<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Jul 2026 19:03:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>
	<item>
		<title>Ahmet Telli’nin Frankfurt Seyahatnamesi!</title>
		<link>https://egazete.de/ahmet-tellinin-frankfurt-seyahatnamesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 19:03:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Telli]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31802</guid>

					<description><![CDATA[Büyük şairimiz Ahmet Telli, sadece Türkiye’de değil, Türkiye kökenlilerin yaşadığı her yerde derin izler bırakarak gitti. Bu yerlerin başında bir kaç kez ziyaret ettiği Frankfurt geliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>GÜRSEL KÖKSAL<br></p>



<p>Önceki gün toprağa verdiğimiz büyük şairimiz Ahmet Telli, Türkiye’de olduğu gibi dünyanın bir çok yerinde, Türkiye kökenli aydınların, sosyalistlerin ve de şiirseverlerin yaşadığı her yerde derin izler bırakarak gitti.<br>İz bıraktığı yerlerin başında Frankfurt geliyor bildiğimiz kadarıyla…<br>Hem kendi insiyatifiyle, hem de davet aldıkça ziyaret ettiği Avrupa kentlerinin başında Frankfurt var. Frankfurt’taki sosyal, kültürel ve siyasal faaliyetlerin öncüleri arasında yer alan arkadaşlarımız Recep Bayer ve Hıdır Yılmazer onunla Ankara’da kurdukları yakınlıklarını, abi – kardeş ilişkilerini Frankfurt’a da taşıyarak, Ahmet Telli’nin çok sayıda arkadaşımızın &#8211; aralarında bu satırların yazarı da yer alıyor &#8211; hayatına dokunmasını sağladılar.<br>Ahmet Telli’nin Frankfurt seyahatleri özellikle buradaki en köklü kurumlarımızın başında gelen Halkevi’nin başkanlarından, sendikacı arkadaşımız Hıdır Yılmazer’in girişimleriyle gerçekleşti. Öteden beri Ahmet Telli’nin şiirlerinin sadık bir takipçisi, hayranı olan Yılmazer, Üstad’ın Frankfurt’a gelip, buradaki hayranlarıyla, okurlarıyla, yol arkadaşlarıyla buluşabilmesi için büyük çaba gösterdi, onun konuşmacı ve şiir okumacı olarak katıldığı etkinlikler gerçekleştiren kurumlarla bağlantılarını kurdu, Frankfurt’ta dostluklar kurmasına ön ayak oldu. Ankara’ya her gidişinde O’nu mutlaka arayarak, Frankfurt’lu dostlarının selamlarını, sevgilerini, hayranlıklarını bizzat ileten elçimiz oldu.<br>Ahmet Telli, çeşitli zamanlarda Halkevi ve Alevi Kültür Merkezi başta olmak üzere Frankfurt’taki demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği etkinliklerin, Türk – Alman Kulübü’nün ve son olarak da 2022 yılında Uluslararası Tiyatro’nun (Internationales Theather Frankfurt) konuğu oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="355" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta3-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31805" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta3-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta3-800-300x133.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta3-800-696x309.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>FRANKFURT’TA ŞİİR FESTİVALİ YAPACAKTIK!</p>



<p>Metal İşçileri Sanayi Sendikası’dan (IG Metall) emekli olan sendikacı Hıdır Yılmazer, Ahmet Telli’yle nasıl tanıştıklarını ve “Frankfurt Seyahati” tanıklıklarını anlatıyor:<br>“Ahmet Telli ile nasıl tanıştım, kim aracılığıyla? Ne yaptık, neler konuştuk? Frankfurt&#8217;taki sohbetler, o derneklerle olan ilişkiler… Zaten sizler de şahidisiniz…<br>Daha çok şeyler yapacaktık, yarım kaldı.. Frankfurt’a sık sık gelmek istiyordu. Planlamıştık da. Fakat son zamanlarda rahatsızlanınca gerçekleşmedi tabii. Ama çok güzel anılar bıraktı geride. Birçoğumuza dokundu, çok çok etkiledi hepimizi.<br>Ankara’ya cenazeye gidemedim. Karşıyaka Mezarlığı’nda Deniz Gezmiş’lerin yanında defin edecekler. Vasiyeti öyleymiş. Ankara Belediyesi de kabul etmiş.<br>Ya! Böyle işte…<br>Ahmet Abi’yle devamlı Mülkiyeliler Birliği‘nde buluşurduk. Ankara&#8217;nın şairleri. Onun sayesinde Karanfil Sokağın, Konur Sokağın şairlerini, daha başka şairleri de tanıma fırsatı da bulmuştum.<br>Bizim Ahmet Abiyle dostluğumuz eski sendikacı Oğuz Gemalmaz&#8217;ın tanıştırmasıyla başladı. Oğuz, Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerin birinci neslinden, eski bir sendikacı. Ankara’da yaşıyor uzun yıllardır. Bugün Frankfurt’taki birinci nesil IG-Metall üyeleri halen onu sorarlar. O kadar derin izler bırakmış, Türkiye&#8217;li işçiler üzerinde. Çok yardım etmiş o dönemler. Hem Almanca‘da, tercümede hem de sendikal haklar konusunda.<br>Yıllar önce Ankara&#8217;ya gittiğimde Oğuz&#8217;u aradım buldum. Oğuz edebiyata çok düşkün bir aydın. Kendisi aynı zamanda sanat eleştirmeni, televizyonlarda programlar yapıyor. Onunla buluştuk. Edebiyattan konuşurken, Ahmet Abi&#8217;den söz açıldı. Ben zaten şiirlerini ben okuyordum. Sonra tanışma fırsatı oldu. Ahmet Abi benim için küçük dev adamdı, küçük bir dev adam. O kadar etkileyici bir insan, o kadar böyle zarif, alçakgönüllü, mütevazi bir insan ki. İnsan hayran kalıyor. Öyle böbürlenme, ‘ben şairim‘ havaları yok. Şimdiki bazıları gibi değil. Fabrikasyon üretiyorlar şiiri. Ama onun yılda 1-2 şiiri falan oluyor benim anladığım kadarıyla. O olsun, bizim Haydar Ergülen de olsun, Şükrü Erbaş olsun. Bunlar şairliklerinin yanı sıra büyük filozoflar. Öyle bir hisse kapılıyorum onlarla konuşurken.<br>Ahmet Abi Şükrü Erbaş&#8217;ı, Haydar Ergülen‘i çok severdi. Frankfurt’ta onların katıldığı bir şiir edebiyat festivali yapmayı düşünüyorduk. Yılda bir kez gerçekleştirmek üzere. Hatta bu konuyu Ülkü Abla‘yla da konuşmuştum. Ahmet Abi’ye kendisine ‘kimlerle birlikte olmak istersin‘ diye sormuştum. Şükrü Erbaş&#8217;ı, Haydar Ergülen&#8217;i söylemişti. Benim de çok sevdiğim şair arkadaşları.<br>Ahmet Abi, Frankfurt‘a geldiği zaman otelde kalmak istemezdi.<br>Şöyle bir anım var: İlk gelişinde, onu havalanından aldım eve gidiyoruz. ‘Beni otele götürmüyorsun değil mi?‘ diye sordu. ‘Yok abi, eve gidiyoruz‘ dedim. Sevindi, ‘otelde kalmak istemiyorum‘ dedi. Ben çalışıyordum o zamanlar. Bizim sendikanın kongreleri falan oluyordu. O beni bekliyordu evde. İşten eve geldiğimde, diyelim koltukta oturuyor ya da masa başında yazılarını yazıyor. Ayağa kalkardı her defasında. Tüylerim diken diken olurdu. Neredeyse babam yaşında. Ayağa kalkardı. ‘Abi kalkma, etme‘ falan filan derdim. ‘Ya sen bütün gün çalıştın, ben evdeydim‘ derdi. Öyle o kadar kibar bir adamdı. Çok ince ruhlu bir adam.<br>Ankara&#8217;ya gittiğimizde hep buluşurduk. Bizim geleneksel buluşmalarımızı yapardık. Oğuz gelirdi, Ahmet abi geliyordu. Genellikle Mülkiyelilerde buluşurduk.<br>Frankfurt’taki Türk – Alman Kulübü’ndeki bir toplantıya katılmıştı. Orada sen de vardın. Şiir konulu bir söyleşiye katılmıştı. Çok ilginç şiirlerini, en keskin şiirlerini söyledi orada, hiç çekinmeden. Ve herkesi mest etti. Ondan sonra hatta oradaki kadın arkadaşlar Ahmet abi ile beni yakındaki bir kasabada şiirli bir kahvaltıya davet ettiler. Çok güzel geçmişti orada da. Yani şiirle kahvaltı. Siz hiç şiirli kahvaltı yaptınız mı? Hakikaten çok muhteşem bir şeydi.<br>Türk-Alman Kulübü&#8217;ndeki bu şiirli toplantı çok ilginçti. Biraz daha anlatayım. Onlardan gelen isteği Ahmet Abi&#8217;ye ilettim. Tabii orasının Frankfurt’taki Türkiye Başkonsolosluğu‘nun etkisindeki bir kurum olduğunu da söyledim. Politik olarak farklı bir ortam. ‘Fark etmez, gelirim‘ dedi. O konuda hiç problemi yoktu, kendine büyük güveni vardı. Ve o toplantı oldu. Hatırlarsan ben biraz gerilmiştim. Şöyle gerilmiştim. Çünkü orada sahnenin arkasında bir Atatürk büstü, bir Türk bayrağı var. Sunumu bir öğretmen hanım yapıyor, dinleyiciler arasında öğretmenler var. Tam bizim Cumhuriyet kadınları. Ahmet Abi‘yi sahneye davet ettiler. Geldi, önce bir Atatürk büstüne baktı. Hiç ses çıkarmadan ondan sonra bayrağa baktı. ‘Eyvah, bir şey patlatacak şimdi ve ayvayı yedik‘ dedim, kendi kendime. Ve ondan sonra programına başladı. Ama o çok inceydi bu gibi konularda da. O sıralarda Şırnak mıydı, nerede tam hatırlamıyorum. Güneydoğu’da bir gerillayı öldürmüşler, sonra cesedini askeri cipin arkasına bağlayıp köylerde sokaklarda süründürüp, gezdirmişlerdi. Olay medyada geniş yer bulmuştu. Ahmet Abi de onunla ilgili bir şiir yazmıştı. Türk – Alman Kulübü’ndeki programında ilk olarak onu okudu. Ve öyle bir alkış aldı ki ki.<br>O toplantıya Kültür Ataşesi de katılmıştı. Sanıyorum şiir hayranı ve Ahmet abi&#8217;yi de, şiirlerini de seven biriydi. Arkasından Recep bahçesinde bir yemek daveti vermişti. Oraya gitmiştik. Ataşe oraya da gelmişti. Çok güzel söyleşi olmuştu orada.<br>Bir keresinde Frankfurt yakınlarındaki Hattersheim’deki Cemevi&#8217;nde yani Alevi Kültür Merkezi&#8217;nde bir programa çağırmışlardı Ahmet Abi&#8217;yi. Pir Sultan Abdal&#8217;dan bir deyişle başladı ve ardından Alevi kültürüyle ilgili bir soru yöneltti dinleyicilere. Yanıt gelmedi. O da gümbür gümbür anlatarak, çok güzel bir meclis haline getirdi orayı.<br>Daha bir sürü başka yerlere falan da çağırdılar ama tabii çoğuna vakit olmadı.<br>Orada şiire ilgi duyan arkadaşlarla buluşturdum Ahmet Abi&#8217;yi. Çok memnun kaldılar.<br>Bence Türkiye&#8217;de şiir ve edebiyat üzerine en güzel ödüller Ahmet Telli&#8217;ye verildi. Hatta şunu diyebilirim ve iddia da ediyorum, iki gün öncesine kadar Nazım&#8217;dan sonra yaşayan en büyük şair Ahmet Telli&#8217;dir. Arkasından işte bizim Şükrü Erbaş, Haydar Ergülen…“</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="600" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta2-800-600.jpeg" alt="" class="wp-image-31806" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta2-800-600.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta2-800-600-300x225.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta2-800-600-696x522.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>FRANKFURT’TAKİ SEVENLERİ!</p>



