya Şahin, sanatın da matematik kadar kendini beslediğini belirtti. Şahin, “Öğretmenliği hakkıyla yapmak durumundayım. Ama ruhumu sanatla da beslemem gerekiyor. Eğitim de sanat da insanlara dokunmak, ilham vermek ve bir iz bırakmakla ilgili. Ben kendimi bu iki alanın kesişmesinde buluyorum” diye konuştu</p>



<figure class="wp-block-video"><video controls src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/deryasahinofficial_8f86625d44e04baea5802b7e43e70d5d.mp4"></video></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/deryasahinofficial_8f86625d44e04baea5802b7e43e70d5d.mp4" length="9286326" type="video/mp4" />

		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/08/Derya-Sahin2-800.jpeg" length="136923" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Göç Senfonisi&#8217; Muğla&#8217;da evinde</title>
		<link>https://egazete.de/goc-senfonisi-muglada-evinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Saka]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Senfonisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31782</guid>

					<description><![CDATA[Fuat Saka'nın bestelediği 'Göç Senfonisi', İstanbul, Hatay – Defne ve Almanya’nın Köln, Münster ve Siegen kentlerinin ardından evine döndü. Eser, Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası tarafından önce Turgutreis’te, sonra da Datça’da halkımızla buluştu…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>“ (…) Sevdiğimi derya aldı içimde sızısı kaldı<br>Şimdi ben bu gurbet elde hüzünlü kederli yalnız<br>Bir yanım deryada şimdi, bir yanım duvarsız, damsız<br>“Yaşamak güzel şey” dendi, bitti günlerim tükendi<br>Dediler “yaşamak güzel”, soldu güllerim sarardı<br>Bir yanım deryada şimdi, bir yanım sılamda kaldı<br>Felek aldı yere çaldı gecem gündüzüm karardı<br>Her şey umutlarda saklı sabah seheri gün attı<br>Gün doğar günün içinde doğudan güneşim kalktı<br>Batıda o güneş battı. (…)“</p>



<p>Fuat Saka’nın Datça’da altı yıl önce tarihte ve günümüzde insanlığın karşısında en önemli sosyal sorunlardan zorunlu göçün neden olduğu yıkımları, göçmenlerin acıları ve umutlarından esinlenerek bestelediği “Göç Senfonisi“nin son parçası “Yabancı Topraklar &#8211; Xenitia“ böyle bitiyor. Üstad Fuat Saka‘nın 2020 yılında bestelediği senfoni sonunda tam da ortaya çıktığı yerde Akdeniz ve Ege’nin binlerce göçmene mezar olan sularının kıyısındaki Bodrum ve Datça’da ya da “güneşin doğduğu“ yerlerde binlerce müzikseverle buluştu.</p>



<p>İnsanlığın en önemli gündemini…. oluşturan göç konusunu, çeşitli nedenlerle yaşadıkları ülkeleri terkedip göç yollarına koyulan, bu yolda (örneğin Ege’nin ya da Akdeniz’in “karanlık suları”nda) yaşamını yitiren ya da tüm engelleri aşıp “göçmen“ olanların trajedisini, ama bir yandan da gittikleri yerlerdeki umutlarını, hayallerini işleyen “Göç Senfonisi“nin bir diğer başlığı da “Karanlık Sular“…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="338" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31786" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800-300x127.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800-696x294.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Fuat Saka Bodrum ve Datça konserleriyle ilgili olarak da şunları söylemişti:<br>“Bodrum ve Datça, Türkiye’nin masmavi deniz kıyısındaki en güzel yerlerinden. Ancak bu denizin suları Avrupa’ya göç etmek, sığınmak için geçiş yolu olarak kullananlar için hiç de masmavi değil. Biz de bu denizin kıyısında yaşayan insanlar olarak bunu gözledik, acısını çektik. Buralar birçok insanın yaşamını yitirdiği karanlık sular aynı zamanda. Bu başlığı bizim senfonimize tam da bu nedenle verdim.”</p>



<p>Haftasonunda önce Bodrum Turgutreis’te Şevket Sabancı Parkı‘nda, sonra da Datça’daki Amfitiyatro’daki konserler Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, Bodrum ve Datça belediyelerinin desteğiyle ve büyük bir başarıyla gerçekleştirildi. Oldukça büyük bir organizasyon gerektiren bu konserlerin tam da burada, hem Fuat Saka’nın yıllardır yaşamını sürdürdüğü bölgede, hem de eserin sessiz kahramanlarının “karanlık“ yolculuklarına başladığı kıyılarda da yapılmasının zorunluluğunu yıllar önceden görüp, bu yolda yoğun çaba veren “Datça Dayanışma“ gibi etkin sivil toplum girişimlerinin de bu başarıda çok önemli payı oldu. Binlerce kişinin izlediği konserler daha öncekilerde olduğu gibi Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğini aldı.Dünya prömiyeri 2022 yılında İstanbul’da yapılan “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” şimdiye kadar Türkiye ve Almanya’da yedi kez, son ikisi hariç her defasında bir başka şefin yönetimindeki bir başka senfoni senfoni orkestrası tarafından sahnelendi. Atina’dan gelip büyük çoğunluğu gencecik müzisyenlerden oluşan Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’yla önce üç günlük yorucu provaları, ardından da iki konseri büyük bir başarıyla yöneten Şef Anastasios Symeonidis, İstanbul’da dört yıl önceki ilk “Göç Senfonisi“ konserinde de Cemal Reşit Rey Orkestrası’nı yönetmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31783" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Soldan sağa&#8230; Cihan Yurtçu, Ioanna Forti, Anastasios Symeonidis, Fuat Saka, Ahmet Yeşilyaprak (Göç Senfonisi&#8217;nin fikir babası) ve Zacharias Spyridakis&#8230;</figcaption></figure>



