<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür ve Sanat &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/kultur-ve-sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2026 16:24:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>
	<item>
		<title>&#8216;Göç Senfonisi&#8217; Muğla&#8217;da evinde</title>
		<link>https://egazete.de/goc-senfonisi-muglada-evinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Saka]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Senfonisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31782</guid>

					<description><![CDATA[Fuat Saka'nın bestelediği 'Göç Senfonisi', İstanbul, Hatay – Defne ve Almanya’nın Köln, Münster ve Siegen kentlerinin ardından evine döndü. Eser, Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası tarafından önce Turgutreis’te, sonra da Datça’da halkımızla buluştu…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>“ (…) Sevdiğimi derya aldı içimde sızısı kaldı<br>Şimdi ben bu gurbet elde hüzünlü kederli yalnız<br>Bir yanım deryada şimdi, bir yanım duvarsız, damsız<br>“Yaşamak güzel şey” dendi, bitti günlerim tükendi<br>Dediler “yaşamak güzel”, soldu güllerim sarardı<br>Bir yanım deryada şimdi, bir yanım sılamda kaldı<br>Felek aldı yere çaldı gecem gündüzüm karardı<br>Her şey umutlarda saklı sabah seheri gün attı<br>Gün doğar günün içinde doğudan güneşim kalktı<br>Batıda o güneş battı. (…)“</p>



<p>Fuat Saka’nın Datça’da altı yıl önce tarihte ve günümüzde insanlığın karşısında en önemli sosyal sorunlardan zorunlu göçün neden olduğu yıkımları, göçmenlerin acıları ve umutlarından esinlenerek bestelediği “Göç Senfonisi“nin son parçası “Yabancı Topraklar &#8211; Xenitia“ böyle bitiyor. Üstad Fuat Saka‘nın 2020 yılında bestelediği senfoni sonunda tam da ortaya çıktığı yerde Akdeniz ve Ege’nin binlerce göçmene mezar olan sularının kıyısındaki Bodrum ve Datça’da ya da “güneşin doğduğu“ yerlerde binlerce müzikseverle buluştu.</p>



<p>İnsanlığın en önemli gündemini…. oluşturan göç konusunu, çeşitli nedenlerle yaşadıkları ülkeleri terkedip göç yollarına koyulan, bu yolda (örneğin Ege’nin ya da Akdeniz’in “karanlık suları”nda) yaşamını yitiren ya da tüm engelleri aşıp “göçmen“ olanların trajedisini, ama bir yandan da gittikleri yerlerdeki umutlarını, hayallerini işleyen “Göç Senfonisi“nin bir diğer başlığı da “Karanlık Sular“…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="338" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31786" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800-300x127.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800-696x294.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Fuat Saka Bodrum ve Datça konserleriyle ilgili olarak da şunları söylemişti:<br>“Bodrum ve Datça, Türkiye’nin masmavi deniz kıyısındaki en güzel yerlerinden. Ancak bu denizin suları Avrupa’ya göç etmek, sığınmak için geçiş yolu olarak kullananlar için hiç de masmavi değil. Biz de bu denizin kıyısında yaşayan insanlar olarak bunu gözledik, acısını çektik. Buralar birçok insanın yaşamını yitirdiği karanlık sular aynı zamanda. Bu başlığı bizim senfonimize tam da bu nedenle verdim.”</p>



<p>Haftasonunda önce Bodrum Turgutreis’te Şevket Sabancı Parkı‘nda, sonra da Datça’daki Amfitiyatro’daki konserler Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, Bodrum ve Datça belediyelerinin desteğiyle ve büyük bir başarıyla gerçekleştirildi. Oldukça büyük bir organizasyon gerektiren bu konserlerin tam da burada, hem Fuat Saka’nın yıllardır yaşamını sürdürdüğü bölgede, hem de eserin sessiz kahramanlarının “karanlık“ yolculuklarına başladığı kıyılarda da yapılmasının zorunluluğunu yıllar önceden görüp, bu yolda yoğun çaba veren “Datça Dayanışma“ gibi etkin sivil toplum girişimlerinin de bu başarıda çok önemli payı oldu. Binlerce kişinin izlediği konserler daha öncekilerde olduğu gibi Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğini aldı.Dünya prömiyeri 2022 yılında İstanbul’da yapılan “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” şimdiye kadar Türkiye ve Almanya’da yedi kez, son ikisi hariç her defasında bir başka şefin yönetimindeki bir başka senfoni senfoni orkestrası tarafından sahnelendi. Atina’dan gelip büyük çoğunluğu gencecik müzisyenlerden oluşan Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’yla önce üç günlük yorucu provaları, ardından da iki konseri büyük bir başarıyla yöneten Şef Anastasios Symeonidis, İstanbul’da dört yıl önceki ilk “Göç Senfonisi“ konserinde de Cemal Reşit Rey Orkestrası’nı yönetmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31783" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Soldan sağa&#8230; Cihan Yurtçu, Ioanna Forti, Anastasios Symeonidis, Fuat Saka, Ahmet Yeşilyaprak (Göç Senfonisi&#8217;nin fikir babası) ve Zacharias Spyridakis&#8230;</figcaption></figure>



<p>Fuat Saka’nın da senfoninin son parçasında solist olarak bizzat sahneye çıktığı konserin değişmeyen diğer solistleri de Atina‘dan Ioanna Forti, Zacharias Spyridakis (Girit kemençesiyle) ve Cihan Yurtçu (çoban kavalıyla) oldu. Forti kendine özgü Türkçesiyle okuduğu şarkılarla, Spyridakis ve Yurtçu da Ege’nin iki kıyısının geleneksel enstrümanlarıyla 65 kişilik klasik müzik orkestrasına katılarak, senfoninin doğudan “ayrılış“la başlayan göç öyküsünü hissederek yaşattılar. Tabii ki konserin en yüksek noktası Saka ve Forti’nin birlikte okudukları son parça “Yabancı Topraklar – Xenitia“ oldu. Öyle olduğu için de bitmeyen alkışlar nedeniyle bir daha, yeniden söylendi. “Gün doğar günün içinde doğudan güneşim kalktı. Batıda o güneş battı.“</p>



<p>Müzik tarihinde göç konusunu doğrudan konu alan, işleyen, göçmenlerin sesi olan bu ilk senfoniye eserleriyle katkıda bulunan bir diğer sanatçı da ülkemizin tanınmış ressamlarından Prof. Dr. Nedret Sekban. Türkiye ve dünyadaki siyasi gelişmelere tavrını yansıtan unutulmaz eserler vermiş olan Sekban’ın göçü, göç yollarını, “karanlık sular“ı konu alan eserleri konserlerde sahnenin arkasındaki perdeye devasa boyutlarda yansıtılarak, orkestranın ve solistlerin müzikle, şarkılarla anlattıklarıyla olağanüstü bir uyum içinde Fuat Saka’nın kurguladığı büyük resmi tamamladılar. (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğretim üyeliğinden 2017 yılında emekli olan ve halen resim üretmeye, hem de öğretmeye devam eden Prof. Sekban’la Fuat Saka’nın Trabzon’daki lise ve İstanbul’daki üniversite yıllarından beri yol arkadaşı olduğunu da geçerken belirtelim.)</p>



<p>Hem Almanya’daki hem de büyük depremde ölen insanlarımız anısına Hatay’ın Defne ilçesindeki “Göç Senfonisi“ konserlerine destek veren Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (UNHCR) temsilen de Bernhard &#8221;Felix&#8221; Von Grünberg de konserlere katıldı. Almanya’daki Birleşmiş Milletler Sığınmacılara Yardım Derneği yöneticileri arasında yer alan eski Milletvekili Grünberg, Bodrum ve Datça’daki konuşmalarında günümüzde halen 120 milyon insanın yaşadıkları yerleri terkedip göç yollarına dökülmüş olduğunu vurguladıktan sonra, başta ABD olmak üzere birçok ülkenin bu insanlara yönelik desteğini kestiğine ya da azalttığına dikkat çekti. Akdeniz’den geçerek Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacılara yönelik kurtarma faaliyetlerinin insani bir görev olmasının ötesinde uluslararası hukuk kapsamındaki bir yükümlülük olduğunu belirten Grünberg, bunun yerine getirilmediğine ve sadece 2025 yılında Akdeniz’de iki bin kişinin yaşamını yitirdiğine, bu sayının belki de daha büyük olduğuna işaret etti. İki büyük dünya savaşının çıkamasına neden olan kendi ülkesi Almanya’nın da bu konuda büyük sorumluluğu olduğuna işaret etti.<br>Datça’daki konserde konuşan Belediye Başkanı Aytaç Kurt ise burada yaşayan aydınlık insanlarla “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” senfonisinde bir araya geldiklerine vurgu yaptı. Kurt, “Göçün ne olduğunu, vicdanınızda nasıl hissedeceğinizi anlatmaya çalışacağız. Valizlerde kaybolan hayatlar, göçmenlerin çektiği acıları sizlerle paylaşacağız. Yaşadığımız adaletsiz dünyada bir umut olmak için çaba harcayacağız. Nazım Hikmet’in dediği gibi, ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’, kardeşçe yaşayacağımız günlerde buluşmak üzere” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="444" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31784" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800-300x167.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800-696x386.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>BU DÜNYA HERKESE YETER</strong></p>



