<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Dünyası &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/kitap-dunyasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 19:20:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>
	<item>
		<title>Öğretmen Akpınar’dan“göç tarihi“ dersleri</title>
		<link>https://egazete.de/ogretmen-akpinardangoc-tarihi-dersleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 19:16:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Akpınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31297</guid>

					<description><![CDATA[Oberursel'de Eğitimci Yazar Turan Akpınar'ın, son kitabı “Özür Borcu"nun tanıtım toplantısı düzenlendi. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Eğitimci Yazar Turan Akpınar‘ın son kitabı “Özür Borcu“nun tanıtımı için Frankfurt yakınlarındaki Oberursel’de düzenlenen toplantıda öğrencileri, veliler ve meslektaşları biraraya geldi.<br>Akpınar, yeni kitabında Alman eğitim sistemi içinde Türkiye kökenli çocukların ve velilelerinin karşılaştıkları sorunları, yanlışlıkları, hataları, ihmalleri, ayrımcılıkları ve bunların sonuçlarını ele alıyor. Geçtiğimiz aylarda Frankfurt ve çevresinde bu kitapla ilgili toplantılar düzenleyen Akpınar için Oberursel’da belediyeye bağlı “Emekliler Buluşma Merkezi“ndeki etkinliğin ayrı bir önemi vardı. Çünkü hem kendisi, hem de eşi Yüksel Akpınar emekliliklerine kadar uzun yıllar boyunca Oberursel ve çevresinde Türkçe anadil öğretmenliği yapmışlar, bu bölgede ikinci ve üçüncü kuşaktan yüzlerce gencimizin eğitimine katkıda bulunmuşlardı.<br>“Emekliler Buluşma Merkezi“nin Müdürü Savaş Köktaş’ın selamlama konuşmasıyla başlayan etkinlikte Akpınar, kitabının tanıtımının yanısıra, Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçünün 65’nci yılında olduğumuza dikkat çekerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına kadar uzanan göçün tarihine ilişkin bilgiler verdi. Göçle ilgili fotoğraflar ve gazete kupürleri eşliğindeki tarihi gezinin sonunda, bu sürecin yaklaşık 50 yılına kendisinin de bizzat tanık olduğunu vurgulayan Akpınar, “Ben kitaplarımda buradaki 50 yılımızı yazdım. Bundan sonraki 50 yılı da burada yetişen kuşaklar içinden çıkan yazarlar kaleme alacaklardır mutlaka!“ dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/turan-akpinar1-0426-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31298" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/turan-akpinar1-0426-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/turan-akpinar1-0426-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/turan-akpinar1-0426-800-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><br>Akpınar, toplantının öğrenci ve velilerin getirdiği pasta ve börekler eşliğinde geçen ikinci bölümünde kitaplarını imzaladı.<br>Almanya’da önce Baden Württemberg eyaletine bağlı Heilbronn, sonra da Hessen eyaletine bağlı Bad Homburg ve Oberursel kentlerinde yaklaşık 30 yıl Türkçe anadil dersi öğretmenliği yaptıktan sonra 2009 yılında emekli olan Turan Akpınar, yaşamını kendisi gibi Türkçe Anadil öğretmeni olarak çalışıp, emekli olan eşi Ressam Yüksel Akpınar’la birlikte Almanya (Frankfurt ve Oberursel yakınlarındaki Steinbach’ta) ve Türkiye’de (Bodrum) geçiriyor. Şimdiye kadar dört kitabı yayınlanan Akpınar, kitaplarının satış gelirlerini Türkiye’deki Lösev Vakfı ve Nesin Vakfı gibi sosyal yardım kurumlarına bağışlıyor.<br>Erzincan’da 1949 yılında dünyaya gelen Akpınar, 1970-76 yıllarında Hakkari Yüksekova’da, 1976-79 yıllarında da İstanbul’da öğretmenlik yaptı, 1979’daMilli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya atandı. Önce Heilbronn’da öğretmenlik yapan Akpınar, zorunlu bir aradan sonra Bad Homburg ve Oberursel’da mesleğini sürdürüp, emekli oldu. (gk)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/turan-akpinar1-0426-800.jpeg" length="86658" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Öğretmen Turan Akpınar’dan yeni kitap: ÖZÜR BORCU</title>
		<link>https://egazete.de/ogretmen-turan-akpinardan-yeni-kitap-ozur-borcu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2026 14:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[özür]]></category>
		<category><![CDATA[Turan Akpınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30939</guid>

					<description><![CDATA[Öğretmen Turan Akpınar, yayınladığı dördüncü kitabı Özür Borcu'nda Almanya'daki Türk çocuklarının Alman eğitim sistemi içindeki durumları ve yaşadıkları ihmal ve ayrımcılıkları ele alıyor]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Almanya’da uzun yıllar Türkçe Anadil Öğretmenliği yapan Turan Akpınar, emeklilik dönemini hemen her yıl yeni bir kitap yazarak sürdürüyor.<br>Turan Akpınar, kısa bir süre önce yayınlanan, Frankfurt ve çevresinde düzenlenen tanıtım ve okuma etkinliklerinde okurlarıyla buluşan dördüncü kitabı “Özür Borcu“nda, Alman eğitim sistemi içinde Türkiye kökenli göçmen ailelerin çocuklarının durumlarını, karşılaştıkları sorunları, yanlışlıkları, hataları, ihmalleri, ayrımcılıkları ve bunların sonuçlarını ele alıyor.<br>Önceki yıl Almanya’daki Türkçe Anadil Öğretmeni meslektaşlarına, bu derslere katılan öğrencilerine ve onların velilerine, bu konuyla ilgili sorularını içeren mektuplar gönderen Akpınar’ın kitabı bu mektuplara aldığı yanıtları kaynak alarak kaleme aldığı öykü ve yazılardan oluşuyor.<br>Eğitim bilimi alanında Türkiye’nin önde isimlerinden, Araştırmacı Yazar Rasim Bakırcıoğlu, bir dönem kendi öğrencisi olan Turan Akpınar’ın kitabı için yazdığı önsözde şöyle diyor:<br><em>“Kitap, akıcı bir üslupla ve yazınsal öykü tadında yazılmış. En acı verici olanlardan en mutlu yaşantıları dile getirenlere dek her yaşam öyküsü, yalnızca büyük küçük, bugünün gurbetçilerine ve onların çocuklarına değil; gelecek kuşaklara da ışık tutacak, yol gösterecek bir nitelik taşıyor. Farkıl kültürlerden insanların aynı yerde yaşamak zorunda kalmalarından kaynaklı sorunların hangi yaklaşımlarla giderilerek bir arada mutlu yaşayabileceklerinin gizini öğrenmek isteyenler için bu<br>kitap, iyi bir kılavuz olabilir.“</em><br>Almanya’da önce Baden Württemberg eyaletine bağlı Heilbronn, sonra da Hessen eyaletine bağlı Bad Homburg ve Oberursel kentlerinde yaklaşık 30 yıl Türkçe anadil dersi öğretmenliği yaptıktan sonra emekli olan Akpınar, ilk kitabı “Akyakalı Kara Önlüklüler“i 2021, ikinci kitabı “Geride Bıraktıklarımız“ı 2022 ve “Malamat Parkı“nı da 2023 yılında yayınlamıştı.<br>Erzincan’da 1949 yılında dünyaya gelen Akpınar’ın yaşamının ilk yılları, ilkokul üçüncü sınıfa kadar doğduğu kentte ve daha sonra Çorum’da geçti. İlköğretmen okulundan 1970 yılında mezun oldu, 1970-76 yıllarında gönüllü olarak gittiği Hakkari’de Yüksekova’ya bağlı bir köy okulunda, daha sonra da Bölge Yatılı Okulu’nda öğretmenlik yaptı. Daha sonra Akpınar’ın İstanbul’a tayin olan Akpınar, oradaki iki yıllık öğretmenliği sırasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe Bölümü’nü de bitirdi ve 1979 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ya atandı. Önce Heilbronn’da öğretmenlik yapan Akpınar, 1983 yılında hakkındaki siyasi suçlamalar nedeniyle Türkiye’ye geri çağrılınca istifa etti. Öğretmenliğe iki yıl sonra Hessen Kültür Bakanlığı’ndan kadrolu olarak yeniden döndü ve 2009 yılına kadar çalışıp, emekli oldu. Yaşamını kendisi gibi Türkçe Anadil öğretmeni olarak çalışıp, emekli olan eşi Ressam Yüksel Akpınar’la birlikte Almanya (Frankfurt yakınlarındaki Steinbach’ta) ve Türkiye’de (Bodrum) geçiriyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/ozur-borcu3-022026-800.jpeg" alt="" class="wp-image-30941" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/ozur-borcu3-022026-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/ozur-borcu3-022026-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/ozur-borcu3-022026-800-696x392.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Akpınar’ın son kitabı “Özür Borcu“nun ilk tanıtım toplantısı Franfurt Türk Halkevi’nde yapıldı. Kitabının satış gelirlerini Lösev Vakfı gibi sosyal yardım kurumlarına bağışlayan Akpınar, önümüzdeki günlerde da kitabıyla ilgili toplantıları sürdürecek. (gk)</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/ozur-borcu2-022026-800.jpeg" length="110315" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Edebiyat dünyasında kutlama</title>
		<link>https://egazete.de/edebiyat-dunyasinda-kutlama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 17:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Teda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30667</guid>