<p>Almet Telli’nin zamanla Frankfurt’taki hayranları arasında Hıdır Yılmazer ve Recep Bayer’in ön ayak olmasıyla yakın bağlantıda olduğu bir grup da oluştu.<br>Buraya her gelişinde onunla, düzenlenen etkinliklerin dışında da, özel ortamlarda, örneğin Yılmazer’in evinde birlikte olma şansı bulduk, sohbetiyle zenginleştik, etkinlikler arasında zaman olduğunda ona Frankfurt’u gezdirme fırsatı bulduk. Ahmet Telli de bu ziyaretlerden memnundu. Bir keresinde biz Frankfurt’luların “Ülkü Ablası”nı (geçen yılın sonunda 90’ncı yaş gününü kutladık) evinde ziyaret etmişti. Onunla Türkiye’deki sosyalist harekete, 1970’ler Ankarası’na ilişkin sohbeterine tanık olanlar da var aramızda.<br>Bir de onun Frankfurt’taki şiirli programlarına müzikleriyle eşlik eden sanatçılarımız var. Örneğin Aysun Kalmık solist olarak, Özgür Murat, Mehmet Ali Yıldırım ve Vural Güler de enstrümanlarıyla, sözleri Ahmet Telli’den sevilen parçaları seslendirerek toplantıları zenginleştirdiler.<br>Ahmet Telli’nin yaşamına onu okuyan, takip eden, arada sırada yakınında olabilen hayranları olarak girmek bize kıvanç veriyor. Arkadaşımız Recep Bayer İsviçre’den bulup getirdiği Ahmet Telli’ye takdim ettiği orjinal kalem takımının ve bu satırların yazarı da geçtiğimiz yüzyıldan kalma Alman dolma kalemlerinin Üstad’ın kolleksiyonunda yer aldığını haberini aldığında ne çok sevinmişler, kıvanç duymuşlardı…<br>Yaşasın Ahmet Telli’nin aziz hatırası!<br>Anısına saygıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/ahmet-telli-frankfurtta1-800.jpg" length="162360" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Brüksel&#8217;den Deniz Göktaş imza kampanyası: &#8220;Mizaha, sanata ve düşünceye özgürlük!&#8221;</title>
		<link>https://egazete.de/brukselden-deniz-goktas-imza-kampanyasi-mizaha-sanata-ve-dusunceye-ozgurluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 18:45:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Goktaş]]></category>
		<category><![CDATA[imza kampanyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31799</guid>

					<description><![CDATA[Sivil girişim platFORUM,  “Mizaha, Sanata ve Düşünceye Özgürlük! Deniz Göktaş ve Tüm Düşünce İnsanları Serbest Bırakılsın!” adıyla kampanya başlattı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>BRÜKSEL – Avrupa merkezli sivil girişim platFORUM, ifade özgürlüğüne dikkat çekmek amacıyla Change.org üzerinden uluslararası bir imza kampanyası başlattı. Kampanyada, tutuklanan komedyen Deniz Göktaş başta olmak üzere, düşünceleri nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılan gazeteci Merdan Yanardağ ve tüm sanat, yazın ve düşün insanlarının serbest bırakılması çağrısı yapıldı.</p>



<p>İmza kampanyasına aşağıdaki bağlantı üzerinden katılmak mümkün: <a href="https://c.org/ryRCYkGw8k" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow"><strong>https://c.org/ryRCYkGw8k</strong></a></p>



<p>platFORUM&#8217;un “Mizaha, Sanata ve Düşünceye Özgürlük! Deniz Göktaş ve Tüm Düşünce İnsanları Serbest Bırakılsın!” başlığıyla yayımlanan kampanya metninde, düşünce ve ifade özgürlüğü ile sanat ve mizahın demokratik toplumun vazgeçilmez temelleri olduğu vurgulandı.</p>



<p>Metinde, mizahın yalnızca güldüren değil, aynı zamanda düşündüren ve eleştirel bakışı canlı tutan güçlü bir ifade biçimi olduğu belirtilerek, sanatçıların ve mizahçıların tarih boyunca toplumsal çelişkileri ve iktidarı sorgulayarak demokrasinin gelişimine katkı sunduğu ifade edildi.</p>



<p>Kampanyada ayrıca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin eleştirel ve rahatsız edici ifadeleri de koruma altına aldığı hatırlatılarak, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve ölçülülük ilkesinin her koşulda gözetilmesi gerektiği belirtildi.</p>



<p>platFORUM, son gösterisindeki bazı mizahi ifadeler nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “dini değerleri alenen aşağılama” suçlamalarıyla tutuklanan Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını talep ederken, onunla birlikte düşünceleri nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılan Merdan Yanardağ başta olmak üzere tüm sanat, yazın ve düşün insanlarının serbest bırakılması için yargıya çağrıda bulundu.</p>



<p>Kampanya, Türkçe ve İngilizce olarak uluslararası kamuoyunun desteğine açıldı.</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/mizaha-sanata-dusunceye-ozgurluk2-800.jpg" length="84965" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Akciğer kanseri vakaları hızla artıyor</title>
		<link>https://egazete.de/akciger-kanseri-vakalari-hizla-artiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necati Suözer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 19:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[AOK Hessen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31795</guid>

