<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Oct 2026 19:04:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.10</generator>
	<item>
		<title>Stuttgart&#8217;ta dayanışma etkinliği</title>
		<link>https://egazete.de/stuttgartta-dayanisma-etkinligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 19:04:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Günaydın]]></category>
		<category><![CDATA[Stuttgart]]></category>
		<category><![CDATA[yeni parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31935</guid>

					<description><![CDATA[Stuttgart'ta Yeni Parti milletvekilleri, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ile Sol Parti Parti Meclisi Üyesi Alper Taş'ın da katılacağı gazetecilerle dayanışma etkinliği yapılacak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>STUTTGART</p>



<p>Yeni Parti milletvekilleri, 17 Ekim Cumartesi günü Almanya&#8217;nın Baden Würtemberg eyaletine geliyor. Yeni Parti Würtemberg Birliği&#8217;nin düzenlediği etkinliğe, Yeni Parti Grup Başkanvekili Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Kayışoğlu, Milletvekilleri Nail Çiler, Süleyman Bülbül, Eylem Ertuğ Ertuğrul ile Sol Parti MYK, Parti Meclisi Üyesi Alper Taş katılacak. &#8216;Cumhuriyet&#8217;in ışığında daima birlikte&#8217; adıyla gerçekleşecek etkinlikle Tele3 Haber ve ev hapsinde bulunan gazeteci Murat Ağırel ile dayanışma amaçlanıyor. Hüseyin Uğurlu ile Mustafa Kaan&#8217;ın sahne alacağı etkinlikte gazeteciler Timur Soykan, Şule Aydın ve Murat Taylan ile de canlı bağlantı kurulacak.</p>



<p>17 Ekim Cumartesi günü, saat 18&#8217;de Saengerhalle Untertürkheim (Lindenschulstr. 29, 70327 Stuttgart) salonunda gerçekleşecek etkinliğe giriş ücretsiz olacak.</p>



<p>Şirin Üstün: &#8216;Anlamlı bir gece&#8217;</p>



<p>Yeni Parti Vatandaşlara katılım ve dayanışma çağrısı yapan Yeni PartiWürtemberg Birliği Başkanı Şirin Üstün, „Dayanışmamızı büyütmeye, ortak sesimizi yükseltmeye ve demokrasi mücadelesine güç katmaya davet ediyoruz“ dedi. Şirin Üstün çağrısında şu ifadelere yer verdi: <em>„17 Ekim Cumartesi akşamı, Cumhuriyet Bayramı etkinliğimizin yanı sıra gazeteci Murat Ağırel ve TELE3 ile dayanışmamızı göstereceğimiz anlamlı bir gece gerçekleştireceğiz. Bu etkinlikte bir panel düzenlemekten ziyade, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin ortak vicdanını ve dayanışma ruhunu hep birlikte temsil edeceğiz.<br><br>Bu gece, ülkemizin barış arayışının, susturulmak istenenlerin direnişinin ve demokrasiye olan inancımızın sesi olacağız.<br><br>Bugün Türkiye’de demokrasi demek, seçilmişlerin iradesine sahip çıkmak; düşünceleri nedeniyle cezaevinde bulunan siyasetçilerin özgürlüğünü savunmak demektir. Demokrasi, halkın iradesine, sandığın namusuna ve hukukun üstünlüğüne sahip çıkmaktır.<br><br>Avrupa’nın farklı ülkelerinden; Almanya’dan, Fransa’dan, İsviçre’den ve daha birçok yerden partili yol arkadaşlarımızla birlikte bu etkinlikte buluşacağız. Merdan Yanardağ’a, Murat Ağırel’e, Ekrem İmamoğlu’na ve mücadelelerini sürdüren tüm yol arkadaşlarımıza selamlarımızı, sevgilerimizi ve dayanışma mesajlarımızı ileteceğiz. Yalnız olmadıklarını, mücadelelerinin ortak mücadelemiz olduğunu hep birlikte haykıracağız.<br><br>Çünkü biz, bu toprakların mayasında çoğulculuğun, Anadolu’nun ruhunda ise birlikte yaşama kültürünün olduğuna inanıyoruz. Bir arada yaşamanın yolu; herkesin diline, dinine, inancına ve siyasi düşüncesine saygı duymaktan, farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görmekten geçiyor.<br><br>Kayyum siyasetine karşı olduğumuzu, muhalefetin kriminalize edilmesini kabul etmediğimizi ve demokratik hak ve özgürlüklerin herkes için güvence altına alınması gerektiğini bir kez daha güçlü biçimde ifade edeceğiz.<br><br>17 Ekim’de yalnızca bir etkinlikte buluşmayacağız; demokrasiye, özgürlüğe, barışa ve dayanışmaya olan inancımızı hep birlikte ortaya koyacağız.<br><br>Tüm yol arkadaşlarımızı bu anlamlı gecede dayanışmamızı büyütmeye, ortak sesimizi yükseltmeye ve demokrasi mücadelesine güç katmaya davet ediyoruz.<br><br>Çünkü biliyoruz ki demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi ancak omuz omuza vererek kazanılır.“</em><br><br>17 Ekim Cumartesi<br>Saat :18:00<br>Yer: Sengerhalle/ Stuttgart</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/yeni-parti-stuttgart-800.jpeg" length="97888" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Türk Kültür Merkezi&#8217;nde kültürel ziyafet</title>
		<link>https://egazete.de/turk-kultur-merkezinde-kulturel-ziyafet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 18:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[Sözden Sese]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kültür Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31927</guid>

					<description><![CDATA[Frankfurt&#8217;ta Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’nun kitap fuarı çerçevesinde kent içinde vatandaşlarımıza yönelik “Sözden Sese: Türk Kültürünün İzinde“ etkinliği düzenlendi. Etkinlik, her biri kendi alanının ustaları olan sanatçıların katılımıyla bir şölene dönüştü.Tiyatro sanatçısı ve eğitmeni Mehmet Tahir İkiler’nin meddah, kukla ve karagöz gösterisini, önce genç sanatçı Leyla Duru’nun kemanıyla seslendirdiği Türk müziğinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Frankfurt&#8217;ta Ankara’daki Atatürk Kültür Merkezi ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’nun kitap fuarı çerçevesinde kent içinde vatandaşlarımıza yönelik “Sözden Sese: Türk Kültürünün İzinde“ etkinliği düzenlendi. Etkinlik, her biri kendi alanının ustaları olan sanatçıların katılımıyla bir şölene dönüştü.<br>Tiyatro sanatçısı ve eğitmeni Mehmet Tahir İkiler’nin meddah, kukla ve karagöz gösterisini, önce genç sanatçı Leyla Duru’nun kemanıyla seslendirdiği Türk müziğinin sevilen, bilinen parçalarının başarılı yorumlarında oluşan konseri, ardından da usta müzisyenler Ali Fuat Aydın (bağlama), Aslı Kurt Aydın (vokal) ve Prof. Dr. Cenk Güray‘ın (divan sazı) zeybek havaları programı izledi.<br>Etkinlik Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Nagihan İlknur Akdevelioğlu’nun selamlaması ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Doç. Dr. Zeki Erarslan’ın, 1983 yılında kurulan merkezi tanıttığı ve Türk kültürünün dünyadaki izleri üzerine açıklamalarını da içeren sunumuyla başladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="600" height="426" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-5-600.jpeg" alt="" class="wp-image-31929" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-5-600.jpeg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-5-600-300x213.jpeg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p>“DEĞERLERİMİZİN FARKINA VARMAMIZ ÇOK KIYMETLİ“</p>



<p>Etkinliğin Frankfurt’taki kitap fuarı vesilesiyle gerçekleştirildiğini belirten Başkonsolos Akdevelioğlu, özetle şunları söyledi:<br>“Dünya böyle bu kadar hızlı ilerlerken ve aslında tüm kimlikler zayıflarken; ulusal, millî kimlikler, dinî kimlikler, cinsiyetler çok değişik bir dönemden geçerken bizlerin kendi değerlerimizi, kendi kimliğimizi yeniden keşfetmemiz, inşa etmemiz, bunların farkına varmamız çok kıymetli. Çünkü gerçekten her ne kadar çok fazla bilgi sahibi olmasak da o kadar derin, o kadar muazzam bir zenginliğimiz var ki. Türk medeniyeti, dünya medeniyetinin kıymetli, renkli, dediğiniz gibi müstesna parçalarından bir tanesi. Biz zenginiz esasen. Bunu böyle aslında çok insani duygularla söylüyorum. Biz böyleyiz, bu bizim zenginliğimiz ve bu çok güzel. Tıpkı diğer medeniyetlere duyduğumuz saygı gibi, onların renklerine, onların katkılarına duyduğumuz saygı gibi biz de çok zenginiz gerçekten.&#8221;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="409" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31932" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800-300x153.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-3-800-696x356.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ’NİN ÇALIŞMALARI<br>Doç. Dr. Erarslan da konuşmasında Atatürk Kültür Merkezi’nin çalışmalarından ve önümüzdeki döneme yönelik projlerinden örnekler verdi.<br>Erarslan’ın verdiği örneklerin başında Türkiye&#8217;nin kültürel mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla yürütülen Türk Masal Külliyatı (TÜMAK) projesini geliyor. (https://masal.gov.tr/)<br>Türkiye‘nin pek çok Avrupa ülkesinden daha fazla bir masal birikimine sahip olduğuna işaret eden Erarslan, “Bunlar bize ait ve bizden masallar. Çocuklarımızın bilinçaltına iyilik, doğruluk, dürüstlük, adalet ilkeleriyle kuşatan çok sayıda masallarımız var. Bu masallarda Anadolu irfanından, ilminden yansımalar vardır. Bunları çağın gerektirdiği teknolojiyle değerlendirdik. Şu an App Store ve Play Store&#8217;dan hepiniz ücretsiz bir şekilde bu masallar uygulamamızı indirebilirsiniz“ dedi.<br>Türkiye&#8217;nin yedi bölgesinden binlerce geleneksel masalın derlendiği, 21 farklı yerel ağızla tek bir veri tabanında toplanan masalların İngilizce’den Japonca’ya sekiz farklı dile de çevrildiğini vurgulayan Erarslan sözlerini şöyle sürdürdü: “Masallarımızdan sadece çocuklarımızın değil, aynı zamanda dünya çocuklarının da istifade etmesini, onların da haberdar olmasını önceliklendirdik. Devlet Demiryolları‘nın hızlı tren seferlerinde bu masallar yerini aldı. En son Türk Hava Yolları ile de görüşmeler yapıyoruz ve bu görüşmelerin sonucunda Planet uygulamasında da bu masallar yerini almış olacak. Hayalimiz şu: Bir Japon çocuk İstanbul&#8217;dan uçağa bindiğinde Tokyo&#8217;ya kadar Türk masalını Japonca olarak dinleyecek. Bu bizim aslında kültürümüze yaptığımız bir hizmet. Çünkü o metin içerikleri gerçekten en iyi akademisyenlerin, psikologların, pedagogların gözetiminden geçerek güvenilir içerik haline geldikten sonra paylaşılan çalışmalar.&#8221;<br>Erarslan, sunumunda dünya medeniyetinde kalıcı izler veren, devlet ve düşünce hayatına veren, yön veren büyüklerimiz hayatlarını ele alan geniş kapsamlı çalışmaları yayınlamaya da devam ettiklerini söyledi, örneğin tıp bilimine büyük katkıları olan İbn-i Sina’nın ya da Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in yaşamları üzerine çalışmaların sürdüğünü kaydetti.<br>Sunumunu &#8220;Bir de Türk mutfağı projemiz var“ diyerek sürdüren Erarslan, “Son zamanlarda hepimizi üzen bir olgu var. Biliyorsunuz Türk mutfağına ait yemekler belli ülkeler tarafından ele geçirilmek isteniyor, yani ‘bize ait‘ deniliyor. Projemiz, Türk mutfağının dünya mutfaklarındaki etkisini de akademik çalışmayla ve ilgiyle desteklenen, bilgi ve belgeyle desteklenen çalışmalara dayanıyor“ dedi.<br>Türk mutfak kültürünü dijital ortama taşıyan bu projeyi kurumun kendi bilgisayar mühendisleri ve yazılımcıların çalışmalarıyla sürdürdüklerini belirten vurgulayan Erarslan, “Türk mutfak kültürünün dijital ansiklopedisini, dijital atlasını hazırlıyoruz. Bir Türkiye haritası düşünün. İşte o Türkiye haritasında ilgili şehre gittiğiniz zaman oranın yöresel yemeklerini, yemeklerin tarifini, kullanılan malzemeyi göreceksiniz.&#8221; dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="321" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31930" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800-300x120.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-2-800-696x279.jpeg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>“GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU“</p>



<p>Türkiye’de geleneksel Türk tiyatrosunun ve meddahlık sanatının önde gelen temsilcilerinden ve eğitmenlerinden Tahir İkiler Hocamız, karagöz ve hacıvat, kukla gösterileri ve meddahlık üzeine konukları hem bilgilendirdiği, hem de bizzat icra ettiği programıyla özellikle minik izleyecilerin hayranlığını kazandı.<br>Halen İsviçre’de keman eğitimini sürdüren ve başta 2022 yılında Fransa’da aldığı birincilik olmak çok sayıda saygın ödüllü genç virtüöz Leyla Duru’nun solo konserini uzun yıllardır zeybek havaları üzerine hem çok önemli akademik çalışmalara imzalarını atan, hem de bu müziğin ülkemizdeki ustaları arasında yer Ali Fuat ve Aslı Kurt ile Prof. Dr. Cenk Güray’ın konseri izledi. Dinleyicilere Ege bölgemizden, Ege adalarından ve Ege Denizi’nin karşı kıyısından zeybek türkülerinin zengin tarihsel arka planına ilişkin bilgi birikimlerini de aktaran üç sanatçı yorumlarıyla gönülleri fethetti.<br>Frankfurt Kültür Merkezi’nde zengin içerikli kültürel çalışmalara bizzat katılan ve destek veren ve bunların devam edeceğine işaret eden Başkonsolos Akdevelioğlu, “Sözden Sese“ başlıklı etkinliği şöyle değerlendirdi:</p>