					<description><![CDATA[ “Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi” TEDA'nın 20. yıldönümü Frankfurt'ta kutlandı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türk edebiyatının uluslararası düzeyde tanıtılması ve farklı kültürlerle buluşturulması hedefiyle hayata geçirilen çeviri destek programı TEDA 20 yaşında. TEDA projesi kapsamında eserleri en çok başka dillere çevrilen yazar Orhan Pamuk. En çok yabancı dile çevrilen kitap ise Ahmet Hamdi Tanpınar oldu.</p>



<p>Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2005 yılında başlatılan tam açılımıyla “TEDA Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi”  TEDA&#8217;nın 20’nci yıldönümü dünyanın en büyük yayıncılık buluşması olan Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda geniş katılımlı bir yaşgünü partisiyle kutlandı.</p>



<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın İstanbul Ticaret Odası’nın birlikte hazırladığı Türkiye ulusal standındaki yaş günü partisine Basın Yayın Birliği (BasYayBir) Başkanı Mustafa Karagüllüoğlu, Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Başkanı Kenan Kocatürk, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu ve Genel Müdür Yardımcısı Abdulsamet Taş, Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç. Dr. Zeki Eraslan, Türkiye’nin Frankfurt Kültür ve Tanıtma Ataşesi Ferruh Parmaksız, fuarda da Türkiye standına komşu olan Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’ın temsilcileriyle çok sayıda yayıncı ve kitapsever katıldı. </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="446" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Teda-kutlama102025-1-800.jpg" alt="" class="wp-image-30668" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Teda-kutlama102025-1-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Teda-kutlama102025-1-800-300x167.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Teda-kutlama102025-1-800-696x388.jpg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Yaşgünü partisinin açılışı dolayısıyla misafirleri selamlayan BasYayBir Başkanı Karagüllüoğlu, TYB Başkanı Kocatürk ve Genel Müdür Beyoğlu, TEDA projesinin Türk kültür, sanat ve edebiyatından klasik ve güncel eserlerin Türkçe dillere çevrilmesi, yayınlanması ve tanıtımı alanında büyük bir “başarı” olduğuna dikkat çektiler.<br>TYB Başkanı Kocatürk, başından beri eşlik ettiği projeyi “Türkiye’de özel sektörle devletin ortaklaşa başlattığı, Türk kültür hayatının en önemli projelerinden biri” olarak tanımladı.<br>Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu da konuşmasında, projeye katkısı olan yüzlerce yazar, çevirmen, yayıncı ve proje çalışanlarından oluşan “TEDA Halkı”na teşekkür etti. Beyoğlu, bu alanda çalışmaları sürdüreceklerini ve tüm dünyada milyonlarca kitapsevere Türkiye’den eserleri kendi dillerinde iletmeye devam edeceklerini belirtti.</p>



<p><strong>99 ülkede 4 binden fazla çeviri</strong></p>



<p>Türkiye’den 20 yayınevinin yer aldığı ulusal standın geniş bir bölümünde TEDA Projesi kapsamında yayınlanan eserlerin bir bölümü tanıtılıyor.<br>TEDA yetkililerinden aldığımız bilgilere şimdiye kadar bu proje kapsamında 99 ülkeden 1.027 yayınevine, 64 dilde toplam 4 bin 465 eserin çeviri ve baskısı için destek sağlandı. Bu eserlerden 3.574’ü yayınlanarak dünyanın dört bir yanında okurlarla buluştu.</p>



<p>Sadece Almanya özelinde ise 54 yayınevine, 179 Türk yazarın 291 eseri için destek verildi. Bunlardan 258’i Almanya’da yayımlandı. Ayrıca, 48 Alman yayınevine, 181 yazarın 293 eseri için destek sağlandı, bu eserlerden de 261’i Almanca olarak yayımlandı.</p>



<p><strong>EN ÇOK ÇEVRİLEN YAZAR: ORHAN PAMUK<br>EN ÇOK DİLE ÇEVRİLEN ESER: HUZUR</strong></p>



<p>Türkiye’den 20 yayınevinin yer aldığı ulusal standın bir bölümünde TEDA Projesi kapsamında yayınlanan eserler tanıtılıyor.<br>TEDA yetkililerinden aldığımız bilgilere şimdiye kadar bu proje kapsamında en çok eseri sergilenen yazar Orhan Pamuk. 2005 yılında Frankfurt Kitap Fuarı’nda verilen en önemli ödül “Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü”nü, bir yıl sonra da Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ünlü yazarımızı “en çok çevrilen kitaplar” sıralamasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Ümit, Orhan Kemal ve Hakan Günday takip ediyor.<br>TEDA kapsamında en çok yabancı dile çevrilen kitaplar sıralamasında ise ilk iki sıra Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserleri. </p>



<p>Buna göre en çok yabancı dile çevrilen kitaplar şöyle: 1. Huzur, 2. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 3. İstanbul Hatırası (Ahmet Ümit), 4. Kürk Mantolu Madonna (Sebahattin Ali) ve 5. İstanbul İstanbul (Burhan Sönmez).</p>



<p>TEDA kapsamında en çok çeviri eserin yayınlandığı ülkeler şunlar: Bulgaristan, Makedonya ve Almanya. En çok çeviri yapılan ülkeler de sırasıyla Arapça, Bulgarca, Arnavutça, Almanca ve Azerice.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Teda-kutlama102025-1-800.jpg" length="140987" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Kitap dünyasının kalbi Frankfurt&#8217;ta atıyor!</title>
		<link>https://egazete.de/77-frankfurt-kitap-fuari-kitap-dunyasinin-kalbi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 19:15:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Kitap Fuarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30655</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın en büyük yayıncılık buluşması Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı 77’nci kez kapılarını açtı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong><br><br>140 ülkeden binden fazla yazarın ve yayın sektörü temsilcisinin katıldığı, 92 ülkenin kendi standlarıyla temsil edildiği fuarda Türkiye de Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Ticaret Odası&#8217;nın (İTO) ortaklığında düzenlenen ulusal standla katılıyor.<br>Önceki akşam (Salı akşamı) gerçekleştirilen törenle açılan fuar beş gün boyunca 200 binin üzerinde yayıncı, yazar ve kitapseverin ziyaret etmesi bekleniyor.</p>



<p>Bu fuara 1985 yılından itibaren neredeyse aralıksız olarak milli katılım sağlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Türkiye’den 20 yayınevinin kendi stantlarının da yer aldığı ulusal standında, bu yıl 20’nci yılını geride bırakan TEDA Projesi (Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi) için geniş bir yer ayrıldı. Şimdiye kadar dünyanın 99 ülkesinde Türkiye’den üç bin beşyüzden fazla eserin 64 farklı dilde çeviri ve baskısı için destek veren projenin 20’nci yıldönümü vesilesiyle fuarda özel etkinlikler gerçekleştirilecek.</p>