<p>Fuat Saka, özellikle Almanya’daki konserlerden önce yaptığı açıklamalarda göçün insanlığın başladığı günden bu yana yaşanan bir olgu olduğuna dikkat çekerek, bu konuyu tartışırken öncelikle “göçü tetikleyen nedenlere” kafa yorulması gerektiğini vurgulayıp, “Bu dünya herkese yeter!” ve “Keşke savaşlar olmasaydı da biz de göçün senfonisini yazmasaydık!” mesajlarını vermişti.<br>Böylece eserini göçmen karşıtlığının her geçen gün daha da güçlendiği birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Almanya’daki demokrasi ve eşitlikten yana olan ilerici, demokrat mücadeleye adamıştı.<br>Saka, müzik tarihine bir ilk olarak geçen eseriyle ilgili şunları söylüyor:<br>“Yaşamının 20 yılını zorunlu olarak çıktığı yurtdışında geçiren ve kısa sürede sürgüne dönüşen göçmenliği hemen her açıdan yaşayan bir sanatçı olarak insanlığın en önemli sorunlarından biri olan göç konusunda yeni ve kalıcı bir müzik eseri vermek benim için bir görevdi.<br>Tabii şimdiye kadar birçok müzisyen göçmenlerin ve sığınmacıların sorunları, acıları ve umutlarını müzik aracılığıyla dile getiren eserler verdiler. Eksik olan 70 – 80 enstrümanlık orkestraların çalacağı senfonik bir eserdi. ‘Göç Senfonisi’nin şarkılarını pandemi döneminde yazdım ve besteledim. Klasik müziğin bu en üst formunu, şarkılarımızla, kaval ve kemençe gibi özgün enstrümanlarımızla burada buluşturduk.<br>10 bölümden oluşan senfoniyi orkestraya Atina’dan Vangelis Zografos aranje etti. Türkçe şarkılar için solistliği Atina’dan Ioanna Forti üstlendi. Girit’ten Zacharias Sypridakis kemençesiyle, İstanbul’dan da Cihan Yurtçu çoban kavalıyla diğer solistlerimiz oldular. Önce İstanbul’da, sonra Köln ve Münster’de, ardından Hatay’da ve en son olarak yine Almanya’da, Siegen’de beş ayrı şefin yönetimindeki, beş ayrı orkestrayla beş konser yaptık.<br>Göç bitmeyen bir yara, dinmeyen bir sızı. Ve göç alan birçok ülkede yaşanan ekonomik, sosyal sorunların sorumlusu olarak göçmenleri gösteren ırkçı, yabancı düşmanı ve aşırı sağcı güçler her geçen gün biraz daha güçleniyorlar. Akdeniz’in karanlık sularında yaşamını yitiren göçerleri unutturmamak için aynı zamanda ‘Karanlık Sular’ adını verdiğimiz eserimizi Türkiye’de, Almanya’da ve dünyanın birçok başka yerinde icra ederek bu yolculuğumuzu sürdürmeye devam ediyoruz.<br>Bu eserin ortaya çıkmasında ve şimdiye kadarki başarılı konserlerinde bir çok yol arkadaşımın, dostumun desteğini aldım. Böyle bir eserin ortaya çıkması gerektiğini savundular ve beni bu yolda teşvik ettiler. Şarkılar can arkadaşım Prof. Dr. Nedret Sekban’ın eserleriyle resimlendi. Başta Muğla Büyükşehir Belediyesi, Datça Belediyesi ve ‘Datça Dayanışma‘ eserin sahnelenmesi için büyük destekler verdiler. Emeği geçen, destekleyen herkese çok teşekkürler.”</p>



<p><strong>BİR SENFONİYE BEŞ ŞEF VE ALTI AYRI ORKESTRA</strong></p>



<p>Göç Senfonisi’nin İstanbul’daki dünya prömiyeri Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, Şef Anastasios Symeonidis’in yönettiği Cemal Reşit Rey Orkestrası (10 Haziran 2022), Almanya prömiyeri de Köln’de Filarmoni Salonu’nda, Şef Ustina Dubitsky yönetimindeki Köln Senfoni Orkestrası (GürzenichOrkestrası) tarafından (5 Temmuz 2024) icra edildi.<br>Üçüncü konser Münster’de ŞehirTiyatrosu’nda Şef Thorsten Schmid-Kapfenburg’un yönetimindeki Münster Senfoni Orkestrası (28 Eylül 2024), dördüncüsü büyük depremin ikinci yıldönümünde yaşamını yitiren insanlarımız anısına Hatay’ın Defne ilçesinde Şef Eray İnal’ın yönetimindeki Çukurova Filarmoni Orkestrası (5 Şubat 2025), sonuncusu da yine Almanya’da, Siegen’deki Apollo Tiyatrosu’nda Şef Luka Hauser’in yönetimindeki Güney Vestfalya Filarmoni Orkestrası tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Bodrum ve Datça konserlerinde de Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın yönetimini dört yıl önce İstanbul’daki konseri yöneten Şef Anastasios Symeonidis yönetti.<br>Bu arada “Göç Senfonisi”nin ADA MUZİK tarafından kısa bir süre önce çıkarılan Long Play’i de çıktı. Sanatın evrensel diliyle göçü, acıyı, hafızayı ve vicdanı aynı sahnede buluşturan &#8220;Göç Senfonisi – Karanlık Sular&#8221;ı bizzat izleyemeyenlerin bilgisine…<br>Datça Belediyesi’nden yapılan açıklamada belirtildiği gibi “İnsan olmaya, hatırlamaya ve unutmamaya dair derin bir çağrı sunan“ bu büyük eser Türkiye ve Türkiye dışında çalınmaya devam edecek. Bundan sonraki konser büyük olasılıkla önümüzdeki şubat ayında Berlin’de gerçekleştirilecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg" length="135490" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>“Kadir Abi”, Almanya’da da derin izler bıraktı</title>
		<link>https://egazete.de/kadir-abi-almanyada-da-derin-izler-birakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 08:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir İnanir]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31767</guid>

					<description><![CDATA[Usta sanatçı Kadir İnanır, filmlerinin yanısıra kendisi de Almanya'da film festivallerinin konuğu oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Önceki gün yitirdiğimiz Türk sinemasının sevilen, başarılı oyunculuğu yanısıra ilkeli siyasi duruşuyla da tarihe geçen oyuncularından Kadir İnanır, Almanya’da da derin izler bıraktı.<br>Sinema hayatının en son filmi “Kapı”da Almanya’da yaşayan Mardin’li acılı bir Süryani ailesinin büyüğünü canlandıran ünlü oyuncu, buradaki Türk kültür girişimlerinin organize ettiği film festivallerine konuk oldu. </p>



<p>Bu vesileyle zaman zaman Almanya’nın çeşitli kentlerindeki sinemaseverlerle ve hayranlarıyla da biraraya geldi. İnanır’ın sinema kariyeri boyunca aldığı onlarca saygın ödül arasında Almanya’daki festivallerden aldığı “onur ödülleri” de yer alıyor.</p>



<p>Örneğin Almanya’daki en eski ve kapsamlı Türk film etkinliği olan Nürnberg’deki “Türkiye Almanya Film Festivali”nin 2016 yılında, “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali”nin de 2009 yılındaki onur konuğu olarak Almanya’ya gelmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="380" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800.jpeg" alt="" class="wp-image-31770" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800-300x143.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800-696x331.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yaklaşık üç ay arayla yitirdiğimiz iki büyük sanatçı Mario Adorf, Kadir İnanır ve son nefesine kadar yanında olan eşi Jülide Kural, &#8220;Türkiye Almanya Film Festivali&#8221; ekibi ve misafirleriyle birlikte Nürnberg’de.</figcaption></figure>



<p>Ünlü oyuncumuza Nürnberg’deki festivalde onur ödülünü bizzat takdim eden sanatçı da Alman sinemasının en büyük isimlerinden Mario Adorf olmuştu. İlginç bir tesadüf, büyük Alman düşünürü Karl Marks’ı canlandırdığı filmle sinema kariyerini noktalayan Mario Adorf da, geçtiğimiz nisan ayında, Nürnberg’de birlikte olduğu Kadir İnanır’dan yaklaşık üç ay önce yaşamını yitirdi.</p>



<p>Kadir İnanır Nürnberg’deki ödül töreninde yüzlerce sinemaseverin ve hayranlarının alkışlarıyla desteklediği konuşmasında şunları söylemişti:</p>



<p><strong>“ÇÖZECEĞİZ, MUTLAKA ÇÖZECEĞİZ!”</strong></p>



<p>“Havaalanına indikten itibaren bugüne kadar karşılaştığım bütün insanlar, adım attığım bütün sokaklar bana hiç yabancı gelmedi. Biliyordum burada yaşayan insanlarımızın sayısını. Bütün Avrupa’da yaşayanları da biliyorum. Onların acılarını, sevdalarını, özlemlerini hepsini biliyorum. Birçoğunu da filmlerime yansıttım. Onlardan aranızda olanlara söylemek istiyorum. Ben size dünyanın en güzel ülkesinden en güzel selamları getirdim.<br>Sorunlarımız var. Çözeceğiz. Tam üç yıldır, büyük bir barış savunucusu olarak, asla sanat yapmayı düşünmeden yollardayım. Dünyanın çatışmalı bölgelerine gittim. Bizim barış kelimesini kullanmaktan, el ele tutuşup bu güzel vatanı paylaşmaktan başka hiçbir sorunumuz yok. Bunu çözeceğiz, mutlaka çözeceğiz. Eğer dünyada ve özellikle ülkesinde önemli sorunlar varsa, bir sanatçı bu sorunlara karşı duyarlı değilse ben ona sanatçı demem.”<br>İnanır’ın Nürnberg’le sıcak ilişkisi hep sürdü. 2019 yılında da aynı festivalde, Uluslararası Jüri’nin başkanlığını üstlenmişti.<br>Kadir İnanır’ın cenazesine katılmak üzere Türkiye yolculuğu öncesinde kendisine ulaşabildiğimiz Nürnberg Film Festivali Başkanı Adil Kaya, “Kadir İnanır festivaliminiz açısından da çok özel bir değerdi. Onu tarif etmek gerçekten çok zor. Kaybını kabul etmek ise çok daha da güç. Nürnberg&#8217;de onu Avrupa’nın en önemli sinema oyuncularından Mario Adorf karşılamıştı. Adorf, onunla görüşmelerinden o kadar etkilenmişti ki, törende kendisine ödülü takdim ederken yaptığı konuşmasında ‘Kadir, kardeşim benim, bu kadar güzel bir insan nasıl olunabilir!’ demişti. Milliyetçi-ırkçı tayfadan vaz geçtim de, Kadir İnanır’ın enternasyonal sanatçı ve insancıl derinliğinin değerini kimler iyi anlayabildi?“ diye konuştu.<br>Kaya, cenazeye yetişebilmek için yola koyulmuşken Festivalin Yönetmeni Ayten Akyıldız ise dört haftadır, Jülide Kural’la birlikte hasta yatağındaki Kadir İnanır’ın başında nöbet tutuyordu.</p>