<p>Fuat Saka’nın da senfoninin son parçasında solist olarak bizzat sahneye çıktığı konserin değişmeyen diğer solistleri de Atina‘dan Ioanna Forti, Zacharias Spyridakis (Girit kemençesiyle) ve Cihan Yurtçu (çoban kavalıyla) oldu. Forti kendine özgü Türkçesiyle okuduğu şarkılarla, Spyridakis ve Yurtçu da Ege’nin iki kıyısının geleneksel enstrümanlarıyla 65 kişilik klasik müzik orkestrasına katılarak, senfoninin doğudan “ayrılış“la başlayan göç öyküsünü hissederek yaşattılar. Tabii ki konserin en yüksek noktası Saka ve Forti’nin birlikte okudukları son parça “Yabancı Topraklar – Xenitia“ oldu. Öyle olduğu için de bitmeyen alkışlar nedeniyle bir daha, yeniden söylendi. “Gün doğar günün içinde doğudan güneşim kalktı. Batıda o güneş battı.“</p>



<p>Müzik tarihinde göç konusunu doğrudan konu alan, işleyen, göçmenlerin sesi olan bu ilk senfoniye eserleriyle katkıda bulunan bir diğer sanatçı da ülkemizin tanınmış ressamlarından Prof. Dr. Nedret Sekban. Türkiye ve dünyadaki siyasi gelişmelere tavrını yansıtan unutulmaz eserler vermiş olan Sekban’ın göçü, göç yollarını, “karanlık sular“ı konu alan eserleri konserlerde sahnenin arkasındaki perdeye devasa boyutlarda yansıtılarak, orkestranın ve solistlerin müzikle, şarkılarla anlattıklarıyla olağanüstü bir uyum içinde Fuat Saka’nın kurguladığı büyük resmi tamamladılar. (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğretim üyeliğinden 2017 yılında emekli olan ve halen resim üretmeye, hem de öğretmeye devam eden Prof. Sekban’la Fuat Saka’nın Trabzon’daki lise ve İstanbul’daki üniversite yıllarından beri yol arkadaşı olduğunu da geçerken belirtelim.)</p>



<p>Hem Almanya’daki hem de büyük depremde ölen insanlarımız anısına Hatay’ın Defne ilçesindeki “Göç Senfonisi“ konserlerine destek veren Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (UNHCR) temsilen de Bernhard &#8221;Felix&#8221; Von Grünberg de konserlere katıldı. Almanya’daki Birleşmiş Milletler Sığınmacılara Yardım Derneği yöneticileri arasında yer alan eski Milletvekili Grünberg, Bodrum ve Datça’daki konuşmalarında günümüzde halen 120 milyon insanın yaşadıkları yerleri terkedip göç yollarına dökülmüş olduğunu vurguladıktan sonra, başta ABD olmak üzere birçok ülkenin bu insanlara yönelik desteğini kestiğine ya da azalttığına dikkat çekti. Akdeniz’den geçerek Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacılara yönelik kurtarma faaliyetlerinin insani bir görev olmasının ötesinde uluslararası hukuk kapsamındaki bir yükümlülük olduğunu belirten Grünberg, bunun yerine getirilmediğine ve sadece 2025 yılında Akdeniz’de iki bin kişinin yaşamını yitirdiğine, bu sayının belki de daha büyük olduğuna işaret etti. İki büyük dünya savaşının çıkamasına neden olan kendi ülkesi Almanya’nın da bu konuda büyük sorumluluğu olduğuna işaret etti.<br>Datça’daki konserde konuşan Belediye Başkanı Aytaç Kurt ise burada yaşayan aydınlık insanlarla “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” senfonisinde bir araya geldiklerine vurgu yaptı. Kurt, “Göçün ne olduğunu, vicdanınızda nasıl hissedeceğinizi anlatmaya çalışacağız. Valizlerde kaybolan hayatlar, göçmenlerin çektiği acıları sizlerle paylaşacağız. Yaşadığımız adaletsiz dünyada bir umut olmak için çaba harcayacağız. Nazım Hikmet’in dediği gibi, ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’, kardeşçe yaşayacağımız günlerde buluşmak üzere” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="444" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31784" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800-300x167.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800-696x386.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>BU DÜNYA HERKESE YETER</strong></p>