<p>Türkiye’den 20 yayınevinin fiilen katıldığı ulusal standın açılışını daha önceki yıllarda olduğu gibi Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu yaptı. Kültür ve Tanıtma Ataşesi Ferruh Parmaksız’la birlikte standı ziyaret eden Başkonsolos Nagihan İlknur Akdevelioğlu, fuara katılan yayınevlerinin standlarını ziyaret ederek, yayıncılarla görüştü. İTO’nun katılımcılar için hazırladığı teşekkür belgelerini de yayıncılara bizzat veren Akdevelioğlu, ziyaretin ardından standın açılışına katılan misafirlerle de görüştü. Daha sonra Türkiye standına komşu Azerbaycan ve Kazakistan standlarını da ziyaret eden Akdevelioğlu, genel olarak fuar ve özel olarak da Türkiye’nin katılımıyla ilgili şunları söyledi:<br><em>“Frankfurt Kitap Fuarı’nın 77’nci yıldönümünde Türkiye standını açmaktan çok büyük mutluluk ve onur duyuyorum. Türkiye bu yıl 40’nci kez bu fuara katılıyor. Bugün burası kelimelerin kültürün ve edebiyatın kalbinin attığı bir yer. Frankfurt Başkonsolosu olmanın en büyük ayrıcalıklarından birinin de Frankfurt Kitap Fuarı’na katılmak ve buradaki yayınevlerimizle yazarlarımız bir araya gelmek olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de tüm dünyaya anlatılacak çok hikaye var. Bizler kendi hikayemizi anlatmazsak bunu mutlaka başkaları yapacaktır. Bu nedenle dünya yayıncılığının buluştuğu bu fuara katılım çok önemli. Bu yıl Kültür Bakanlığı’mızın TEDA projesinin de 20’nci yılını kutluyoruz. Bu proje edebiyat çevirilerine verdiği destek nedeniyle çok kıymetli. Çünkü böylece diğer dillerde de Türkiye’yi ve kendi hikayelerimizi anlatabiliyoruz. Bu yılki fuarda da geniş bir katılımla ve İTO’nun desteğiyle varlık gösterdik. Tüm katılımcılarımıza yazarlarımıza ve yayınevlerimize hayırlı fuarlar diliyorum.”</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="433" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Frankfurt-kitap-fuari-1025-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-30657" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Frankfurt-kitap-fuari-1025-2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Frankfurt-kitap-fuari-1025-2-800-300x162.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Frankfurt-kitap-fuari-1025-2-800-696x377.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Açılış törenine Basın Yayın Birliği Başkanı Münir Üstün, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu ve Genel Müdür Yardımcısı Abdulsamet Taş ile çok sayıda yayın kuruluşunun temsilcisi de katıldı.</p>



<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın ve İTO’nun prestij yayınları, TEDA Projesi desteğiyle yabancı dilde yayımlanan Türk edebiyatı eserleri ve güncel yayınların da aralarında bulunduğu yaklaşık 1874 eser ile çok sayıda güncel kitap yayıncılarla ve kitapseverlerle buluşacak.<br>Fuara katılan yayınevleri arasında Nar Yayıncılık, Usturlab Yayıncılık, Multibem Yayınları, Necmettin Erbakan Üniversitesi Yayınları, Yeditepe Yayınevi, Sev Yayıncılık, Eğitim Yayınevi, Çikolata Yayınevi, Literatür Yayıncılık, Yediveren Yayınları, İlgi Kültür Yayıncılık, Nesil Yayıncılık, Kayıhan Yayınları, Omes Yayınları, Net Turistik Yayınlar, Hiperlink Eğitim İletişim Yayıncılık, Alfa Yayınları, Tudem Yayın Grubu, Destek Yayınları ve Maya Yayıncılık yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/10/Frankfurt-kitap-fuari-1025-1-800.jpg" length="135423" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Kitabında Nazi kamplarını biraraya getirdi</title>
		<link>https://egazete.de/kitabinda-nazi-kamplarini-biraraya-getirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2025 12:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Çarman]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi kampları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30584</guid>

					<description><![CDATA[Ali Çarman, özgürlük ve barış için mücadele ederken sakınmadan canlarını feda eden bütün isimsiz antifaşist kahramanlara adadığı çalışmasında Nazi Kamplarını biraraya getirdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Gazeteci Ali Çarman, binlerce insanın katledildiği Nazi toplama kamplarını inceleyip kitaplaştırdı. Dachau, Buchenwald, Ravensbrück, Sachsenhausen, Neuengamme Hamburg, Bergen Belsen, Plötzensse Berlin ile Ausschwitz (Polonya), Mauthausen (Avusturya), Natzweiler (Fransa) toplama kamplarını inceleyen Çarman, kitabının önsözünde, <strong>&#8220;Günümüzde dahi ölüm fabrikaları olarak adlandırılan toplama kampları için sonuçlanmış bir rakam vermek mümkün olmasa da belgelere geçmiş binlerce kampın (Toplama ve zorla çalıştırma kampları, transit kamplar, esir kampları) olduğu kesin“</strong> ifadelerine yer verdi.</p>



<p>Ali Çarman önsözde şöyle dedi:</p>



<p>Almanya, sınıflar ve insanlığın kurtuluşu mücadelesi bakımından&nbsp;zengin bir birikime, devrimci geleneklere sahip ülkeler arasında yer almakta. Ne var ki Almanya tarihi yalnızca bu bakımdan değil; iki dünya (paylaşım) savaşının başlatıcısı olarak, savaşın ve 12 yıl süren faşizmin geriye bıraktığı milyonlarca ölü, paramparça edilmiş insanlık ve harabeye dönmüş şehirlerle kirli bir tarihe de sahip.</p>



<p>Alman emperyalizminin tarihsel kökenleri,&nbsp;öncesi bir yana&nbsp;(1848 devrimi) 9 Kasım 1918’de Almanya’nın hükümdarı Kayser II. Wilhelm’in Hollanda’ya kaçışına neden olan ve kitlesel işçi eylemleri ve devam eden toplumsal hareket karşısında konumlanışına kadar uzanır.&nbsp;İşçilerin iktidarından korkanlar; Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i katlederek devrim dalgasını durdurdular.</p>



<p>Faşizmin ve savaşın neden olduğu bütün sorunları işçi sınıfına ve halkın sırtına yükleyen Hitler, azgınlaştırılmış bir şovenizm-ırkçılık eşliğinde; Çekoslovakya, Polonya, Fransa, Danimarka, Norveç, Yugoslavya, Yunanistan, vb. toprakları Nazi ordusuyla işgal etti. Böylece bütün Avrupa, bir uçtan diğer uca toplama kamplarına döndü.&nbsp;Avrupa’nın dört bir yanından trenler&nbsp;(hayvan vagonlarıyla)&nbsp;durmaksızın&nbsp;insan taşıyordu toplama kamplarına.</p>



<p>İnsan gözyaşı dökmeden ağlayabilir mi? Faşizmin eline esir düşmüş tutsaklardan bazıları gözyaşı dökmeden ağlamayı öğrenmek zorunda kaldılar.&nbsp;Yaşamın ölüm ile iç içe geçtiği toplama kamplarında insanların yakıldığı fırınların bacaları gece gündüz tütüyordu. Kamplar hakkında geleceğe belge bırakmak, fotoğraf çekmek yasaktı. Ancak tutsaklar kurşuna dizilme pahasına Nazilerin yaptıkları hakkında belgeler-fotoğraflar bırakmaktan geri durmadılar. Savaşa ve faşizme karşı&nbsp;zaferden sonra elde edilen sayısızca belge ve fotoğraf bunun göstergesidir.</p>



<p>Hitler ve Nazilerin insanlığa karşı işlemiş oldukları suçlara ilişkin hemen her dilde sayısız esere ulaşmak mümkün. Şimdi, belli başlı toplama kampları hakkındaki çalışmamız, ülkemizde okuyucuyla buluşuyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="706" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-bergen-belsen-800.jpg" alt="" class="wp-image-30586" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-bergen-belsen-800.jpg 768w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-bergen-belsen-800-300x276.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-bergen-belsen-800-696x640.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Bu çalışmanın önemli iki farklılığı bulunmakta: Birincisi, kitaba konu olan toplama kamplarına bazen yalnız bazen toplu halde yapmış olduğum ziyaretler&nbsp;ve az sayıda da olsa dönemi yaşamış direnişçilerle tanışma, onlara kulak verme şansına sahip olmam.&nbsp;Gördüklerimiz, okuduklarımız, duyduklarımız karşısında nefes alıp vermemiz&nbsp;ve kalbimizin çarpıntısı zorlandı.</p>