<p><strong>ÖDÜLÜNÜ ÖĞRETMENİNİN OĞLUNDAN ALDI</strong></p>



<p>Kadir İnanır, 2009 yılında da “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü”nü almıştı. Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti. Kadir inanır’ın idam mahkumu bir savcı ile, cellatlık yapmaya zorlanan bir köylünün öyküsünü işleyen bu filmin başrol oyuncularından biri de eşi Jülide Kural’dı.<br>“Son Cellat” filminin gösterildiği gala gecesinde kendisi de Fatsalı olan, dönemin Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı hazır bulunmuş, Fatsa’da babasının öğrencisi olan Kadir İnanır‘a Frankfurt’un onursal ödülünü takdim etmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="567" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800.jpeg" alt="" class="wp-image-31776" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800-300x213.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800-696x493.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><br>Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti.<br>Frankfurt’taki Türk film festivalinin 2019 yılındaki açılış filmi de İnanır’ın başrollerini Vahide Perçin’le paylaştığı son sinema filmi “Kapı” olmuştu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="262" height="318" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-kapi.jpeg" alt="" class="wp-image-31769"/></figure></div>


<p><br>Frankfurt Türk Film Festivali’nin Başkanı Hüseyin Sıtkı da Kadir İnanır’ın vefatı üzerine yaptığı açıklama şunları söylüyor:<br>“Dediler ki, Kadir İnanır zor bir insandır. Davetinizi kabul etmeyebilir. Kabul etse bile birlikte geçireceğiniz o birkaç gün içinde sizi yorabilir, kırabilir, kapris yapabilir… Ben de dedim ki, O, Türk sinemasının Kadir İnanır’ı. Bana ayıracağı dört gün içinde kapris yapsa ne olur? O dört gün boyunca her türlü davranışını da, her türlü halini de büyük bir saygı ve sevgiyle karşılarım. Yıl 2009’du. Kendisini Türk Film Festivali’ne davet etmiştim. Davetimizi kabul etti, geldi ve bizimle dört gün geçirdi. O dört gün boyunca bana hiçbir zorluk değil, aksine hayatımın en değerli ve unutulmaz dört gününü hediye etti. Bugün geriye dönüp baktığımda, sadece Türk sinemasının efsane bir ismini değil; zarafetiyle, insanlığıyla ve bıraktığı izlerle çok değerli bir insanı tanımış olmanın onurunu taşıyorum. Kadir İnanır, gözümüzden gönlümüze akıp giden büyük bir değerdi. Onu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Mekânı gönüllerde olsun. Türk sinemasının ve sanat dünyasının başı sağ olsun. Çünkü bazı insanlar hayattan gider, ama bıraktıkları iz, ömür boyu bizimle kalır…“</p>



<p>ALMANYALI FİLMLERİ</p>



<p>Ünlü oyuncunun kariyeri boyunca kamera karşısına geçtiği 180’in üzerinde sinema filmi arasında, son filmi “Kapı”dan başka, başrollerini Türkan Şoray’la paylaştığı 1972 yapımı “Dönüş” ve başrollerini Filiz Akın’la paylaştığı 1974 yapımı “Almanyalı Yarim” gibi filmler de Almanya bağlantılı öyküleri içeriyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="330" height="447" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus.jpeg" alt="" class="wp-image-31771" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus.jpeg 330w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus-300x406.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" /></figure></div>


<p><br>Başrol oyunculuğunun yanısıra yönetmenliği de Türkan Şoray’ın üstlendiği “Dönüş”, kimi sinema tarihçilerince “Türk sinemasında Almanya’ya göç” teması işleyen ilk film olarak kabul ediliyor. </p>



<p>İnanır, Türkiye’den işgücü göçü sürecinin ilk dönemlerinin çok yönlü dramlarını çok etkileyici bir biçimde ele alan bu filmde çalışmak üzere Almanya’ya giden ve orada büyük bir değişim geçiren İbrahim’i, Şoray da onun çocuğuyla birlikte köyde yalnız bıraktığı, olağanüstü bir yaşam ve onur mücadelesi vermek zorunda kalan karısı Gülcan’ı canlandırıyordu.</p>



<p>Halktan, emekten, Türkiye ve tüm dünyada barıştan yana kararlı duruşuyla örnek bir sanatçı olarak tarihe geçen Kadir İnanır’ın anısına saygıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-frankfurtta-2009-800.jpeg" length="124258" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Başkonsolos ve yazarlardan edebiyat sohbeti</title>
		<link>https://egazete.de/baskonsolos-ve-yazarlardan-edebiyat-sohbeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 18:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[İlknur Akdevelioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31741</guid>

					<description><![CDATA[“Frankfurt Sohbetleri”nin ilk buluşmasında Türkiye’den göçün 65’nci yılında Almanya’daki Türk edebiyatı çeşitli boyutlarıyla ele alındı. Toplantıyı Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Akdevelioğlu bizzat yönetti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Türkiye’nin Frankfurt Başkonsonlosluğu ve Eğitim Ataşeliği’nin ülkemizden başlattığı “Frankfurt Sohbetleri” programının ilk toplantısının konusu “Göçün 65’nci Yılında Almanya’daki Türk Edebiyatı” oldu.<br>Almanya’da yaşayan Halk Müziği Sanatçısı, Araştırmacı Yazar Hamdi Tanses ile farklı mesleklerden gelen, ancak hepsi de edebi alanında da iddialı olan Dr. Neslihan Wittek, Ayşe Ünlü, Dr. Yalın Gündüz ve Selçuk Ülger’in konuşmacı olarak katıldığı ilk “Frankfurt Sohbeti”nin yönetimini de Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu N. İlknur Akdevelioğlu bizzat üstlendi.<br>Frankfurt Türk Kültür Merkezi’nde Dr. Cafer Bidav’ın sunumuyla başlayan toplantıda konuklar, Türkiye’den Almanya’ya göçün 65 yıllık serüvenini edebiyat ve müzik penceresinden değerlendirdiler. Başkonsolos Akdevelioğlu’nun edebiyat ve göç ilişkisine ilişkin kendi zengin birikimleri ve çarpıcı gözlemleriyle de katkıda bulunduğu sohbete, Ozan Hamdi Tanses de saz ve mey eşliğinde Anadolu’nun dört bir köşesini dolaşarak topladığı ve derlediği özgün türküleriyle müzikal zenginlik kattı.<br>Türkiye’den Almanya’ya 65 yıldır süren göç sürecinin zorlukları, aidiyet, kimlik sorunları, kültürler arasındaki farklılıkların, iki dilli ve iki kültürlülüğün çocukların ve gençlerin yetişme ve eğitim süreçlerine etkileri, bütün bunların yazarların yazma pratikleriyle ilişkisi, Almanya’daki Türkçe edebiyata yansımaları ele alındı.<br>Kültürel hafıza, ana dilin korunması, göç türküleri, müziğin dilin korunmasındaki katkısı, Türk halk türkülerinin kültürel belleği yaşatmadaki önemi, Almanya’daki genç kuşakların Türk edebiyatıyla ilişkisi ve edebiyatın kültürel mirasın aktarımındaki rolü ele alındı. Türkçe yazanlara eserlerini yayınlatma olanağı sunabilecek kurum ve yayınların önemine, bu alandaki yarışmaların katkısına değinildi. Tek kimlik tercihi dayatmaları ya da “arafta kalma” gibi travmatik durumlara karşın, çok kimlikliliğin, çok kültürlülüğün güzel yanlarının yazma süreçlerini zenginleştirdiğine dair birikimler, gözlemler anlatıldı. Ayrıca çocuk edebiyatının işlevi ele alındı, çocuk kitapları aracılığıyla burada büyüyen çocuklara Türk kültürünün güzelliklerinin aktarılmasının, ebeveynlerin çocuklarıyla iletişiminde “temiz bir Türkçe”ye özen göstermesinin önemine değinildi.<br>Dijitalleşmenin ve yapay zeka alanındaki gelişmelerin edebiyata etkileri, yapay zekanın büyük yazarımız Yaşar Kemal’den esinlenerek “İnce Mehmet”in beşinci cildini yazabilecek aşamaya “henüz” gelemediğine, ancak bu alandaki hızlı gelişmeler nedeniyle okurların yapay zekayı tercih ettiği “kara bulutlu” bir geleceğin sözkonusu olabileceğine dikkat çekilerek, bu sürece “teslim olmamak” gerektiği vurgulandı.</p>



<p><strong>FRANKFURT’UN BİR İLKİ</strong></p>



<p>Frankfurt’ta böylesine zengin içerikli bir edebiyat toplantısının doğrudan bir başkonsolos tarafından yönetilmesinin “göç tarihi ve edebiyatı” açısından önemli bir ilk olduğuna dikkat çekildi. Göç tarihi alanındaki arşiv çalışmalarının önemine işaret edildi.<br>Almanya’daki Türk edebiyatının geçmişi işgücü göçünün başladığı 1961’den çok öncesine taşındı. 1917’de tıp öğrenimi için Heidelberg’e gelen Şaziye Öğretmen’in, 1932’de Frankfurt’a gelen yazar Ahmet Haşim’in günlüklerinin de bu edebiyatın içinde ele alınabileceği belirtildi.<br>Edebiyatın dışından ve birbirinden çok farklı akademik eğitimlerden geçmiş, yaşamlarını edebiyat dışındaki mesleklerde çalışarak sürdüren, ama bir yandan da yoğun bir biçimde edebiyat üreten konukların sohbeti çok keyifliydi.</p>



<p>Yalın Gündüz’ün bu “bir vücutta iki kişilik” durumuna, kendi özelinde, dünya edebiyatından ödünç aldığı “Dr. Jekyll ve Bay Hyde” tiplemesini örnek vererek yaptığı ironik gönderme de oldukça ilginçti.</p>



<p>Almanya’yı kasıp kavuran aşırı sıcakların olduğu şu günlerde çok sayıda dinleyici Frankfurt Türk Kültür Merkezi’nden yüzlerinde edebiyat sohbetine doymuş bir gülümsemeyle ayrıldılar.</p>