<p>“İNSANLIĞIN ORTAK KÜLTÜREL MİRASINA KATKILAR“</p>



<p>“Frankfurt Kitap Fuarı gibi dünyanın dört bir yanından kültürleri, dilleri, fikirleri ve edebiyatları buluşturan uluslararası bir platform vesilesiyle vatandaşlarımız için gerçekleştirdiğimiz bu etkinlik, Türk kültür ve medeniyetinin zenginliğini paylaşmak ve insanlığın ortak kültürel mirasına katkılarını yeniden hatırlamak bakımından ayrı bir anlam taşıyor.<br>Çünkü medeniyet, yalnızca taşlara, yapılara ve yazılı eserlere kazınan izlerden ibaret değildir. Medeniyet; bir toplumun söylediği sözde, yaktığı türküde, anlattığı hikâyede, yazdığı şiirde ve nesilden nesile aktardığı değerlerde yaşar.<br>Söz, insanın düşüncesini ifade eder. Ses, ona ruh verir. Kültür ise bu söz ve sesin zaman içinde bir medeniyet hafızasına dönüşmesidir.<br>Türk medeniyetinin izlerini de bu geniş hafızanın içinde görmek mümkündür. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya ve Avrupa’nın farklı coğrafyalarına uzanan tarihî yolculuğumuz boyunca Türkçe; şiirin, hikmetin, edebiyatın ve düşüncenin dili olmuştur.<br>Yunus Emre’nin insan sevgisini merkeze alan dizelerinde evrensel bir çağrıya, Mevlânâ’nın düşüncesinde insanı ve varoluşu anlamaya yönelik derin bir arayışa, Dede Korkut hikâyelerinde ise ortak hafızamızı besleyen değerlerimize tanıklık ederiz. Türk musikisi de makamları, ezgileri ve kendine özgü ifade gücüyle bu kültürel birikimin duygulara tercüman olan sesidir.<br>Bu mirasın en kıymetli özelliklerinden biri, yalnızca geçmişe ait olmamasıdır. Türk kültürü, farklı medeniyetlerle kurduğu temaslar sayesinde zenginleşmiş; kendi özgün kimliğini korurken karşılıklı etkileşime de açık olmuştur. Bu yönüyle kültürümüz, insanlığın ortak birikimine katkı sunan canlı bir medeniyet geleneğidir.<br>Bugün bu mirası Frankfurt’ta konuşuyor olmamız da son derece anlamlıdır. Farklı dillerin, kültürlerin ve düşünce geleneklerinin buluştuğu Frankfurt, kültürel diyaloğun ve karşılıklı anlayışın önemini her gün yeniden ortaya koymaktadır. Frankfurt Kitap Fuarı ise sözcüklerin sınırları aşabildiğini, edebiyatın toplumlar arasında köprüler kurabildiğini ve bir hikâyenin dünyanın farklı köşelerinde insanları bir araya getirebildiğini gösteren eşsiz bir platformdur.“</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="411" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31931" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800-300x154.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-4-800-696x358.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>“TANITMAK KADAR PAYLAŞMAK DA ÖNEMLİ“</p>



<p>“Özellikle Türkiye ile Almanya arasındaki köklü insani ve kültürel bağlar düşünüldüğünde, bu tür etkinliklerin ayrı bir değer taşıdığına inanıyorum. Kültürümüzü tanıtmak kadar, onu paylaşmak; kendimizi anlatmak kadar, birbirimizi dinlemek de önemlidir. Zira gerçek kültürel etkileşim, yalnızca kendi sesimizi duyurmakla değil, başkalarının seslerine de kulak vermekle mümkündür.<br>Bu anlayışla, etkinliği düzenleyen Atatürk Kültür Merkezi’ne ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Kültür ve sanatın toplumlar arasında dostluk ve anlayışı güçlendiren rolüne katkı sunan bütün girişimleri kıymetli buluyoruz.<br>Sözün sese, sesin hafızaya, hafızanın ise ortak bir medeniyet bilincine dönüştüğü bu anlamlı buluşmanın hepimiz için ilham verici olmasını diliyorum.<br>Dileğimiz, Türk medeniyetinin zengin sesinin dünyanın kültür korosunda hak ettiği yerle yankılanması; bu sesin farklılıkları ayrılığa değil, karşılıklı anlayışa ve ortak insanlık değerlerine dönüştürmesidir.“ (gk)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tkm1026-7-800.jpeg" length="104095" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Cimri&#8221;, Türkçe izlenebilecek</title>
		<link>https://egazete.de/cimri-turkce-izlenebilecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 18:27:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Cimri]]></category>
		<category><![CDATA[prömiyer]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Frankfurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31923</guid>

					<description><![CDATA[Tiyatro Frankfurt, Molière’in “Cimri”sine çağdaş ve cesur bir yorum getiriyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tiyatro Frankfurt, dünya tiyatrosunun büyük klasikleri arasında yer alan “Cimri”yi, Kamil Kellecioğlu’nun yönetiminde yeni bir bakış açısıyla seyirciyle buluşturuyor. Gilles Hoyer ve Kamil Kellecioğlu’nun uyarladığı iki perdelik komedi, 13 Kasım 2026 Cuma günü saat 20.00’de Haus Sindlingen’de (Sindlinger Bahnstraße 124, 65931 Frankfurt am Main) prömiyer yapacak. Türkçe sahnelenecek oyun, Almanca üst yazıyla izlenebilecek.</p>



<p>Molière’in Harpagon’u parasını korumaya çalışırken hayatı elinden kaçırır. Çocuklarını, ilişkilerini ve geleceğini denetlemek ister; fakat sahip olma arzusu büyüdükçe sevdikleriyle arasındaki mesafe de büyür. Tiyatro Frankfurt’un çağdaş yorumunda bu çelişki, bugünün insanına yönelen canlı bir soruya dönüşüyor: Biriktirdiğimiz şeyler bizi zenginleştiriyor mu, yoksa hayatımızda başkalarına ayırabileceğimiz yeri mi daraltıyor?</p>



<p>Oyunun yönetmenliğini üstlenen ve oyunda Harpagon’a hayat veren Tiyatro Frankfurt Genel Sanat Yönetmeni Kamil Kellecioğlu, sahneye taşıdıkları yaklaşım hakkında şunları söyledi:</p>



<p>“Bir dünya klasiğini yeniden sahnelemek, onunla bugünün sorularını konuşabilmek demek. Molière’in insanı yakaladığı yer hâlâ çok canlı. Harpagon’a baktığımızda yalnızca parasını saklayan bir adam görmüyorum. Kaybetmekten korkan, bu yüzden her şeyi elinde tutmaya çalışan bir insan görüyorum. Bazen hepimiz sevgiyi, zamanı, hatta haklı olma isteğimizi böyle sıkıca tutuyoruz.”</p>



<p>Bu yorum, “Cimri”nin komedisini insanın zaaflarından besliyor. Aşkın hesaplara sığmadığı, gençliğin kendi yolunu aradığı ve bir ailenin her köşesinde başka bir arzunun filizlendiği hikâyede, Harpagon’un kurduğu düzen giderek kendi üzerine kapanıyor. Seyirciyi güldüren çatışmalar, tanıdık davranışların sahnedeki büyütülmüş yansımaları hâline geliyor.</p>



<p>Kellecioğlu, oyunun mizahıyla düşünsel boyutu arasındaki ilişkiyi “Seyircinin kahkahasını çok önemsiyorum. Çünkü insan bazen kendisine en dürüst biçimde gülerken bakabiliyor. Bir davranışı sahnede komik buluyoruz; sonra o davranışın küçük bir parçasını kendi hayatımızda fark ediyoruz. Biz bu oyunda kahkahanın ardından kalan o kısa düşünme anının peşindeyiz. Harpagon’un sandığında para var; peki hayatında ne eksik?” şeklinde ifade etti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="666" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/cimri-1026-800-3.jpg" alt="" class="wp-image-31925" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/cimri-1026-800-3.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/cimri-1026-800-3-300x250.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/cimri-1026-800-3-696x579.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Frankfurt&#8217;ta bir klasiğe birlikte hayat vermek</strong></p>



<p>2003’ten bu yana çalışmalarını sürdüren Tiyatro Frankfurt için “Cimri”, oyuncuların ve sahne arkasındaki ekibin ortak emeğiyle şekillenen yeni bir buluşma. On iki oyuncunun yer aldığı yapım; sahne tasarımı, ışık, ses ve Almanca üst yazısıyla farklı dillerden seyircileri aynı hikâyenin etrafında bir araya getiriyor.</p>



<p>Genel sanat yönetmeni olarak bu ortak üretimin önemini vurgulayan Kellecioğlu, “Tiyatro Frankfurt’ta yıllardır büyüttüğümüz şey, birlikte üretme cesareti. Her oyuncumuzun, her ekip arkadaşımızın bu oyunda ayrı bir izi var. Bir dünya klasiğine yeni bir soluk getirirken kendi yaşadığımız şehrin, kendi karşılaşmalarımızın ve bugünkü hayatımızın sesini de sahneye taşıyoruz. İstiyorum ki seyirci salondan çıkarken güzel bir komedi izlemenin keyfini yaşasın ve yanında bir soru götürsün: Hayatımda neyi çoğaltıyorum, neyi eksiltiyorum?” dedi.</p>



<p>“Cimri”, paranın çevresinde dönen bir aile hikâyesinden yola çıkarak sevginin, özgürlüğün ve güvenin değerini tartışmaya açıyor. Tiyatro Frankfurt, seyircisini bu kez Harpagon’un hesaplarıyla hayatın hesaplanamayan tarafları arasındaki eğlenceli mücadeleye davet ediyor.</p>



<p><strong>Ekip ve oyuncu kadrosu</strong></p>



<p>Koordinatör / Almanca üst yazı uygulaması: Venüs Bekar<br>Yazan: Molière<br>Uyarlayan: Gilles Hoyer ve Kamil Kellecioğlu<br>Yönetmen / Harpagon: Kamil Kellecioğlu<br>Almanca çeviri: Deniz Doğan<br>Reji asistanı / Sahne amiri / Claude Kadın: Gonca Ekiz<br>Sahne tasarımı / Afiş ve grafik tasarım: Hannan Aslan<br>Işık: Emine Andaç<br>Ses: Gamze Şahin<br>Dekor: Güllü Konuk ve Samet Akkoyun<br>Suflör: Gamze Deniz<br>Fotoğraf: Yasemin Şahiner</p>



<p>Cléante: Sinan Çamcı<br>Élise: Deniz Ekim Önal<br>Valère: Volkan Öztürk<br>Mariane: Beyza Hilal Geis<br>Frosine: Gamze Güldoğan<br>La Flèche: Aytaç Saraç<br>Jacques Usta: Sabri Çalışkan<br>Anselme: Alper Yıldırım<br>Komiser: Seyhun Şahin<br>Simon Efendi: Ender Yalçın</p>



<p><strong>PRÖMİYER</strong></p>



<p>13 Kasım 2026 Cuma • Saat 20.00<br>Haus Sindlingen &#8211; Sindlinger Bahnstraße 124, 65931 Frankfurt am Main</p>



<p>İki perde • Türkçe • Almanca üst yazı</p>



<p>Bilgi ve bilet: <a href="https://www.tiyatro-frankfurt.de/cimri.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow"><strong>https://www.tiyatro-frankfurt.de/cimri.html</strong></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/cimri-1026-800-1.jpg" length="117977" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Altın Elma&#8217; başvuruları başladı</title>
		<link>https://egazete.de/altin-elma-basvurulari-basladi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 21:18:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Elma]]></category>
		<category><![CDATA[Frankfurt Türk Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31919</guid>

					<description><![CDATA[Türk sinemasının Avrupa’daki önemli buluşma noktalarından biri olan Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali, 27. yılında da sinemacıları ve genç yetenekleri Frankfurt’ta buluşturmaya hazırlanıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT </strong></p>



<p>Avrupa’da Türk sinemasının en uzun soluklu festivallerinden biri olan&nbsp;<strong>Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali</strong>, 27. yılında sinemaseverlerle buluşmak için hazırlıklarına başladı. Festivalin yarışma başvuruları&nbsp;<strong>8 Ekim 2026 itibarıyla açıldı.</strong>&nbsp;Yönetmen, yapımcı ve sinema öğrencileri eserleriyle&nbsp;<strong>1 Aralık 2026 tarihine kadar</strong>&nbsp;yarışmalara başvurabilecek.</p>



<p>27.Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali,&nbsp;<strong>19–24 Haziran 2027</strong>&nbsp;tarihleri arasında Almanya’nın Frankfurt am Main kentinde gerçekleştirilecek. Festival kapsamında yarışacak yapımlar, farklı kategorilerde jüri değerlendirmesine sunulurken, kazananlar&nbsp;<strong>24 Haziran 2027 gecesi Frankfurt am Main’da düzenlenecek ödül töreninde</strong>&nbsp;ödüllerine kavuşacak.</p>



<p><strong>&#8216;Altın Elma ödülü verilecek</strong></p>



<p>Festivalin geleneksel yarışma bölümleri 27. yılda da Türk sinemasının farklı alanlarından yapımları bir araya getirecek.</p>



<p>Başvurular;</p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması</strong></p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Ulusal Belgesel Film Yarışması</strong></p>



<p><strong>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </strong><strong>Üniversitelerarası Türk Kısa Film Yarışması</strong></p>



<p>·&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <strong>Üniversitelerarası Alman Kısa Film Yarışması</strong> kategorilerinde kabul edilecek.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" width="103" height="271" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/altin_elma.png" alt="" class="wp-image-22105" style="width:127px;height:auto"/></figure></div>


<p>Uzun metraj yarışması, festivalin önemli bölümlerinden biri olarak Türk sinemasını Almanya’daki sinema profesyonellerinin ve seyircilerin bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlıyor. Belgesel yarışması ise gerçek hayatın tanıklığını ve belgesel sinemanın özgün anlatım gücünü Frankfurt seyircisiyle buluşturmayı sürdürüyor.</p>