<p>İkincisi, sadece toplama kamplarındaki vahşiliği değil, canları pahasına geleceğe fener olmayı seçen direnişçi ve direnişlere yer vermiş olmam.&nbsp;Kitapta yazılanların tamamı harfi harfine yaşanılmış 12 yıllık bir dönemden kesitlerden ibaret. Zaman ne kadar geçerse geçsin bazı acılar, yaşanmışlıklar tarih boyunca unutulmaz. Unutulmamalı da!</p>



<p><a></a> Çeyrek asırdır, toplama kampları hakkında bilgi toplamaktayım.&nbsp;Gördüklerim, okuduklarım ve dinlediklerimden çıkardığım en önemli sonuç; toplama kamplarında cesaretli olanların, insana ve geleceğe ilişkin umutlarını kaybetmeyenlerin&nbsp;faşizme-Hitler’e meydan okumaktan geri&nbsp;durmadığı oldu.&nbsp;Başta komünistler olmak üzere, insanlıktan-barıştan-özgürlükten yana bütün güçler Nazi barbarlığına karşı savaştılar. Nazilerin sonu, aynı zamanda kampların sonu oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="455" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-30587" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-2-800.jpg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-2-800-300x228.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p>Kitabın hazırlanmasında, toplama kamplarını ziyaretlerde, belgelerin toplanmasında pek çok kişinin fedakârlığı ve emeği var.&nbsp;Almanca çevirileri ve düzeltileriyle gazeteci Semra Çelik, B. Brecht şiirini çeviren Özgür Metin Demirel, Nürnberg’den Taylan Özen, Avusturya/Mauthausen toplama kampı ziyaretinde bizlere eşlik eden&nbsp;Osman Çakırca, Dachau toplama kampına birlikte gittiğimiz bugün aramızda olmayan yazar-çevirmen Yılmaz Onay, uzun bir yolculuk demeden Hamburg’tan arabasıyla bizleri Auschwitz soykırım kampına&nbsp;götüren&nbsp;Mehmet Taner, Bergen-Belsen kampına götüren Özcan Bakır,&nbsp;Münih’ten Levent Çokdeğerli, okumalarıyla önermelerde bulunan Mehmet Salim, Frankfurt’tan Teber, Bielefeld’ten Selçuk Kozan, Strasbourg yakınlarındaki Natzweiler-Struthof kampına götüren Baran Kiraz, Zeki Çapçı dostlarıma ayrı ayrı teşekkür ederim. Kitap çalışması&nbsp;boyunca benden desteğini esirmeyen, birçok toplama kampına birlikte gittiğimiz hayatdaşım Sidar Çarman özel teşekkürü hak ediyor.</p>



<p>Adını belirtmediğim&nbsp;dostlarım alınmasınlar. Özcesi ortaya çıkan eser için kollektif bir çabadan söz etmek daha doğru olur.</p>



<p>İnsanlık ne çekiyorsa zenginliklerine zenginlik katan, daha fazla kâr elde etmek için her türlü yola başvuran sömürücü egemen sınıfların iktidarlarından çekiyor. Almanya’da bugünlerde ırkçılığa karşı toplumun her kesiminde insanların katıldığı eylemlere ve ‘Bir Daha Asla’ seslenişlerine tanık olunuyor. Yalnız başına bu tutum dahi yeni tipte Neonazilerin heveslerini kursaklarında bırakıyor.</p>



<p>İnsanlığın yakın tarihindeki faşizm-savaş belasından ve buna karşı verilen hürriyet-barış kavgasının her aşaması, cezaevleri, toplama kampları ve hayatın diğer alanlarında yaşayanların destanımsı eylemlerinden, direnişlerinden bir kısmına yer vermeye çalıştık.&#8221;</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/09/nazi-toplama-kamplari-11-800.jpg" length="144198" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>“Bu kitabı öğrencilerim için yazdım!”</title>
		<link>https://egazete.de/bu-kitabi-ogrencilerim-icin-yazdim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jul 2025 17:31:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Anzag]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Tod im Orient]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=30546</guid>

					<description><![CDATA[Uzun yıllar İstanbul’da öğretmen olarak çalışan Avusturyalı yazar Alfred Grasmus, öyküsü Çanakkale Savaşı’nda başlayan kitabında, bir yandan kahramanlarının içine İstanbul’u, Münih’i ve Bağdat Demiryolu hattını alan coğrafyada yaşadıkları gerilimli maceralarını işlerken, arka planda da savaşın son yıllarından 1930’lara kadar uzunan dönemi anlatıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>İstanbul’daki Avusturya Lisesi’nde uzun yıllar öğretmenlik yapan Yazar Alfred Grasmus, tarihi-kriminal romanı “Tod im Orient”ta (Şarkta Ölüm) bir yandan kahramanı genç Anzak askeri Luke’nin Çanakkale Savaşı’yla başlayan ve 1930’lara kadar süren dönemdeki yaşam öyküsünü gerilimi bol bir kurguyla işlerken, diğer yandan da dönemin tarihini bir belgesel derinliğinde ele alıyor.</p>



<p>Grasmus’un öğrencilerine ithaf ettiği kitabı geçtiğimiz yıl yayınlandı ve hem Viyana’da, hem de İstanbul’da gerçekleştirilen toplantılarla büyük bir kısmını eski öğrencilerinin oluşturduğu okurlarıyla buluştu. Aralarında Avusturya Lisesi öğrencilerinin de bulunduğu geniş bir okur kesiminin büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu arada Viyana’daki “St. Georg Mezunları Derneği” tarafından da ödüllendirildi.</p>



<p>Ülkemizin I. Dünya Savaşı’ndan sonraki yakın tarihini farklı bir açıdan işleyen, dönemin İstanbul’unda, 1920’ler Münih’inde, Bağdat Demiryolu hattında yaşanan, şiddet ve aşkın, uluslararası entrikaların içiçe geçtiği 250 sayfalık eser, önümüzdeki dönemde Türkçe okuyanlara da ulaşacak. Romanın Türkçesi’nin üstün kalitede olacağı şimdiden söylenebilir, çünkü eser Graz Üniversitesi’nin Çeviri Bilimleri Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Sevil Tsonev ve öğrencilerinden oluşan bir ekip tarafından Türkçeleştiriliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="363" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-3-800.jpg" alt="" class="wp-image-30549" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-3-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-3-800-300x136.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-3-800-696x316.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Grasmus’un “hem Türkiye’deki, hem de Avusturya’daki öğrencileri için kaleme aldığı” kitabının Türkçesi’ni de Graz Üniversitesi’nden çeviri bilimleri bölümü öğrencileri hazırlıyor.</figcaption></figure>



<p>Türkiye’nin önde gelen uluslararası eğitim kurumlarından Avusturya Lisesi’nde (St. Georgs-Kolleg) ilki 1980’li, ikincisi de 2000’li yıllarda olmak üzere iki kez, toplam 12 yıl matematik ve bilgisayar dersleri öğretmenliği yapan Grasmus, emekli olduktan sonra güzel anılarla ve arkadaşlıklarla bağlandığı ülkemizi konu olan bu romanını ortaya çıkarmış. Hem tarihçi bir akademisyen ve hem de bir turist rehberi titizliğinde çalışmış. O dönemlere ilişkin çok sayıda kitabı inceleyip, olayların geçtiği yerleri bizzat gidip, gezerek, öyküsünü öğrenerek ortaya çıkarmış. Onun 1979’dan bu yana ailesiyle birlikte yaşadığı ya da her yıl bir kez mutlaka ziyaret ettiği Türkiye’yi hem tarihiyle, hem kültürüyle, hem de insanıyla işlediği kitabı, aynı zamanda ülkemize yönelik içten bir dostluk belgesi…</p>