<p>Fuat Saka, özellikle Almanya’daki konserlerden önce yaptığı açıklamalarda göçün insanlığın başladığı günden bu yana yaşanan bir olgu olduğuna dikkat çekerek, bu konuyu tartışırken öncelikle “göçü tetikleyen nedenlere” kafa yorulması gerektiğini vurgulayıp, “Bu dünya herkese yeter!” ve “Keşke savaşlar olmasaydı da biz de göçün senfonisini yazmasaydık!” mesajlarını vermişti.<br>Böylece eserini göçmen karşıtlığının her geçen gün daha da güçlendiği birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Almanya’daki demokrasi ve eşitlikten yana olan ilerici, demokrat mücadeleye adamıştı.<br>Saka, müzik tarihine bir ilk olarak geçen eseriyle ilgili şunları söylüyor:<br>“Yaşamının 20 yılını zorunlu olarak çıktığı yurtdışında geçiren ve kısa sürede sürgüne dönüşen göçmenliği hemen her açıdan yaşayan bir sanatçı olarak insanlığın en önemli sorunlarından biri olan göç konusunda yeni ve kalıcı bir müzik eseri vermek benim için bir görevdi.<br>Tabii şimdiye kadar birçok müzisyen göçmenlerin ve sığınmacıların sorunları, acıları ve umutlarını müzik aracılığıyla dile getiren eserler verdiler. Eksik olan 70 – 80 enstrümanlık orkestraların çalacağı senfonik bir eserdi. ‘Göç Senfonisi’nin şarkılarını pandemi döneminde yazdım ve besteledim. Klasik müziğin bu en üst formunu, şarkılarımızla, kaval ve kemençe gibi özgün enstrümanlarımızla burada buluşturduk.<br>10 bölümden oluşan senfoniyi orkestraya Atina’dan Vangelis Zografos aranje etti. Türkçe şarkılar için solistliği Atina’dan Ioanna Forti üstlendi. Girit’ten Zacharias Sypridakis kemençesiyle, İstanbul’dan da Cihan Yurtçu çoban kavalıyla diğer solistlerimiz oldular. Önce İstanbul’da, sonra Köln ve Münster’de, ardından Hatay’da ve en son olarak yine Almanya’da, Siegen’de beş ayrı şefin yönetimindeki, beş ayrı orkestrayla beş konser yaptık.<br>Göç bitmeyen bir yara, dinmeyen bir sızı. Ve göç alan birçok ülkede yaşanan ekonomik, sosyal sorunların sorumlusu olarak göçmenleri gösteren ırkçı, yabancı düşmanı ve aşırı sağcı güçler her geçen gün biraz daha güçleniyorlar. Akdeniz’in karanlık sularında yaşamını yitiren göçerleri unutturmamak için aynı zamanda ‘Karanlık Sular’ adını verdiğimiz eserimizi Türkiye’de, Almanya’da ve dünyanın birçok başka yerinde icra ederek bu yolculuğumuzu sürdürmeye devam ediyoruz.<br>Bu eserin ortaya çıkmasında ve şimdiye kadarki başarılı konserlerinde bir çok yol arkadaşımın, dostumun desteğini aldım. Böyle bir eserin ortaya çıkması gerektiğini savundular ve beni bu yolda teşvik ettiler. Şarkılar can arkadaşım Prof. Dr. Nedret Sekban’ın eserleriyle resimlendi. Başta Muğla Büyükşehir Belediyesi, Datça Belediyesi ve ‘Datça Dayanışma‘ eserin sahnelenmesi için büyük destekler verdiler. Emeği geçen, destekleyen herkese çok teşekkürler.”</p>



<p><strong>BİR SENFONİYE BEŞ ŞEF VE ALTI AYRI ORKESTRA</strong></p>



<p>Göç Senfonisi’nin İstanbul’daki dünya prömiyeri Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, Şef Anastasios Symeonidis’in yönettiği Cemal Reşit Rey Orkestrası (10 Haziran 2022), Almanya prömiyeri de Köln’de Filarmoni Salonu’nda, Şef Ustina Dubitsky yönetimindeki Köln Senfoni Orkestrası (GürzenichOrkestrası) tarafından (5 Temmuz 2024) icra edildi.<br>Üçüncü konser Münster’de ŞehirTiyatrosu’nda Şef Thorsten Schmid-Kapfenburg’un yönetimindeki Münster Senfoni Orkestrası (28 Eylül 2024), dördüncüsü büyük depremin ikinci yıldönümünde yaşamını yitiren insanlarımız anısına Hatay’ın Defne ilçesinde Şef Eray İnal’ın yönetimindeki Çukurova Filarmoni Orkestrası (5 Şubat 2025), sonuncusu da yine Almanya’da, Siegen’deki Apollo Tiyatrosu’nda Şef Luka Hauser’in yönetimindeki Güney Vestfalya Filarmoni Orkestrası tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Bodrum ve Datça konserlerinde de Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın yönetimini dört yıl önce İstanbul’daki konseri yöneten Şef Anastasios Symeonidis yönetti.<br>Bu arada “Göç Senfonisi”nin ADA MUZİK tarafından kısa bir süre önce çıkarılan Long Play’i de çıktı. Sanatın evrensel diliyle göçü, acıyı, hafızayı ve vicdanı aynı sahnede buluşturan &#8220;Göç Senfonisi – Karanlık Sular&#8221;ı bizzat izleyemeyenlerin bilgisine…<br>Datça Belediyesi’nden yapılan açıklamada belirtildiği gibi “İnsan olmaya, hatırlamaya ve unutmamaya dair derin bir çağrı sunan“ bu büyük eser Türkiye ve Türkiye dışında çalınmaya devam edecek. Bundan sonraki konser büyük olasılıkla önümüzdeki şubat ayında Berlin’de gerçekleştirilecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg" length="135490" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>“Kadir Abi”, Almanya’da da derin izler bıraktı</title>
		<link>https://egazete.de/kadir-abi-almanyada-da-derin-izler-birakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 08:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir İnanir]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31767</guid>