<p>Bu sohbetin konukları ve çalışmalarını biraz daha yakından tanımak için:</p>



<p>Dr. Neslihan WİTTEK<br>1989 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde çevre bilimleri alanında yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans tez çalışması için Almanya’nın Bochum şehrine taşındı ve ardından Ruhr Üniversitesi’nde biyopsikoloji alanında doktorasını tamamladı. Doktora sonrası araştırmaları kapsamında bir süre İsviçre’deki École Polytechnique Fédérale de Lausanne’da bulundu. Yazma ve çizme yolculuğu, Ruhr Üniversitesi’nde biyopsikoloji alanında doktora yaptığı yıllarda başladı. Akademik çalışmalarını sürdürürken, bilimsel yazıların yanı sıra çocuk kitapları için metinler yazmanın ve çizimler yapmanın kendisine büyük mutluluk verdiğini fark etti. Bugün Almanya’nın Gelsenkirchen şehrinde yaşıyor, çocuk kitapları için hikâyeler yazıyor ve çizimler yapıyor. İlk kitabı “Bir Zamanlar Elbiseydim”, 2025 yılında Türkiye’de Meraklı Kâşifler tarafından yayımlandı. Bu kitapta, bir elbisenin yıllar içinde ileri dönüşüm yolculuğuyla bir ailenin hayatına yine yeniden dâhil oluşunu anlattı.</p>



<p>Ayşe ÜNLÜ<br>Almanya doğumlu. Frankfurt’ta klinik psikoloji lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı. Tezinde Türk göçmenlerde kültürleşme ve tükenmişlik ilişkisini incelemişti. Türkiye’de bir klinikte staj yaparak uluslararası klinik deneyimi kazandı. Meslek hayatında yetişkin adlî psikiyatrisi, rehabilitasyon ve çocuk-ergen psikiyatrisi alanlarında çalıştı, ayrıca Bildungswerk bünyesinde farklı yaş gruplarıyla görev aldı. Günümüzde özel muayenehanesinde danışmanlık veriyor, seminer ve atölye çalışmaları düzenliyor. Edebiyatla da ilgilenen Ayşe Ünlü 2024’te Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) Dünya Türkçe Edebiyat Yarışması’nda öykü dalında birincilik, 2025’te ise mansiyon ödülü aldı. YTB’nin yayınladığı dil, düşünce ve edebiyat dergisi Telve’de “Bir Selamet Hikâyesi” adlı öyküsü yayımlandı. Halen mansiyon ödülü aldığı eseri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor ve bu çalışmayı kitaplaştırmaya hazırlanıyor. TRT Türk’te çeşitli programlara konuk olan Ünlü, psikoloji, kültür ve edebiyat alanlarında çalışmalarıyla dikkat çekiyor.</p>



<p>Dr. Yalın Gündüz:<br>Ankara&#8217;da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini TED (Türk Eğitim Derneği) Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra ODTÜ’de (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) Endüstri Mühendisliği eğitimi aldı. kitap-lık, Notos, BirGün Pazar gibi yayınlarda yazı, öykü ve şiirlerine yer verildi. İlk şiir kitabı Nâzım Okuyan Çocuk 2022 yılında, şu an ikinci baskıya geçen Hayal Sigortacısı adlı öykü kitabı Cumhuriyet Kitapları’ndan 2024 yılında yayımlandı. Düzenli olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde ve Ankara Çankaya Belediyesi’nin çıkardığı Karanfil Dergisi’nde yazmaktadır. Almanya macerası ODTÜ&#8217;deki lisans ve yüksek lisans eğitimimden sonra Karlsruhe Üniversitesi&#8217;ndeki doktora çalışmasıyla başladı. Halen burada tamamladığı doktora eğitimi sonrası yerleştiği Frankfurt’ta yaşıyor ve Almanya Merkez Bankası’nda (Deutsche Bundesbank) Bankacılık ve finansal denetim biriminin Araştırmalar Direktörü olarak görev yapıyor.</p>



<p>Selçuk Ülger:<br>1969 yılında Kayseri’nin İncesu ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde tamamladı. Türkiye’deki olumsuz koşullar ve işsizlik onu Almanya’ya göçe zorladı. Edebiyat sevgisi çocukluğunun Türkiye’sindeki kaliteli eğitim sürecinden ve bir yandan da “kitap yasakları”nın etkisiyle başlayan Ülger, 1991 yılından bu yana Frankfurt’ta yaşıyor. Büyük yazarımız Fakir Baykurt’un 80’li yıllarda “yakılmaktan kurtardığı” eseri Tırpan’dan çok etkilenen Ülger, Almanya’ya yerleştikten sonra Fakir Baykurt’la yakından tanışma, ondan “ders alır gibi” zengin birliktelikler yaşama şansı bulmuş. Yazıları, Evrensel Kültür, Öteki, Yordam, Kırağı, Ardıçsan-Sanat, Gerçek Edebiyat, Ataşehirli Kültür, Aydınlık Avrupa, Tuna Kılç-Sanat gibi dergilerde ve Nazım Hikmet (Nazım Sen Gittin Gide), Ruhu Su (Ruh Su Sen Gittin Gide), Attila Jozsef (Yalan Söylemez Çünkü Şairler) gibi evrensel ozanlara adanmış kitaplarda yayımlandı.<br>Adını, Nazım Hikmet’in Budapeşte’de yazdığı bir şiirden alan “Kavanozdaki Yürek” kitabı, yazarın ilk anı-öykü kitabı.<br>Ayrıca, Alman edebiyatının büyük dram yazarı Friedrich von Schiller’in “Turandot, Prinzessin von China” adlı dünyaca ünlü tiyatro yapıtını, eşi Senar Ülger ile birlikte Türkçe’ye çevirdi. Bu çevirileri “Turandı / Çin Prensesi Turandot” adıyla, Temmuz 2020’de kitaplaştırıldı. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, bu tiyatro oyununu, dramatug raporlarıyla birlikte inceleyerek, Kasım 2022’de Edebî Kurul kararıyla Devlet Tiyatroları’nın genel repertuar havuzuna dahil etti. Frankfurt’ta yaşamını taksicilik yaparak sürdüren Ülger, edebiyat üretmeyi sürdürüyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="565" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31742" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800-300x212.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800-696x492.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Hamdi Tanses:<br>Ordu Ünye&#8217;ye bağlı Velibayraktar köyünde 1946 yılında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Ünye&#8217;de gördü. İlk müzik derslerini Ahmet Yamacı ve Kanuni İsmail Hakkı beyden aldı. 1968-73 yılları arasında İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nda icra heyetine katıldı. Adnan Ataman, Tuncer İnan, Hamdi Özbay&#8217;dan dersler aldı. Bu arada üniversite&#8217;ye girerek makina mühendisliği öğrenimi tamamladı.<br>1969-75 yılları arasında bir yandan türküler okuyarak sahneye çıktı, öte yandan da Türkiye&#8217;nin çeşitli kentlerinde konserler verdi. Bunun yanısıra Anadolu&#8217;nun bir çok yöresini gezip, halk türkülerini derledi. TRT ve konservatuvar arşivlerine önemli yapıtları kazandırdı. Ünlü saz yapımcısı Ragıp Akdeniz&#8217;in atölyesinde Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Ahmet Yakışan gibi ustalarla birlikte çalıştı. Bu arada derlediği türkülerin bir çoğunu plak ve kasetlere okudu. 1980&#8217;de Almanya&#8217;ya gelerek çeşitli kentlerde müzik öğretmenliği yaptı, bir çok üniversite, kültür kuruluşları ve derneklerde konferanslar verdi, uluslararası konserlere katıldı. Şimdiye kadar Almanya ve öteki Avrupa ülkelerinde bir çok ödül kazanan ve 30’dan fazla kitabı olan Hamdi Tanses, 2011 yılında müzik öğretmenliğinden emekli oldu. Tanses’in Anadolu’daki araştırma gezilerinde topladığı orjinal müzik aletlerini içeren çok zengin bir müzik aletleri kolleksiyonu bulunuyor. Türkü, tiyatro ve film müzikleri üzeine çalışmalarını ve araştırmalarını sürdüren Tanses, bu arada piyanist Wolfgang Schneider’le birlikte su, toprak, hava ve ateş öğelerini müzik ve edebiyat diliyle anlatan ortak performansları “Elemente / Öğeler“i Almanya’nın çeşitli yerlerinde sahnelemeyi de sürdürüyor.<br>Başkonsolos Nagihan İlknur Akdevelioğlu:<br>Bursa’da dünyaya gelen Akdevelioğlu, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, yüksek lisansını da Boğaziçi Üniversitesi‘nde Avrupa Çalışmaları alanında yaptı. İş hayatına 2002 yılında özel bir bankanın Teftiş Kurulu Başkanlığı‘nda başlayan ve burada müfettişlik yapan Akdevelioğlu, 2006 yılında Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. Türkiye‘de Avrupa Birliği ve Avrupa Ülkeleriyle İlişkilerden Sorumlu Müsteşar Yardımcılığı Özel Kalemi, İstanbul Temsilciliği, Kuzey ve Orta Avrupa Genel Müdür Yardımcılığı ve Doğu Avrupa Genel Müdür Yardımcılığı bünyesinde, yurtdışında da Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliği, Birleşmiş Milletler Viyana Ofisi Daimi Temsilciliği ve Bratislava Büyükelçiliği‘nde çeşitli kademelerde görev aldı. 2024 yılından bu yana Başkonsolos olarak atandığı Frankfurt’ta Türkiye’yi temsil ediyor.<br>Frankfurt Başkonsolosluğu ve Eğitim Ataşeliği’nin önümüzdeki dönemde düzenleyeceği “Frankfurt Sohbetleri“ programları hakkında sosyal medya üzerinden bilgilenmek mümkün.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-edebiyat-062026-2-800.jpeg" length="90005" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Hasan Yükselir: “Dünya müziklerini buluşturarak ortak yaşam alanları yaratıyoruz!“</title>
		<link>https://egazete.de/hasan-yukselir-dunya-muziklerini-bulusturarak-ortak-yasam-alanlari-yaratiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jun 2026 17:51:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yükselir]]></category>
		<category><![CDATA[Mainwelt]]></category>
		<category><![CDATA[Offenbach]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31736</guid>

					<description><![CDATA[Main Nehri kıyısındaki Offenbach’ta düzenlenen geleneksel MainWelt Müzik Festivali 12’nci kez çeşitli ülkelerden müzisyenleri ortak sahnede buluşturdu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p> Festivalin Genel Sanat Yönetmeni Hasan Yükselir: “Bu sadece bir müzik etkinliği değil. Farklı kimliklerin eşit şekilde var olduğu, çeşitliliğin üretken bir güce dönüştüğü, birlikte üretmenin, birbirini dinlemenin ve ortak bir ses oluşturmanın somutlaştığı bir ortak yaşam alanıdır“ diyor.</p>