					<description><![CDATA[Hem dünya ve Almanya genelinde hem de Hessen eyaletinde  akciğer kanseri vakaları hızlı bir şekilde artış gösteriyor. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Necati SUÖZER</p>



<p>AOK Hessen&#8217;in yaptığı  güncel bir değerlendirmeye göre, eyalette 2024 yılında 2017’ye kıyasla 3 binden daha fazla akciğer kanseri vakası görüldü.<br><br>2024 yılında Hessen´de yaşayan 14 bin 100 kişi,  akciğer kanseri ile ilişkilendirildi. Bu tespit 2017 yılına göre 3 bin kadar bir artış  anlamına geliyor. 14 bin 100 akciğer kanseri vakası, eyalet nüfusunun yüzde 0,32&#8217;sine tekabül ediyor</p>



<p>Hastaların 8 bini erkek, 6 bin 100&#8217;ü kadın. Böylece akciğer kanseri, hızlı bir eğilimle en sık görülen kanser türlerinden biri haline geldi. </p>



<p>Akciğer kanserinin başlangıçta herhangi bir belirti göstermediği için genellikle geç teşhis edildiği açıklandı.  Ancak kişiye özel bir tedavi, bu hastaların da yaşam süresini uzatmaya yardımcı olabilir. Sağlık sigortası AOK Hessen, en iyi tedavi için ağ tabanlı teşhis ve tedavi planlamasının masraflarını karşılıyor.</p>



<p><strong>Bölgelere göre farklılıklar var</strong></p>



<p>Hessen’de akciğer kanseri tanısının sıklığı konusunda belirgin bölgesel farklılıklar görülüyor. 2024<br>yılında Darmstadt, Taunus, Bergstraße ve Fulda’da nüfusun yüzde 0,3’ünden azı bu hastalıktan<br>etkilenirken, Kuzey Hessen’de söz konusu prevalans oranı belirgin şekilde daha yüksek oldu. Bu<br>konuda en yüksek oranlara sahip bölgeler, sırasıyla yüzde 0,46 ve 0,41 ile Werra-Meißner İlçesi ve<br>Kassel İlçesi oldu. Bunun arkasındaki temel neden, muhtemelen Kuzey Hessen’deki daha yaşlı nüfus yapısı oldu. Ancak yaş veya cinsiyete bağlı bu tür farklılıklar dahil edilmediği zaman şöyle bir  tablo çıkıyor: Bu durumda Offenbach, büyük bir farkla ilk sırada yer alıyor (yüzde<br>0,44).  Taunus Bölgesi&#8217;nde (Hochtaunus ve Main-Taunus ilçeleri) akciğer kanseri sıklığının önemli ölçüde daha düşük oldu.</p>



<p><strong>Kişiselleştirilmiş tıp yani kişiye özel hizmetler daha etkili oluyor</strong><br></p>



<p>Etkilenen her beş hastadan dördünde, “küçük hücreli olmayan akciğer kanseri” görülüyor.  Bu tümörlerin yaklaşık yüzde 20 ila 50’sinde, tümörlerin büyümesinden sorumlu olan genetik değişiklikler, yani “sürücü mutasyonlar” mevcut. Bu sürücü mutasyonlar, spesifik ilaçlarla<br>hedefli bir şekilde engellenebilir. Bu “kişiselleştirilmiş tıp” veya “hassas tıp” adlandırılıyor. Bu ilaçlarla tedavi edilen hastaların yaşam süresi, mevcut tedavilere kıyasla ortalama olarak yaklaşık iki ila beş yıl uzayabiliyor.</p>



<p><strong>AOK Hessen, hastaları destekliyor</strong></p>



<p>Bu nedenle AOK, Ulusal Genomik Tıp Ağı (nNGM) ile sözleşmeler imzalamış ve ağ kapsamındaki son derece uzmanlaşmış tümör teşhisi ile tedavi masraflarını üstleniyor. Bu hizmetten, semptomları olsun ya da olmasın, ilerlemiş akciğer kanseri hastası olan tüm AOK sigortalıları yararlanabilir. Küçük hücreli tumörlerde bu tür sürücü mutasyonlar mevcut. Ancak bunlar çok daha nadir görüldüğünden, kişiselleştirilmiş tedavi bu durumda şu ana kadar daha seyrek olarak uygulanabiliyor.<br>*Son 10 yıl içinde ilgili kanser tanısı belgelenmişse (10 yıllık prevalans), bu bir hastalık olarak<br>kabul edilir. 30 yaş ve üzeri kişilerde görülen hastalık vakaları sayılıyor.<br><br>Daha fazla bilgi için: <a href="https://www.aok.de/pk/leistungen/krebsvorsorge-frueherkennung/krebsvorsorge/" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">https://www.aok.de/pk/leistungen/krebsvorsorge-frueherkennung/krebsvorsorge/</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/globoxr-ribbon-8243070_800.png" length="37819" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Karaahmetoğlu: Güvenlik adına demokrasiden vazgeçilemez!</title>
		<link>https://egazete.de/karaahmetoglu-guvenlik-adina-demokrasiden-vazgecilemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 17:13:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Macit Karaahmetoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31791</guid>

					<description><![CDATA[Karaahmetoğlu, NATO zirvesinin yalnızca ittifakın geleceğini değil, Avrupa'nın güvenlik anlayışını, demokrasiye bağlılığını ve uluslararası ortaklıklarını da yeniden tanımlayacak kritik bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Alman Federal Meclisi SPD Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Ankara&#8217;da gerçekleştirilen NATO Zirvesi&#8217;ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karaahmetoğlu, zirveyi yalnızca ittifakın geleceğini değil, Avrupa&#8217;nın güvenlik anlayışını, demokrasiye bağlılığını ve uluslararası ortaklıklarını da yeniden tanımlayacak kritik bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Zirvenin başarısının yalnızca alınacak askerî kararlarla değil; güvenlik ile hukuk devleti, demokrasi ve temel haklar arasında kurulacak dengeyle ölçüleceğini vurguladı.</p>



<p>Federal Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, zirveye ilişkin değerlendirmesinde Avrupa&#8217;nın güvenliğinin demokratik değerlerden bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:</p>



<p>Türkiye, NATO&#8217;nun vazgeçilmez üyelerinden ve Avrupa güvenliğinin önemli aktörlerinden biridir. NATO&#8217;nun en büyük ikinci ordusuna sahip olması, terörle mücadelede üstlendiği rol, göç yönetimi ve enerji güvenliği gibi alanlarda Avrupa&#8217;nın istikrarı açısından kritik bir sorumluluk üstlenmektedir. Bu nedenle Türkiye ile sürdürülebilir ve güçlü bir iş birliği, yalnızca bölgesel değil, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin geleceği açısından da stratejik önem taşımaktadır. Ancak stratejik ortaklık, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin görmezden gelinmesi anlamına gelemez. Gerçek ortaklık, güvenlik çıkarları ile demokratik değerlerin birlikte savunulduğu bir zeminde mümkündür.&#8221;</p>



<p>Karaahmetoğlu, NATO Zirvesi&#8217;nin düzenlendiği dönemde Türkiye&#8217;de muhalefet siyasetçilerine, gazetecilere ve sanatçılara yönelik yargı süreçleri, basın üzerindeki baskılar ve ifade özgürlüğüne ilişkin tartışmaların uluslararası kamuoyunda ciddi endişeler yarattığına dikkat çekti.</p>



<p>&#8220;Demokrasi talep eden insanların, gazetecilerin ve haksız yere cezaevlerinde tutulanların sesi duyulmalıdır. Güvenlik iş birliği yürütülürken hukuk devleti ve temel haklar kapalı kapılar ardında bırakılmamalıdır. Bu başlıklar, en üst düzey siyasi temasların ayrılmaz bir parçası olmalıdır.&#8221;</p>



<p>Türkiye&#8217;nin Karadeniz&#8217;den Orta Doğu&#8217;ya, göç yönetiminden enerji güvenliğine kadar birçok alanda kritik bir rol üstlendiğini belirten Karaahmetoğlu, bu stratejik konumun ancak içeride hukuk devletinin güçlendirilmesi ve öngörülebilir, demokratik bir yönetim anlayışıyla değer kazanacağını ifade etti.</p>



<p>Avrupa&#8217;nın bugün yalnızca askerî değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir güven sınavından geçtiğini belirten Karaahmetoğlu, NATO&#8217;nun geleceğinin kamuoyuna doğru anlatılmasının önemine de dikkat çekti.</p>



<p>&#8220;Vatandaşlar yalnızca daha fazla savunma harcaması değil, bu harcamaların hangi değerleri koruduğunu da bilmek istiyor. NATO, sadece askerî bir ittifak değil; Avrupa&#8217;nın barışını, özgürlüğünü, demokrasisini ve toplumsal istikrarını koruma iradesidir.&#8221;</p>