					<description><![CDATA[Usta sanatçı Kadir İnanır, filmlerinin yanısıra kendisi de Almanya'da film festivallerinin konuğu oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Önceki gün yitirdiğimiz Türk sinemasının sevilen, başarılı oyunculuğu yanısıra ilkeli siyasi duruşuyla da tarihe geçen oyuncularından Kadir İnanır, Almanya’da da derin izler bıraktı.<br>Sinema hayatının en son filmi “Kapı”da Almanya’da yaşayan Mardin’li acılı bir Süryani ailesinin büyüğünü canlandıran ünlü oyuncu, buradaki Türk kültür girişimlerinin organize ettiği film festivallerine konuk oldu. </p>



<p>Bu vesileyle zaman zaman Almanya’nın çeşitli kentlerindeki sinemaseverlerle ve hayranlarıyla da biraraya geldi. İnanır’ın sinema kariyeri boyunca aldığı onlarca saygın ödül arasında Almanya’daki festivallerden aldığı “onur ödülleri” de yer alıyor.</p>



<p>Örneğin Almanya’daki en eski ve kapsamlı Türk film etkinliği olan Nürnberg’deki “Türkiye Almanya Film Festivali”nin 2016 yılında, “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali”nin de 2009 yılındaki onur konuğu olarak Almanya’ya gelmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="380" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800.jpeg" alt="" class="wp-image-31770" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800-300x143.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800-696x331.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yaklaşık üç ay arayla yitirdiğimiz iki büyük sanatçı Mario Adorf, Kadir İnanır ve son nefesine kadar yanında olan eşi Jülide Kural, &#8220;Türkiye Almanya Film Festivali&#8221; ekibi ve misafirleriyle birlikte Nürnberg’de.</figcaption></figure>



<p>Ünlü oyuncumuza Nürnberg’deki festivalde onur ödülünü bizzat takdim eden sanatçı da Alman sinemasının en büyük isimlerinden Mario Adorf olmuştu. İlginç bir tesadüf, büyük Alman düşünürü Karl Marks’ı canlandırdığı filmle sinema kariyerini noktalayan Mario Adorf da, geçtiğimiz nisan ayında, Nürnberg’de birlikte olduğu Kadir İnanır’dan yaklaşık üç ay önce yaşamını yitirdi.</p>



<p>Kadir İnanır Nürnberg’deki ödül töreninde yüzlerce sinemaseverin ve hayranlarının alkışlarıyla desteklediği konuşmasında şunları söylemişti:</p>



<p><strong>“ÇÖZECEĞİZ, MUTLAKA ÇÖZECEĞİZ!”</strong></p>



<p>“Havaalanına indikten itibaren bugüne kadar karşılaştığım bütün insanlar, adım attığım bütün sokaklar bana hiç yabancı gelmedi. Biliyordum burada yaşayan insanlarımızın sayısını. Bütün Avrupa’da yaşayanları da biliyorum. Onların acılarını, sevdalarını, özlemlerini hepsini biliyorum. Birçoğunu da filmlerime yansıttım. Onlardan aranızda olanlara söylemek istiyorum. Ben size dünyanın en güzel ülkesinden en güzel selamları getirdim.<br>Sorunlarımız var. Çözeceğiz. Tam üç yıldır, büyük bir barış savunucusu olarak, asla sanat yapmayı düşünmeden yollardayım. Dünyanın çatışmalı bölgelerine gittim. Bizim barış kelimesini kullanmaktan, el ele tutuşup bu güzel vatanı paylaşmaktan başka hiçbir sorunumuz yok. Bunu çözeceğiz, mutlaka çözeceğiz. Eğer dünyada ve özellikle ülkesinde önemli sorunlar varsa, bir sanatçı bu sorunlara karşı duyarlı değilse ben ona sanatçı demem.”<br>İnanır’ın Nürnberg’le sıcak ilişkisi hep sürdü. 2019 yılında da aynı festivalde, Uluslararası Jüri’nin başkanlığını üstlenmişti.<br>Kadir İnanır’ın cenazesine katılmak üzere Türkiye yolculuğu öncesinde kendisine ulaşabildiğimiz Nürnberg Film Festivali Başkanı Adil Kaya, “Kadir İnanır festivaliminiz açısından da çok özel bir değerdi. Onu tarif etmek gerçekten çok zor. Kaybını kabul etmek ise çok daha da güç. Nürnberg&#8217;de onu Avrupa’nın en önemli sinema oyuncularından Mario Adorf karşılamıştı. Adorf, onunla görüşmelerinden o kadar etkilenmişti ki, törende kendisine ödülü takdim ederken yaptığı konuşmasında ‘Kadir, kardeşim benim, bu kadar güzel bir insan nasıl olunabilir!’ demişti. Milliyetçi-ırkçı tayfadan vaz geçtim de, Kadir İnanır’ın enternasyonal sanatçı ve insancıl derinliğinin değerini kimler iyi anlayabildi?“ diye konuştu.<br>Kaya, cenazeye yetişebilmek için yola koyulmuşken Festivalin Yönetmeni Ayten Akyıldız ise dört haftadır, Jülide Kural’la birlikte hasta yatağındaki Kadir İnanır’ın başında nöbet tutuyordu.</p>