<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Almanya’da Türkiye kökenli kültür sevdalılarının düzenlediği ve farklı kültürleri, gelenekleri buluşturan müzik festivallerinin başında gelen MainWelt Müzik Festivali’nin 12’ncisi de geride kaldı.<br>Usta Müzisyen Hasan Yükselir’in Genel Sanat Yönetmenliği’ni üstlendiği festival, yıllardır Frankfurt’un komşu kenti Offenbach’taki tarihi Büsing Sarayı’nda gerçekleştiriliyor.<br>Bu yılki festivalde Şef Fırat Yükselir yönetimindeki Capitol Senfoni Orkestrası, çeşitli ülkelerden gelen dünya müziğinin seçkin sanatçılarıyla aynı sahnede buluştular.<br>Capitol Senfoni Orkestrası’yla güzel bütünlük oluşturan kadroda Bosna-Hersek’ten Daniel Lazar (keman) ve Almir Mešković (akerdeon) ikilisi, Tunus’tan Farah Fersi (kanun), Türkiye’den Vural Güler (bağlama) enstrümanlarıyla uyumlu bir performans sergilediler. Bu enstrümantal dokuya, berrak sesleriyle coloratur soprano Dijle, yorumuyla Hasan Yükselir ve Almanya’yı temsilen etkileyici sesiyle Katrin Glenz eşlik ederek şarkılarını hep birlikte söylediler.<br>Gecenin coşkusunu zirveye taşıyan diğer renkler ise kendi özel repertuvarlarıyla sahne alan gruplar oldu. Kenya’dan katılan Nina Ogot ve orkestrası Afrika’nın sıcak ritimlerini sahneye taşırken, Almanya’dan Shantel ve grubu ise festival enerjisini doruk noktasına ulaştırdı. Shantel ve grubunun hareketli müziği Büsing Sarayı’nın bahçesindeki konser alanını dolduran dinleyicileri de coşturdu. Festival, katılan tüm müzisyenlerin hep birlikte sahnede yer aldığı ortak parçaların icrasıyla noktalandı.<br>Offenbach’ı da içine alan Hessen eyaletini Berlin’deki Federal Meclis’te temsil eden milletvekillerinden Ayşe Asar ve Tarek Al-Wazir’in de katıldığı festivali organize eden Su Arts Derneği, Offenbach ve çevresinden gönüllülerin desteğiyle gerçekleşen bu etkinliğin, dinleyicilerin ve müzisyenlerin de hafızalarında derin ve güzel izler bırakarak başarıyla tamamlandığını açıkladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="443" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31738" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-2-800-300x166.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-2-800-696x385.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><br>Başladığından beri bu etkinliğin konseptini belirleyen ve kendisi de solist olarak sahnede yer alan Genel Sanat Yönetmeni Hasan Yükselir, festivalin “neyi başardığı?“ sorusunu şöyle yanıtlıyor:</p>



<p><strong>BİR GELECEK PROVASI</strong></p>



<p>“MainWelt Musik Festivali sadece bir müzik etkinliği değil. Farklı kimliklerin eşit şekilde var olduğu, çeşitliliğin üretken bir güce dönüştüğü, birlikte üretmenin, birbirini dinlemenin ve ortak bir ses oluşturmanın somutlaştığı bir ortak yaşam alanıdır.<br>Bu yönüyle festival, insanların birbirine yabancılaşmadığı, aksine birbirinin sesinde kendi varlığını bulduğu bir gelecek provasıdır. Demokratik, çoğulcu, barışçıl ve birlikte yaşam kültürünün canlı bir modeli.<br>Farklı kimlikleri tanıyan ve bütün kimliklerin birlikte, eşit olarak var olmasını sağlayan bir anlayış, bireylerin topluma olan aidiyetini güçlendirir. Bu anlayış toplum içinde karşılıklı saygıyı artırır, toplumsal dayanışmayı güçlendirir ve ‘farklılık içinde birlik‘ ilkesini yaşama geçirir. Sonuç olarak toplumsal barışı ve ortak yaşamı daha sağlam temellere oturtur.<br>Sonuçta Almanya da yaşıyor, festivali Almanya‘nın Offenbach am Main şehrinde yapıyoruz. Dolayısıyla bu yaklaşım, Almanya bağlamında özellikle önemli. Çünkü Almanya da artık çeşitlilik sadece bir gerçeklik değil, aynı zamanda yaşayan demokrasinin vazgeçilmez bir koşulu ve barış içinde birlikte yaşamanın temelidir.“</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="447" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31739" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-4-800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-4-800-696x389.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>YENİ BİR MÜZİKAL HAKİKAT!</strong></p>



<p>“Farklı coğrafyalardan gelen geleneksel ezgilerin klasik batı orkestrası kalıpları içine sokularak bir nevi &#8220;ehlileştirildiği&#8221; veya entegrasyon adına asimile edildiği yönündeki bir düşünce, seyircilerin kafasında bir soru işareti olarak gelişebilir.<br>Kültür-sanat dünyasında genel kabul gören bir algı vardır. Batı klasik formları, arkasındaki devasa müzik endüstrisinin de gücüyle, her şeyi yutan baskın bir merkez olarak konumlanır. Bu merkez kuşkusuz çok güçlüdür. Ancak, yerel ya da dışarıdan gelen gelenekleri bu yapının içinde eriyen edilgen unsurlar olarak görmek, bana göre eski, tek taraflı ve eksik bir anlayıştır. Farklı coğrafyaların özgün sesleri, Batı formlarının içinde erimek yerine, onunla dinamik bir etkileşime girer, merkezi sarsar, zenginleştirir ve kendi özgünlüğünü koruyarak yeni bir müzikal hakikat doğurur. Böyle düşünmeyi tercih ederim.</p>



<p><strong>EŞİTLER ARASI REZONANS İLİŞKİSİ</strong></p>



<p>“Geleneksel Anadolu, Balkan veya Tunus ezgilerinin bir klasik batı müziği formatlı bir oda orkestrasıyla buluşması, baskın bir kültürün diğerini ‘ehlileştirmesi‘ ya da ‘asimilasyon‘ değil; farklı müzikal hafızaların birbirini dönüştürdüğü, eşitler arası bir rezonans ilişkisidir.<br>Mesela müzik tarihi, ezilenlerin veya savaş, sefalet nedenleriyle göçenlerin müziğinin, hiçbir kalıba sığmayıp dünyayı nasıl dönüştürdüğünün en somut kanıtlarıyla doludur.<br>Kısaca örneklemek isterim: Arapların, Yahudilerin, Çingenelerin ve yerel halkın kültürlerinin muazzam bir karışımı olarak doğan flamenko, egemen kültürün içinde erimek şöyle dursun, sınırları aşan evrensel bir başkaldırı diline dönüşmüştür. Fakat bu İspanya’dır. Çünkü Flamenko diye düşündüğümüz de aklımıza İspanya gelir.<br>Buenos Aires banliyölerinde, dışlanmışların arasında bir ‘yeraltı müziği‘ olarak doğan tango, bugün tüm dünyada hayranlık uyandıran küresel bir marka haline gelmiştir. Arjantin’dir.<br>Afrika kökenli Amerikalıların köklerinden doğan caz, modern müziğin tüm kurallarını yeniden yazmıştır. Amerika’dır.<br>Cezayir geleneklerinin modern formlarla birleştiği rai Fransa’dır.<br>Ve mübadele acılarının sesi olan rebetiko da Anadolu’dan gidenlerin ruhu, duygularıdır. Aynı toplumsal gerekçeler üzerine oturan yaratıcılığın ürünleridir. Yunanistan’dır.<br>Örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Uzatmayayım.<br>Bu üsluplar halkların müziği olarak başlayıp bugün tüm dünyanın birer markalarıdır. Bunlar ne asimile olmuştur ne de birileri tarafından ‘ehlileştirilmiştir‘. Aksine sınırları yıkarak kendi egemenliklerini ilan etmişlerdir.“</p>



<p><strong>SOSYOLOJİK GERÇEKLİK!</strong></p>



<p>“Ayrıca sosyolojik bir gerçeklikle yüzleşmek zorundayız. Bu topraklara gelmiş olan yüzbinlerce göçmen, geliş koşulları ne olursa olsun, artık buradadır ve burada yaşamaya devam edecekler ve geri dönmeyeceklerdir.<br>Dolayısıyla tek taraflı bir ‘entegrasyon‘ dayatması ya da müziklerinin asimile edilmesi hem sosyolojik hem de sanatsal olarak imkansızdır.<br>Sunulan müziklerin özgün karakteri, etkisi ve müzikalitesi hiçbir orkestral kalıp tarafından yutulamaz. Aksine, sanatçılarımız buradan aldıkları müzikal değerleri kendi kökleriyle birleştirerek, Avrupa’nın tam göbeğinde yeni üslupların ve melez estetiklerin gelişimine öncülük edeceklerdir.<br>Göçmenlerin müzikleri ehlileşmiyor, sadece yeni yurdunda, kendi hakikatiyle yeni bir dil inşa etmeye çalışıyor. Festivalimizi sadece bir ‘uyum vitrini‘ olarak değil, bu yeni kurulan geleceğin ve ortak demokrasinin estetik bir laboratuvarı olarak görmemiz gerekir ve ben böyle düşünüyorum.<br>MainWelt Müzik festivali bunları başarıyor, ömrümüz yettiğince daha nice ve çok güzel müzikal değerlerle karşılaştırmayı buluşturmayı hedefliyoruz.“</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/mainwelt-062026-1-800.jpg" length="119861" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sahibinden Rahmet&#8217;e ödül yağdı</title>
		<link>https://egazete.de/sahibinden-rahmete-odul-yagdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 12:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Elma]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Türk Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sahibinden Rahmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31725</guid>

					<description><![CDATA[26. Frankfurt Uluslararası Türk Filmleri Festivali, Altın Elma ödülleriyle sona erdi. Festivalde en iyi film “Sahibinden Rahmet” oldu. “Sahibinden Rahmet” festivalde toplam dört ödül kazandı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Avrupa’daki en uzun soluklu Türk sinema etkinliklerinden biri olan Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, Cinestar Metropolis’te gerçekleştirilen ödül töreniyle taçlandı.</strong></p>