<p>Açıklamasının sonunda Avrupa&#8217;nın önündeki temel tercihe işaret eden Karaahmetoğlu şu değerlendirmede bulundu:</p>



<p>&#8220;Benim için temel ilke nettir: Güvenlik, demokrasinin alternatifi değildir. Tam tersine, güvenlik demokrasiyi korumak için vardır. Ankara Zirvesi&#8217;nin başarısı da tam olarak bu dengeyi kurup kuramayacağıyla değerlendirilecektir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/askeri-guc1-800.jpg" length="95674" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Yardım grubunuza destek alın</title>
		<link>https://egazete.de/yardim-grubunuza-destek-alin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:57:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[AOK Hessen]]></category>
		<category><![CDATA[kendi kendine destek grubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31788</guid>

					<description><![CDATA[AOK Hessen'de 'Kendi Kendine Yardım Grupları' için ayrılmış olan bütçe neredeyse bitmek üzere. Proje desteği için ayrılan bütçeden sadece 132 bin Euro kaldığı duyuruldu. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>AOK Hessen, uzun yıllardır kendi kendine yardım gruplarına ve irtibat noktalarına maddi destek sağlıyor. Ancak bu kez, destek fonunun yüzde 75’i yılın ortasında tükendi. Dolayısıyla, 2026 yılı için başvuruları başarıyla sunmak için çok az zaman ve bütçe kaldı.</p>



<p>AOK Hessen&#8217;den yapılan açıklamaya göre bu yıl şimdiye kadar projeler için 276.000 Euro ödeme yapıldığı, ek olarak da 111.000 Euro daha ayrılarak ödenek miltarı 132.000 Euro tutarına çıkarıldı.<br>AOK Hessen yıl içinde 131 projeyi onaylayıp parasal destek verdi. Projelerin içeriği çoğunlukla<br>üyelerin mesleki eğitimine veya halkla ilişkiler çalışmalarına odaklı oldu. </p>



<p>Ayrıca bu destek sayesinde hastalıklarla başa çıkmaya yönelik seminerler de düzenlenebildi. Bu yılki fon desteğinin öne çıkan etkinliklerinden biri de kendi kendine yardım grubu tarafından Kassel’de düzenlenen lipödem ve lenfödem konulu uzmanlar toplantısı oldu.  </p>



<p>AOK Hessen’de kendi kendine yardım çalışmalarından sorumlu Susanne Strombach, “Aralık ayına kadar  gerçekleştirilecek ve finansal olarak desteklememiz gereken projeler hâlâ başvurulabilir. En iyisi, destek başvurusu bu yaz içinde yapılmalıdır. Ne kadar erken olursa o kadar iyi. Zira, ödenen fon miktarı her yıl artmasına rağmen, ihtiyaç da giderek büyüyor” dedi.  </p>



<p>Bu konu hakkında teknik bilgi ve evraklara almanca içerikli sayfamızdan ulaşabilirsiniz:<br><a href="https://www.aok.de/pk/leistungen/therapien/selbsthilfegruppen/" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow"><strong>https://www.aok.de/pk/leistungen/therapien/selbsthilfegruppen/</strong></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/grafik.jpg" length="298137" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Göç Senfonisi&#8217; Muğla&#8217;da evinde</title>
		<link>https://egazete.de/goc-senfonisi-muglada-evinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Saka]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Senfonisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31782</guid>

					<description><![CDATA[Fuat Saka'nın bestelediği 'Göç Senfonisi', İstanbul, Hatay – Defne ve Almanya’nın Köln, Münster ve Siegen kentlerinin ardından evine döndü. Eser, Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası tarafından önce Turgutreis’te, sonra da Datça’da halkımızla buluştu…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>“ (…) Sevdiğimi derya aldı içimde sızısı kaldı<br>Şimdi ben bu gurbet elde hüzünlü kederli yalnız<br>Bir yanım deryada şimdi, bir yanım duvarsız, damsız<br>“Yaşamak güzel şey” dendi, bitti günlerim tükendi<br>Dediler “yaşamak güzel”, soldu güllerim sarardı<br>Bir yanım deryada şimdi, bir yanım sılamda kaldı<br>Felek aldı yere çaldı gecem gündüzüm karardı<br>Her şey umutlarda saklı sabah seheri gün attı<br>Gün doğar günün içinde doğudan güneşim kalktı<br>Batıda o güneş battı. (…)“</p>



<p>Fuat Saka’nın Datça’da altı yıl önce tarihte ve günümüzde insanlığın karşısında en önemli sosyal sorunlardan zorunlu göçün neden olduğu yıkımları, göçmenlerin acıları ve umutlarından esinlenerek bestelediği “Göç Senfonisi“nin son parçası “Yabancı Topraklar &#8211; Xenitia“ böyle bitiyor. Üstad Fuat Saka‘nın 2020 yılında bestelediği senfoni sonunda tam da ortaya çıktığı yerde Akdeniz ve Ege’nin binlerce göçmene mezar olan sularının kıyısındaki Bodrum ve Datça’da ya da “güneşin doğduğu“ yerlerde binlerce müzikseverle buluştu.</p>



<p>İnsanlığın en önemli gündemini…. oluşturan göç konusunu, çeşitli nedenlerle yaşadıkları ülkeleri terkedip göç yollarına koyulan, bu yolda (örneğin Ege’nin ya da Akdeniz’in “karanlık suları”nda) yaşamını yitiren ya da tüm engelleri aşıp “göçmen“ olanların trajedisini, ama bir yandan da gittikleri yerlerdeki umutlarını, hayallerini işleyen “Göç Senfonisi“nin bir diğer başlığı da “Karanlık Sular“…</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="338" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31786" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800-300x127.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-4-800-696x294.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Fuat Saka Bodrum ve Datça konserleriyle ilgili olarak da şunları söylemişti:<br>“Bodrum ve Datça, Türkiye’nin masmavi deniz kıyısındaki en güzel yerlerinden. Ancak bu denizin suları Avrupa’ya göç etmek, sığınmak için geçiş yolu olarak kullananlar için hiç de masmavi değil. Biz de bu denizin kıyısında yaşayan insanlar olarak bunu gözledik, acısını çektik. Buralar birçok insanın yaşamını yitirdiği karanlık sular aynı zamanda. Bu başlığı bizim senfonimize tam da bu nedenle verdim.”</p>



<p>Haftasonunda önce Bodrum Turgutreis’te Şevket Sabancı Parkı‘nda, sonra da Datça’daki Amfitiyatro’daki konserler Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, Bodrum ve Datça belediyelerinin desteğiyle ve büyük bir başarıyla gerçekleştirildi. Oldukça büyük bir organizasyon gerektiren bu konserlerin tam da burada, hem Fuat Saka’nın yıllardır yaşamını sürdürdüğü bölgede, hem de eserin sessiz kahramanlarının “karanlık“ yolculuklarına başladığı kıyılarda da yapılmasının zorunluluğunu yıllar önceden görüp, bu yolda yoğun çaba veren “Datça Dayanışma“ gibi etkin sivil toplum girişimlerinin de bu başarıda çok önemli payı oldu. Binlerce kişinin izlediği konserler daha öncekilerde olduğu gibi Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğini aldı.Dünya prömiyeri 2022 yılında İstanbul’da yapılan “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” şimdiye kadar Türkiye ve Almanya’da yedi kez, son ikisi hariç her defasında bir başka şefin yönetimindeki bir başka senfoni senfoni orkestrası tarafından sahnelendi. Atina’dan gelip büyük çoğunluğu gencecik müzisyenlerden oluşan Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’yla önce üç günlük yorucu provaları, ardından da iki konseri büyük bir başarıyla yöneten Şef Anastasios Symeonidis, İstanbul’da dört yıl önceki ilk “Göç Senfonisi“ konserinde de Cemal Reşit Rey Orkestrası’nı yönetmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31783" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Soldan sağa&#8230; Cihan Yurtçu, Ioanna Forti, Anastasios Symeonidis, Fuat Saka, Ahmet Yeşilyaprak (Göç Senfonisi&#8217;nin fikir babası) ve Zacharias Spyridakis&#8230;</figcaption></figure>