<p>Festivalin genç sinemacılara yönelik önemli platformlarından biri olan&nbsp;<strong> Üniversitelerarası Türk Kısa Film Yarışması</strong>&nbsp;ve <strong>Üniversitelerarası Alman Kısa Film Yarışması</strong>&nbsp;ise Türkiye ve Almanya’daki üniversite öğrencilerini sinema aracılığıyla bir araya getirerek kültürel ve sanatsal paylaşımı destekliyor. Festivalin resmi düzenlemelerine göre üniversitelerarası kısa film yarışmas,ı genç sinemacıları destekleyen önemli bir bölüm olarak gerçekleştiriliyor.</p>



<p>Festivalin 26. yılında da Türk ve Alman sinema dünyasından yönetmen, oyuncu, yapımcı, akademisyen ve sektör temsilcileri Frankfurt’ta bir araya gelmiş; festival programı film gösterimlerinin yanı sıra söyleşi, panel, sanatçı buluşmaları ve ödül törenleriyle zenginleştirilmişti.</p>



<p>Festival yönetimi, 27. yılında da Türk sinemasının güncel üretimlerini Avrupa’daki izleyicilerle buluşturmayı, deneyimli sinemacılar kadar genç yeteneklere de yeni bir görünürlük alanı açmayı hedefliyor.</p>



<p><strong>Başvurular 1 Aralık’a kadar</strong></p>



<p>Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’nin yarışma başvuruları&nbsp;<strong>8 Ekim 2026 tarihinde başladı</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>1 Aralık 2026 tarihinde sona erecek.</strong></p>



<p>Festivalin uzun metraj, belgesel ve Türk-Alman Üniversitelerarası Kısa Film yarışmalarına ilişkin&nbsp;<strong>başvuru koşulları, yönetmelikler ve detaylı bilgilere festivalin başvuru platformu olan</strong><a href="https://filmfreeway.com/UluslararasiFrankfurtTurkFilmFestivali" target="_blank" rel="noreferrer noopener nofollow">https://filmfreeway.com/UluslararasiFrankfurtTurkFilmFestivali</a><strong>üzerinden ulaşılabilecek ve başvurular bu platform aracılığıyla gerçekleştirilebilecek.</strong>&nbsp;Festivalin resmi internet sitesinde de yarışmalara ilişkin gerekli bilgilere yer veriliyor.</p>



<p>Sinema dünyasının yönetmen, yapımcı ve genç yaratıcılarını 27. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’ne davet eden festival yönetimi, yeni festival yolculuğunu&nbsp;<strong>“Sinemanın ortak dili Frankfurt’ta yeniden buluşuyor”</strong>&nbsp;mesajıyla başlatıyor.</p>



<p><strong>27. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali</strong><br><strong>19–24 Haziran 2027 | Frankfurt am Main</strong></p>



<p><strong>Başvuru başlangıcı:</strong>&nbsp;8 Ekim 2026<br><strong>Son başvuru tarihi:</strong>&nbsp;1 Aralık 2026<br><strong>Ödül töreni:</strong>&nbsp;24 Haziran 2027<br><strong>Yarışma kategorileri:</strong>&nbsp;Uzun Metraj | Belgesel | Türk-Alman Üniversitelerarası Kısa Film</p>



<p>Foto: Egazete.de (Arşiv)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Konuk işçi edebiyatı”ndanAlman edebiyatına doğru</title>
		<link>https://egazete.de/konuk-isci-edebiyatindanalman-edebiyatina-dogru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[göç edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31915</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’ya Türkiye’den işgücü göçüyle ortaya çıkan edebiyatın gelişimi Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda 65’nci yılında ele alındı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Almanya’ya işgücü göçünün edebiyattaki izlerini araştıran Prof. Dr. Yakup Çelik, 65 yıllık göç sürecinde Türkiye’den ve Almanya’dan yazarların verdiği edebi ürünlerin sürekli değişim gösterdiğine işaret ederek, bu edebiyatın ileride Alman edebiyatının bir parçası olacağını söyledi.</p>



<p>Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen “Almanya’ya Türk Göçünün Edebiyattaki İzleri” panelinde bu yıl 65’nci yılında olduğumuz Türkiye’den Almanya’ya göç süreci ve bu dönemde ortaya çıkan edebiyat ele alındı.</p>



<p>Fuarda Türkiye’yi temsil eden Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen panele Türkiye’den Prof. Dr. Emel Topçu (Ankara) ve Prof. Dr. Yakup Çelik (İstanbul) ile Almanya’dan Dr. Latif Çelik katıldı.</p>



<p>Prof. Topçu’nun göç sürecinde kadınların rolüne ve Dr. Latif Çelik’in Almanya’ya göçün geneline ilişkin, 65 yıllık göçün çeşitli aşamalarından görüntüler eşliğinde yaptığı genel değerlendirmeden sonra halen göçün edebiyat bağlamında değerlendirmesini yapan Prof. Çelik, “İlk dönem yazarlarımız sadece roman ve öykü yazıyorlardı. İkinci kuşak bunların yanına şiiri de eklediler. Günümüzde artık her alanda çok değerli ürünler veriyorlar” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="631" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31916" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800.jpeg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800-300x316.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p>Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün Başkanı olan Prof. Çelik, 65 yıllık süreç içindeki edebi gelişmeleri önce “konuk işçi edebiyatı”, sonra “göçmen edebiyatı” ve en sonra da “kültürlerarası edebiyat” başlıkları altında, bu alanlara ilişkin yazarlardan örnekler vererek anlattı.</p>



<p>Edebiyattaki gelişmelerin sosyolojik, kültürel ve ekonomik değişimlerden etkisinde sürekli gelişim gösterdiğini ve bunun henüz sağlam bir temele oturulamadığına işaret eden Prof. Çelik, “1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. Ancak bu edebiyatın ekseriyetinin Almanya’nın bağrında geliştiğini, zamanla iki dilli ve çok kültürlü bir safhaya geçtiği de belirtilmelidir. Bu gelişmeleri Almanya’daki Türklerin, kendileri var etme, kimliklerini sergileme kaygısı etrafından değerlendirmek gerekir” dedi.</p>



<p>İlk yazarların karşılaşılan uyum zorluklarına, yeni yaşam tarzı karşısındaki bocalamaları, vatan özlemlerini işlediklerini kaydeden Prof. Çelik, “konuk işçi edebiyatı” olarak tanımladığı bu döneme damgasını vuran yazarlar arasında Bekir Yıldız, Yüksel Pazarkaya, Gülten Dayıoğlu, Füruzan, Nevzat Üstün, Fakir Baykurt, Habib Bektaş, Aras Ören, Abbas Sayar, Fethi Savaşçı, Güney Dal, Necati Tosuner, Füruzan, Fakir Baykurt, Kemal Yalçın, Dursun Akçam isimlerinin öne çıktığını belirtti.</p>



<p>Göç çerçesinde oluşn edebiyatın ikinci kuşağında ise ağırlıklı olarak Almanya’da doğup büyüyen nesillerin çok kültürlü dünyasının işlendiğini belirten Prof. Çelik’e göre bu dönemin öne çıkan yazarları şöyle: Yaşar Miraç, Yücel Feyzioğlu, Aysel Özakın, Renan Demirkan, Zehra Çırak, Feridun Zaimoğlu, Zafer Şenocak, Saliha Scheinhardt, Nevfel Cumart, Yade Kara, Akif Pirinçci.<br>Prof. Çelik, “kültürlerarası edebiyat” kavramı altında ele aldığı üçüncü aşamanın aktörlerinin de Almanya’ya ilk gelen işçilerin torunları olan ve genellikle Almanca yazanlardan oluştuğunu vurguladı.</p>



<p>Bu yazarların eserlerinin Türk edebiyatı bağlamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceğinin de tartışma konusu olduğunu belirten Prof. Çelik’e göre bu süreçte öne çıkan isimler de şöyle:<br>Feridun Zaimoğlu, Alev Tekinay, Zehra Çırak, Osman Engin, Selim Özdoğan, Safiye Can, Hatice Akyün, İris Alanyalı, Çiğdem Toprak, Deniz Ohde, Fikri Anıl Altıntaş.</p>



<p>Bunların Almanca yazan ve Almanya’nın popüler yayınevlerince basılan yazarlar olduğuna işaret eden Prof. Çelik sunumunu şöyle sonlandırdı:<br>“Bunlardan en dikkat çekici olanı Fikri Anıl Altıntaş. Son romanı Zwischen uns liegt August (Aramızda Ağustos Yatıyor) romanı, nesiller arasındaki göçe, Almanya’ya farklı kültürlere bakış açısını değerlendirmek bakımından oldukça önemli. Nine ile torun arasındaki farklılıklar, Almanya’ya göç etmiş 65 yıllık sürecin oluşturduğu nesiller arasındaki fark gibidir.“</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/goc-edebiyati1026-1-800.jpeg" length="136189" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Piyanist Tuna Tüney Almanya’da üç şehirde solo konser verecek</title>
		<link>https://egazete.de/piyanist-tuna-tuney-almanyada-uc-sehirde-solo-konser-verecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>
		<category><![CDATA[Offenbach]]></category>
		<category><![CDATA[Tuna Tüney]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31911</guid>

					<description><![CDATA[Moskova Çaykovski Konservatuvarı’nda tam bursla eğitimini sürdüren piyanist Tuna Tüney, 23–27 Eylül 2026 tarihleri arasında Almanya’da üç şehirde art arda solo konserler verecek.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Moskova Çaykovski Konservatuvarı’nda tam bursla eğitimini sürdüren piyanist Tuna Tüney, 23–27 Eylül 2026 tarihleri arasında Michelstadt, Mannheim ve Offenbach am Main’da sahne alacak.  Tüney konserlerinde Frédéric Chopin ve Sergei Rachmaninov’un eserlerini seslendirecek.</p>



<p>Genç yaşına rağmen Türkiye ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde konserler veren piyanist Tuna Tüney, Eylül ayında üç konserlik bir Almanya turnesiyle dinleyici karşısına çıkıyor. Almanya&#8217;da daha önce verdiği başarılı konserden sonra bu turne ile Piyanist Tuna Tüney Avrupa&#8217;daki sanat yolculuğuna yeni bir halka ekliyor. Tuna Tüney piyano repertuarının en güçlü ve yorum açısından en zorlu bestecileri arasında yer alan Frederic Chopin ve Sergei Rachmaninov’un eserlerinden oluşan bir program sunacak. Chopin &#8216;in şiirsel ve incelikli müzik dili ile Rachmaninov’un güçlü dramatik ve geniş anlatım dünyasını aynı program içerisinde buluşturacak olan genç piyanist böylece teknik olduğu kadar yorumculuk açısından da iddialı bir repertuarla Alman dinleyicilerin karşısına çıkacak.<br>Turne, 23 Eylül Çarşamba günü saat 19.00’da Michelstadt Schenkenkeller’de başlayacak. Tüney, 25 Eylül Cuma günü saat 18.00’de Mannheim Pauluskirche’de, ardından 27 Eylül Pazar günü saat 18.00’de Frankfurt / Offenbach am Main’da sahneye çıkacak.</p>



<p><strong>Müzik eğitiminde İstanbul’dan Moskova’ya</strong></p>



<p>Piyano eğitimine küçük yaşta başlayan Tuna Tüney, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na birincilikle kabul edildi ve konservatuvardan birincilikle mezun oldu.<br>Tüney, daha sonra dünyanın köklü müzik eğitim kurumlarından Moskova P. I. Çaykovski Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarını kazanarak eğitimine Moskova’da devam etti. Uluslararası öğrenciler arasında giriş sınavında birinci olan genç piyanist, konservatuvarda tam bursla eğitim görme hakkı kazanan ilk Türk öğrenci oldu.<br>Tüney halen Moskova Çaykovski Konservatuvarı’nda piyano eğitimini sürdürüyor.<br>12 yaşında senfoni orkestralarıyla sahnedeydi<br>Tuna Tüney’nin orkestra ile solistlik deneyimi oldukça erken yaşlarda başladı. Henüz 12 yaşındayken İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile solist olarak konser verdi.<br>Sonraki yıllarda Türkiye’nin önde gelen orkestralarıyla çalışmalarını sürdüren Tüney, Gürer Aykal ve Antonio Pirolli gibi önemli orkestra şeflerinin yönetiminde solist olarak sahne aldı.<br>Uluslararası yarışma başarıları ve konserler<br>Tuna Tüney, eğitim yaşamının yanı sıra genç yaşlarından itibaren ulusal ve uluslararası piyano yarışmalarında da yer aldı; uluslararası yarışmalarda birincilik ve ikincilikler dereceleri elde etti.<br>Konser kariyeri Türkiye sınırlarının dışına taşan Tüney; Almanya, Bulgaristan, Rusya, Kazakistan, Abhazya ve Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelerde ve şehirlerde solo resitaller verdi ve orkestralarla solist olarak çaldı, önemli sahnelerde dinleyici karşısına çıktı.<br>Tuna Tüney arka arkaya üç kentte vereceği solo resitallerle Alman dinleyicilerle yeniden buluşacak.<br>Chopin’in şiirsel ve lirik piyano dünyası ile Rachmaninov’un geniş romantik anlatımını aynı programda buluşturacak Tüney’nin Almanya turnesi 23 Eylül’de Michelstadt’ta başlayacak, 25 Eylül’de Mannheim’da devam edecek ve 27 Eylül’de Frankfurt / Offenbach am Main’da sona erecek.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="600" height="853" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tuna-tuney2.jpeg" alt="" class="wp-image-31912" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tuna-tuney2.jpeg 600w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tuna-tuney2-300x427.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>



<p><br>Konser takvimi<br>23 Eylül 2026, Çarşamba – 19.00<br>Schenkenkeller Michelstadt<br>Einhardspforte 3, 64720 Michelstadt</p>



<p>25 Eylül 2026, Cuma – 18.00<br>Pauluskirche<br>Speckweg 16, 68305 Mannheim</p>