<p><strong>Festivalin en iyi filmi &#8216;Sahibinden Rahmet&#8217; olurken &#8216;2026 Altın Elma En İyi Kadın Oyuncu Ödülü&#8217; Hazal Türesan&#8217;a &#8216;En İyi Erkek Oyuncu Ödülü&#8217; ise Cem Yiğit Üzümoğlu&#8217;na verildi.</strong></p>



<p>Sunuculuğunu Gökhan Mumcu ile Ebru Susur Atlı’nın üstlendiği ödül gecesinde, Almanlardan oluşan jüri tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, “En İyi Film” dalında “Sahibinden Rahmet” ödüle layık görülürken, filmin yönetmenleri Gözde Yetişkin ile Emre Sert de “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” ödülünü aldılar. Ödüller filmin görüntü yönetmeni Arınç Arısoy’a takdim edildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-6-800.jpg" alt="" class="wp-image-31731" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-6-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-6-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-6-800-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Ödüllü görüntü yönetmeni Arınç Arısoy</figcaption></figure>



<p>Hazal Türesan’ın “Bildiğin Gibi Değil” filmindeki performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldüğü festivalde, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü ise “Sahibinden Rahmet” filmindeki rolüyle Cem Yiğit Üzümoğlu aldı.</p>



<p><strong>“Almanya&#8217;nın ayıbı”</strong></p>



<p>Hessen Milletvekili Turgut Yüksel (SPD) ödül kazanan sinemacıların vize alamayıp törene katılamamasını “Büyük bir skandal” ve “Almanya&#8217;nın ayıbı” olarak niteledi. Yüksel, “Bu kabul edilemez bir durum. Çok ayıp. Yazar, sanatçı, aktörler vize alamadıkları için programlarını iptal etmek zorunda kalıyor. Ödüllerini alamıyorlar. Herkesi bu durumu protesto etmeye davet ediyorum” diye konuştu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="440" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-5-800.jpg" alt="" class="wp-image-31730" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-5-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-5-800-300x165.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-5-800-696x383.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Hazam Türesan “hikayelerin zamansız ve mekansız olduğuna inanıyorum.”</strong></p>



<p>Ödülünü Hessen eyaleti milletvekili Turgut Yüksel’den alan Hazal Türesan yaptığı konuşmada, “Frankfurt’ta olduğum için çok mutluyum. Hikayeyi okuduğumda çok sevmiştim. Ben iyi hikayelerin zamansız ve mekansız olduğunu düşünürüm. Bu da sanırım Tokat’ta çekilen üç kardeşin hikayesini anlatan filmin, Frankfurt’ta karşılığını bulmasıyla kanıtlanmış oluyor. Vuslat’a hikaye anlatmayı tercih ettiği için, beni seçtiği için ve partnerlerim Alican Yücesoy ile Serdar Orçin’e bana gerçekten küçük bir kız kardeş olmayı öğrettikleri için çok teşekkür ediyorum” dedi. Cem Yiğit Üzümoğlu’nun katılamadığı törende ödülünü filmin görüntü yönetmeni Arınç Arısoy aldı.</p>



<p>“En İyi Görüntü Yönetmeni” dalında &#8216;Tavşan İmparatorluğu&#8217; filmiyle Claduia Becerril Bulos ödül alırken, “En İyi Müzik” dalında &#8216;Noir&#8217; filmiyle Uğur Akyürek, “En İyi Belgesel” dalında Tayfun Belet’in yönettiği “Roman Gibi”, “Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Türkiye” dalında Ömer Nusret Tanır ile Azmican Zengin’in yönettiği ‘Hatırlayabildiğim Kadarıyla” ve “Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Almanya” dalında da Katja Friedrich’in yönettiği “Isolated-İzole” ödüle layık görüldüler.</p>



<p><strong>Seyirci ödülü &#8220;Mukadderat&#8221;a</strong></p>



<p>2025 yılının en çok izlenen film kategorisinde ise, Nadim Güç’ün yönettiği, başrollerinde Nur Sürer, Aslıhan Gürbüz, Osman Sonat ve Şerif Erol’un oynadığı “Mukadderat” filmi ödül almaya hak kazandı. Ödülü filmin başrol oyuncularından Aslıhan Gürbüz, Festival Direktörü Serap Gedik’ten aldı. Gürbüz, “Bu ödülü ekip arkadaşlarım adına alıyorum. Tüm arkadaşlarım adına tüm festival ekibine ve gönüllülük esasına göre çalışan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-7-800.jpg" alt="" class="wp-image-31732" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-7-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-7-800-300x168.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-7-800-696x391.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Başarı ödülü Merve Dizdar&#8217;ın</strong></p>



<p>Türk sinemasının Avrupa’daki en köklü temsil alanlarından biri olan Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali bu yıl “Başarı Ödülü”nü, dünyada ülkemizi başarı ile temsil eden, Kuru Otlar Üstüne filmiyle 76. Cannes Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü alan Merve Dizdar’a verdi. Dizdar’a ödülünü Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı takdim etti. Merve Dizdar yaptığı konuşmada, “öncelikle tüm festival ekibine teşekkür ederim. Festivalde çok güzel bir film seçkisi var. Burada sizlerle filmleri izlemek isterdim. Festivallerin en güzel tarafı birlikte film izlemek. Seyirci bizim için her zaman çok önemli. Herkese çok teşekkür ediyorum. Ödüller her zaman çok güzel. Ödül törenleri de bir kutlama günü. Önemli olan ne kadar iyi oynadığınız, ne kadar iyi yönettiğiniz değil, bu işi tutkuyla yapmanız. Bu sektördeki herkesin işini tutkuyla yaptığını biliyorum. Bu benim için daha kıymetli. Herkese çok teşekkür ederim. Umarım hep birlikte film izlemeye&nbsp;devam ederiz” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="447" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-4-800.jpg" alt="" class="wp-image-31729" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-4-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-4-800-300x168.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-4-800-696x389.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Yetkin Dikinciler&#8217;e teşekkür plaketi</strong></p>



<p>Bu yıl “Kültürlerin Ortak Dili: Sinema” mottosuyla gerçekleştirilen festival kapsamında, Türk tiyatrosunun ve sinemasının usta ismi Yetkin Dikinciler’e de, bugüne kadar festivale yaptığı katkılarından dolayı teşekkür plaketi takdim edildi. Dikinciler’e plaketini Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı verdi. Usta sanatçı yaptığı konuşmada; “çok heyecanlandım. Bu plaket benim için çok değerli. Her zaman canı gönülden buradayım. Ne zaman ihtiyaç olursa burada olmaya devam edeceğim. İyi ki varsınız ve devam edelim” dedi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="373" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-3-800.jpg" alt="" class="wp-image-31728" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-3-800.jpg 400w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-3-800-300x280.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure></div>


<p><strong>Hüseyin Sıtkı: &#8220;Yeniden buluşmayı umut ediyoruz&#8221;</strong></p>



<p>Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı, 26 yılı geride bırakan festivalin Türk sinemasına ve kültürel etkileşime sunduğu katkılara değinerek, tüm katılımcılara ve destekçilere teşekkür etti.</p>



<p> Hüseyin Sıtkı konuşmasında, “Bugün ödül alacak tüm sanatçılarımızı ve ekiplerini şimdiden tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Her finalist ve her katılımcı, ortaya koyduğu emek ve yaratıcılıkla bu festivalin gerçek kazananları arasında yer almaktadır. Sinemanın, sanatın ve kültürel diyaloğun insanları bir araya getirmeye devam etmesini diliyorum. Sizlerle bu güzel atmosferi paylaşmış olmaktan büyük mutluluk duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Gelecek yıl yeniden buluşmayı umut ediyoruz” dedi.</p>



<p>Geceye katılanlar arasında; yönetmen Şeyhmus Altun, yönetmen Emine Emel&nbsp; Balcı, yönetmen Murat Fıratoğlu, yapımcı Tuncay Kaymaz, yönetmen Dicle Mahalli, yönetmen Hasan Tolga Pulat, yönetmen Seyfettin Tokmak, görüntü yönetmeni Arınç Arısoy, Hüseyin Başusta, oyuncu ⁠Ömer Filikçi, Erden Alkan, &nbsp;iş insanı Hakan İnoğlu, iş insanı Mert Mandalı, iş insanı Erkan Altındağ ve iş insanı Orhan Alp ile&nbsp;festivalin Türkiye proje ortağı Taha Feyizli yer aldı.</p>



<p><em>Ödül töreni, dört dalda ödül kazanan “Sahibinden Rahmet” filminin gösterimiyle sona erdi.</em></p>



<p><strong>Organizasyon ve Destekçiler</strong></p>



<p>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, Almanya merkezli Kültürlerarası Transfer Derneği (Transfer Zwischen den Kulturen) tarafından organize ediliyor. Festivalin hayata geçirilmesinde, Hessen Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığı ile Frankfurt Büyükşehir Belediyesi, T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu, Hessen Film ve Medya Kurumu ile Frankfurt Belediyesi Çok Kültürlülük Dairesi’nin&nbsp;ve&nbsp;festivalin Türkiye proje ortağı KADİM’in&nbsp; (Taha Feyizli)&nbsp;değerli katkıları bulunuyor. Her biri, kültürlerarası diyaloğun güçlenmesine ve Türk sinemasının Avrupa&#8217;daki görünürlüğünün artmasına önemli ölçüde destek sağlıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="389" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-31727" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-2-800-300x146.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-2-800-696x338.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>2026 FRANKFURT ULUSLARARASI TÜRK FİLM FESTİVALİ ÖDÜLLERİ</strong></p>



<p><strong>&nbsp;En İyi Film: Sahibinden Rahmet</strong></p>



<p><strong>En İyi Yönetmen: Gözde Yetişkin- Emre Sert “Sahibinden Rahmet”</strong></p>



<p><strong>En İyi Senaryo: Gözde Yetişkin- Emre Sert “Sahibinden Rahmet”</strong></p>



<p><strong>En İyi Kadın Oyuncu-Hazal Türesan “Bildiğin Gibi Değil”</strong></p>



<p><strong>En İyi Erkek Oyuncu: Cem Yiğit Üzümoğlu&nbsp; “Sahibinden Rahmet”</strong></p>



<p><strong>En İyi Görüntü Yönetmeni: Claduia Becerril Bulos “Tavşan İmparatorluğu”</strong></p>