<p>Fuat Saka’nın da senfoninin son parçasında solist olarak bizzat sahneye çıktığı konserin değişmeyen diğer solistleri de Atina‘dan Ioanna Forti, Zacharias Spyridakis (Girit kemençesiyle) ve Cihan Yurtçu (çoban kavalıyla) oldu. Forti kendine özgü Türkçesiyle okuduğu şarkılarla, Spyridakis ve Yurtçu da Ege’nin iki kıyısının geleneksel enstrümanlarıyla 65 kişilik klasik müzik orkestrasına katılarak, senfoninin doğudan “ayrılış“la başlayan göç öyküsünü hissederek yaşattılar. Tabii ki konserin en yüksek noktası Saka ve Forti’nin birlikte okudukları son parça “Yabancı Topraklar – Xenitia“ oldu. Öyle olduğu için de bitmeyen alkışlar nedeniyle bir daha, yeniden söylendi. “Gün doğar günün içinde doğudan güneşim kalktı. Batıda o güneş battı.“</p>



<p>Müzik tarihinde göç konusunu doğrudan konu alan, işleyen, göçmenlerin sesi olan bu ilk senfoniye eserleriyle katkıda bulunan bir diğer sanatçı da ülkemizin tanınmış ressamlarından Prof. Dr. Nedret Sekban. Türkiye ve dünyadaki siyasi gelişmelere tavrını yansıtan unutulmaz eserler vermiş olan Sekban’ın göçü, göç yollarını, “karanlık sular“ı konu alan eserleri konserlerde sahnenin arkasındaki perdeye devasa boyutlarda yansıtılarak, orkestranın ve solistlerin müzikle, şarkılarla anlattıklarıyla olağanüstü bir uyum içinde Fuat Saka’nın kurguladığı büyük resmi tamamladılar. (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğretim üyeliğinden 2017 yılında emekli olan ve halen resim üretmeye, hem de öğretmeye devam eden Prof. Sekban’la Fuat Saka’nın Trabzon’daki lise ve İstanbul’daki üniversite yıllarından beri yol arkadaşı olduğunu da geçerken belirtelim.)</p>



<p>Hem Almanya’daki hem de büyük depremde ölen insanlarımız anısına Hatay’ın Defne ilçesindeki “Göç Senfonisi“ konserlerine destek veren Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni (UNHCR) temsilen de Bernhard &#8221;Felix&#8221; Von Grünberg de konserlere katıldı. Almanya’daki Birleşmiş Milletler Sığınmacılara Yardım Derneği yöneticileri arasında yer alan eski Milletvekili Grünberg, Bodrum ve Datça’daki konuşmalarında günümüzde halen 120 milyon insanın yaşadıkları yerleri terkedip göç yollarına dökülmüş olduğunu vurguladıktan sonra, başta ABD olmak üzere birçok ülkenin bu insanlara yönelik desteğini kestiğine ya da azalttığına dikkat çekti. Akdeniz’den geçerek Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacılara yönelik kurtarma faaliyetlerinin insani bir görev olmasının ötesinde uluslararası hukuk kapsamındaki bir yükümlülük olduğunu belirten Grünberg, bunun yerine getirilmediğine ve sadece 2025 yılında Akdeniz’de iki bin kişinin yaşamını yitirdiğine, bu sayının belki de daha büyük olduğuna işaret etti. İki büyük dünya savaşının çıkamasına neden olan kendi ülkesi Almanya’nın da bu konuda büyük sorumluluğu olduğuna işaret etti.<br>Datça’daki konserde konuşan Belediye Başkanı Aytaç Kurt ise burada yaşayan aydınlık insanlarla “Göç Senfonisi – Karanlık Sular” senfonisinde bir araya geldiklerine vurgu yaptı. Kurt, “Göçün ne olduğunu, vicdanınızda nasıl hissedeceğinizi anlatmaya çalışacağız. Valizlerde kaybolan hayatlar, göçmenlerin çektiği acıları sizlerle paylaşacağız. Yaşadığımız adaletsiz dünyada bir umut olmak için çaba harcayacağız. Nazım Hikmet’in dediği gibi, ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’, kardeşçe yaşayacağımız günlerde buluşmak üzere” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="444" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31784" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800-300x167.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-2-800-696x386.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>BU DÜNYA HERKESE YETER</strong></p>



<p>Fuat Saka, özellikle Almanya’daki konserlerden önce yaptığı açıklamalarda göçün insanlığın başladığı günden bu yana yaşanan bir olgu olduğuna dikkat çekerek, bu konuyu tartışırken öncelikle “göçü tetikleyen nedenlere” kafa yorulması gerektiğini vurgulayıp, “Bu dünya herkese yeter!” ve “Keşke savaşlar olmasaydı da biz de göçün senfonisini yazmasaydık!” mesajlarını vermişti.<br>Böylece eserini göçmen karşıtlığının her geçen gün daha da güçlendiği birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi Almanya’daki demokrasi ve eşitlikten yana olan ilerici, demokrat mücadeleye adamıştı.<br>Saka, müzik tarihine bir ilk olarak geçen eseriyle ilgili şunları söylüyor:<br>“Yaşamının 20 yılını zorunlu olarak çıktığı yurtdışında geçiren ve kısa sürede sürgüne dönüşen göçmenliği hemen her açıdan yaşayan bir sanatçı olarak insanlığın en önemli sorunlarından biri olan göç konusunda yeni ve kalıcı bir müzik eseri vermek benim için bir görevdi.<br>Tabii şimdiye kadar birçok müzisyen göçmenlerin ve sığınmacıların sorunları, acıları ve umutlarını müzik aracılığıyla dile getiren eserler verdiler. Eksik olan 70 – 80 enstrümanlık orkestraların çalacağı senfonik bir eserdi. ‘Göç Senfonisi’nin şarkılarını pandemi döneminde yazdım ve besteledim. Klasik müziğin bu en üst formunu, şarkılarımızla, kaval ve kemençe gibi özgün enstrümanlarımızla burada buluşturduk.<br>10 bölümden oluşan senfoniyi orkestraya Atina’dan Vangelis Zografos aranje etti. Türkçe şarkılar için solistliği Atina’dan Ioanna Forti üstlendi. Girit’ten Zacharias Sypridakis kemençesiyle, İstanbul’dan da Cihan Yurtçu çoban kavalıyla diğer solistlerimiz oldular. Önce İstanbul’da, sonra Köln ve Münster’de, ardından Hatay’da ve en son olarak yine Almanya’da, Siegen’de beş ayrı şefin yönetimindeki, beş ayrı orkestrayla beş konser yaptık.<br>Göç bitmeyen bir yara, dinmeyen bir sızı. Ve göç alan birçok ülkede yaşanan ekonomik, sosyal sorunların sorumlusu olarak göçmenleri gösteren ırkçı, yabancı düşmanı ve aşırı sağcı güçler her geçen gün biraz daha güçleniyorlar. Akdeniz’in karanlık sularında yaşamını yitiren göçerleri unutturmamak için aynı zamanda ‘Karanlık Sular’ adını verdiğimiz eserimizi Türkiye’de, Almanya’da ve dünyanın birçok başka yerinde icra ederek bu yolculuğumuzu sürdürmeye devam ediyoruz.<br>Bu eserin ortaya çıkmasında ve şimdiye kadarki başarılı konserlerinde bir çok yol arkadaşımın, dostumun desteğini aldım. Böyle bir eserin ortaya çıkması gerektiğini savundular ve beni bu yolda teşvik ettiler. Şarkılar can arkadaşım Prof. Dr. Nedret Sekban’ın eserleriyle resimlendi. Başta Muğla Büyükşehir Belediyesi, Datça Belediyesi ve ‘Datça Dayanışma‘ eserin sahnelenmesi için büyük destekler verdiler. Emeği geçen, destekleyen herkese çok teşekkürler.”</p>