<p>27 Eylül 2026, Pazar – 18.00<br>Türkisch Deutscher Klub (TDK)<br>Strahlenberger Str. 129, 63067 Offenbach am Main / Frankfurt<br>Program: Frédéric Chopin ve Sergei Rachmaninov’un eserleri</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/tuna-tuney2.jpeg" length="108219" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Almanya’ya işçi göçünün 65. yılının edebiyat bağlamında değerlendirilmesi</title>
		<link>https://egazete.de/almanyaya-isci-gocunun-65-yilinin-edebiyat-baglaminda-degerlendirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:09:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31908</guid>

					<description><![CDATA[1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Prof. Dr. Yakup Çelik</strong><br><em>Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü Başkanı</em></p>



<p>Yabancı bir toplum içerisinde Türk insanlarının yaşadığı uyum sorunları zaman içerisinde edebiyatta da yansımasını bulacaktı. Yıllar içinde “Konuk İşçi Edebiyatı”, “Göçmen Edebiyatı” “Kültürlerarası Edebiyat” gibi isimlerle anılan çeşitli türlerde edebiyat metinleri oluşturan bu gelişme bir türlü sağlam bir temele oturtulamamıştır. Çünkü bir mekâna veya bir dile ait değildi. Sosyolojik, kültürel ve ekonomik değişimlerin kıskacında gittikçe değişen bir çizgisi bulunmaktaydı.<br>Almanya’ya göçün Türkiye’de yaşayan ve Türk edebiyatında haklı yer edinmiş yazarlar açısından da son derece önemliydi. Onların yaşadıkları ve içine düştükleri uyum sorununu bazen komik bazen de toplumsal ironi açısından işlediler.<br>1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. Ancak bu edebiyatın ekseriyetinin Almanya’nın bağrında geliştiğini, zamanla iki dilli ve çok kültürlü bir safhaya geçtiği de belirtilmelidir. Almanya’daki Türklerin, kendileri var etme, kimliklerini sergileme kaygısı etrafından değerlendirmek gerekir bu gelişmeleri.<br>Göç sürecinin ilk temsilcileri, bilmedikleri bir topluma karşı uyum zorluğu yaşadılar. Bilmedikleri bir dil, alışkın olmadıkları bir yeme – içme, hiç görmedikleri bir yaşama tarzı karşısında bocaladılar. Dolayısıyla ilk yazarlar da vatan özlemi ile bu temaları işlediler. Almanya’ya göç ve problemlerini işleyen yazarlar arasında Almanya’da bulunmuş olanlarla birlikte oraya hiç gitmeyenler de vardır. İlk kuşak yazarları arasında Bekir Yıldız, Yüksel Pazarkaya, Gülten Dayıoğlu, Füruzan, Nevzat Üstün, Fakir Baykurt, Habib Bektaş, Aras Ören, Abbas Sayar, Fethi Savaşçı, Güney Dal, Necati Tosuner, Füruzan, Fakir Baykurt, Kemal Yalçın, Dursun Akçam isimleri öne çıkmaktadır.<br>Bekir Yıldız’ın otobiyografik karakterli Türkler Almanya’da’dan sonra Güney Dal’ın E 5 ve İş Sürgünleri dikkat çekici romanlardır. Bu dönemin romanlarında siyasi söylemler dikkat çeker. İşçilerin hakları, yetkililerin duyarsızlığı sık sık dile getirilir. Yalnız Türkiye’den giden işçilerin değil, toplumcu yazar olmanın gereği olarak, Almanya’da çalışan diğer yabancı işçilerin yaşadığı problemlere de değinirler.<br>Almanya’ya göç çevresinde oluşan edebiyatın İkinci kuşağı ise her iki dili de bilmekle beraber Türk ve Alman kültürü arasında bocalayanlardan oluşur. Almanya’da doğup büyüyen nesillerin çok kültürlü dünyası işlenir. Bir bakıma kendi uyum problemlerini kendileri dile getirmeye başlarlar. Hatta eserlerin bir kısmı Almanca kaleme alınmaya ve yayımlanmaya başlar. Bu yazarlar: Yaşar Miraç, Yücel Feyzioğlu, Aysel Özakın, Renan Demirkan, Zehra Çırak, Feridun Zaimoğlu, Zafer Şenocak, Saliha Scheinhardt, Nevfel Cumart, Yade Kara, Akif Pirinçci, v.b.</p>



<p>Almanya’ya göç çevresinde oluşan edebiyatın üçüncü aşaması ilk giden işçilerin torunları olan ve genellikle Almanca yazanlar meydana getirmektedir. Bu kuşak yazarlarının eserlerinin Türk edebiyatı bağlamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de tartışma konusu yapılmıştır. Bu kuşak yazarlarının eserlerinde ‘’çok kültürlülük ve kültürlerarasılık öne çıkar. Türkiye yaz tatillerinde görülen bir ülke durumundadır.<br>Bu kuşakta öne çıkan isimler: Feridun Zaimoğlu, Alev Tekinay, Zehra Çırak, Osman Engin, Selim Özdoğan, Safiye Can, Hatice Akyün, İris Alanyalı, Çiğdem Toprak, Deniz Ohde, Fikri Anıl Altıntaş.<br>İlk kuşak roman ve hikâye gibi nesir ağırlıklı türleri kullanmış ve toplumsal -sosyal gayeyi öne çıkarmış; ikinci kuşak roman ve hikâyenin yanına şiiri de eklemiştir. Üçüncü kuşak hemen bütün türlerde eser vermiştir.<br>2021 yılında yayımlanan Burası Radyo Şrampol bir büyüme, kendini ve dünyayı keşfetme, kadın dayanışması, göç ve aynı zamanda aşk hikâyesini dile getirir. Antalya’nın Şarampol Semti ile Filiz’in arkadaşı Ella’nın yaşadığı Berlin’in Kreuzberg semti arasında ilgi kurulur. 1990’ların yerel radyo döneminden hareketle. Eser için sesler ve şehirler romanı tanımlaması da çok dikkat çekicidir.<br>Almanca yazan ve Almanya’nın popüler yayınevlerince basılan Türk yazarlardan da söz etmek gerekir. Bunlardan en dikkat çekici olanı Fikri Anıl Altıntaş. Son romanı Zwischen uns liegt August (Aramızda Ağustos Yatıyor) romanı, nesiller arasındaki göçe, Almanya’ya farklı kültürlere bakış açısını değerlendirmek bakımından oldukça önemli. Nine ile torun arasındaki farklılıklar, Almanya’ya göç etmiş 65 yıllık sürecin oluşturduğu nesiller arasındaki fark gibidir.</p>



<p><em>Prof. Dr. Yakup Çelik, Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen “The Traces of Turkish Migration to Germany in Literatur” (Türklerin Almanya’ya Göçünün Edebiyattaki İzleri) başlıklı toplantıya konuşmacı olarak katıldı.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Almanyada-Turk-edebiyati2.jpg" length="103391" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Özel: &#8216;Erdoğan&#8217;ın atadıkları fon vurgunun tam göbeğinde&#8221;</title>
		<link>https://egazete.de/ozel-erdoganin-atadiklari-fon-vurgunun-tam-gobeginde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2026 11:27:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[fon vurgunu]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Özel]]></category>
		<category><![CDATA[yeni parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31903</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Parti Genel Başkanı Özel, fon vurgunu yapanlardan Erdoğan'ın atadığı bürokrat, danışman,bakan, bakan yardımcısı ve bir yakını olduğuna dikkat çekti]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel yeni yasama yılının partisinin ilk grup toplantısında,  fon Erdoğan&#8217;ın bakanı, yakını, atadıklarının vurgunun tam ortasında olduğunu söyledi. </p>



<p>Özel konuşmasında fon skandalına ismi karışan AKP’lilerin isimlerini sıraladı. AKP’nin, “Türkiye Yüzyılı” projesinin mimarının da fon skandalına isminin karıştığını dile getiren Özel, şöyle devam etti:</p>



<p><em>“Dün bu skandala biri daha eklendi, Osman Arıkan Nacar. Fatma Betül Sayan Kaya’nın tam 10 katı parayı vurmuş. Buradan vurulan bina, 3 bin 333 apartman dairesi parası. Bu kişi kim? AKP Sözcüsü Ömer Çelik ile birlikte Bodrum’da tatil yapmış birlikte. Dünden beri kendisinden tık yok. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Fatma Betül Sayan Kaya’yı, Ömer Çelik’i, Hayati Yazıcı’yı söylemesek bunlardan ses çıkmayacak.</em></p>



<p><em>Bu işin parti boyutu, bakan boyutu, Saray’da yakın çalışma arkadaşları boyutu var ve bu işin bir de aile boyutu var. Fon operasyonunun ilk dalgasında gözaltına alınan Enver Çelik var. Buz Yatırım’ın Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Akkaya var. Bunlar serbest bırakıldı savcılıktan. Bir Bin Bin Şirketi var. Lidya ile bu şirket doğrudan ortak. Bin Bin Şirketi’nin sahibinin adı Üsame… Ve bu genç yatırımcı, Erdoğan’ın kardeşinin oğlu, Üsame Erdoğan… Üsame Erdoğan’ın Bin Bin hissesi Nisan 2016’da 200 TL, bugün 200 TL koyan zavallının hissesi 47 TL’den işlem görüyor. Parayı vuranlar aldılar çıktılar. Bu AKP&#8217;lilerin saadet zinciri. Soygunun ekonomiye doğrudan maliyeti 90 milyar dolar…”</em></p>



<p>Özel, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında gerçekleşen Mekke İttifakı ve Yemen&#8217;e asker konuşlandırılmasına da sert çıktı. Anayasa&#8217;nın ilgili maddesine dikkat çeken Özel, Meclis&#8217;te onaylanmadıkça bu kararın uygulanamayacağını vurguladı.</p>



<p>Özel, şunları söyledi: <em>“</em>Suudi Prensi, Cemal Kaşıkçı&#8217;yı İstanbul&#8217;da öldürttü, cayır cayır eritti, kemiklerini çantalarla taşıttı. Erdoğan &#8216;katil&#8217; dedi, Amerika barış deyince barıştı. Şimdi birlikte Suudi Arabistan&#8217;ın Yemen&#8217;le olan savaşına taraf olacaklar. Anayasa&#8217;nın 90. maddesi kapı gibi ortada. İşin içinde asker varsa, silah varsa, bu anlaşma Meclis&#8217;te ononaylanacak. Uluslararası anlaşma basın bildirisi gibi, peçeteye yazılmış bir temenni metni gibi olmaz. <em>Her yönüyle belli olur. Kağıda dökülür, Dışişleri Komisyonunda görüşülür. Meclis’e gelir ve kimin ne oy verdiği kayda geçecek şekilde açık oylamayla tarih önünde karara bağlanır. Sen anlaşmayı getirmeden, doğru formatta bir anlaşma daha ortada yokken, Cumhurbaşkanınca Meclis’e yollanmamışken, Meclis Başkanınca kanun teklifine dönüştürülmemişken, Dışişleri Komisyonunda görüşülmemişken dün karar vermişler. Asker gelecek, bir de rahatlatmak için güya lafa bak ülkeler mevzuatlarına göre bu kararı alacak. Bizim mevzuatımız ne? Kararı Meclis alır. Orada bizim bakan Meclis’in alacağı kararı taahhüt eden imzayı atıyor arkadaşlar. Bu milletvekillerinin ne oy kullanacağına Riyad’a gitmiş, Trump’ın talimatıyla Suudi Arabistan ile, Pakistan ile birleşmiş. Mehmetçiği ölüme gönderebilecek anlaşmaya, Meclis’e anlaşma gelmeden, gelse ne yazar. Anayasanın bu sefer de 92’si var. ‘Asker gidecekse karar tekrar Meclis’ten geçecek.’ Bu yapılmadan gidip de anlaşmalar imzalayıp Mehmetçiğin oraya konuşlandırılması ile ilgili taahhütte bulunuyorlar. Trump’ın Ortadoğu düzeninin bir parçası olmayı kabul etmiyoruz. Anayasanın amir hükümlerine göre usulüne uygun görüşüp kabul edilmemiş uluslararası anlaşmayı kabul etmiyoruz. Mehmetçik’i 100 yıl sonra Yemen çöllerine sürecek maceracılığı, Trump’ın emir askerliğini kabul etmiyoruz.”</em></p>



<p>Yeni Parti Lideri Özel&#8217;in partisinin yeni yasama yılı Meclis Grubu toplantısındaki konuşması şöyle: </p>



<p><em>“Bugün 28’inci dönem beşinci yasama yılının ilk grup toplantısında hep birlikteyiz. Siyasi tarihimize iz bırakan, kara lekeler bırakan ve büyük başlangıçları not düşen bir yaz dönemini hep birlikte geride bıraktık. 19 Mart 2025 darbesinin ardından 21 Mayıs 2026 sivil darbesini de hep birlikte yaşadık. AK Parti’yi ilk kez bir seçimde mağlup eden, hep birlikte 47 yıl sonra partimizi birinci partiye yaptığımız sizi dostlarımızla, yoldaşlarımızla, yol arkadaşlarımızla birlikte bir yargı darbesine muhatap olduk. Mutlak butlan ve mutlak sultan ittifakını kuranlar partimize saldırdılar, kapılarını kırdılar. Gaz bombalarıyla, plastik mermilerle içeri girdiler. Aziz Atatürk’ün hatırasını tarumar etmeye kalktılar. İşte biz o gün binaları hep birlikte ardımızda bırakarak milletimize, milletimizin vicdanına sandık. Eskimiş, köhnemiş, çürümüş bir siyaset anlayışından ayrıştık; Atatürk’ün mirasını omuzlayarak o binadan ayrıldık. Milletimizin talimatıyla YENİ Partimizi kurduk. Kurulduğu gün bu Meclis’te ana muhalefet partisi olduk. Kurulduğu gün anketlerin birinci partisi olduk ve artık Atatürk’ün partisi cismen, fiziken maalesef orada işgal altındadır. Ancak Gazi’nin, Cumhuriyet’in mirası sizlerin ellerinde, omuzlarında hepimize emanettir. YENİ Parti’ye emanettir.</em></p>