<p><strong>ÖDÜLÜNÜ ÖĞRETMENİNİN OĞLUNDAN ALDI</strong></p>



<p>Kadir İnanır, 2009 yılında da “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü”nü almıştı. Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti. Kadir inanır’ın idam mahkumu bir savcı ile, cellatlık yapmaya zorlanan bir köylünün öyküsünü işleyen bu filmin başrol oyuncularından biri de eşi Jülide Kural’dı.<br>“Son Cellat” filminin gösterildiği gala gecesinde kendisi de Fatsalı olan, dönemin Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı hazır bulunmuş, Fatsa’da babasının öğrencisi olan Kadir İnanır‘a Frankfurt’un onursal ödülünü takdim etmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="567" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800.jpeg" alt="" class="wp-image-31776" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800-300x213.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800-696x493.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><br>Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti.<br>Frankfurt’taki Türk film festivalinin 2019 yılındaki açılış filmi de İnanır’ın başrollerini Vahide Perçin’le paylaştığı son sinema filmi “Kapı” olmuştu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="262" height="318" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-kapi.jpeg" alt="" class="wp-image-31769"/></figure></div>


<p><br>Frankfurt Türk Film Festivali’nin Başkanı Hüseyin Sıtkı da Kadir İnanır’ın vefatı üzerine yaptığı açıklama şunları söylüyor:<br>“Dediler ki, Kadir İnanır zor bir insandır. Davetinizi kabul etmeyebilir. Kabul etse bile birlikte geçireceğiniz o birkaç gün içinde sizi yorabilir, kırabilir, kapris yapabilir… Ben de dedim ki, O, Türk sinemasının Kadir İnanır’ı. Bana ayıracağı dört gün içinde kapris yapsa ne olur? O dört gün boyunca her türlü davranışını da, her türlü halini de büyük bir saygı ve sevgiyle karşılarım. Yıl 2009’du. Kendisini Türk Film Festivali’ne davet etmiştim. Davetimizi kabul etti, geldi ve bizimle dört gün geçirdi. O dört gün boyunca bana hiçbir zorluk değil, aksine hayatımın en değerli ve unutulmaz dört gününü hediye etti. Bugün geriye dönüp baktığımda, sadece Türk sinemasının efsane bir ismini değil; zarafetiyle, insanlığıyla ve bıraktığı izlerle çok değerli bir insanı tanımış olmanın onurunu taşıyorum. Kadir İnanır, gözümüzden gönlümüze akıp giden büyük bir değerdi. Onu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Mekânı gönüllerde olsun. Türk sinemasının ve sanat dünyasının başı sağ olsun. Çünkü bazı insanlar hayattan gider, ama bıraktıkları iz, ömür boyu bizimle kalır…“</p>



<p>ALMANYALI FİLMLERİ</p>



<p>Ünlü oyuncunun kariyeri boyunca kamera karşısına geçtiği 180’in üzerinde sinema filmi arasında, son filmi “Kapı”dan başka, başrollerini Türkan Şoray’la paylaştığı 1972 yapımı “Dönüş” ve başrollerini Filiz Akın’la paylaştığı 1974 yapımı “Almanyalı Yarim” gibi filmler de Almanya bağlantılı öyküleri içeriyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="330" height="447" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus.jpeg" alt="" class="wp-image-31771" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus.jpeg 330w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus-300x406.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" /></figure></div>


<p><br>Başrol oyunculuğunun yanısıra yönetmenliği de Türkan Şoray’ın üstlendiği “Dönüş”, kimi sinema tarihçilerince “Türk sinemasında Almanya’ya göç” teması işleyen ilk film olarak kabul ediliyor. </p>



<p>İnanır, Türkiye’den işgücü göçü sürecinin ilk dönemlerinin çok yönlü dramlarını çok etkileyici bir biçimde ele alan bu filmde çalışmak üzere Almanya’ya giden ve orada büyük bir değişim geçiren İbrahim’i, Şoray da onun çocuğuyla birlikte köyde yalnız bıraktığı, olağanüstü bir yaşam ve onur mücadelesi vermek zorunda kalan karısı Gülcan’ı canlandırıyordu.</p>



<p>Halktan, emekten, Türkiye ve tüm dünyada barıştan yana kararlı duruşuyla örnek bir sanatçı olarak tarihe geçen Kadir İnanır’ın anısına saygıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-frankfurtta-2009-800.jpeg" length="124258" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Başkonsolos ve yazarlardan edebiyat sohbeti</title>
		<link>https://egazete.de/baskonsolos-ve-yazarlardan-edebiyat-sohbeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 18:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[İlknur Akdevelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31741</guid>