<p>“Tod im Orient”, Atatürk’ün 1934 yılında Çanakkale’deki savaşlar sırasında yaşamını yitiren Anzak askerlerinin, yani o dönem için düşman askerlerinin annelerine gönderdiği, bedenleriyle bizim topraklarımızda kalan çocuklarını “onlar artık bizim evlatlarımız olmuştur” ifadeleriyle sahiplendiği anıtsal mesajını alıntılayarak başlıyor. Anzak askerleri, bilindiği gibi I. Dünya Savaşı sırasında Avustralya ve Yeni Zelanda&#8217;dan toplanan ve Britanya İmparatorluğu&#8217;nun ordusunda savaşan askerlere verilen isim. Bu askerlerin oluşturduğu birliğe de Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAC / Australian and New Zealand Army Corps) adı verilmiş. Anzak askerleri, Çanakkale Savaşı&#8217;nda özellikle Gelibolu Yarımadası&#8217;nda Osmanlı İmparatorluğu’nun savunmasına karşı en ön saflarda savaşmış ve büyük kayıplar vermişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="755" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-4-800.jpg" alt="" class="wp-image-30550" style="width:639px;height:auto" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-4-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-4-800-300x283.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-4-800-696x657.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Alfred ve Sonja Grasmug, İstanbul’da uzun yıllar yaşadıkları evlerinin çatı katında…</figcaption></figure>



<p>Eserin baş kahramanı Luke, donanmalarının Çanakkale Boğazı’nda yaşadığı hezimetin ardından bölgeyi karadan ele geçirmek üzere çıkarma yapan İttifak Devletleri orduları bünyesindeki Anzak birliklerindeki genç askerlerden biri. Büyükbabası Almanya’dan, daha doğrusu Prusya’dan Avustralya’ya göç etmiş, adanın güneyindeki ilk Alman göçmen yerleşim birimlerinden birinin (Barossa Vadisi) kuruluşunda yer almış. Esas olarak İngilizce konuşulan bir ülkede üçüncü kuşak göçmen olmasına rağmen Luke’nin kusursuz bir Almancası var. Çünkü annesi çocukluğundan itibaren onun “Standart Almanca” (ya da Yüksek Almanca – Hochdeutsch) konuşması için büyük özen göstermiş. Böylece bu bölgedeki diğer Alman göçmenlerin konuştuğu “Barossa Almancası”ndan kendisini kurtarmış. Luke, Birleşik Krallığın, dolayısıyla Avustralya’nın da savaşa girmesinin ardından cepheye gitmek üzere gönüllü yazılmış. Daha sonra Çanakkale’deki ölüm kalım ortamında bu kararından dolayı çok pişman oluyor, ama iş işten geçmiş artık…</p>



<p>Luke’nin Prusya’ya uzanan kökeni, daha önemlisi Almanya’daki Almanlardan farksız Almancası çok işine yarıyor. Hatta belki de hayatını kurtarıyor ve yeni bir kimlikle yeni bir yaşama başlamasını sağlıyor.</p>



<p>Kahramanımız, Çanakkale’ye çıkarma yapan Azakların Osmanlılar tarafından püskürtülen saldırısı sırasında ağır bir biçimde yaralanıyor ve bir süre sonra kendisini cephe gerisindeki bir sahra hastanesinde buluyor. Onu savaş alanında ağır yaralı olarak bulanlar ya da daha sonra hastaneye kaldıranlar kendinden geçmiş bir haldeyken Almanca sayıkladığı için savaşta yaralanmış bir Alman askeri olduğunu düşünüyorlar. O da kendine geldiğinde hastanedekilerin kendisini bir Alman askeri olarak gördüklerini anlayınca bu fırsatı değerlendiriyor. Aldığı ağır yaralar nedeniyle hafızasını yitirmiş bir asker rolünü oynamaya başlıyor, kendisine Ludwig Kindler adını seçiyor…</p>



<p>O artık sadece ismini bilen, ama hangi birlikten olduğunu, rütbesini görevini vs. hatırlayamayan bir asker. Savaşın kaos ortamındaki hemen herkes bunu gayet doğal buluyor. O da diğer yaralı askerlerle birlikte bir gemiyle İstanbul’a gönderiliyor. Inun Alman olmadığını anlayan Katolik bir din adamının yardımıyla da İstanbul’da yaşanın yeni dönemi başlıyor.</p>



<p>Avusturyalı ve Alman katoliklerin Galata’daki misyoner yerleşkesine alınıyor. Savaş dönemi öğretmen açığı olduğu için Almancası gayet iyi olan Ludwig bu yerleşke bünyesindeki “St. Georg Kolleji”nde (günümüzde “Avusturya Lisesi”) vekil öğretmen olarak görevlendiriliyor…</p>



<p>Ludwig’in cephede başlayan, İstanbul’da ya da Münih’te ve oradan da Suriye’ye uzanan coğrafyadaki öyküsü çeşitli uluslardan, kültürlerden insanları buluşturuyor. Bunlar arasında Çanakkale Savaşı’nda gönüllü olarak görev alan Avusturyalı Hemşire Anna gibi gerçek tarihi kişiler de var, hatta Grasmus’un kendi öğrencileri de…</p>



<p>Söz emekli öğretmen, yazar Alfred Grasmug da:<br>“Bu kitabı Avusturyalı ve Türk öğrencilerime ithaf ediyorum. Yurt dışında bulunduğum dönemler arasındaki 24 yıl boyunca Avusturya&#8217;da bir ticaret akademisinde öğretmenlik yaptım. Maalesef Avusturyalılar Türk tarihi hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Ancak Ortadoğu’da bugün yaşanan olayları anlayabilmek için özellikle Birinci Dünya Savaşı&#8217;nı bilmek çok önemli. Türk öğrencilere de Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluşu hakkında bilgi veriliyor, ancak çoğunun yaşadıkları şehir hakkında bilgileri yoktu. Sadece bir kriminal roman yazmayı değil aynı zamanda okuyuculara biraz bilgi vermek istedim. Umarım yaklaşık 100 yıl önceki yaşamı gerçekçi bir şekilde yansıtmayı başarmışımdır.”</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="400" height="482" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-1-400.jpg" alt="" class="wp-image-30547" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-1-400.jpg 400w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-1-400-300x362.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption class="wp-element-caption">Alfred Grasmug</figcaption></figure></div>


<p>Kitabı yazmaya 70&#8217;nci yaş gününde başladı</p>



<p>1953 yılında Weiz (Steiermark) doğdu. Graz’daki KF Üniversitesi&#8217;nde fen bilimleri öğrenimini 1977 yılında tamamladı. 1979’da İstanbul’daki Avusturya Lisesi’nde öğretmen olarak çalışmaya başladı. Eşiyle 1984’e kadar İstanbul’da yaşadı, birlikte Türkçe öğrendiler. 1981’de dünyaya gelen kızları İstanbul’da büyüdü. 1984 yılında Avusturya’ya döndü. Weiz&#8217;de öğretmenlik yaptı, bu arada bir bilişim şirketi kurdu. 2008 yılında tekrar İstanbul’a matematik ve bilgisayar öğretmeni olarak geri döndü. 2015’te emekli olduktan sonra yazılımcı, müzisyen ve yazar olarak çalışmalarını sürdürüyor. 70’nci yaşgününde öğrencilerine I. Dünya Savaşı dönemini ve Türkiye’yi anlatan bir kitap yazmaya karar verdi ve yazdı. Graz Üniversitesi’den öğrenciler kitabını Türkçeleştirmeye çalışırken o da kahramanlarının artık Yunanistan sınırları içinde kalan Selanik’e kadar uzanan maceralarını içeren ikinci romanını hazırlıyor. Yazara kitapta geçen tüm kentleri ve mekanları kapsayan gezilerinde eşlik eden eşi Sonja da Türkiye’ye ve kültüründen esinlenen çok sayıda eseri olan bir ressam.</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/07/Tod-im-Orient-1-400.jpg" length="80550" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>İnsanı kendisiyle yüzleştiren kitap: Dünyanın En Vahşi Hayvanı</title>
		<link>https://egazete.de/insani-kendisiyle-yuzlestiren-kitap-dunyanin-en-vahsi-hayvani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2025 20:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın en vahşi hayvanı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Oktan Erdikmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=29959</guid>