<p><strong>“ANADOLU’NUN DÖRT BİR YANINDA OLACAĞIZ”</strong></p>



<p><em>Birileri evlerinden, partilerinden burnunu çıkaramazken ve iktidar partisi kadroları sokağa çıkamaz, esnafa gidemez, pazar gezemezken değerli grubumuz sahadan bir an olsun ayrılmadı. Partinin kuruluş sürecinde milletimizle birlikteydik. Partimizin teknik kuruluşunu yaptığımız grubumuz yaz tatili boyunca da kendi illerinde, ilçelerinde, beldelerinde, köylerinde; ardından eylül ayındaki planlanan kapsamlı iki ayrı 10’ar günlük programla 61 ilde halkımızla bir araya geldiler, sorunları dinlediler ve en önemlisi YENİ Parti’nin çözüm önerilerini anlattılar. Ekim ayı içinde de bu 61 rakamı hızla 81’e tamamlanıyor ve tüm illerimize çok sayıda milletvekilimiz temas etmiş olacak. Meclis’te çalışmaya başlıyoruz. Şüphesiz ki partimiz geleneğinden gelen bir şekilde bir büyük millet meclisinde mücadelenin ve kaliteli yasamaya katkının, iktidar olduğu dönemlerde de çok önemli kazanımları yasalaştırmanın geleneğinden gelen bir partidir. Öyle olduğu için Meclis çalışmaları, Meclis’e katılım önemlidir. Ancak bir yandan her gün seçim bir gün daha yaklaşmakta, milletin umutları YENİ Parti’ye bağlamaktadır. Bunun için bu yasama döneminde Meclis’te olacağız, komisyonlarda olacağız; gerektiğinde hep birlikte, gerektiğinde yeteri kadar olacağız. Ama koca bir yıl boyunca ta ki seçim gelene kadar, o sandık gelene kadar bütün grubumuzla birlikte Anadolu’nun dört bir yanında sahada olacağız.</em></p>



<p><strong>“BÜTÜN TAKTİKLERİ; UMUTLARI KIRMAK”</strong></p>



<p><em>Bütçesini milletin oluşturduğu bir parti olarak, hiçbir toplantımızı ve milletvekili kampımızı dahi otellerde, dışarılarda, lüks yerlerde değil milletimizin mütevazı bağışlarıyla kiralayabildiğimiz genel merkezimizde yaptık. Yemeklerimizi genel merkezimizin yemekhanesinde yedik. Çalışma toplantılarımızı orada yapıyoruz. Bundan sonra da milletin emanetine gözümüz gibi bakarak, her bir kurşun hesabını milletimize; bizi ayakta tutanlara, küçücük gelirlerinden bize bir pay ayıranlara hesap vererek yapacağız. Yeni dönemde milletin YENİ Parti’den beklentileri büyük. Yeni dönemde sokağın, çarşının, pazarın, tarlanın, evlerin, evdeki kadınların, umutsuz gençlerin sesi olmaya; emeklinin &#8211; emekçinin, esnafın &#8211; çiftçinin, arıcının &#8211; balıkçının umutlarını yeşertmeye, onları ayakta tutmaya devam edeceğiz. Buradan tüm milletimize sonda söyleyeceğimi baştan bir kez daha söyleyeyim. Bütün taktik, umutları kırmaktır. Bütün taktikleri, beklentiyi yok etmektir. ‘Artık olmaz, artık değişmez, bunlar yenilmez. Yenilse de gitmez’ gibi kendilerini umutsuzlukla, seçmenin umutlarını kırarak ayakta tutmaya çalışanlara karşı umut buradadır, heyecan buradadır, her yaştan genç buradadır. Herkes emin olsun ki o sandığa varacağız, o seçimi alacağız.</em></p>



<p><strong>“ŞİKAYET EDİLEN ALIŞKANLIKLARI TERK ETME SÖZÜ VERDİK”</strong></p>



<p><em>Değerli arkadaşlar, her yerde AK Parti’nin kara düzeni hakim. Bu kara düzeni yıkmanın, yerine yeni bir düzen kurmanın tek umudu YENİ Parti’dir. YENİ Parti ilk kurulduğunda ‘YENİ Parti’de ne yeni olacak?’ sorusu önemli, son derece haklı, son derece meşru bir soruydu. Demiştik ki ‘Biz YENİ Parti’de kurulduğumuz gün ana muhalefet partisi olduğumuz gibi, YENİ Parti eskiyi terk edecektir.’ Eskiden şikayet edilen tüm alışkanlıkları terk etmenin sözünü vermiştik. Demiştik ki ‘Demokrasiyi kendi evinde kurmadan Türkiye’ye vaat edemezsiniz. YENİ Parti’de doğrudan demokrasiye geçeceğiz. Hep söylenen, hep reddedilen. ‘Kanuna aykırı, öyle olmaz, böyle olmaz’ denilen bir umudu, bir beklentiyi kanununu değiştirmesek de kanuna uyarak ama daha fazla çalışarak, daha fazla toplanarak, hep birlikte inanarak başaracağız’ demiştik. Dedik ki ‘Gelin YENİ Parti’ye üye olun. İlçe başkanını siz seçin. İl başkanını siz seçin, genel başkanı siz seçin. Seçtiğiniz il başkanları ilçe başkanları artık bir yarış kazanmak için liste yapmayacak. Önümüzdeki, yani parti içi yarışı düşünerek değil; gireceğimiz seçimi düşünerek, ilçeyi kapsayacak, rakibini yendiyse geride bıraktıysa onu dışlamayarak, onu kucaklayarak onunla birlikte listeler yapacak. En sonunda mahalle meclisleri ile, ilçe meclisleri ile, il meclisleri ile siyaset sokakta, mahallede konuşularak başlanacak. Yukarıdan aşağıya değil aşağıdan yukarıya doğru örülecek, güçlenecek ve hep birlikte büyük bir imece ile çoğalarak, televizyondan duyduklarımızı sokakta anlatarak değil; sokakta konuşulanların, mahallenin, köyün beklentisini, beldenin ihtiyacını, ilçenin talebini, ilin sesini Ankara’ya duyurarak bir büyük siyasete hep birlikte öreceğiz’ demiştik. Onun sözünü vermiştik.</em></p>



<p><strong>“ÖN SEÇİMLERİ YÜZDE 62,5 KATILIMLA GERÇEKLEŞTİRDİK”</strong></p>



<p><em>Bu hafta sonu resmi kongrelerimiz bitti. Önceki hafta tüm üyelerimizin katılımıyla ilçe başkanlarımızı seçmiştik. Şöyle bir durumun karşısındayız. Toplam 820 ilçede şu ana kadar, ilçe kongreleri tamamlandı. Tüm ilçelerde tüm üyelerimiz ilçe başkanı için sandığa gittiler. Türkiye çapında yüzde 62,5’luk ki hemen hemen adayların yarısında yarış var, yarısında tek adayken, yüzde 62,5’luk bir katılım oranıyla Türkiye’de ilk kez denenen bir işi yüzde 62,5’luk bir katılım oranıyla ön seçimleri gerçekleştirdik. Peki göstermelik mi oldu bu iş? Hayır. Yarısına yakın yerde yarış oldu. Birden fazla adayın yarıştığı ilçelerin yüzde 47’sinde kurucu ilçe başkanı değişti, yerine üyeler yeni bir ilçe başkanını görevlendirdiler. Yani yarışın yarısını kurucu ilçe başkanları önde tamamlarken, diğer yarısını diğer adaylardan birisi yaptı. Yani üyemiz kimin yöneteceğine, kimin devam edeceğine, kimin biraz dinlenip yeni bir adaya, bir kadına, bir gence, bir başka isme katkı sağlamaya görevlendireceğine bizzat üyelerimiz karar verdi. Tarih önünde ifade etmek isterim ki; bu adım bugün bakıldığında ilk adımdır. Yeni bir adımdır. Ne bizim ne bundan sonra Türkiye siyasetinin geriye adım atamayacağı çok ileriye yönelik çok büyük bir adımdır. Bugün itibariyle YENİ Parti’nin üye sayısı bu sabah 753 bine ulaştı. Üye sayımız hızla artmaya devam ediyor. Sırada il başkanlığı seçimleri var. 81 ilde 18 Ekim günü üyelerimizin tamamı, yani düne kadar üye olmuş 753 bin kişi il başkanlığı için oy kullanacak. Buradan açıkça ifade ediyorum. Verdikleri mücadeleyle, kuruluş sürecindeki emekleriyle tüm kurucu il başkanlarımıza, teşekkür ediyoruz. Buradan bütün Türkiye’nin önünde ifade ediyoruz ki; tüm üyelerimiz hangi il başkanını gelecek seçimde görevlendirirse il başkanımız odur. Karar başımızın üzerinedir. Verilecek karar üyemiz bizzat kendisine emanettir.</em></p>



<p><strong>“YENİ SİYASETE UYGUN ANLAYIŞLA KOL KOLA YÜRÜNECEK”&nbsp;</strong></p>



<p><em>Tabii burada bir memnuniyetimi ifade edeyim. Birazdan Artvin’e tekrar değineceğim bir başka başlık altında. Artvin seyahati için Rize Artvin Havaalanına uçtuk. Rize’nin Pazar ilçesindedir havaalanı. Pazar’da geçtiğimiz günlerde bir sel felaketi yaşanmış. Esnaf, çarşı esnafı büyük zararlara uğramış. Evler hasar görmüş. Pazar’a geçmiş olsun ziyareti için gittim. Dolaştık, geçmiş olsun dileklerimizi, yardıma koşan belediyelerimizin emeklerini, gayretlerini milletimizin, Pazarlıların takdir ettiğini gördük. Eksik olanları not aldık, ilgili arkadaşlarımızın Meclis zemininde ifade etmesi gereken hususlar var. En son her şey bittiğinde bir yerde oturduk. Çay ikram ettiler. O sırada ilçe başkanı geldi. İlçe başkanına dedim ki ‘Başkanım nasıldı seçim, rakip var mıydı?’ Dedi ‘Vardı.’ Dedim, ‘Kim kazandı?’ ‘Ben kurucu ilçe başkanıyım, ben kazandım.’ Dedim ki ‘Rakibin nerede?’ Oradan seslendi, ‘Benim başkanım’ dedi. Dedim ki ‘Nasıl aranız?’ ‘Çok iyi başkanım’ dedi. ‘Size’ dedi ‘Tüm üye ile seçim yapmasanız ben aday olmazdım. Yarıştım, başkan kazandı ama iyi ki kazanmış çünkü pazartesi sabahı bana telefon açtı. Yönetim listesini birlikte yapalım’ dedi. Ona da helal olsun, sana da helal olsun, dedim. Bana değil Pazar’da uygarca yarışıp kazanınca rakibini arayana, kaybedince küsmeyip partiye koşana, birlikte liste yapana, esas meseleyi doğru anlayanlara yani rakibini partinin içinde değil şu an ülkenin başında olduğunu anlayanlara helal olsun. Tabii bir işi ilk kez yapıyoruz, bir iş ilk kez yapılırken hatası olur, kusuru olur, eksiği olur. Şimdi dönüp bakıyoruz, bir yönergemiz vardı. Seçimi kazanan aday, rakibine sordu mu? Birlikte çalıştılar mı? Şehri kapsayan bir liste yaptı mı? Meslek dağılımı tamam mı? Gelecek seçime bu yönetim taşır mı? Çok uzaklardan çok iyi haberler oluyor bazen çok yakınlarda çok kötü haberler geldi. Rakip, ‘listeyi kapsamadılar, eksik bıraktılar.’ Tamamı, Genel Başkanın, yönetimin teminatı altındadır. Listeler yapılırken eksik bırakan, rakibini kapsamayan, yönergeye uymayan varsa onun düzeltilmesi, düzeltmeyenin karşısına geçmek, düzeltenin arkasında durmak, Genel Başkanın boynunun borcudur. Sözüm meclisten dışarı, ya yeni siyasete uygun bir anlayışla, kardeşlik, dostluk, yoldaşlık hukukuyla, kol kola girilecek, birlikte yürünecek, zafer birlikte kazanılacak, yok eski siyasete meraklı olanlar yine geride kalacak, yola yeni siyasetçilerle yürünecek.</em></p>



<p><strong>“HAK ETTİĞİNİZİ DUYACAKSINIZ”</strong></p>



<p><em>Değerli arkadaşlarım, 1 Ekim’de Atamızın kurduğu Meclis’in açılışına katıldık. Atamıza Meclis Başkanı’nın başkanlığında çelengimizi sunduk. Meclis Başkanının açılış konuşmasını dinledik, İstiklal Marşımızı hep birlikte okuduk. Daha sonra bir siyasi partinin genel başkanı kürsüye çıktığında salondan ayrıldık. Birileri çok rahatsız olmuşlar, ‘Genel Başkanımızı nasıl dinlemezsiniz’ diye feryat ettiler. Yerel seçimlerin birinci partisinin başına mahkeme kararıyla kayyım atananların neyini dinleyeceğiz? Rakipleriyle mertçe yarışmak yerine kendini yeneceğinden korktuğu rakipleri hapse atan ve ülkeyi baskıyla, korkuyla yönetmeye çalışanların neyini dinleyeceğiz? Kimse kusura bakmasın, bu ortamı yaratan Erdoğan’ın bizzat kendisidir. Bundan sonra Erdoğan’a sesleniyorum. Hak etmediğimizi duyarsak hak ettiğinizi duyacaksınız. Kazanmadığı ilçeyi, belediye meclis üyelerini, belediye başkanlarını şantajla, tehditle, baskıyla, rüşvetle alanlara, saflarına katanlara, sonra da pişkin pişkin o ilçeyi kazanmış gibi caka satanlara yani milletin vermediği emaneti çalan, milli irade hırsızlığına kalkışanlara söylüyorum. Bundan sonra ne ekerseniz onu biçeceksiniz.</em></p>