<p><strong>En İyi Müzik: Uğur Akyürek “Noir”</strong></p>



<p><strong>En İyi Belgesel: “Roman Gibi” &#8211; Tayfun Belet</strong></p>



<p><strong>Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Türkiye: “Hatırlayabildiğim Kadarıyla” &#8211; Nusret Tanır, Azmican Zengin</strong></p>



<p><strong>Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Almanya: “Isolated-İzole” Katja Friedrich</strong></p>



<p><strong>2025 yılının en çok izlenen filmi: Mukadderat</strong></p>



<p><strong>2026 Başarı Ödülü: Merve Dizdar</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Turk-Film-Festivali-062026-1-800.jpg" length="110039" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Hazal Türesan: “Filmin her anı benim için zordu”</title>
		<link>https://egazete.de/hazal-turesan-filmin-her-ani-benim-icin-zordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 15:34:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Bildiğin gibi değil]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[Hazal Türesan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31721</guid>

					<description><![CDATA[Frankfurt'ta “Bildiğin Gibi Değil” filminin gösterimine katılan Hazal Türesan,  oynadığı Remziye karakteriyle ilgili olarak, “filmin her anı benim için zordu” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nde Türk sinemasına emeği geçen oyuncu, yönetmen ve yapımcılar sinema severler bir araya getirdi.</p>



<p>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali kapsamında gösterilen “Bildiğin Gibi Değil” filmin başrolünde oynayan Hazal Türesan, filmin ana hatlarıyla gerçek hayattan alınmış bir hikaye olduğunu söylerken, bazen etrafımızda olan şeylerin görmezden gelindiğini, maalesef kimseyle paylaşılamadığını ifade etti.</p>



<p>Türesan, oynadığı Remziye karakteriyle ilgili olarak da, “filmin her anı benim için zordu” dedi.</p>



<p>Festival kapsamında gösterilen filmlerden Vuslat Saraçoğlu’nun yazıp yönettiği &nbsp;“Bildiğin Gibi Değil” filminin başrol&nbsp;Hazal Türesan, gösterim sonrasında seyirci ile buluştu. Seyircinin sorularını yanıtlayan Türesan, filmdeki rolü için “gerçekten çok zorlayıcı bir karakterdi. Kardeşlik bağı akrabalık bağı çok önemli. Senaryoyu okuduğum zaman çok tanıdık bir şey vardı. Çok gerçekti. Onun bir parçası olacaktım. Remziye’nin hikayesi gerçekten anlatılmaya değerdi” dedi.</p>



<p>Filmin, yönetmenin doğup büyüdüğü Tokat’taki evinde çekimlerinin gerçekleştirildiğini söyleyen Hazal Türesan, filmdeki samimiyetin buradan geldiğini de ifade etti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="435" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/hazal-turesan3-800.jpg" alt="" class="wp-image-31723" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/hazal-turesan3-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/hazal-turesan3-800-300x163.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/hazal-turesan3-800-696x378.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Ana hatlarıyla gerçek hayattan alınmış bir hikaye olduğunu, bazen etrafımızda olan şeylerin görmezden gelindiğini, maalesef kimseyle paylaşılamadığını da söyleyen Hazal Türesen, en zorlandığı sahne konusunda gelen soruya işe şöyle yanıt verdi: “Benim için her bir an zordu. Vuslat bir hayal kuruyor. Oynadığım oyuncular Alican Yücesoy ve Serdar Orçin. Onların oyunculuklarına ihanet edemem. Vuslat’a ihanet edemem. Her şeyden öte Remziye olarak anlatılan yüzlerce, milyonlarca kadının da bir parçası, bir anı benim ağzımdan çıkıyor. Ona da ihanet edemem. Sahne olarak beni çok zorladı gibi bir şey değil. En gerçeği nasıl yakalayabileceğimdi önemli olan. Bu bir sinema filmi, bunu 20 yıl sonra da izleyeceğiz. Kendi adıma, ne kadar kötü oynamışım dememek için, utanmamak için etik ve ahlaklı kalmaya çalıştım. Her bir anı benim için zorluydu.”</p>



<p><strong>TÜRK SİNEMASI FRANKFURT’TA</strong></p>



<p>Bu yıl 26’ncı kez izleyici ile buluşan festivalde gösterilen “Tavşan İmparatorluğu”nun yönetmeni Seyfettin Tokmak, “Buradayım İyiyim” filminin yönetmeni Emine Emel Balcı, “Tuvaldeki Sır” filminin yönetmeni Ömer Evre, “Aldığım Nefes” filminin yönetmeni Şeyhmus Altun ve “O da Bir Şey mi” filminin yapımcı Dide Mahalli de, film gösterimleri öncesinde seyirciyle bir araya geldiler.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/hazal-turesan2-800.jpg" length="99830" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Sibel Kekilli: “Kendimi Alman gibi hissediyorum ama aynı zamanda Türküm.”</title>
		<link>https://egazete.de/sibel-kekilli-kendimi-alman-gibi-hissediyorum-ama-ayni-zamanda-da-turkum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 14:26:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Türk Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel Kekilli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31710</guid>

					<description><![CDATA[26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nde oyuncu Sibel Kekilli’ye Onur Ödülü verildi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nde Onur Ödülü takdim edilen Sibel Kekilli, göç filmleri üzerine kendisine yöneltilen soruya; “göç hikayeleri her zaman ilgimi çekiyor. Ama maalesef iyi hikâye her zaman çıkmıyor. Ben Almanya’da doğdum, kendimi Alman gibi hissediyorum ama aynı zamanda da ben bir Türküm” diyerek yanıtladı.</strong></p>



<p>26.Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali bu yıl, dünya sinemasında önemli başarılara imza atan başarılı oyuncu Sibel Kekilli’ye Onur Ödülü takdim etti. Festivalin açılış gecesinde ödülünü alan Kekilli, ödül töreni sonrasında sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği özel bir söyleşide hayranlarıyla bir araya geldi.</p>



<p>Alman Film Müzesi’nde (DeutschesFilmmuseum) gerçekleştirilen , moderatörlüğünü sinema eleştirmeni ve Filmfest München Yeni Alman Sineması Eş Programcısı Urs Spörri’nin yaptığı söyleşide Sibel Kekilli, rol aldığı filmler ve canlandırdığı güçlü kadın karakterler üzerine dikkat çekici açıklamalarda bulundu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="415" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Sibel-Kekilli-frankfurt1606-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-31711" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Sibel-Kekilli-frankfurt1606-2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Sibel-Kekilli-frankfurt1606-2-800-300x156.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Sibel-Kekilli-frankfurt1606-2-800-696x361.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Başarılı oyuncu, canlandırdığı güçlü kadın karakterleriyle ilgili soruyu, “aslında ben bu rolleri özellikle aramıyorum, bu tarz roller beni bir şekilde buluyor diyebilirim” diye yanıtladı.</p>



<p>Fatih Akın’ın yönettiği ve uluslararası alanda büyük ses getiren “Duvara Karşı” filmi hakkında da konuşan Kekilli, göç hikâyelerine her zaman ilgi duyduğunu belirterek; “bu inanılmaz heyecan verici bir durum. Göç hikâyeleri her zaman çok ilgimi çekiyor. Maalesef konuyla ilgili her zaman iyi hikâyeler olmuyor. Ben bu ülkeyi çok seviyorum. Almanya’da doğdum, kendimi Alman gibi hissediyorum ama aynı zamanda ben bir Türk’üm.”</p>



<p><strong>“Ayrımcılık sadece Türklere karşı değil, başka ülke insanlarına karşı da yapılıyor</strong>.”</p>



<p>Göçmenlerin yaşadığı sorunların yalnızca Türkiye ve Almanya arasında değil, dünyanın birçok yerinde yaşandığını ifade eden Kekilli, ayrımcılığa da dikkat çekti.</p>



<p>“İnsanlar isimlere takılıyor ama bir insanın isminin Ali ya da Ayşe olması önemli değil. Ayrıca bu ayrımcılık sadece Türklere karşı değil, başka ülke insanlarına karşı da yapılıyor. Bu çok üzücü” diyen Kekilli, “Duvara Karşı” ve “Eve Dönüş” filmlerindeki performansları hakkında yöneltilen soruları da yanıtladı.</p>



<p>Her iki projede de yer almaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten başarılı oyuncu, “iki filmimi de çok seviyorum. Hepsi çok iyi yazılmış senaryolardı. Üzerinde çok çalıştık ve sanırım güzel de oldu” dedi.</p>



<p><strong>“Game of Thrones” için 50 kişi arasından seçildim”</strong></p>



<p>Dünyaca ünlü “Game of Thrones” dizisinde rol alan Sibel Kekilli söyleşide, 50 kişi arasından seçildiği dizideki deneyimlerini de paylaştı. Projeyi öncelikle fantastik bulduğunu, kendisine göre olmadığını düşündüğünü ifade eden Kekilli, “ön yargılı olduğum bir iş çok güzel gelişti ve düşündüğüm gibi sadece fantastik bir iş olmadı. Ve, önce iki bölüm için anlaştığım projede sonrasında uzun süre yer aldım” dedi.</p>



<p>Foto: Frankfurt Türk Film Festivali</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Sibel-Kekilli-frankfurt1606-2-800.jpg" length="70616" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Frankfurt&#8217;ta Şebnem Bozoklu&#8217;ya yoğun ilgi</title>
		<link>https://egazete.de/frankfurtta-sebnem-bozokluya-yogun-ilgi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 16:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Türk Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Sıtkı]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnem Bozoklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31699</guid>

					<description><![CDATA[Şebnem Bozoklu, yer aldığı Gelin Takımı 2 filminin 26.Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali kapsamında özel gösterimine katıldı. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>26.Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali kapsamında özel gösterimi gerçekleştirilen <em>Gelin Takımı 2</em> filmi öncesinde filmin oyuncusu Şebnem Bozoklu, Frankfurtlu sinemaseverlerle bir araya geldi. Ünlü oyuncu, festival izleyici tarafından yoğun ilgiyle karşılandı.</strong></p>



<p>Frankfurt’taki Stadthalle Ober-Ramstadt’ta gerçekleşen gösterim öncesinde seyirciyle buluşan Bozoklu, Frankfurt Türk Film Festivali’nde yer almaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.&nbsp;<em>Gelin Takımı</em>&nbsp;serisinin ilk filminin Almanya’da önemli bir gişe başarısı elde ettiğini söyleyen başarılı oyuncu, ikinci filmin de Frankfurt Türk Film Festivali aracılığıyla seyirciyle buluşmasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi.</p>