					<description><![CDATA[Gazeteci Yazar Oktan Erdikmen yeni kitabının kapağına yerleştirdiği ayna ile okurunu hem şok ediyor hem de düşündürüyor. Erdikmen Frankfurt İnternales Theater'de yeni kitabını tanıttı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>Youtube kanalında Avrupa&#8217;dan adıyla yayınladığı haberlerle yaklaşık 400 bin abone ile sosyal medyada da yüzbinlerce takipçisi bulunan Gazeteci, Yazar Oktan Erdikmen, haberlerinde anlattığı hikayeleri „Dünyanın En Vahşi Hayvanı“ adıyla yayınladı. Erdikmen&#8217;in haberlerde kendine has üslubuyla anlatıp kitabına da aldığı hikayelerin yanısıra kitabının kapağına yerleştirdiği ayna da büyük ilgi gördü. Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan kitapta 56 hikaye bulunuyor. Kitaba adını veren Dünyanın En Vahşi Hayvanı“ hikayesi maymunlar üzerine yapılan deneyler ve sonuçlarını anlatıyor. Maymunlarda onları kimin doğurduğun kimin yemek verdiğinin önemli olmadığını vurgulanan hikayede şu ifadeler yer alıyor: „Önemli olan onlara kimin şefkat gösterdiği, kimin gerçekten ve karşılıksız sevdiğidir.. Hayatta her şeysiz oluyor ama annesiz olmuyor. Doğan Cüceoğlu&#8217;nun dediği gibi : „Annen yok, kimsen yok.“</p>



<p>Peki annesini kaybeden bunca insan nasıl hayatta kalabiliyor?</p>



<p>Herkesin bir annesi vardır da ondan. Anne yerine koyduğu, ona şefkat gösteren bir insan vardır.</p>



<p>Çok küçük yaşlarda, hatta doğum esnasında ölmüş de olsa o annenin adı vardır. Fikri vardır. Hatırası vardır.</p>



<p>Ve İlhan Berk&#8217;in dediği gibi: „Eskitirsin, eskitirsin ama kalır ne kadar güzel olduğu“</p>



<p>Vahşi olmayan, herkesin kıssadan hisse alabileceği hikayelerin anlatıcısı Erdikmen, kitabının kapağına yerleştirdiği ayna ile ilgili şunları söyledi: „Frankfurt Hayvanat Bahçesi&#8217;nde görmüştüm aynayı. Şok olmuştum. „Dünyanın en vahşi hayvanı“ diye yazıyordu. Sonra Türkiye dahil bir kaç ülkede daha yaptıklarını öğrendim. Ben de yüzleşme olsun diye kitabıma dahil ettim. İnsan, dünyanın en vahşi canlısı. Desmond Morris&#8217;in „Çıplak Maymun“ diye bir kitap var. Yeni baskı yaptı. Herkese tavsiye ediyorum. Orada dünyayı dışarıdan, uzaydan bakan bir gözle anlatıyor. İnsanı, hayvanlar arasında en vahşi tür olarak tanımlıyor. Kağıt parçasını birbirlerine veriyorlar. Hayvanlar ise yiyecekleri şeyi alıyor. İnsanlar yemeceği halde kendi türü dahil tüm canlıları öldüren tek varlık. Örneğin arslan karnı aç değilse, oradan geçen geyiği gıcıklık olsun diye öldürmüyor. Bu nedenle belki bir yüzleşme olur diye aynayı kitabın kapağına yerleştirdik.“</p>



<p><strong>Haberlere hikayeler sonradan dahil oldu</strong></p>



<p>İlk başta haberlerde hikayeler de anlatma gibi bir düşüncesi olmadığını da kaydeden Erdikmen, „Bir haber sırasında aklıma bir hikaye geldi, anlattım. Yorumlarda anlattığım hikayenin öne çıkarıldığını gördüm. Zamanla bunu bir gelenek haline getirdik. Farklı bir yöntem olduğuna inanıyorum. Formatımızda Almanya haberleri sonra Avrupa haberleri ve sonunda hikaye var. Dinleyicimizin hikayelere kadar bizde kalmasını istiyoruz, bunda da çok başarılı oluyoruz“ dedi. Tanıtım gününde genç sanatçı Ali İnsan ile babası Hüseyin İnsan sahne aldılar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/04/Oktan-Erdikmen1-800.jpg" alt="" class="wp-image-29961" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/04/Oktan-Erdikmen1-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/04/Oktan-Erdikmen1-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/04/Oktan-Erdikmen1-800-696x392.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Oktan Erdikmen kimdir</strong></p>



<p>1984 yılında Merzifon’da doğdu. Çocukluk yılları, 9 yaşında ailesi ile birlikte taşındığı İzmir Bornova’da geçti. İzmir Atatürk Lisesi’nin ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünü burslu olarak bitirdi. Aynı üniversiteden Avrupa Etüdleri yüksek lisans diploması aldı.<br><br>Üniversite yıllarında Atatürkçü Düşünce Kulübü’nün başkanlığını ve Mezunlar Derneği’nin genel sekreterliğini yaptı.<br><br>2010 yılında üniversite tarafından burslu olarak Almanya’ya gönderildi ve Frankfurt Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi’nde Uluslararası Ekonomi ve Ekonomi Politikası yüksek lisans programını bitirdi. Bir süre araştırma asistanı olarak görev yaptığı Frankfurt Üniversitesi’nde siyasal ekonomi alanında yazdığı doktora tezi, kapitalizmin gelişiminde aile holdinglerinin rolü üzerinedir.<br><br>Üniversite yıllarından itibaren çeşitli yayın organlarında muhabir ve editör olarak çalıştı. Uzun yıllar İstanbul’da Ulusal Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin dergisinde editörlük yaptı. Gentleman dergisinde yazı ve röportajları yayımlandı.<br><br>Almanya’ya taşındıktan sonra Post gazetesinde muhabir ve editör olarak görev yaptı. 2016-2019 yılları arasında Halk TV’nin Almanya temsilciliğini yürüttü. Bu süre zarfında Avrupa’dan haberlerin ve söyleşilerin yer aldığı Söz Avrupa’da programını hazırlayıp sundu.<br><br>Bugünlerde, youtube.com/oktanerdikmen kanalı için düzenli olarak günlük haber özetleri, youtube.com/avrupadan kanalı içinse röportajlar ve özel videolar hazırlıyor. Almanya ve Avrupa gündemine ilişkin yazıları ise Cumhuriyet gazetesinde yayımlanıyor.<br><br>Kitap olarak yayımlanan tezlerinin yanı sıra, 2019 yılında Halk Kitabevi’nden çıkan “Gurbetçileri Anlama Kılavuzu” adlı bir kitabı ve 2012 yılında Türkçe ve İngilizce olarak basılan “Türkiye’nin İlk Şehir Plancısı: Aron Angel” adlı bir biyografi çalışması bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2025/04/Oktan-kitap0325-800.jpg" length="111976" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Yayıncı Dağyeli vefat etti</title>
		<link>https://egazete.de/yayinci-dagyeli-vefat-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Mar 2024 18:53:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[vefat]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Dağyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=28246</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’ya göçün ilklerindendi: Yayıncı Yıldırım Dağyeli hayatını kaybetti]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’daki ilk Türk yayıncılardan Yıldırım Dağyeli (82), Nürnberg’de ailesi ve yakınlarının katıldığı bir törenin ardından toprağa verildi.</p>
<p>Yıldırım Dağyeli’nin eşiyle birlikte Frankfurt’ta kurduğu yayınevi Dağyeli Verlag, Türkiye’den Orta Asya’ya kadar uzanan Türkçe konuşulan dünyadan birçok eseri ve Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli çok sayıda yazarın eserini Almanca’ya çevirip yayınlayarak, Almanya yazın dünyasında önemli bir boşluğu doldurmuştu.</p>
<p>Ankara’da 1942 yılında dünyaya gelen Dağyeli, ilk ve ortaokul ile lise öğrenimi tamamlamış, askerliğini de ilkokul öğretmeni olarak yaptıktan sonra 1964 yılında Almanya’ya gelmişti.<br />
Almanya’nın Köln, Münih, Nürnberg ve Frankfurt gibi kentlerinde yaşayan Dağyeli, önce gazeteci ve siyasi aktivist olarak, daha sonra da yayıncı, yazar ve edebiyat çevirmeni olarak çalıştı. Eşiyle birlikte Frankfurt’ta kurduğu Dağyeli Verlag, sadece Nâzım Hikmet, Sait Faik, Fakir Baykurt ve Yaşar Kemal gibi çağdaş Türk yazarlarının eserlerinin Almanca çevirilerini değil, Almanya’da yaşayan ve Almanca yazan göçmen yazarların eserlerini de yayınlayarak, bu alandaki öncü yayıncılar arasında yer aldı.</p>
<p>2000 yılında yayınevinin yönetimini kızına devreden Dağyeli, sağlık durumu elverdiği sürece eşiyle birlikte çeviri çalışmalarını devam ettirdi. Yaşamını son yıllarda Nürnberg yakınlarındaki Rückersdorf’ta sürdürüyordu.</p>
<p>15 Mart tarihinde kaldığı bakımevinde yaşamını yitiren Dağyeli, önceki gün Rückersdorf Mezarlığı’nda, sevdiği ve çeşitli dillerden söylenen şarkılarla, Nâzım Hikmet’ten şiirlerle toprağa verildi. (gk)</p>
<p>Eşi Helga Dağyeli-Bohne ile birlikte kurduğu Dağyeli Yayınevi&#8217;nin Almanca&#8217;ya kazandırdığı eserler:<span id="Als_literarischer_Übersetzer_(zusammen_mit_Helga_Dağyeli-Bohne)" class="mw-headline"></span></p>
<ul>
<li>Nazim Hikmet
<ul>
<li>Eine Reise ohne Rückkehr (dtv 1993)</li>
<li>Das schönste Meer ist das noch nicht befahrene (1994)</li>
<li>Die Luft ist schwer wie Blei (dtv 1992)</li>
<li>Epos vom Befreiungskrieg (2008)</li>
</ul>
</li>
<li>Yaşar Kemal
<ul>
<li>Die Ararat-Legende (1997)</li>
<li>Das Lied der tausend Stiere (Unionsverlag 1980)</li>
<li>Memed, mein Falke (Bearbeitung nach der letzten Ausgabe des türkischen Originals ab der 5. Auflage, Unionsverlag 1987)</li>
<li>Die Disteln brennen (Unionsverlag 1991)</li>
<li>Der Wind aus der Ebene (Unionsverlag 1991)</li>
</ul>
</li>
<li>Sait Faik
<ul>
<li>Ein Punkt auf der Landkarte (1991)</li>
</ul>
</li>
<li>Fakir Baykurt
<ul>
<li>Die Salbe und andere Erzählungen (Ortadogu 1988)</li>
</ul>
</li>
<li>Aras Ören
<ul>
<li>Dazwischen (1987)</li>
<li>Das Wrack (1986)</li>
<li>Paradies kaputt (1986)</li>
<li>Manege (1984)</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p><span id="Als_Autor" class="mw-headline">Yapıtı:<br />
</span></p>
<ul>
<li>Die Zeiten im Türkischen und die Konjugation türkischer Verben (1987)</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/03/yildirim-dagyeli800.jpeg" length="30261" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Akpınar, üçüncü kitabını önce öğrencilerine ve velilere tanıttı</title>
		<link>https://egazete.de/akpinar-ucuncu-kitabini-once-ogrencilerine-ve-velilere-tanitti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2024 21:12:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=28134</guid>