<p><strong>BİR SENFONİYE BEŞ ŞEF VE ALTI AYRI ORKESTRA</strong></p>



<p>Göç Senfonisi’nin İstanbul’daki dünya prömiyeri Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda, Şef Anastasios Symeonidis’in yönettiği Cemal Reşit Rey Orkestrası (10 Haziran 2022), Almanya prömiyeri de Köln’de Filarmoni Salonu’nda, Şef Ustina Dubitsky yönetimindeki Köln Senfoni Orkestrası (GürzenichOrkestrası) tarafından (5 Temmuz 2024) icra edildi.<br>Üçüncü konser Münster’de ŞehirTiyatrosu’nda Şef Thorsten Schmid-Kapfenburg’un yönetimindeki Münster Senfoni Orkestrası (28 Eylül 2024), dördüncüsü büyük depremin ikinci yıldönümünde yaşamını yitiren insanlarımız anısına Hatay’ın Defne ilçesinde Şef Eray İnal’ın yönetimindeki Çukurova Filarmoni Orkestrası (5 Şubat 2025), sonuncusu da yine Almanya’da, Siegen’deki Apollo Tiyatrosu’nda Şef Luka Hauser’in yönetimindeki Güney Vestfalya Filarmoni Orkestrası tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Bodrum ve Datça konserlerinde de Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın yönetimini dört yıl önce İstanbul’daki konseri yöneten Şef Anastasios Symeonidis yönetti.<br>Bu arada “Göç Senfonisi”nin ADA MUZİK tarafından kısa bir süre önce çıkarılan Long Play’i de çıktı. Sanatın evrensel diliyle göçü, acıyı, hafızayı ve vicdanı aynı sahnede buluşturan &#8220;Göç Senfonisi – Karanlık Sular&#8221;ı bizzat izleyemeyenlerin bilgisine…<br>Datça Belediyesi’nden yapılan açıklamada belirtildiği gibi “İnsan olmaya, hatırlamaya ve unutmamaya dair derin bir çağrı sunan“ bu büyük eser Türkiye ve Türkiye dışında çalınmaya devam edecek. Bundan sonraki konser büyük olasılıkla önümüzdeki şubat ayında Berlin’de gerçekleştirilecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Fuat-Saka0726-1-800.jpeg" length="135490" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına Alman yazarlar örgütünden de protesto</title>
		<link>https://egazete.de/deniz-goktasin-tutuklanmasina-alman-yazarlar-orgutunden-de-protesto/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 21:37:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Goktaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31779</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’daki en büyük yazarlar örgütlerinden “PEN Berlin” de Deniz Göktaş'ın tutuklanmasını protesto etti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>PEN Berlin, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’e seslenerek, bu nedenle Ankara’daki NATO zirvesine bizzat katılımdan vazgeçmesinden memnuniyet duyacaklarını açıkladı.<br>PEN Berlin’in “Mizah suç değildir!” başlığıyla yayınladığı protesto açıklamasının Türkçesi şöyle:<br>“Geçtiğimiz hafta, 32 yaşındaki komedyen, ‘Ölü Deniz’ adlı gösterisinin final performansının tamamını reklamsız olarak YouTube&#8217;a yükledi. Cuma öğlenine kadar video yaklaşık on milyon kez izlendi. Göktaş, kendi kuşağının sesi. Şakaları, hicvin tam da olması gerektiği gibi. Kendisine ve geldiği Alevi-solcu topluluğa da dahil olmak üzere herkese ve her şeye yönelik. Bu programda Göktaş, siyasi ve kamusal hayattaki birçok diğer figürle birlikte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ı ve İslam&#8217;ı da konu alıyor. Ama halkı kışkırtıcı bir biçimde değil, aksine zekice bir şekilde. Ancak, Erdoğan rejiminde iktidardakileri eleştirmek, hele ki onlarla ilgili şaka yapmak, suç sayılıyor.</p>



<p>Videonun yayınlanmasından kısa bir süre sonra, AKP&#8217;li politikacılar ve propagandacılar ona karşı bir kampanya başlattı, hatta bazıları açıkça şiddet tehdidinde bulundu. Savcılık vakit kaybetmeden soruşturma başlattı. Suçlamalar: ‘Dini değerlere hakaret’ ve ‘cumhurbaşkanına hakaret’.<br>Deniz Göktaş, Perşembe günü yurt dışı tatilinden Türkiye&#8217;ye döndüğünde neyle karşılaşacağını biliyor olmalıydı. Yine de döndü ve bu nedenle kendisine en büyük saygımızı sunuyoruz.<br>Ve elbette, bugün emredilen tutuklu yargılama kararı -ki bu, mevcut Türk yasalarına göre de hukuka aykırıdır- sadece yanlış yönlendirilmiş bir İstanbul mahkemesinin adaletsizliği değildir. Erdoğan rejiminin Türk yargısı üzerindeki tam kontrolü ve bu konunun son günlerde Türkiye&#8217;de yarattığı kargaşa göz önüne alındığında, tutuklu yargılama kararının bizzat cumhurbaşkanı tarafından emredildiği varsayılmalıdır. PEN Berlin sözcüsü Deniz Yücel, ‘Bu hakimler ve savcılar, hakim cübbesi giymiş Erdoğan&#8217;ın adamlarıdır’ dedi.</p>



<p>Bu programda Deniz Göktaş, Erdoğan’la ilgili ‘baskı altında tutulan bir diktatörden’ ‘kendisiyle barışık bir diktatöre dönüşüm’ esprisi yapmıştı. Tutuklanması, Göktaş&#8217;ın ne kadar haklı olduğunu acı bir şekilde gösteriyor. Diktatör, kendisine diktatör diyenleri hapse atan kişidir.<br>Önümüzdeki günlerde Almanya Başbakanı Friedrich Merz, NATO zirvesi için Ankara&#8217;ya gidecek. Deniz Yücel, yaklaşan bu geziyle ilgili olarak şunları söyledi: ‘ABD Başkanı Donald Trump, zirveye sadece Erdoğan’ın hatırına şahsen katılacağını belirtti. Biz de Şansölyenin bu tutuklama kararı nedeniyle kendi şahsi katılımından vazgeçmesini çok memnuniyetle karşılarız. Öte yandan, böyle bir şey olmayacağını da biliyoruz. Almanya&#8217;da kendisine yöneltilen &#8216;Yalancı Fritz&#8217; veya &#8216;Pinokyo&#8217; gibi sözlerin cezai sonuçlara yol açabileceğini umursamayan Şansölye, belki de Trump ve Erdoğan ile iktidardakilere yönelik eleştiri ve alayları etkili bir şekilde nasıl bastıracaklarını görüşmek için bu fırsatı kullanacaktır. Ve şimdi bu şakayı çok abartılı bulan herkes, Alman Ceza Kanunu&#8217;nun 188. maddesi olan siyasetçilere hakaret suçunun 2021 yılında Alman ceza hukukuna neden eklendiğini ve o zamandan beri bunun binlerce soruşturmaya ve sayısız absürt karara yol açtığını kendine sormalıdır.” (gk)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/07/Deniz-goktas.png" length="112070" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>“Kadir Abi”, Almanya’da da derin izler bıraktı</title>
		<link>https://egazete.de/kadir-abi-almanyada-da-derin-izler-birakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 08:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir İnanir]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31767</guid>

					<description><![CDATA[Usta sanatçı Kadir İnanır, filmlerinin yanısıra kendisi de Almanya'da film festivallerinin konuğu oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Önceki gün yitirdiğimiz Türk sinemasının sevilen, başarılı oyunculuğu yanısıra ilkeli siyasi duruşuyla da tarihe geçen oyuncularından Kadir İnanır, Almanya’da da derin izler bıraktı.<br>Sinema hayatının en son filmi “Kapı”da Almanya’da yaşayan Mardin’li acılı bir Süryani ailesinin büyüğünü canlandıran ünlü oyuncu, buradaki Türk kültür girişimlerinin organize ettiği film festivallerine konuk oldu. </p>



<p>Bu vesileyle zaman zaman Almanya’nın çeşitli kentlerindeki sinemaseverlerle ve hayranlarıyla da biraraya geldi. İnanır’ın sinema kariyeri boyunca aldığı onlarca saygın ödül arasında Almanya’daki festivallerden aldığı “onur ödülleri” de yer alıyor.</p>



<p>Örneğin Almanya’daki en eski ve kapsamlı Türk film etkinliği olan Nürnberg’deki “Türkiye Almanya Film Festivali”nin 2016 yılında, “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali”nin de 2009 yılındaki onur konuğu olarak Almanya’ya gelmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="380" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800.jpeg" alt="" class="wp-image-31770" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800-300x143.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-nurnberg800-696x331.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yaklaşık üç ay arayla yitirdiğimiz iki büyük sanatçı Mario Adorf, Kadir İnanır ve son nefesine kadar yanında olan eşi Jülide Kural, &#8220;Türkiye Almanya Film Festivali&#8221; ekibi ve misafirleriyle birlikte Nürnberg’de.</figcaption></figure>



<p>Ünlü oyuncumuza Nürnberg’deki festivalde onur ödülünü bizzat takdim eden sanatçı da Alman sinemasının en büyük isimlerinden Mario Adorf olmuştu. İlginç bir tesadüf, büyük Alman düşünürü Karl Marks’ı canlandırdığı filmle sinema kariyerini noktalayan Mario Adorf da, geçtiğimiz nisan ayında, Nürnberg’de birlikte olduğu Kadir İnanır’dan yaklaşık üç ay önce yaşamını yitirdi.</p>



<p>Kadir İnanır Nürnberg’deki ödül töreninde yüzlerce sinemaseverin ve hayranlarının alkışlarıyla desteklediği konuşmasında şunları söylemişti:</p>