					<description><![CDATA[“Frankfurt Sohbetleri”nin ilk buluşmasında Türkiye’den göçün 65’nci yılında Almanya’daki Türk edebiyatı çeşitli boyutlarıyla ele alındı. Toplantıyı Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Akdevelioğlu bizzat yönetti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Türkiye’nin Frankfurt Başkonsonlosluğu ve Eğitim Ataşeliği’nin ülkemizden başlattığı “Frankfurt Sohbetleri” programının ilk toplantısının konusu “Göçün 65’nci Yılında Almanya’daki Türk Edebiyatı” oldu.<br>Almanya’da yaşayan Halk Müziği Sanatçısı, Araştırmacı Yazar Hamdi Tanses ile farklı mesleklerden gelen, ancak hepsi de edebi alanında da iddialı olan Dr. Neslihan Wittek, Ayşe Ünlü, Dr. Yalın Gündüz ve Selçuk Ülger’in konuşmacı olarak katıldığı ilk “Frankfurt Sohbeti”nin yönetimini de Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu N. İlknur Akdevelioğlu bizzat üstlendi.<br>Frankfurt Türk Kültür Merkezi’nde Dr. Cafer Bidav’ın sunumuyla başlayan toplantıda konuklar, Türkiye’den Almanya’ya göçün 65 yıllık serüvenini edebiyat ve müzik penceresinden değerlendirdiler. Başkonsolos Akdevelioğlu’nun edebiyat ve göç ilişkisine ilişkin kendi zengin birikimleri ve çarpıcı gözlemleriyle de katkıda bulunduğu sohbete, Ozan Hamdi Tanses de saz ve mey eşliğinde Anadolu’nun dört bir köşesini dolaşarak topladığı ve derlediği özgün türküleriyle müzikal zenginlik kattı.<br>Türkiye’den Almanya’ya 65 yıldır süren göç sürecinin zorlukları, aidiyet, kimlik sorunları, kültürler arasındaki farklılıkların, iki dilli ve iki kültürlülüğün çocukların ve gençlerin yetişme ve eğitim süreçlerine etkileri, bütün bunların yazarların yazma pratikleriyle ilişkisi, Almanya’daki Türkçe edebiyata yansımaları ele alındı.<br>Kültürel hafıza, ana dilin korunması, göç türküleri, müziğin dilin korunmasındaki katkısı, Türk halk türkülerinin kültürel belleği yaşatmadaki önemi, Almanya’daki genç kuşakların Türk edebiyatıyla ilişkisi ve edebiyatın kültürel mirasın aktarımındaki rolü ele alındı. Türkçe yazanlara eserlerini yayınlatma olanağı sunabilecek kurum ve yayınların önemine, bu alandaki yarışmaların katkısına değinildi. Tek kimlik tercihi dayatmaları ya da “arafta kalma” gibi travmatik durumlara karşın, çok kimlikliliğin, çok kültürlülüğün güzel yanlarının yazma süreçlerini zenginleştirdiğine dair birikimler, gözlemler anlatıldı. Ayrıca çocuk edebiyatının işlevi ele alındı, çocuk kitapları aracılığıyla burada büyüyen çocuklara Türk kültürünün güzelliklerinin aktarılmasının, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde “temiz bir Türkçe”ye özen göstermesinin önemine değinildi.<br>Dijitalleşmenin ve yapay zeka alanındaki gelişmelerin edebiyata etkileri, yapay zekanın büyük yazarımız Yaşar Kemal’den esinlenerek “İnce Mehmet”in beşinci cildini yazabilecek aşamaya “henüz” gelemediğine, ancak bu alandaki hızlı gelişmeler nedeniyle okurların yapay zekayı tercih ettiği “kara bulutlu” bir geleceğin sözkonusu olabileceğine dikkat çekilerek, bu sürece “teslim olmamak” gerektiği vurgulandı.</p>



<p><strong>FRANKFURT’UN BİR İLKİ</strong></p>



<p>Frankfurt’ta böylesine zengin içerikli bir edebiyat toplantısının doğrudan bir başkonsolos tarafından yönetilmesinin “göç tarihi ve edebiyatı” açısından önemli bir ilk olduğuna dikkat çekildi. Göç tarihi alanındaki arşiv çalışmalarının önemine işaret edildi.<br>Almanya’daki Türk edebiyatının geçmişi işgücü göçünün başladığı 1961’den çok öncesine taşındı. 1917’de tıp öğrenimi için Heidelberg’e gelen Şaziye Öğretmen’in, 1932’de Frankfurt’a gelen yazar Ahmet Haşim’in günlüklerinin de bu edebiyatın içinde ele alınabileceği belirtildi.<br>Edebiyatın dışından ve birbirinden çok farklı akademik eğitimlerden geçmiş, yaşamlarını edebiyat dışındaki mesleklerde çalışarak sürdüren, ama bir yandan da yoğun bir biçimde edebiyat üreten konukların sohbeti çok keyifliydi.</p>