					<description><![CDATA[Emekli Öğretmen Turan Akpınar, “yaşanmış öyküler“den oluşan üçüncü kitabı “Malamat Parkı“nı, öğrencileri ve velilerin davetli olduğu bir özel toplantıyla tanıttı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>
<p>Almanya’da önce Baden Württemberg eyaletine bağlı Heilbronn’da, sonra da Hessen eyaletine bağlı Bad Homburg ve Oberursel’de yaklaşık 30 yıl Türkçe anadil dersi öğretmenliği yapan Akpınar’ın kitap tanıtım toplantısına öğrencilerinden bazıları da kendi çocuklarıyla katıldı.</p>
<p>Frankfurt yakınlarındaki Oberursel Belediyesi’ne bağlı “Yaşlılar Buluşma Evi“nin (Seniorentreff) lokalinde bölgedeki Türkiye kökenli toplumun dört kuşağının da temsil edildiği etkinlik aynı zamanda Akpınar’ın artık yetişkin, meslek sahibi anne-babalar olan öğrencileri ve onların anne-babalarıyla emekliye ayrıldıktan 15 yıl sonraki ilk buluşması oldu.</p>
<p>Turan Akpınar ile kendisi gibi, yine bu bölgede Türkçe anadil dersi öğretmenliği yaptıktan sonra emekli olan eşi Yüksel Akpınar katılanların hemen hepsini yakından tanıdığı için toplantı oldukça sıcak ve duygusal bir havada gerçekleştirildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28136" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi2-800.jpg" alt="" width="800" height="440" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi2-800-300x165.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi2-800-696x383.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Önce öğrencilerine seslenen Akpınar, “Bu ülkede göçmen ailelerin çocuklarısınız. Dede ve büyükannelerinizden farklı bir ortamda büyüdünüz. Pek çoğunuz beyaz yakalı olarak görevler yapıyorsunuz. Evlenip çocuk sahibi oldunuz ama kökeniniz Türk. Burada entegre olmanız sizin çocuklarımızdan doğacak çocuklarla mümkün olacak. Sizlerin dedeleri bu ülkede ağır işçilik yaparak yaşamlarını sürdürdü. Onların emeklerine saygı duymak zorundasınız. Ama onlardan farklı düşünce ve yaşam biçimine sahip olmak zorundasınız“ dedi.</p>
<p>Akpınar, daha sonra da velilere şöyle seslendi:<br />
“Anne babalar&#8230; Sizleri 25-30 sene önce tanıdım. Çoğunuz emekli oldunuz, torun sahibisiniz. Torunlarınız bu ülkenin vatandaşları olarak doğdular. Gelecekleri hem sizlerin hem de anne babalarınınkinden farklı olacaktır. Ama köken olarak geldiğiniz ülke adı ile anılacaklar. Bu bir kültürel zenginliktir. Üçüncü kitabım işte bu konuları hikayeleştirdi. Avrupa ülkelerinde göçmen edebiyatı, sanatı oluştu. Çünkü insanın olduğu yerde bunların olması gereklidir. Sizler de anılarınızı, yaşadıklarınızı yazılı yoldan gelecek kuşaklara bırakmak zorundasınız.“</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28139" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi5-800.jpg" alt="" width="800" height="440" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi5-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi5-800-300x165.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi5-800-696x383.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Toplantının en ilginç bölümü ise Akpınar çiftinin bu bölgedeki yaklaşık 25 yıllık öğretmenlikleri döneminde diğer meslekdaşları ve velilerle birlikte gerçekleştirdikleri 23 Nisan, 19 Mayıs bayram kutlamalarından, okul etkinliklerinden görüntüleri içeren fotoğraf gösterisi oldu. Toplantıya katılanlar kendilerinin yıllar önceki halleriyle gösteren fotoğrafları sıcak yorumlar eşliğinde izlediler.</p>
<p>Eski yıllardaki etkinliklerde olduğu gibi öğrencileri ve velilerin getirdiği pasta, kurabiye ve çöreklerle zenginleşmiş bir büfe eşliğindeki toplantıya katılanlar, Akpınar’ kaleme aldığı ve katkıda bulunduğu kitaplardan edinip, imzalatma şansı da buldular. Akpınar, kitap satışlarından elde edilen paranın da Türkiye’de lösemili çocuklara yardım amacıyla faaliyet gösteren LÖSEV’e (Lösemili Çocuklar Vakfı) gönderileceğini açıkladı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28137" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi3-6002.jpg" alt="" width="600" height="440" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi3-6002.jpg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi3-6002-300x220.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Erzincan’da 1949’da dünyaya gelen Akpınar, Hakkari-Yüksekova ve İstanbul’da 10 yıla yakın öğretmenlik yaptıktan sonra, 1979 yılında Türkçe anadil öğreteni olarak Almanya’ya atandı. 12 Eylül askeri darbesinden sonraki siyasi soruşturmalar nedeniyle memuriyetten istifa eden Akpınar, 1985 yılından emekli olduğu 2009 yılına kadar Hessen Kültür Bakanlığı bünyesinde öğretmenliğini sürdürdü. Emeklilik dönemini Frankfurt yakınlarındaki Steinbach’ta ve Bodrum’da sürdüren Akpınar’ın şimdiye kadar üç kitabı yayınlandı:<br />
Ak Yakalı Önlükler (2021), Geride Bıraktıklarımız (2022) ve Malamat Parkı (2023).<br />
Toplantıya katılan öğrenci ve velilere, Almanya’daki okul sistemine ve okullarda karşılaştıkları olaylara ilişkin soruları içeren birer form dağıtan Akpınar, alacağı yanıtların şimdiden “Özür Borcu“ adını verdiği dördüncü kitabına büyük katkısı olacağını söyledi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2024/02/akpinar-3-kitabi1-800.jpg" length="80197" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Bu kitabı kadınlar da okuyabilir</title>