<p><strong>“ERDOĞAN BU İŞİN TAM GÖBEĞİNDE”</strong></p>



<p><em>Yeni yasama yılına asrın soygununun yakıcı ortamında başlıyoruz. Milletimiz geçim derdiyle kıvranırken iktidarın açtığı yolda, iktidar partisinin mensuplarının içinde olduğu asrın dolandırıcılığıyla, asrın soygunuyla, asrın vurguyla tanıştık; milletimiz buna muhatap oldu. Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına resmen çöküldü. 800 milyar liralık vurgun çarkı üç-beş kuruşunu enflasyondan korumaya, bir kenarda arttırmaya, belki biriken borçları bu vesileyle kapamaya çalışan küçük yatırımcının üzerine devrildi. 455 bin tekil yatırımcı, 2 milyondan fazla doğrudan fondan etkilenen insan ve 5 milyona yakın toplamda bu işten zarar gören mağdur var. Erdoğan’ın atadıkları bu işin tam içinde, tam göbeğinde. Biri büyükelçi, biri Cumhurbaşkanı başdanışmanı, biri istişare kurulu üyesi, biri Varlık Fonu yöneticisi. Diğerleri Erdoğan’ın yardımcıları, milletvekilleri, Bakanları, Bakan yardımcıları, bürokratları. Fatma Betül Sayan Kaya 163 milyon lira, 27 ev parası… 6 milyon liralık kabul ettiğimiz ortalama bir ev parasından 27 ev parasını bir yerlerden bulmuş, gitmiş ve fona koymuş. Beş ay sonra ‘Çık’ dedikleri gün çıkmış ve 2,2 milyar lira, 367 ev parasıyla oradan ayrılmış. 27’sini koyup, 340’ını gariban vatandaşın sırtından çarpıp 367 ev parasıyla oradan ayrılmış. Peki bu konuda Erdoğan ne diyor? ‘Fatma Hanım şeytana uydu, nefsine yenik düştü’ diyor. Fırından 20 liralık bir ekmeği görüp de nefsine yenik düşenler içeride. Bayram sabahı evdeki çocukların nefsi körelsin diye zengin mahallesinden bir tepsi baklavayı alıp altı evladına yediren adam 14 yıl hapisle içeride. Ama devletin, İBB’nin burslarıyla büyümüş, bütün ailesi ayrı ayrı kayrılmış, kendi her makamlara gitmiş, her paraları kazanmış Fatma Betül Sayan Kaya ‘Nefsine uymuş yazık garibim’ diye ifadeye bile çağrılmaksızın dışarıda. Bir tane tövbe hesabı açmışlar. Bir tane etkin pişmanlık hesabı açmışlar. Ana parayı ayırmış, faizini kaydırmış, bu meseleden kurtulmaya çalışıyorlar. İşte AK Parti’nin ikili hukuk sistemi, işte kul hakkı yiyen AK Parti’nin kara düzeni budur. Bu düzen değişmeden kimseye huzur yoktur.</em></p>



<p><strong>“ADI; TERA ÇAMAŞIR MAKİNESİDİR”</strong></p>



<p><em>Fatma Hanım elbette yalnız değildir. İşlemlerini… Kendisi söylemiş, diyor ki ‘Ben eğer bilseydim bu işleri kendi adıma yapar mıydım?’ Onun bilmediği ama şu anda Bakanlar Kurulu’nda bulunan en az bir, belki birden çok Bakan’ın bildiği, bütün AK Parti bürokrasisinin bildiği bir şey var. Bu işleri çantacılara yaptırıyorlar. Ya da parayı Lüksemburg’a yolluyorlar, orada bir offshore hesabına koyuyorlar. Sonra yabancı yatırımcı yani ‘bıyıklı yabancı’ diyorlar bunlar, yabancı yatırımcı… Belki bu bakan için ‘pis sakallı yabancı’ diye söylenebilir. Lüksemburg&#8217;daki offshore hesaptan Türkiye’de yabancı yatırımcıymış gibi o TERA’da taklaları atıyorlar, paraları kazanıyorlar. TERA fon için, ileride daha çok konuşacağız, bu fon sadece paraya para katılan bir yer değildir arkadaşlar. Dünyanın en büyük çamaşır makinesidir. FETÖ borsasının kirli parasının, İBB borsasının kirli parasının içinde tur atıldığı, üç ileri &#8211; bir geri yıkandığı, ön yıkama &#8211; son yıkama &#8211; sıkma derken İBB borsasının parasının temizlendiği yerin adı; TERA çamaşır makinesidir. Çok yakında ya bu çamaşır makinesinde aklanan paklanan paraların, aklayan paklayanın peşine düşecekler ya da milletin merdanesinde millet tarafından sıkılıp bir tarafa atılacaklar. Hep birlikte göreceğiz.</em></p>



<p><strong>“HAYATİ BEY’İN OĞLUNA GELİNCE 1 SAATTE TEDBİRİ KALDIRDILAR”</strong></p>



<p><em>Tabii Fatma Hanım dili döndüğünce, usturupla şunu söylüyor. Diyor ki ‘Ben yalnız değildim.’ Elbette yalnız değil. Yavaş yavaş ortaya dökülüyor, her gün yeni bir tanesi dökülüyor. Örneğin kısaca hatırlayalım. Sayın Hayati Yazıcı’nın oğlu orada. Mal varlığına tedbir konuluyor. Bir bakılıyor ki ‘Bu Yazıcı bizim Hayati Başkan’ın oğlu Yazıcı.’ Ortağı da işin burasına kadar içinde ama Hayati Başkan’ın oğlunun mal varlığına konan tedbir 1 saat içinde arkadaşlar, 1 saat içinde kaldırılıyor. Bakın İstanbul’da tutuklu belediye başkanlarımızın, annesinin, babasının, oğlunun, kardeşinin hesaplarına, üç kuşaklı şirketlerine tedbir koydular. 18 aydır duruyor. Şirketten maaş ödenecek, o bile hakim imzasına tabi. O şirketin üç kuşaktır işletenlere asgari ücret veriyorlar, ‘Bununla geçineceksin’ diyorlar. 18 aydır tedbirler kalkmıyor. İtirafçı olandan tedbiri kaldırıp, kendini salıp, malı iade edip; itirafçı olmayanın yedi sülalesine zulüm ediyorlar. Hayati Yazıcı’nın oğluna gelince 1 saatte tedbiri kaldırıyorlar. Ben ‘Hayati Bey’in oğluna da zulüm yapılsın’ demiyorum. Ben ‘Bir hukuk varsa herkese eşit uygulansın’ diyorum. Ayrıca iki dönem AK Parti’de milletvekilliği yapan Sayın Ertan Aydın, Türkiye Yüzyılı kampanyasını yapan isim. Öyle bir noktada ki şimdi yurt dışına çıkış yasağı getirilmiş ve Ertan Aydın bir köşede duruyor. Açılacak tövbe hesabına parayı koyarsa ona da hiçbir şey olmayacak inşallah. ‘Türkiye Yüzyılı’ dediler, yüzyılın soygununu yaptılar. Bundan sonra ‘Türkiye Yüzyılı’ yazısını gören yüzyılın soygununu hatırlasın.</em></p>



<p><strong>“BANA ARKADAŞINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM”</strong></p>



<p><em>Dün AK Parti’nin saadet zincirine bir isim daha eklendi. AK Partili bürokrat Osman Arıkan Nacar. Şirket, E-Data. Para, 20 milyar lira. Yani çektiği para 20 milyar lira, Fatma Betül Sayan Kaya’nın tam 10 katını vurmuş. Peki kaç daire parası? Çünkü ‘milyar’ deyince altı sıfır-maltı sıfır, Anadolu’da bazen kafa karışıyor. Benim annem, babam bile tam bu 1 milyar lira nedir? Anlaşılmıyor. Buradan vurulan para 3 bin 333 apartman dairesi parası. Peki bu parayı kim kazanmış? Osman Arıkan Nacar. Peki normal şartlarda bu salondan birinin, herhangi birinin ailesinden, yedi sülalesinden birinin fondan vurgun yaptığı çıksa manşet olur değil mi? Peki bu kimmiş? 15 gün önce tatilini en yakın arkadaşıyla yapmış. En yakın arkadaşıyla baş başa tatil yapmış. Kimmiş? AK Parti’nin Sözcüsü Sayın Ömer Çelik’miş. Bodrum’da tatil yapmışlar beraber. Parti Sözcümüz; dün açıkladı, dünden beri kendinden tık yok. Tatil arkadaşından haber gelmiş. ‘Efendim bazı yerlerde firar etti diyorlar, İstanbul’dayım.’ ‘Tatil yaptın mı Ömer Çelik’le?’ ‘Yaptım, yakın arkadaşım.’ Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Fonzipçi Ömer. Ne diyorlardı, ne diyorlardı? ‘Biz üstüne gidiyoruz.’ Kimin üstüne gidiyorsunuz? Fatma Betül Sayan Kaya’yı biz söylemesek, tık yok. Türkiye Yüzyılı Ertan Aydın’ı biz söylemesek, tık yok. Hayati Yazıcı’nın oğlunu söylemesek, tık yok. Ömer Çelik’i söylemesek, tık yok. Ömer Bey geçip televizyonların karşısına kasım kasım etik anlatıyor, rahmetlinin cenazesinde. Ömer Bey etiği anlatmayacaksın, etiği yaşayacaksın. Önce temizliğe sağ kolundan başlayacaksın.</em></p>



<p><strong>“BU İŞİN BİR DE AİLE BOYUTU VAR”</strong></p>



<p><em>Şimdi tabii bu işin Parti Sözcüsü boyutu var, kabinlerde Bakan boyutu var, Genel Başkan Yardımcısı boyutu var, sarayda yakın çalışma arkadaşları boyutu var. Ama bu işin bir de aile boyutu var. Bir de aile boyutu var. Şimdi bir bilgiyi de biz buradan paylaşalım. Bugünün bilgisi de bu olsun. Sonra devam ederiz. Fon operasyonun ilk dalgasında gözaltına alınan Lydia Holding var. Yönetim Kurulu Başkanı Enver Çelik. Bulls Yatırım var, AK Partililerin en iyi bildiği fonun yatırım şirketi. Kim var orada, başında gizli sahibi kim, kim özendirdi sizi oraya? Hepiniz biliyorsunuz. Yönetim Kurulu Başkanı Bulls Yatırım’ın; Kemal Akkaya. Bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bunlar tutuklanamayacak kadar büyükler. Bunlar nezareti kapısından giremeyecek kadar büyük lokmalar. O yüzden bunlar savcılıktan serbest bırakıldılar. Bu şirketin yönettiği ve tasfiye edilen toplam 15 fon var. Bu isimler Lydia Holding’in ortağı olduğu 1000 Yatırımlar Holding, şehir içinde scooter kiralama hizmeti sunuyor. Adı; BinBin. BinBin şirketi pay sahiplerinden biri Lydia Holding ve EC Yatırım Holding. Lydia ile bu şirketler doğrudan ortak. Peki BinBin var ya BinBin. 1000’den geliyor BinBin. Sahibinin adı Usame. ‘Bin’ dediği şeyin adı 1000. Bu genç yatırımcı, Erdoğan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’ın oğlu Usame Erdoğan. Şimdi yani BinBin’i halka arz eden firma, Bulls Yatırım. Orta firma, Lydia Holding. Lydia, Bulls, BinBin doğrudan bağlantıda ve ortaklar. Lydia Holding hakkında şu bilgiye herkes çok şaşırmıştı. Gerçeğe aykırı olarak borsada aşırı yükselen şirketler konuşulurken Lydia Holding’in kaç kat değer kazandığı görülünce ‘Ne iş yapıyor?’ diye bakılmıştı, çalışan sayısı kaçtı? Sıfır. Hiç çalışanı yok. Sıfır çalışanlı bu Lydia Holding’in içinde olduğu, Usame Erdoğan’ın… Yani Usame Erdoğan Tayyip Bey’e ‘Amca’ diyor. Öz amcası. Kardeşinin oğlu Usame Erdoğan’ın BinBin hissesi işler yoldayken Nisan 2026’da 200 lira, rekorlar kırmış, para yatıran kazanmış, herkese ‘Koşun koşun’ demişler, ‘Usame’nin şirkete koşun.’ ‘Mustafa Erdoğan’ın oğlu zarar mı eder? Paraları koyun.’ Herkes koymuş, işi bilenler çekilmiş. Bugün 200 lira koyan zavallının hissesi 47 liradan işlem görüyor. Parayı vuranlar kenarda oturuyorlar.</em></p>