<p>Gösterim sonunda Şebnem Bozoklu’ya teşekkür plaketi takdim edildi.</p>



<p>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, Türk sinemasının önemli yapımlarını ve sanatçılarını Avrupa’daki sinemaseverlerle buluşturmaya devam ediyor.</p>



<p>Foto: Frankfurt Türk Film Festivali</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Sebnem-Bozoklu-frankfurt-0626-800.jpg" length="75122" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Perihan Savaş eşi Yılmaz Zafer için: “O kalbimizde, yanımızda. Hep bizi izliyor”</title>
		<link>https://egazete.de/perihan-savas-esi-yilmaz-zafer-icin-o-kalbimizde-yanimizda-hep-bizi-izliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Erdal Özyağcılar]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Türk Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Sıtkı]]></category>
		<category><![CDATA[Perihan Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sibel Kekilli]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31673</guid>

					<description><![CDATA[26. Frankfurt Türk Film Festivali'nin eşi, merhum Yılmaz Zafer'e verdiği 'Vefa Ödülü'nü oğlu Savaş Zafer ile birlikte alan usta sanatçı Perihan Savaş, duygusal anlar yaşadı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>Frankfurt Türk Film Festivali&#8217;nin vefa ödülü, genç yaşta hayatını kaybeden Yılmaz Zafer&#8217;e verildi. Festivalin vefa ödülünü, geçirdiği kalp krizi ve sonrasındaki beyin kanaması nedeniyle uzun süren tedavi sürecinin ardından 1995 yılında hayatını kaybeden Yılmaz Zafer&#8217;in eşi Perihan Savaş ve oğlu Savaş Zafer aldı. </p>



<p>Ödül sırasında duygusal anlar yaşandı. Savaş Zafer ilk kez büyük bir kalabalığın önünde konuştuğunu söyledi.  Konukların gözyaşlarıyla izlediği ödül takdiminde Savaş Zafer babasıyla ilgili olarak; “benim için çok heyecanlı bir gün. Ben çok küçüktüm. Bir şeyler paylaşabilmek çok isterdim. Hatıralarımız olsun çok isterdim. Duyduklarım, gördüklerim, annemin, ailemin anlattıkları babamın hatırasını her zaman bende yaşatıyor. Burada babam adına ödül almak, sizlerle paylaşmak çok büyük onur benim için. Onun her zaman bizimle birlikte olduğuna inanıyorum” diyerek duygularını paylaştı.</p>



<p>Oyuncu Perihan Savaş da gözleri dolu dolu şekilde, “Yılmaz, eğer birün hayatında olmazsam, yıldızlara bak. En çok parıldayan benim” demişti. O bizi izliyor hala. Hayatımın en güzel hikayesi. Yaşadığım en güzel zamandı. Gönül isterdi ki üçümüz yanyana olalım. Çok zor. Ben onu hiçbir zaman unutmadım, unutmayacağım. Hep kalbimizde, yanımızda. Hep bizi izliyor, biliyorum. 31 yıl sonra onu hatırlayan, anan festivale sonsuz teşekkürler” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-1-800.jpg" alt="" class="wp-image-31674" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-1-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-1-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-1-800-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Festivalin hayat boyu başarı ödülleri ise, Erdal Özyağcılar, Vahide Perçin, Türk asıllı Alman oyuncu Sibel Kekilli&#8217;ye verildi. Vahide Perçin&#8217;in vize alamadığı için törene katılamadığı belirtildi. Ödülün kendilerini kampıçılayacağını vurgulayan Erdal Özyağcılar, festivalin 26. yılını da Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı&#8217;nın alnından öperek kutladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-13-800.jpg" alt="" class="wp-image-31677" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-13-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-13-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-13-800-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Yekta Kopan ile Ebru Susur&#8217;un sunduğu ödül törenine Hessen Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığı Müsteşarı Christoph Degen ile Belediye Meclisi Başkan Yardımcısı Jan Klingelhöfer, sanatçılar Erdal Özyağcılar, Sibel Kekilli, Ozan Akbaba, Perihan Savaş, Şebnem Bozoklu, Taha Feyizli&#8217;nin de aralarında olduğu konuklar ile sinemaseverler katıldı.</p>



<p>Ödül töreninde konuşan 26. Frankfurt Türk Film Festivali Başkanı Hüseyin Sıtkı özetle, “Bugün sadece yeni bir festivalin kapılarını açmıyoruz. Aynı zamanda yirmi altı yıllık kültür yolculuğunun, dostluğun, sanatın ve ortak değerlerimizin de kutlamasını yapıyoruz. Yirmi altı yıl önce büyük hayallerle başlayan bu yolculuk, bugün Frankfurt&#8217;un ve Rhein Main Bölgesi&#8217;nin en önemli kültür etkinliklerinden biri haline geldi. Bu hepimizin, festivalimize yıllardır inananların, emek verenlerin, destek olanların ve salonları dolduran izleyicilerin başarısıdır. Sinemanın yalnızca bir sanat değildir. Bir film bazen farklı dilleri konuşan insanları aynı duyguda buluşturur. Bazen hiç tanımadığımız hayatlara pencere açar. Bazen kendimizi bize yeniden hatırlatır. Sinema aynı zamanda kültürler, toplumlar, en önemlisi insanlar arasında köprüdür. Bugün dünyamızın her zamankinden daha fazla diyaloğa, anlayışa ve dayanışmaya ihtiyacı var. Sanat ve kültür bu ihtiyacın en güçlü cevaplarından birisi. Biz festival aracılığıyla tam da bunu yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-22-800.jpg" alt="" class="wp-image-31678" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-22-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-22-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-22-800-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Festivalin açılış filmi, Ozan Akbaba&#8217;nın başrol oynadığı “Bak postacı geliyor” filmi oldu. Film izleyicilerden tam not alırken gösterime katılan Ozan Akbaba izleyicilerin büyük ilgisiyle karşılaştı.</p>



<p>Sempatik tavırlarıyla dikkat çeken Sibel Kekilli, sevenlerinin fotoğraf çektirme isteğini geri çevirmedi.</p>



<p>Festival kapsamında, Frankfurt ve çevresindeki kentlerdeki farklı sinema, okul, sivil toplum kuruluşlarında 70&#8217;e yakın uzun metrajlı ve kısa film gösterilecek. Festival programında, uzun ve kısa metrajlı ve belgesel filmler için Altın Elma ödüllü yarışma da yer alıyor. Altın Elma Ödülleri 18 Haziran Perşembe günü, açıklanacak.</p>



<p>Festivalle ilgili ayrıntılı bilgi: <a href="https://www.turkfilmfestival.de/festival-programm/" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow"><strong>https://www.turkfilmfestival.de/festival-programm/</strong></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/Frankfurt-Festival-odulu-1-800.jpg" length="137816" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali Başladı!</title>
		<link>https://egazete.de/26-uluslararasi-frankfurt-turk-film-festivali-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 07:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Erdal Özyağcılar]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Türk Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Sıtkı]]></category>
		<category><![CDATA[Perihan Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Şebnem Bozoklu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31664</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’daki en uzun soluklu Türk sinema etkinliklerinden biri haline gelen  Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali,  gala yemeğiyle kapılarını açtı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, Perihan Savaş, Erdal Özyağcılar, Şebnem Bozoklu, Gökhan Mumcu, Yekta Kopan, Zeynep Özyağcılar, Savaş Zafer ve Melis Zafer&#8217;in de katıldığı gala yemeği ile başladı.</p>



<p>12-19 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin açılış etkinliği, Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı’nın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Gala yemeğine, Frankfurt Muavin Konsolosu Fatih Şahin, Perihan Savaş, Erdal Özyağcılar, Şebnem Bozoklu, Zeynep Özyağcılar, Savaş Zafer, Melis Zafer, Gökhan Mumcu, Yekta Kopan, Perihan Taş Öz, Nuray Muştu, Mahmut Göğebakan, Hüseyin Orhan, Festival Türkiye proje ortağı Taha Feyizli (KADİM), Festival Koordinatörü Serap Gedik, Türkiye’den Festival Danışmanları Mahiye Sabuncuoğlu ve Caner Ural katıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/festival-gala0626-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-31666" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/festival-gala0626-2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/festival-gala0626-2-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/festival-gala0626-2-800-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>2026’nın Mottosu: “Kültürlerin Ortak Dili: Sinema”</strong></p>



<p>Bu yıl “Kültürlerin Ortak Dili: Sinema” mottosuyla düzenlenen festival kapsamında, sinemanın toplumsal etkilerine odaklanan çeşitli panel ve söyleşiler gerçekleştirilecek. Festival programında DFF Frankfurt Film Müzesi iş birliğiyle yürütülen “Göçün Perspektifi” projesi kapsamında “Sinema Diliyle Göç” paneli yer alacak.</p>



<p><strong>Kültürlerarası Diyaloğa Güçlü Katkı</strong></p>



<p>26. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, Almanya merkezli Kültürlerarası İletişim Derneği (Transfer Zwischen den Kulturen) tarafından organize ediliyor. Festivalin gerçekleşmesine, Hessen Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığı, Frankfurt Büyükşehir Belediyesi, Hessen Film ve Medya Kurumu, Frankfurt Rhein Kültür Fonu ile T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu önemli katkılar sunuyor. Festivalin Türkiye proje ortaklığını ise KADİM adına Taha Feyizli yürütüyor. Festival, kültürlerarası diyaloğun güçlenmesine ve Türk sinemasının Avrupa’daki görünürlüğünün artmasına önemli katkılar sağlamayı hedefliyor.</p>



<p>Festivalle ilgili tüm gelişmeleri takip etmek, etkinlik takvimine ulaşmak ve yarışma sonuçlarını öğrenmek için festivalin dijital mecraları ziyaret edilebilir. Ayrıntılı bilgi için: <a href="http://www.turkfilmfestival.de" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">www.turkfilmfestival.de</a></p>



<p>Instagram: @turkfilmfestivalifrankfurt</p>



<p>Facebook: Frankfurt Türk Film Festivali</p>



<p>Foto: Frankfurt Türk Film Festivali</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/festival-gala0626-1-800.jpg" length="176711" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
