17.1 C
Almanya
Çarşamba, Mayıs 29, 2024

Mikrop – Süleyman Kaymaz

SÜLEYMAN KAYMAZ

Yıllar önceydi. Bir pazar günü erkenden Kayhan’daki dükkânıma gelmiş çayı tam demlemiştim ki içeriye takım elbiseli, kravatlı bir adam girmişti. Dükkânın karşısında, trafiğe kapalı Kayhan Çarşısında, paten kayan on yaşlarında bir çocuğu bana işaret ederek,

“Benim oğlan paten kayıyor, onu beklerken biraz oturabilir miyim?” demişti.

Nezaketi elden bırakmamış, “ Tabi buyurun” demiş fakat böyle davetsiz bir misafirin yalnız kalmak istediğim bu güzel pazar gününü zehir edebileceğini, ihtiyatlı davranıp onunla diyaloga girmemem gerektiğini, bir sohbet havasına girilmezse birazdan sıkılıp gideceğini düşünmüştüm. Kafamda oturttuğum taktiği uygulamak için düşündüğüm gibi yapmış, böylece kendine dükkânın içinde çoktan yer bulup oturmuş bu adamla birlikte uzun bir müddet hiç konuşmadan, paten kayan çocuğu adeta gururlanır gibi izlemiştik.

Bir ara aklım başıma gelmiş, gurur duyması gerekenin ben olmadığımı hatırlamış, oturduğu tabureye iyice kaykılmış adama bir göz atmış sonra masanın üzerinde duran sigara paketine uzanmıştım.

İşte tam bu esnada, adam sanıyorum ki sırf laf olsun diye,“Demek kitapçısınız?” dedi.

Paketin içinden aldığım sigarayı dudaklarıma doğru götürürken adamın kitapçı olduğumu nereden anladığına şaşırmış gibi yaparak başımı kaldırıp tavana kadar yükselen raflardaki kitaplara doğru baktım. Başka bir zaman olsa böyle bir soruya günlük mizah kotamı aşacak derecede ironiler yapardım fakat taktiğimi sürdürmeli uzun lafa hacet vermemeliydim. Sadece,

“Evet” dedim.

Adamın konuşmaya dirayeti olmalıydı. Küçümseyen bir bakışla kitaplara kısa bir süre göz gezdirdikten sonra şaşkınlıkla,

“Eski kitaplar galiba?” dedi.

İnatla bu soruyu da “ Evet” diyerek cevapladım.

“Yani okunmuş kitaplar” dedi.

Umursamaz bir tavırla tekrar, “Evet” dedim.

Her sorusuna evet diyecek, böylece konuşmayı sevmeyen bir adam profili çizecektim. Taktiğimle gurur duyarak kendi kendime zaferle gülümsüyordum ki adam birdenbire,

“Bu kitaplarda mikrop vardır” dedi. Kafamın içinde deminden beri kurduğum taktiği bir anda unutup biraz sert bir ifade ile,

“Anlayamadım!!?” dedim.

“Bunlar ikinci el, okunmuş kitaplar. Bir sürü insanın eli değmiştir. Dolayısıyla bu kitaplarda mikrop olma ihtimali çok yüksek.” dedi.

Sigaradan derin bir nefes çekerek gözlerimi adamın üstüne diktim ve yüzünde alaycı bir ifade aradım. Fakat heyhat! Adam gayet ciddiydi. Bakışlarım adamın ciddi yüzünden jilet gibi duran takım elbisesine kayarken bu saatten sonra hiçbir taktiğin beni tutamayacağını düşünerek adam için endişeye kapıldım.

“Öyleyse siz de ikinci el kitap almayın.” dedim.

“Mesele benim ikinci el kitap almam değil” dedi.

Gizlemeye çalıştığım bir öfkeyle gözlerinin içine bakarak,

“Nedir mesele?” dedim.

“Sonuçta insanlar alıyor bu kitapları” dedi.

“Biraz titizsiniz galiba” dedim.

“Evet, nereden anladınız?” dedi.

“Siz de bir bakışta benim kitapçı olduğumu anladınız.” dedim.

Sözlerimdeki iğnelemeyi anlamış gibi gülümsedi.

“Eğer yakınlarda nişan yahut düğün gibi bir merasim yoksa bir pazar gününe göre amirine hoş görünmek isteyen bir memur kadar fazla şık ve titiz görünüyorsunuz” dedim.

“Böyle giyinmeyi seviyorum” dedi.

“Bakın beyefendi, kullandığımız parada da bahsettiğiniz kadar mikrop vardır. Otobüslerin tutamak ve koltuklarında da… Kitaba gelene kadar daha pek çok şey sayabilirim. Bunların yanında eski kitaplarda olabilecek mikroplar, inanın masum kalır. Tabi eski bir kitabı ısırmaya kalkmayacaksanız!” dedim.

Yüzünde ileri gittiğini anladığını sandığım bir ifade belirdi. Bir müddet sustuk. Konuyu değiştirmeye çalışır gibi dışarıya doğru baktı, fakat yanılmışım.

“Yine de halkın sağlığını tehlikeye atmamak lazım” dedi.

Bu sözüyle gizlemeye çalıştığım öfkeme yenik düştüm.

“Bakın” dedim, gözlerimi biraz da kısarak. “On beş yıldır eski kitaplar alır satarım. Bu zamana kadar dükkânıma giren ilk mikrop siz oldunuz!”

Hayretle yüzüme baktı. Ne diyeceğini bilemedi. Masanın üzerindeki paketten bir sigara alıp dışarı çıkmasam belki bir şeyler diyebilirdi. Birazdan kalkıp paten kayan çocuğuna doğru yürüdü. Derin bir nefes aldığım sigaranın dumanını keyifle arkasından üfledim…

Aradan beş yıl geçti. O gün bugün düşünür dururum: Hangimiz daha mikroptuk?.

Son Haberler

İlgili Haberler