<p>Yalın Gündüz’ün bu “bir vücutta iki kişilik” durumuna, kendi özelinde, dünya edebiyatından ödünç aldığı “Dr. Jekyll ve Bay Hyde” tiplemesini örnek vererek yaptığı ironik gönderme de oldukça ilginçti.</p>



<p>Almanya’yı kasıp kavuran aşırı sıcakların olduğu şu günlerde çok sayıda dinleyici Frankfurt Türk Kültür Merkezi’nden yüzlerinde edebiyat sohbetine doymuş bir gülümsemeyle ayrıldılar.</p>



<p>Bu sohbetin konukları ve çalışmalarını biraz daha yakından tanımak için:</p>



<p>Dr. Neslihan WİTTEK<br>1989 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde çevre bilimleri alanında yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans tez çalışması için Almanya’nın Bochum şehrine taşındı ve ardından Ruhr Üniversitesi’nde biyopsikoloji alanında doktorasını tamamladı. Doktora sonrası araştırmaları kapsamında bir süre İsviçre’deki École Polytechnique Fédérale de Lausanne’da bulundu. Yazma ve çizme yolculuğu, Ruhr Üniversitesi’nde biyopsikoloji alanında doktora yaptığı yıllarda başladı. Akademik çalışmalarını sürdürürken, bilimsel yazıların yanı sıra çocuk kitapları için metinler yazmanın ve çizimler yapmanın kendisine büyük mutluluk verdiğini fark etti. Bugün Almanya’nın Gelsenkirchen şehrinde yaşıyor, çocuk kitapları için hikâyeler yazıyor ve çizimler yapıyor. İlk kitabı “Bir Zamanlar Elbiseydim”, 2025 yılında Türkiye’de Meraklı Kâşifler tarafından yayımlandı. Bu kitapta, bir elbisenin yıllar içinde ileri dönüşüm yolculuğuyla bir ailenin hayatına yine yeniden dâhil oluşunu anlattı.</p>



<p>Ayşe ÜNLÜ<br>Almanya doğumlu. Frankfurt’ta klinik psikoloji lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı. Tezinde Türk göçmenlerde kültürleşme ve tükenmişlik ilişkisini incelemişti. Türkiye’de bir klinikte staj yaparak uluslararası klinik deneyimi kazandı. Meslek hayatında yetişkin adlî psikiyatrisi, rehabilitasyon ve çocuk-ergen psikiyatrisi alanlarında çalıştı, ayrıca Bildungswerk bünyesinde farklı yaş gruplarıyla görev aldı. Günümüzde özel muayenehanesinde danışmanlık veriyor, seminer ve atölye çalışmaları düzenliyor. Edebiyatla da ilgilenen Ayşe Ünlü 2024’te Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) Dünya Türkçe Edebiyat Yarışması’nda öykü dalında birincilik, 2025’te ise mansiyon ödülü aldı. YTB’nin yayınladığı dil, düşünce ve edebiyat dergisi Telve’de “Bir Selamet Hikâyesi” adlı öyküsü yayımlandı. Halen mansiyon ödülü aldığı eseri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor ve bu çalışmayı kitaplaştırmaya hazırlanıyor. TRT Türk’te çeşitli programlara konuk olan Ünlü, psikoloji, kültür ve edebiyat alanlarında çalışmalarıyla dikkat çekiyor.</p>



<p>Dr. Yalın Gündüz:<br>Ankara&#8217;da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini TED (Türk Eğitim Derneği) Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra ODTÜ’de (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) Endüstri Mühendisliği eğitimi aldı. kitap-lık, Notos, BirGün Pazar gibi yayınlarda yazı, öykü ve şiirlerine yer verildi. İlk şiir kitabı Nâzım Okuyan Çocuk 2022 yılında, şu an ikinci baskıya geçen Hayal Sigortacısı adlı öykü kitabı Cumhuriyet Kitapları’ndan 2024 yılında yayımlandı. Düzenli olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde ve Ankara Çankaya Belediyesi’nin çıkardığı Karanfil Dergisi’nde yazmaktadır. Almanya macerası ODTÜ&#8217;deki lisans ve yüksek lisans eğitimimden sonra Karlsruhe Üniversitesi&#8217;ndeki doktora çalışmasıyla başladı. Halen burada tamamladığı doktora eğitimi sonrası yerleştiği Frankfurt’ta yaşıyor ve Almanya Merkez Bankası’nda (Deutsche Bundesbank) Bankacılık ve finansal denetim biriminin Araştırmalar Direktörü olarak görev yapıyor.</p>