		<link>https://egazete.de/bu-kitabi-kadinlar-da-okuyabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Dec 2023 19:21:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkı Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=27594</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’da yaşayan Dr. Hakkı Çelik, yaklaşık yarım asırlık deneyimlerini pandemi döneminde yoğunlaştırdığı araştırmalarla bütünleştirip, Türkiye’de bir ilke imzasını attı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek sağlığını konu alan bir başucu eseri yazan Dr. Hakkı Çelik, bu kitabı sadece erkeklerin değil, eşlerine daha iyi destek olmak isteyen kadınların da okuması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>GÜRSEL KÖKSAL</p>
<p>Almanya’da yaşayan Dr. Hakkı Çelik’in büyük bir titizlikle hazırladığı başucu kitabı “Erkek Sağlığı“nın sadece erkekler için değil, kadınlar için de yararlı bilgiler içeriyor.<br />
Ankara Hacettepe Tıp Fakültesi’nin bitirdiği 1976 yılından bu yana Almanya’da hekim olarak çalışan Dr. Çelik’in pandemi döneminde hazırladığı kitabı Türkiye’de bir ilk. Bir çok erkeğin 70-80 yaşına gelmeden çeşitli rahatsızlıklar nedeniyle öldüğüne işaret eden Dr. Çelik, “Bu kader değil“ diyor, gerekli önlemlerin alınması ve sağlık konusunda bilinçli olunması halinde bu tablonun değişeceği görüşünde.<br />
Erkeklerin koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda kadınlara göre daha ihmalkar olduğuna işaret eden Dr. Çelik, Türkiye’de erkek sağlığı konusunda pratik bilgiler sunabilecek bir başvuru rehberinin eksikliğini gördüğü için bu kitabı hazırlamış.<br />
Eşlerinin sağlıklı yaşam sürdürmesine destek vermek isteyen kadınlara da hitap eden kitap, erkeklerin hayatlarının farklı dönemlerinde karşılarına çıkabilecek sağlık sorunları, önlem ve tedavileri üzerine herkesin anlayabileceği bir dilde kaleme alınmış. Dr. Çelik, bu hastalıkların daha az oranda da olsa kadınlar için de geçerli olduğuna dikkat çekiyor.<br />
Kitabı hazırladığı dönemde Türkiye’deki orman yangınlarının etkisiyle satış gelirlerini Tema Vakfı’na bağışlayan Dr. Çelik, “Kitabı satın alan kendi sağlığına katkının yanında bir fidan bağışında bulunuyor. Ağaç demek ülke sağlığı demektir“ diyor. Böylece hem insanları önemli bir alanda bilgilendirerek, hem de satış gelirleriyle ülkesine, insanlarına hizmet etmiş oluyor.</p>
<p><strong>NEDEN ERKEK SAĞLIĞI?</strong></p>
<p>Bilimsel araştırmalar ve istatistikler erkeklerin sağlık açısından kadınlara göre daha kötü durumda olduğunu gösteriyor, örneğin:<br />
Erkeklerin yüzde 62’si aşırı kilolu,<br />
intihar vakalarının yüzde 73’ü erkek,<br />
trafik kazalarında ölenlerin yüzde 75’i erkek,<br />
20 ile 36 yaş arasında ölenlerin yüzde 72’si erkek<br />
ve erkeklerin yüzde 28’i, 70 yaşından önce hayatını kaybediyor.<br />
Erkeklerin kadınlara göre koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmayı daha nadir tercih etmelerinin yanında, zorlayıcı hayat koşulları ve ihmalkarlık gibi engeller de onları uyarıcı sinyaller olan şikâyetleri dikkate almamaya itiyor. Bu durum ise erkeklerin daha erken dönemlerde ve daha ciddi sağlık sorunları yaşamalarına sebep oluyor. İstatistikler de erkeklerin kadınlara nazaran 7-8 yıl daha erken hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.“<br />
Yarım asıra yakın aktif hekimlik döneminde her ulustan binlerce hastası olan Dr. Çelik de erkeklerin sağlık konusundaki ihmalkarlığını bizzat gözlemiş. Nefes almakta zorlanan bir hastasına “sigarayı bırakman gerekiyor“ uyarısında bulunduğunda, “sigara içmeyenlerin de benzer rahatsızlıktan ölebiliyor. Ölmeyeceğimi bilsem hemen bırakırım“ gibi temelsiz gerekçelerle karşılaştığını belirtiyor.</p>
<p><strong>ERKEK SAĞLIĞI NEDİR?</strong></p>
<p>Erkek sağlığı çok sık kullanılan bir kavram. Ancak bu kavramın üzerinde tam bir uzlaşma sözkonusu değil. Önceleri prostat büyümesi ve kanseri, cinsellikle ilgili rahatsızlıkları anlatmak için bu kavram kullanılıyordu. Ancak zamanla sadece erkeklere özgü sorunlar ve hastalıkların yanısıra, erkeklerde daha sık görülen ve daha şiddetli ya da ölümcül seyreden sağlık sorunları da bu kavram içinde görülmeye başlandı.<br />
Dr. Çelik de kitabını bu yaklaşımla hazırlamış. Kitap, cinsel organla ve cinsellikle ilgili sorunların yanısıra, tansiyon, damar sertliği, şeker hastalığı, kalp krizi, beyin atakları, bunama hastalıkları, uyku apnesi, akciğer ya da kalın bağırsak kanserinden, depresyon ve intihara kadar çok geniş bir alanı kapsıyor. Alkol ve tütün bağımlılığı gibi erkeklerin yaşamındaki önemli konuları içeren özel bir bölüm de var.<br />
“Sağlığınız konusunda bilinçli olmak ve bunun yaşam şeklinize olumlu yansımasını istiyorsanız, bu kitabı düzenli aralıklarla okumanızı tavsiye ederim“ diyen Dr. Çelik’in bir önemli gözlemi de Türk toplumunda okuma alışkanlığının yaygın olmaması. Neredeyse yarım asırlık tecrübesinin üzerine çok yönlü araştırmalarının sonuçlarını biraraya getiren yazar, kitapçıların, kütüphanelerin de hiç bir kişisel maddi gelir beklentisi olmayan bu kitabın ve içeriğinin en geniş kesimlere ulaşmasına katkıda bulunmasını umuyor.<br />
Ve herkese sağlıklı, mutlu ve dolu dolu bir yaşam diliyor.</p>
<p><strong>BUNU AİLE SAĞLIĞI KİTABI TAKİP EDECEK</strong></p>
<p>Dr. Hakkı Çelik, 1950 Diyarbakır doğumlu. İlk ve orta eğitimini burada tamamladıktan sonra Hacettepe Tıp fakültesinden 1976 yılında mezun oldu. Almanya’da acil tıp, anestezi, yoğun bakım, genel cerrahi branşlarında çalışarak bilgi ve tecrübe kazandı. 1987 yılında Dortmund’da üroloji ve genel tıp uzmanı olarak kendi muayenesini açtı ve burada 2019 yılına kadar çalıştı. Bu sürede genç doktorlara ihtisas eğitimi verdi. Bu görevine halen devam ediyor..<br />
Ve bu arada “aile sağlığı“ konusundaki ikinci kitabını hazırlıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