<p><strong>“ÇÖZECEĞİZ, MUTLAKA ÇÖZECEĞİZ!”</strong></p>



<p>“Havaalanına indikten itibaren bugüne kadar karşılaştığım bütün insanlar, adım attığım bütün sokaklar bana hiç yabancı gelmedi. Biliyordum burada yaşayan insanlarımızın sayısını. Bütün Avrupa’da yaşayanları da biliyorum. Onların acılarını, sevdalarını, özlemlerini hepsini biliyorum. Birçoğunu da filmlerime yansıttım. Onlardan aranızda olanlara söylemek istiyorum. Ben size dünyanın en güzel ülkesinden en güzel selamları getirdim.<br>Sorunlarımız var. Çözeceğiz. Tam üç yıldır, büyük bir barış savunucusu olarak, asla sanat yapmayı düşünmeden yollardayım. Dünyanın çatışmalı bölgelerine gittim. Bizim barış kelimesini kullanmaktan, el ele tutuşup bu güzel vatanı paylaşmaktan başka hiçbir sorunumuz yok. Bunu çözeceğiz, mutlaka çözeceğiz. Eğer dünyada ve özellikle ülkesinde önemli sorunlar varsa, bir sanatçı bu sorunlara karşı duyarlı değilse ben ona sanatçı demem.”<br>İnanır’ın Nürnberg’le sıcak ilişkisi hep sürdü. 2019 yılında da aynı festivalde, Uluslararası Jüri’nin başkanlığını üstlenmişti.<br>Kadir İnanır’ın cenazesine katılmak üzere Türkiye yolculuğu öncesinde kendisine ulaşabildiğimiz Nürnberg Film Festivali Başkanı Adil Kaya, “Kadir İnanır festivaliminiz açısından da çok özel bir değerdi. Onu tarif etmek gerçekten çok zor. Kaybını kabul etmek ise çok daha da güç. Nürnberg&#8217;de onu Avrupa’nın en önemli sinema oyuncularından Mario Adorf karşılamıştı. Adorf, onunla görüşmelerinden o kadar etkilenmişti ki, törende kendisine ödülü takdim ederken yaptığı konuşmasında ‘Kadir, kardeşim benim, bu kadar güzel bir insan nasıl olunabilir!’ demişti. Milliyetçi-ırkçı tayfadan vaz geçtim de, Kadir İnanır’ın enternasyonal sanatçı ve insancıl derinliğinin değerini kimler iyi anlayabildi?“ diye konuştu.<br>Kaya, cenazeye yetişebilmek için yola koyulmuşken Festivalin Yönetmeni Ayten Akyıldız ise dört haftadır, Jülide Kural’la birlikte hasta yatağındaki Kadir İnanır’ın başında nöbet tutuyordu.</p>



<p><strong>ÖDÜLÜNÜ ÖĞRETMENİNİN OĞLUNDAN ALDI</strong></p>



<p>Kadir İnanır, 2009 yılında da “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü”nü almıştı. Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti. Kadir inanır’ın idam mahkumu bir savcı ile, cellatlık yapmaya zorlanan bir köylünün öyküsünü işleyen bu filmin başrol oyuncularından biri de eşi Jülide Kural’dı.<br>“Son Cellat” filminin gösterildiği gala gecesinde kendisi de Fatsalı olan, dönemin Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı hazır bulunmuş, Fatsa’da babasının öğrencisi olan Kadir İnanır‘a Frankfurt’un onursal ödülünü takdim etmişti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="567" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800.jpeg" alt="" class="wp-image-31776" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800-300x213.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/frankfurt-kadir-inanir-kupur800-696x493.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><br>Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti.<br>Frankfurt’taki Türk film festivalinin 2019 yılındaki açılış filmi de İnanır’ın başrollerini Vahide Perçin’le paylaştığı son sinema filmi “Kapı” olmuştu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="262" height="318" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-kapi.jpeg" alt="" class="wp-image-31769"/></figure></div>


<p><br>Frankfurt Türk Film Festivali’nin Başkanı Hüseyin Sıtkı da Kadir İnanır’ın vefatı üzerine yaptığı açıklama şunları söylüyor:<br>“Dediler ki, Kadir İnanır zor bir insandır. Davetinizi kabul etmeyebilir. Kabul etse bile birlikte geçireceğiniz o birkaç gün içinde sizi yorabilir, kırabilir, kapris yapabilir… Ben de dedim ki, O, Türk sinemasının Kadir İnanır’ı. Bana ayıracağı dört gün içinde kapris yapsa ne olur? O dört gün boyunca her türlü davranışını da, her türlü halini de büyük bir saygı ve sevgiyle karşılarım. Yıl 2009’du. Kendisini Türk Film Festivali’ne davet etmiştim. Davetimizi kabul etti, geldi ve bizimle dört gün geçirdi. O dört gün boyunca bana hiçbir zorluk değil, aksine hayatımın en değerli ve unutulmaz dört gününü hediye etti. Bugün geriye dönüp baktığımda, sadece Türk sinemasının efsane bir ismini değil; zarafetiyle, insanlığıyla ve bıraktığı izlerle çok değerli bir insanı tanımış olmanın onurunu taşıyorum. Kadir İnanır, gözümüzden gönlümüze akıp giden büyük bir değerdi. Onu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Mekânı gönüllerde olsun. Türk sinemasının ve sanat dünyasının başı sağ olsun. Çünkü bazı insanlar hayattan gider, ama bıraktıkları iz, ömür boyu bizimle kalır…“</p>



<p>ALMANYALI FİLMLERİ</p>



<p>Ünlü oyuncunun kariyeri boyunca kamera karşısına geçtiği 180’in üzerinde sinema filmi arasında, son filmi “Kapı”dan başka, başrollerini Türkan Şoray’la paylaştığı 1972 yapımı “Dönüş” ve başrollerini Filiz Akın’la paylaştığı 1974 yapımı “Almanyalı Yarim” gibi filmler de Almanya bağlantılı öyküleri içeriyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="330" height="447" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus.jpeg" alt="" class="wp-image-31771" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus.jpeg 330w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-turkan-soray-donus-300x406.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" /></figure></div>


<p><br>Başrol oyunculuğunun yanısıra yönetmenliği de Türkan Şoray’ın üstlendiği “Dönüş”, kimi sinema tarihçilerince “Türk sinemasında Almanya’ya göç” teması işleyen ilk film olarak kabul ediliyor. </p>



<p>İnanır, Türkiye’den işgücü göçü sürecinin ilk dönemlerinin çok yönlü dramlarını çok etkileyici bir biçimde ele alan bu filmde çalışmak üzere Almanya’ya giden ve orada büyük bir değişim geçiren İbrahim’i, Şoray da onun çocuğuyla birlikte köyde yalnız bıraktığı, olağanüstü bir yaşam ve onur mücadelesi vermek zorunda kalan karısı Gülcan’ı canlandırıyordu.</p>



<p>Halktan, emekten, Türkiye ve tüm dünyada barıştan yana kararlı duruşuyla örnek bir sanatçı olarak tarihe geçen Kadir İnanır’ın anısına saygıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/kadir-inanir-frankfurtta-2009-800.jpeg" length="124258" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Bakanlık: Türkiye&#8217;ye birlikte getirilen eşyaların muafiyetinde değişiklik yok</title>
		<link>https://egazete.de/bakanlik-turkiyeye-birlikte-getirilen-esyalarin-muafiyetinde-degisiklik-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 17:37:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[gümrük]]></category>
		<category><![CDATA[muafiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye tatili]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31764</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada yolcuların birlikte getirdikleri eşyaların muhafiyetin, 2009 yılından beri bir değişiklik yapılmadığına dikkat çekildi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı, son günlerde bazı basın ve sosyal medya mecralarında, yolcuların Türkiye&#8217;ye beraberinde getirdikleri eşyalara ilişkin muafiyet uygulamalarında değişiklik yapıldığı yönünde paylaşımlar yapıldığını, ancak bunların gerçeği yansıtmadığını duyurdu. Bakanlık, mevcut uygulamanın en son 2009 yılında değişiklik yapıldığına dikkat çekti.</p>



<p>Açıklama şöyle:</p>



<p>27/06/2026</p>



<p>Bilindiği üzere, yolcu beraberinde getirilen eşyalara ilişkin muafiyetler, 2009/15481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile düzenlenmiş olup söz konusu düzenlemeler 2009 yılından bu yana yürürlüktedir.</p>



<p>Bahse konu muafiyetler ve limitler konusunda yakın dönemde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.</p>



<p>YURTDIŞINDAN ÜLKEMİZE GİRİŞ YAPACAK TURİSTLER VE VATANDAŞLARIMIZIN BERABERİNDE GETİRDİĞİ EŞYALARA İLİŞKİN MUAFİYET HÜKÜMLERİ VE LİMİTLERİNDE HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK BULUNMAMAKTA OLUP, MEVCUT UYGULAMA 2009 YILINDAN BU YANA AYNI ŞEKİLDE DEVAM ETMEKTEDİR.</p>