<p>Selçuk Ülger:<br>1969 yılında Kayseri’nin İncesu ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde tamamladı. Türkiye’deki olumsuz koşullar ve işsizlik onu Almanya’ya göçe zorladı. Edebiyat sevgisi çocukluğunun Türkiye’sindeki kaliteli eğitim sürecinden ve bir yandan da “kitap yasakları”nın etkisiyle başlayan Ülger, 1991 yılından bu yana Frankfurt’ta yaşıyor. Büyük yazarımız Fakir Baykurt’un 80’li yıllarda “yakılmaktan kurtardığı” eseri Tırpan’dan çok etkilenen Ülger, Almanya’ya yerleştikten sonra Fakir Baykurt’la yakından tanışma, ondan “ders alır gibi” zengin birliktelikler yaşama şansı bulmuş. Yazıları, Evrensel Kültür, Öteki, Yordam, Kırağı, Ardıçsan-Sanat, Gerçek Edebiyat, Ataşehirli Kültür, Aydınlık Avrupa, Tuna Kılç-Sanat gibi dergilerde ve Nazım Hikmet (Nazım Sen Gittin Gide), Ruhu Su (Ruh Su Sen Gittin Gide), Attila Jozsef (Yalan Söylemez Çünkü Şairler) gibi evrensel ozanlara adanmış kitaplarda yayımlandı.<br>Adını, Nazım Hikmet’in Budapeşte’de yazdığı bir şiirden alan “Kavanozdaki Yürek” kitabı, yazarın ilk anı-öykü kitabı.<br>Ayrıca, Alman edebiyatının büyük dram yazarı Friedrich von Schiller’in “Turandot, Prinzessin von China” adlı dünyaca ünlü tiyatro yapıtını, eşi Senar Ülger ile birlikte Türkçe’ye çevirdi. Bu çevirileri “Turandı / Çin Prensesi Turandot” adıyla, Temmuz 2020’de kitaplaştırıldı. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, bu tiyatro oyununu, dramatug raporlarıyla birlikte inceleyerek, Kasım 2022’de Edebî Kurul kararıyla Devlet Tiyatroları’nın genel repertuar havuzuna dahil etti. Frankfurt’ta yaşamını taksicilik yaparak sürdüren Ülger, edebiyat üretmeyi sürdürüyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="565" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31742" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800-300x212.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800-696x492.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Hamdi Tanses:<br>Ordu Ünye&#8217;ye bağlı Velibayraktar köyünde 1946 yılında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ünye&#8217;de gördü. İlk müzik derslerini Ahmet Yamacı ve Kanuni İsmail Hakkı beyden aldı. 1968-73 yılları arasında İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nda icra heyetine katıldı. Adnan Ataman, Tuncer İnan, Hamdi Özbay&#8217;dan dersler aldı. Bu arada üniversite&#8217;ye girerek makina mühendisliği öğrenimi tamamladı.<br>1969-75 yılları arasında bir yandan türküler okuyarak sahneye çıktı, öte yandan da Türkiye&#8217;nin çeşitli kentlerinde konserler verdi. Bunun yanısıra Anadolu&#8217;nun bir çok yöresini gezip, halk türkülerini derledi. TRT ve konservatuvar arşivlerine önemli yapıtları kazandırdı. Ünlü saz yapımcısı Ragıp Akdeniz&#8217;in atölyesinde Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Ahmet Yakışan gibi ustalarla birlikte çalıştı. Bu arada derlediği türkülerin bir çoğunu plak ve kasetlere okudu. 1980&#8217;de Almanya&#8217;ya gelerek çeşitli kentlerde müzik öğretmenliği yaptı, bir çok üniversite, kültür kuruluşları ve derneklerde konferanslar verdi, uluslararası konserlere katıldı. Şimdiye kadar Almanya ve öteki Avrupa ülkelerinde bir çok ödül kazanan ve 30’dan fazla kitabı olan Hamdi Tanses, 2011 yılında müzik öğretmenliğinden emekli oldu. Tanses’in Anadolu’daki araştırma gezilerinde topladığı orjinal müzik aletlerini içeren çok zengin bir müzik aletleri kolleksiyonu bulunuyor. Türkü, tiyatro ve film müzikleri üzeine çalışmalarını ve araştırmalarını sürdüren Tanses, bu arada piyanist Wolfgang Schneider’le birlikte su, toprak, hava ve ateş öğelerini müzik ve edebiyat diliyle anlatan ortak performansları “Elemente / Öğeler“i Almanya’nın çeşitli yerlerinde sahnelemeyi de sürdürüyor.<br>Başkonsolos Nagihan İlknur Akdevelioğlu:<br>Bursa’da dünyaya gelen Akdevelioğlu, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, yüksek lisansını da Boğaziçi Üniversitesi‘nde Avrupa Çalışmaları alanında yaptı. İş hayatına 2002 yılında özel bir bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığı‘nda başlayan ve burada müfettişlik yapan Akdevelioğlu, 2006 yılında Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Türkiye‘de Avrupa Birliği ve Avrupa Ülkeleriyle İlişkilerden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı Özel Kalemi, İstanbul Temsilciliği, Kuzey ve Orta Avrupa Genel Müdür Yardımcılığı ve Doğu Avrupa Genel Müdür Yardımcılığı bünyesinde, yurtdışında da Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği, Birleşmiş Milletler Viyana Ofisi Daimi Temsilciliği ve Bratislava Büyükelçiliği‘nde çeşitli kademelerde görev aldı. 2024 yılından bu yana Başkonsolos olarak atandığı Frankfurt’ta Türkiye’yi temsil ediyor.<br>Frankfurt Başkonsolosluğu ve Eğitim Ataşeliği’nin önümüzdeki dönemde düzenleyeceği “Frankfurt Sohbetleri“ programları hakkında sosyal medya üzerinden bilgilenmek mümkün.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800.jpeg" length="90005" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