<p><strong>“‘YAKINDA DIŞ GÜÇLERE BAĞLAR’ DİYORDUM”</strong></p>



<p><em>O yüzden şimdi tam oraya geliyorum ama Erdoğan’a şunu söyleyelim. Bakan orada, eski bakan orada, genel başkan yardımcısı orada, danışmanlar orada, atadıkların fonun başında. Sen ilk günler diyordun ki ‘Ucu nereye çıkarsa çıksın ilerleyeceğiz. Kime dokunursa dokunsun devam edeceğiz.’ Birden çark etti bundan. Vallahi ben diyordum ‘Yakında bu işi dış güçlere bağlar’ diye. Diyor ki, ‘Türkiye’nin iktisadi güvenliğine sabotaj düzenlendi.’ Şimdi bu acizliğe güler misin, ağlar mısın? Ama şöyle bir şeyi görmek lazım. Bu AK Partililerin saadet zinciri. Milleti soyup soğana çevirmişler. Borsadaki kayıp 3,5 trilyon, tasfiye fonlardaki para 800 milyar lira. Soygunun ekonomiye doğrudan maliyeti 90 milyar dolar. Ne diyorduk? Asrın felaketi. 11 il yıkıldı, asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar. Devlet açıklıyor. Asrın soygunun maliyeti 90 milyar dolar. Asrın felaketinin maliyeti 100 milyar dolar, asrın soygununun maliyeti 90 milyar dolar. Neredeyse depremin 11 ilde yıktığı ve ortaya çıkardığı bütün kaybın yüzde 90’ını AK Parti’nin kara düzeninde AK Parti’nin saadet zincirinden vurmuşlar. Şimdi Erdoğan diyor ki, ‘İktisadi güvenliğe sabotaj düzenlendi.’ Eğer bir sabotaj varsa, iktisadi güvenliğe sabotaj, bir ülkede yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran, yani kendi bakan yardımcısını önce Cumhuriyet Başsavcısı atayan, siyasi operasyonlar yapan, sonra onu bakan atayan, bu sabotajın başındadır. Eğer bir ülkede yargı bağımsızlığı ortadan kalktıysa, hukukun üstünlüğü ortadan kalktıysa; ekonomiye, iktisadi güvene sabotaj tam oradadır. Hele hele liyakatsiz, partizanca atamalar varsa sabotaj tam oradadır. Şimdi kim para koymuş? Gördük. Kim atamış? Duyduk. Kim kazanmış? Duyduk. Kim kaybetmiş? Duyduk. Peki bu atamalarda atananlar, yani diyorlar ‘Ya Allah’tan korkmuyorsanız Erdoğan’dan da mı korkmuyorsunuz? Bu Erdoğan’a nasıl yapılır?’ Yani şöyle bir çitileme faaliyetiyle nasıl bütün FETÖ&#8217;cülerin her isteğini yapıp da FETÖ sabunuyla ellerini yıkayıp, bir günahı yokmuş gibi kenara geçti beyefendi. Şimdi Erdoğan’ın hiç bu işlerden haberi yok, bir yerlerde birileri iktisadi sisteme sabotaj yapmış, Erdoğan da bunu Zeynel Emre’nin yaptığı basın açıklaması ile öğrenmiş. Böyle bir durumdayız şimdi.</em></p>



<p><strong>“‘BU İŞLE HİÇ İLGİMİZ YOK’ DİYOR YA…”</strong></p>



<p><em>Şimdi buradan milletimize arz ediyorum. Soruşturmada adı geçenler, tutukluluk durumlarına göre ve atayan kişiye göre tam liste. Emre Alkin, TERA Yönetim Kurulu Üyesi, tutuklu. Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu’na atanmıştır. Kerem Alkin, TERA Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi. Tutuklu. Türkiye’nin OECD Daimi Büyükelçiliğine Erdoğan tarafından atandı, Varlık Fonu ve Halkbank yönetimine Erdoğan tarafından atandı. Emre Tezmen, TERA Yönetim Kurulu Başkanı. Tutuklu. Fatma Hanım ve ailesiyle yakın ilişkili. Erkan Kilimci, TERA’nın Genel Müdürü, tutuklu. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. 200 liranın üzerinde imzası var, Erdoğan tarafından atandı. Fecir Alptekin, TERA Yönetim Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi. Erdoğan’ın imzasıyla atandı. Abdulkadir Özkan, TERA Yönetim Kurulu Üyesi. Tutuklu. Başbakanlık Başdanışmanı. Erdoğan tarafından atandı. Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı Basın Müşavirliği yaptı. Erdin Özel, TERA Portföy Yönetim Kurulu Başkanı. AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısıydı. Erdoğan tarafından atandı. Muhammet Yarız, Pusula Portföy’de yönetici. Tutuklu. Eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi. Özdemir Ataseven. Özata Yönetim Kurulu Başkanı. Tutuklu. AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı. İskender Balcı, fonda yönetici. Tutuklu. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı. Şimdi öyle bir şey yapıyor ki; ‘Biz bu işin bir yerinde yokuz.’ Vallahi Erdoğan’a şöyle söylemek lazım. O zaman zaman böyle hatırlatmalar, böyle imalar yapıyor. Ey Erdoğan atayan AK Partili, atanan AK Partili. Soyan AK Partili. Maalesef soyulan da AK Partili. Hakkını arayan da YENİ Partili. Hadi bakalım. Sen bu işin tam ortasındasın. Hani ‘Bizim bu işle hiç ilgimiz yok’ diyor ya. Desek desek bir tek biz deriz. Atayan AK Partili, atanan AK Partili. Soyan AK Partili, soyulan AK Partili. Ama soyulan AK Partili kardeşlerime söylüyorum. Sizin hakkınızı aramak da boynumuzun borcudur. Çünkü karıncanın kardeşi var. O da YENİ Parti’nin ta kendisidir.</em></p>



<p><strong>“OKULLARDA GÜVENLİK YOK, ERDOĞAN 3 BİN KORUMAYLA GEZİYOR”</strong></p>



<p><em>Erdoğan Türkiye’nin iktisadi güvenliğini koruyacaklarından bahsederken, maalesef ülkenin evlatlarının güvenliğinden haberi dahi yok. Dün gördüm, kahroldum. Dedim ki, ‘Göreceğiz, bununla yüzleşeceğiz.’ Bu ne biliyor musunuz? Kurşungeçirmez okul çantası. Bunu internette satıyorlar. YouTube’a yazın kurşungeçirmez okul çantası. Çanta poligonda gidiyor. Her mesafeden kurşun sıkıyorlar. Burası kurşungeçirmez malzeme kaplı. Çantadan geri dönüyor. Çocuğa gösteriyorlar, ‘Kurşun sıkılan yöne doğru çantayı tutup arkasına saklanacaksın’ diye. Bu niye? Okulda polis yok diye. Okulda güvenlik yok diye. Okulda çocuğu koruyacak yok diye. Yok vallahi. 3 bin kişi Cumhurbaşkanını korumakla meşgul çünkü. Okula bulunamayan polisler Cumhurbaşkanını koruyorlar. 3 bin korumayla geziyor. İşte Türkiye’nin acı gerçeği budur. Kurşungeçirmez okul çantası bir yanda; okul polisi yok okulun önünde, okulun önünde koruma yok. Çünkü hepsi birden beyefendiyi korumakla görevlendirilmişler. Bugün maalesef bir kötü haber de Başakşehir İmam Hatip Lisesi’nden geldi. 10’uncu sınıf bir kız öğrenci yedi kız öğrenciyi bıçaklayarak okulda dehşet saçtı. Bunun için bir kez daha buradan söylüyoruz. Biz devletin alıp, eğitip, yedi yıl terörle mücadelede sınayıp, liyakatle görevini bırakanlardan, uzman çavuşlarımızdan 60 bin önce 60 bin takip eden dönemde 120 bin uzman çavuşu sınava sokup; psikolojik test ve okulda görev yapmayla ilgili eğitimin sonunda bunları okulların bahçesinde, önünde okul güvenliği olarak görevlendireceğiz. Okulların güvenlik zorunlu çözülmeden hiçbir siyasetçi kendi güvenliğini bu şekilde sağlamayacak.</em></p>



<p><strong>“YARIN 12’DE ERİŞİM ENGELLERİNE KARŞI AYM ÖNÜNDEYİZ”</strong></p>



<p><em>Değerli arkadaşlar fon krizinde millet cevap bekliyor. İktidar soranın sesini kesiyor. Paranın izini süren gazetecinin, tehlikeyi önceden haber verenin, ya da yaşandıktan sonra riskleri anlatan ekonomistin sosyal medya hesaplarına erişim engelleri geliyor. İfade Özgürlüğü Derneği’nin tespitine göre yalnızca eylül ayında bin 270 X hesabına erişim engeli geldi. T24’ün sitesini ve sosyal medya hesaplarını erişime engellediler. Evrensel, soL Haber’in, Kısa Dalga’nın hesaplarını engellediler. 7 bin üyeli Türkiye Psikiyatri Derneği’nin, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun, Kadın Koalisyonu’nun sesini kıstılar. Kara mizah, şaka gibi ağlanacak halimize güleceğiz ama, sonunda en son hangi hesapların engelli olduğunu yorumsuzca ilan eden Engelli Web sitesini ve sosyal medya hesabını kapattılar. İnanmak güç ama İfade Özgürlüğü Derneği’nin kendi hesabını kapattılar. Ateşi söndüremeyenler çözümü dumanı yasaklamakta buldular. Bu yetkiler geçtiğimiz temmuz ayında burada konuştuk. Milletvekillerimiz, ilgili komisyon üyelerimiz, grup başkanvekillerimiz komisyonda, Meclis’te konuştu. Meselenin kendisi şu. Bu erişim engeli yetkisini Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Siber Güvenlik Başkanlığı’na verdiler. Kanun temmuz ayının sonunda 31’inde yayınlandı. Biz de bunu 21 Eylül günü yürütmenin durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürdük. O gün komisyonda, Meclis’te arkadaşlarımız şunu söylüyordu. ‘Siz sosyal medya erişimini bir siyasi partinin genel başkanının atadığı siber güvenlik başkanına bırakırsanız, bunun siber güvenlikle ilgisi kalmaz. Bu kendileri açısından siyasi güvenlik mücadelesine döner. Muhalifleri susturur’ deyince AK Partili, MHP’li milletvekilleri ‘Yok ya suçun ve beş unsuru var, oluşmadan olur mu?’diyorlardı. Şimdi tweeti atıyor, fon krizindeki riski anlatıyor o hesabı kapatıyorlar. Tayyip Erdoğan sarayda akşam oturmuş elde kumanda nasıl kanal değiştiriyorsa, televizyonu ne kadar kolay kapatıp ne kadar kolay açıyorsa muhaliflerin sosyal medya hesaplarını o kadar kolay kapatıyor. Siber Güvenlik Başkanına söylüyor. Onlar zaten kraldan çok kralcı. ‘Ya bu adam ne konuşuyor, kapatın hesabını.’ ‘Kapattık efendim 10 dakika önce.’ ‘Aferin.’ Böyle bir noktaya geldi Türkiye. Yarın saat 12.00’de Anayasa Mahkemesi’nin önünde, Anayasa Mahkemesi’ni suçlayarak değil; ama bu meselenin hassasiyetini vurgulayarak erişim, hesabına erişim gelen gerçek kişileri, kurumları, kurumların yöneticilerini, bizimle birlikte Anayasa Mahkemesi’ne çeşitli yollardan başvuruda bulunmuş herkesi ve erişim engeline karşı sesini yükseltip Anayasa Mahkemesi’ni göreve çağırmak isteyen herkesi yarın 12’de Anayasa Mahkemesi önüne bekliyoruz. Yarın orada biz değil… Elbette biz de başvurusu olanlardan biri olarak ancak hesabı engellenenler, sansüre uğrayanlar orada konuşacaklar. Temel olarak yaklaşımımız şu Anayasa Mahkemesi’nden bu kadar büyük bir hak ihlalinde. Düşünün önceki düzenlemeyi, daha öncesini, diğer ülkelerdeki uygulamaları. Böyle bir şey olması için yargı kararı olması lazım. Kademe kademe geldi bunlar. Önce ‘BTK kapatır, bir gün içinde yargıya gider, bilmem ne’den şimdi ‘Tayyip Bey söyler, siber güvenlik kapatır’ noktasına geldi. Böyle bir hak ihlali varken Anayasa Mahkemesi’nin bir süredir terk ettiği yürütmeyi durdurma yetkisini, daha önceki içtihatları ile kazandığı, Anayasa Mahkemesi’ni Anayasa Mahkemesi yapan yürütmeyi durdurma yetkisini kullanmasını bekliyoruz. Yoksa dokuz ay, 10 ay, 12 ay sonra ‘Millet haklı’ denecek. 12 ay boyunca susturulanlar ne olacak? 12 ay sonra aynı kanunun bir kelimesini değiştirerek, anlamı değiştirmeden, virgülü noktalı virgül yaparak götürüyorlar, bir 12 ay daha kazanıyorlar. Anayasa Mahkemesi bu tip durumlarda verdiği kararı boşa düşüren yani ona ‘Biz seni saymıyoruz, sallamıyoruz. Umurumuzda değilsin, seni bağlayıcı bir kurum olarak görmüyoruz’ diyen şımarık yasama anlayışına, şımarık iktidarın dayattığı kalitesiz ve hak kaybettirici yasama anlayışına karşı milletin hakkını, hukukunu savunmak için yürütmeyi durdurma yetkisini kullanmaya davet ediyoruz.</em></p>



<p><strong>“İKTİDAR BASINI GÖRMEDİ, ERDOĞAN TEK KELİME KONUŞMADI”</strong></p>



<p><em>Her konuşmamda ve her mitingde söylüyorum. Allah gani gani rahmet eylesin; Ali Şekeroğlu, emekli polis. 10 gün önce AYM önünde beylik silahı ile canına kıydı. Seyyanen zam hakkını emekliler için isterken, bunu protesto ederken. ‘Para için değil, onurum için’ diyerek tetiği çekti. O günden bugüne iktidar basını kör. İktidar basını görmedi, söylemedi, yazmadı. Erdoğan bir kelime bile bu konuda konuşmadı. Geçen hafta içinde ayrıca beş polisimiz intihar ederek şehit oldu, intihar ederek hayatına son verdi ve ailesini, milletimizi yasa oldu. Hem polislerin, hem emeklilerin, bütün memurların ve tüm emekçilerin içinde bulundukları bu zorlukların bu parlamento tarafından görülmesi gerekiyor. Bir kez daha hayatını kaybeden Ali Şekeroğlu’na başsağlığı diliyoruz. Bütün emeklilerin ve bütün emniyet mensuplarının başı sağ olsun.</em></p>