<p>Son günlerde bazı basın ve sosyal medya mecralarında, yolcu beraberinde yurda getirilen eşyalara ilişkin muafiyet uygulamalarında değişiklik yapıldığı yönünde gerçeği yansıtmayan paylaşımlar yer almaktadır.</p>



<p>Bilindiği üzere, yolcu beraberinde getirilen eşyalara ilişkin muafiyetler, 2009/15481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile düzenlenmiş olup söz konusu düzenlemeler 2009 yılından bu yana yürürlüktedir.</p>



<p>Bahse konu muafiyetler ve limitler konusunda yakın dönemde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. </p>



<p>Bu kapsamda, Kararın Ek-9 listesi çerçevesinde her bir yolcu, aşağıda belirtilen gıda ürünlerini kişisel kullanım amacıyla muafen getirebilmektedir:</p>



<p>• Çay: 1 kg</p>



<p>• Çözülebilir hazır kahve: 1 kg</p>



<p>• Kahve: 1 kg</p>



<p>• Çikolata: 1 kg</p>



<p>• Şekerden mamul yiyecek: 1 kg</p>



<p>Yolcular, çikolata veya şekerden mamul yiyeceğe ilişkin toplam 2 kilogramlık haklarını, diledikleri takdirde yalnızca bu ürünlerden biri için kullanabilmektedir.</p>



<p>Bunun yanı sıra, transit yolcular hariç olmak üzere, kişisel ve ailevi kullanıma mahsus veya hediye edilmek üzere getirilen ve ticari mahiyet arz etmeyen eşya için de muafiyet uygulanmaktadır. Buna göre;</p>



<p>• Her bir yolcu için toplam gerçek kıymeti 430 Avro’yu geçmeyen eşya,</p>



<p>• 15 yaşından küçük yolcular için ise toplam gerçek kıymeti</p>



<p>150 Avro’yu geçmeyen eşya, vergilerden muaftır.</p>



<p>Ayrıca, yolcu beraberi hediyelik eşya kapsamında tüketim amacıyla getirilen bitkisel ürünlerden;</p>



<p>• Taze ve kuru meyve ve sebzelerde 3 kilograma,</p>



<p>• Diğer bitkisel ürünlerde ise 1 kilograma kadar muafiyet uygulanmaktadır. Bu miktarların üzerindeki bitkisel ürünler ticari miktar ve mahiyette kabul edilerek ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.</p>



<p>Öte yandan, her bir yolcu için kıymeti 1.500 Avro’yu geçmeyen ve ticari nitelik taşımayan eşya için, eşyanın geldiği ülkeye göre tek ve maktu vergi uygulanmaktadır. Buna göre;</p>



<p>• Avrupa Birliği ülkelerinden doğrudan gelen eşya için %30,</p>



<p>• Diğer ülkelerden gelen eşya için %60,</p>



<p>• Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (IV) sayılı listede yer alan eşya için ise bu oranlara ilave %20 vergi uygulanmaktadır.</p>



<p>Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla bir kez daha önemle belirtmek isteriz ki; yolcu beraberinde getirilen eşyalara ilişkin muafiyet hükümleri ve limitleri 2009 yılından bu yana aynı şekilde uygulanmakta olup, söz konusu düzenlemelerde yakın tarihte herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.</p>



<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/yolculuk-800.jpg" length="170169" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>AfD yasağı için imza kampanyası başlatıldı</title>
		<link>https://egazete.de/afd-yasagi-icin-imza-kampanyasi-baslatildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 14:50:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[AfD]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı sağ]]></category>
		<category><![CDATA[imza kampanyası]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük Hakları Topluluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31761</guid>

					<description><![CDATA[Bilim insanları ve hukukçuların incelemesine yer veren rapor, aşırı sağcı partiyi yasaklama girişimini yeniden  gündeme getirdi. İnternette başlatılan imza kampanyasına ilgi çığ gibi artıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Almanya&#8217;da sivil toplum ve insan hakları kuruluşu Özgürlük Hakları Topluluğu&#8217;nun 3 milyon belgeye dayandırdığı rapora göre ırkçı parti AfD, giderek radikalleşip Anayasa ve demokrasiyi ortadan kaldıracak güç haline geliyor. https://aktion.campact.de adlı sitenin başlattığı kampanyada imza sayısı kısa sürede 600 bini aştı. İmza kampanyası açıklamasında <strong>“AfD anayasaya aykırı. Özgürlük Hakları Topluluğu’nun 1.500 sayfalık raporu, AfD&#8217;nin demokrasinin temel taşlarını hiçe saymakta olduğunu ve insan onurunu ihlal ettiğini ortaya koyuyor. Giderek daha fazla sayıda siyasetçi, parti yasaklama sürecine açık olduğunu belirtiyor. Federal Hükümet şimdi bu adımlara ayak uydurmalı ve AfD’nin yasaklanması sürecini başlatmalıdır. Federal Şansölye Friedrich Merz’e yönelik çağrımızı imzalayın!“</strong> denildi.</p>



<p>İmza kampanyasına katılın: <a href="https://aktion.campact.de/s/8QnxPyuE" rel="nofollow noopener" target="_blank"><strong>https://aktion.campact.de/s/8QnxPyuE</strong></a></p>



<p>Başbakan Friedrich Merz (CDU), Başbakan Yardımcısı Lars Klingbeil (SPD), İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt (CSU) ve Adalet ve Tüketiciyi Koruma Bakanı Stefanie Hubig&#8217;e (SPD) hitaben düzenlenen imza kampanyasında açıklamasında şu ifadelere yer verildi:</p>



<p><em>AfD, aşırı sağcı bir partidir. Bu durum çoktan ortadaydı – Mayıs 2025’te Anayasa Koruma Dairesi de AfD’nin tamamını kesin olarak aşırı sağcı olarak sınıflandırmıştı. Bu sınıflandırma yükseltmesi şu anda Köln İdare Mahkemesi tarafından incelenmektedir.</em></p>



<p><em>Özgürlük Hakları Topluluğu (GFF), yeni bir raporunda AfD’nin anayasaya aykırı olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, AfD’nin yasaklanması için yapılacak bir başvurunun başarı şansı yüksek görünüyor.</em></p>



<p><em>Şimdiye kadar, Federal Anayasa Mahkemesi’nde davanın reddedilmesinden korktuğunuz için AfD’nin yasaklanmasını desteklemekte tereddüt ettiniz. Ancak GFF’nin ve Anayasa Koruma Dairesi’nin uzman raporlarıyla durum kökten değişti. AfD anayasaya aykırıdır; uzmanların net değerlendirmesi budur.</em></p>



<p><em>Federal Hükümet şimdi bir yasaklama süreci başlatmalıdır. Aksi takdirde tehlikeli bir mesaj vermiş olur: AfD, Anayasa’ya açıkça aykırı hareket edebilir – hiçbir sonuçla karşılaşmadan.</em></p>



<p><em>Bu nedenle talebimiz şudur: AfD’nin yasaklanması için derhal bir önerge hazırlayın ve bunun başarı şansını değerlendirin. Bu süreçte GFF’nin bulguları dikkate alınmalıdır.</em></p>



<p><em>Şeffaflık Notu: Özgürlük Hakları Topluluğu, kapsamlı ve hukuki açıdan titiz bir araştırma sonucunda AfD’nin anayasaya aykırı olduğunu kanıtlamıştır. Bir parti yasaklama davası muhtemelen başarılı olacaktır. Bu bulguyu, 25 Haziran 2026 tarihinde raporun yayınlanmasının ardından çağrı metnine ekledik.</em></p>



<p><strong>Özgürlük Hakları Topluluğu raporunda ne var?</strong></p>



<p><em>25 Haziran 2026 tarihinde Özgürlük Hakları Topluluğu (GFF), AfD hakkındaki uzman raporunu sundu. 1.500&#8217;den fazla sayfadan oluşan raporda, AfD’nin anayasaya aykırı olduğunu kanıtlıyor. Federal Anayasa Mahkemesi’ne sunulacak bir parti yasaklama talebinin gerçekçi başarı şansı vardır. GFF, partinin insan onurunun güvence altına alınmasını ve demokrasi ilkesini sistematik olarak ihlal ettiğini gösteren 2.500&#8217;den fazla kanıt topladı. Bu parti, insan onurunun güvence altına alınmasını ve demokrasi ilkesini sistematik olarak hiçe saymaktadır. AfD, hedeflerinde ve destekçilerinin davranışlarında, özgürlükçü demokratik temel düzeni zedelemek niyetindedir – Anayasa’ya göre bu, anayasaya aykırı bir partinin belirleyici özelliğidir.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/06/GFF-raporu800.jpg" length="169468" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