<p><strong>“‘SİFUR’UN DA ALTINDA DEDİLER ENFLASYON İÇİN”</strong></p>



<p><em>Hafta sonu Artvin’deydim, iki gün. Artvin merkez ve ilçelerini, dediğim gibi Rize’nin Pazar ilçesini ziyaret ettim. En son Artvin’den ayrılmadan önceki son ziyaret, Arhavi’deydi; Arhavi pazarına, o Arhavi’nin güzel insanlarına. Hem pazardakilerle hem pazarcılarla, satamayanla ve alamayanla ayrı ayrı sohbet ettik. Türkiye’nin dört bir yanında pazarlarda uzun uzun insan hikayeleri, zorluklar, örneğin fasulyenin Burdur’da tarlada 8 liraya koparılıp, pazarda 60 lira, İstanbul’da 150 lira, Bodrum’da 200 lira olması konuşuluyor. Mazot konuşuluyor. Pahalı ve gitgide de pahalılaşan, şimdi de özelleştirme tehlikesindeki otoyolların maliyetleri konuşuluyor. Çıkmayan Hal Yasası, olmayan lisanslı depoculuk, üretici kooperatiflerinin ayakta kalamaması, devletin çeşitli kurumları olan Fiskobirlik’ini, Çay-Kur’unu, Tariş’ini desteklemeyip kösteklemesi konuşuluyor. O fiyatlar nasıl oluşuyor ve millet ne kadar zorlanıyor? Milletimiz anlatıyor, biz de dinliyoruz. Artvin’de o sarı fasulye var, turşuluk fasulye. 100 lira kilosu. Onu satan teyzeme gittim, selamlaştık. Dedim ki ‘Teyzeciğim vatandaşın alım gücü nasıl?’ Bana dedi ki ‘Sifur.’ Daha iyi açıklanamazdı. Çünkü beyefendiler saraylarında oturup emekliye 23 bin lira verince ki açlık sınırı 37 bin lirayı geçmiş; işçilere 28 bin lira verince ki yoksulluk sınırı da 123 bin lira olmuş, oradaki geçim durumunu sorunca lafı uzatmadı Teyze ve ‘Sifur’ dedi, geçti. TÜİK‘ten dün enflasyon verileri açıklandı. Teyzem ‘Sifur’ diyor ya. ‘Sifurun da altında’ dediler enflasyon için. İlk kez gıda enflasyonu bu ay duy da inanma yüzde -0,2 olmuş. Ancak enflasyon aylık yüzde 1,8, yıllık yüzde 29,7. Yıl; 2026, 2022’den beri Erdoğan’ın sözü var, her yıl ‘Tek haneli enflasyona ulaşacağız.’ 2026 bitiyor, yüzde 30 enflasyondayız. TÜİK’e göre; Tayyip’i Üzmeyin İstatistik Kurumu. Buna göre yüzde 30. Diğer kurumlar yüzde 50 -60 hesaplıyorlar. Gıda enflasyonumuz yüzde 27.6. Dünya ortalaması yani ‘Türkiye tarımda kendine yetebilen yedi ülkeden biridir’ diye okuyorduk ya ilkokulda kitaplarda ve anlatıyorduk. Bugün dünyada kendine yeten yedi ülkeden birinde, gıda enflasyonu yüzde 27,5; bütün dünya ortalaması yüzde 5,8, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 0,3. Avrupa Birliği’nin 90 katı gıda enflasyonu var Türkiye’de. Gelir adaletsizliğinde Avrupa’da birinci sıradayız. Ülkenin en zengin yüzde 1’i servetin yüzde 35’ine sahip; nüfusun yoksul yüzde 90’ı, yani sıfırdan yüzde 90’a kadar olan kısmı yüzde 32’ye sahip. Yani yüzde 1, yüzde 90’dan daha fazla servete sahip durumda. Şimdi TÜİK de çıkmış diyor ki ‘Üzülmeyin, bu ay gıda enflasyonu yüzde -0,2.’&nbsp;</em></p>



<p><strong>“İŞTE TÜRKİYE&#8217;NİN ERDOĞAN’IN ELİNE DÜŞÜP KENDİNE ETTİĞİ…”</strong></p>



<p><em>Tabii TÜİK’e güvenmiyorsun, gidip kendin mi alıyorsun? Bu üç harfliler var ya. Burada iktidara en yakın o üç harflilerin satışı. Bir tek bu piyasadaki bildiğiniz simit. Simit Eylül 2025’te 15 lira, hepiniz biliyorsunuz. Şimdi 20 lira. Artış; yüzde 33.3 Üç harflide yoğurt, kooperatif markası reklama girmez; Torku. Soma‘da çok zarar ettiler o kadar uyardık, burada kazansınlar. Yüzde 46 artmış Torku yoğurt. Nasıl? 179 liradan 259 liraya çıkmış. Yüzde 46 artmış. Bir de ‘Normalde 349 liraydı’ diyor, ‘Yüzde 26 indirim yaptım’ diyor. Ona rağmen yüzde 46. Baget piliç 59 liradan 99 liraya çıkmış; artış yüzde 46. Yüzde 20 yağlı dana kıyma, 400 grammış pardon. Ben de ‘Ucuzmuş’ diyecektim. Yağlı dana kıymanın 400 gramlık paketi 179 liraymış, 279 liraya çıkmış. Artış; yüzde 55. Tost peyniri, 215 liradan 349 liraya çıkmış. Artış; yüzde 62. Tereyağı 219 liradan anam anam anam 385 liraya çıkmış. Artış; yüzde 76. İşte kendi kendine yeten Türkiye’nin Tayyip Erdoğan’ın eline düşüp kendi kendine ettiği. Önümüzdeki seçimde Erdoğan’dan kurtulmadan bu enflasyondan kurtulamaz. Milletimize emanet ediyorum.</em></p>



<p><strong>“BEDDUA DEĞİL, SENDEN KURTULMAK İÇİN DUA EDİYORUZ”</strong></p>



<p><em>Bir de geçmişte çok kötü kötü kullanıldı; devlet, sosyal yardım diye makarna dağıtınca. Ona biz itiraz ettik. Dedik ki ‘Kim ne sosyal yardım yapıyorsa ihtiyaç sahibine varıyorsa doğrudur. Onları bu hale düşürenler utansın, yoksa onu alanlar neden utansın?’ 2013’te kişi başına makarna tüketimi 4,5 kilogrammış bundan 13 yıl önce. Bu sene 9 kilograma çıkmış. Bu beslenme sağlığı açısından, çocuk gelişimi açısından, halk sağlığı açısından olabilecek en büyük tehlike. Yani tüketilen makarnanın kişi başına 4,5 kilogramdan 9 kilograma çıkması ve bu makarnada da çok çarpıcı bir örnek var. 2023 yılında 13 lira… 2013 rakamına göre kişi başı 4,5 kilogram makarna tüketiyoruz. 2026’da 9 kilograma çıkmış ya, fiyatı da 53 liraya çıkmış. Emeklinin makarnası en düşük emekli maaşıyla 2013’te 577 paket makarna alınabilirken bugün 443 paket alınabiliyor. Bu sadece 12 yılda. Bütün AK Parti iktidarı boyunca da değil. Aradaki bu sürede 134 paket makarna kayıp. Şimdi burada Erdoğan’a bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Demiş ki ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.’ Erdoğan’a buradan şunu söylüyoruz. Bu milletin kimseye beddua etmek huyu değildir. Bedduadan korkarız. Ama senden kurtulup karnımızı doyurmak için Allah’a dua ediyoruz.</em></p>



<p><strong>“YA BU ÇETEYİ DAĞIT YA ALLAH AİLEMİZİ SENDEN DE KORUSUN”</strong></p>



<p><em>Değerli arkadaşlarım, Erdoğan ailenin güvende tutulmasından bahsediyor bir süredir. Ailem Güvende operasyonları yapıyorlar bir süredir. En son Mersin’e de siyasi bir operasyon yaptılar. Sabahın köründe polis, belediye başkanlarımızın, meclis üyelerimizin, bürokratların evlerine şafak baskınları yaptı. Sabahın 5’inde bir kapıyı çaldılar. Bir hanımefendi üstünde ev kıyafetiyle, geceliği ile kapıyı açtı. Karşısında kameraları ve polisleri görünce ‘Ne oluyor?’ dedi. Polis dedi ki ‘Şu sebeple geldik.’ ‘Lütfen çekmeyin bu kıyafetle’ deyince, ‘Korkmayın, polis kamerası.’ Ve biz o polis kamerasının kaydını bu ‘Korkmayın, endişe etmeyin’ sözüyle birlikte iki saat sonra bütün sosyal medya hesaplarında ve yandaş kanallarda gördük. Hanımefendinin yüzüyle ve üzerindeki o ev hali kıyafetiyle birlikte. Buna tepki gösterdik, İçişleri Bakanı açıklama yaptı. Bir ülkenin bakanı böyle diyorsa ona itimat etmemiz lazım. ‘Bu bizden sızmadı’ dedi. ‘Biz polis kamerasını servis etmedik’ dedi. ‘Bu konuda İçişleri Bakanlığının ve polisin bir sorumluluğu yok’ dedi. Ben bu açıklamaya itibar ediyorum. Ve polis o kamera görüntülerini kime veriyor? Savcılığa veriyor. Bugün AK Parti’yi rahatsız edecek bir açıklamayı kim yaparsa; Parti Sözcüsü, onun 10 yıl önce Türkiye’den gitmiş abisine ‘Geçen sene İzmir’de ne yaptı?’ Partinin Genel Başkan Yardımcısı kendi dokunulmazlığı var, karısına yağmadan yarın sabah tutuklama tehdidi. Öbür taraftan bir milletvekili ya da YENİ Parti’ye gelmek isteyen milletvekili, ‘Vay efendim ailene şöyle çökerler, bilmem ne yaparlar.’ Belediye başkanı o tehdit, bu tehdit. Buradan Erdoğan’a söylüyorum. Adalet Bakanlığında bir yapı var. Çekilen polis kamerası, bakın sırf bu örnekten gidin ya. İçişleri Bakanı diyor ki ‘Biz vermedik.’ O görüntü kime verilmiş? Ve verilen kişiyle yayınlayan kuruluş arasında bağ kuracaksın. Bu görüntülerin tamamı Adalet Bakanlığındaki bir yapı tarafından hızla elde ediliyor, kimi o günkü operasyonda bile algı yaratmak için, kimi yarın konuşan biri olursa diye arşivlenerek bir yere konuyor. Ve haysiyet cellatlığı, haysiyet suikasti için yapılıyor. Sayın Erdoğan ya Adalet Bakanlığındaki bu haysiyet celladı, insanların özel hayatlarına el uzatan, insanların mahremini millete teşhir eden ve bundan utanmayan bu çeteyi dağıtırsın ya da Allah ailemizi senden de korusun. Allah ailemizi senden de korusun.</em></p>



<p><strong>“BELEDİYELER BİRLİĞİ SEÇİMİNDE NE DÜMENLER DÖNECEK”</strong></p>



<p><em>Şimdi o kirli operasyonda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımızı ki Türkiye Belediyeler Birliği Başkanıdır. İlk başkan Ekrem İmamoğlu, hiç hazmedemediler. Türkiye Belediyeler Birliği yıllardır AK Parti’de, sadece AK Partili belediyelere yardım eder, sadece ondan oluşur yönetim kurulu. Sadece yüzde 1’i gerisine, yüzde 99 kendisine sistemiyle yönettiler yıllarca. Millet 411 belediye bize verince 100 binden fazla nüfuslu doğal belediye başkanlarını delege yapan sisteme göre bütün çoğunluğu bize verince, hiç hazmedemediler. İnanın öyle insanlarız ki yönetimde Türkiye Belediyeler Birliğinde ilk günden beri, Yeniden Refah var. Büyük Birlik’e teklif ettik son gün vazgeçti. İYİ Parti’nin bir belediyesi iki delegesi var, Meclis’te temsilcisi var. DEM Parti’nin belediye sayısı oranında temsilcisi var. Bizim de aldığımız belediye oranında temsilcimiz var. AK Parti yüzde 51’i alınca hepsini alıyor ya. Biz bölüştük. Hatta biz ne yaptık biliyor musunuz? AK Parti’ye ve MHP’ye de ‘Gücünüz nispetinde temsilci verin’ dedik. Onlar vermedi. Son gün Büyük Birlik Partisi de vermişken, herhalde onlar vermiyor diye o da vazgeçti. Yeniden Refah da vermişti o taraftan. Biz milletin verdiği belediye oranında paylaştık. Bunlar tamamını alıp yıllarca yüzde 1 bu tarafa, yüzde 99 kendi tarafına alan alanlar bu belediye başkanlığını sindiremediler. Önce Ekrem İmamoğlu’nu gözaltına aldılar, tutukladılar. Yerine Zeydan Karalar seçildi. Zeydan Karalar’ı gözaltına alıp tutukladılar. Yerine Vahap Seçer seçildi. Şimdi üçüncü kez Türkiye Belediyeler Birliği Başkanını gözaltına aldılar. Haksız hukuksuz bir şekilde gizli tanık ve somut bir kanıtı olmadan, gizli tanık ifadeleri ile tutukladılar. Şimdi Belediyeler Birliği seçimi yine olacak. Bakalım orada tekrar ne dümenler dönecek. Yenişehir, Mezitli ve Mersin Büyükşehir belediyelerinde yapılan operasyonda sorgu sırasında birisine ‘İtiraf et seni salayım. Şu kapıdan çıkarın görsünler. İftira atanı salalım başkanları içine atalım’ prosedürü ile bir büyük kötülük daha yapılmıştır. Hepsini birden takip ediyoruz. Hem Mersin’de hem İstanbul’da hem Türkiye’nin dört bir yanında yapılan bu operasyonların siyasi operasyonlar olduğuna milletimiz yüzde 60 oranında inanıyor. Bunların gerçek operasyonlar olduğuna inananlar yüzde 25 oranında kalıyor. Ama şunu hatırlatmam lazım; 500’den fazla AK Partili belediyeye soruşturma izni var, bir gözaltı yok aktif belediye başkanına bir tane tutuklama yok. Ama çok daha az CHP’li belediye başkanı olduğu halde işte gördüğünüz gibi rakamlar ortada. Bir belediye başkanım güvence altındadır. Eğer yaptığı işte bir şüphe varsa gider müfettiş araştırır. Doğrudan araştırır, ihbar üzerine gider araştırır. Rutin denetim yapar, aniden denetim yapar. Belgelere bakar, eksik görürse sorar, tatmin olmazsa yazı yazar soruşturma izni ister. AK Partili bakan izin verirse soruşturma açılır, soruşturma sürer, deliller toplanır. Suç varsa mahkeme açılır. Peki bu usul terk edilirse ne olur? Bu usul terk edilirse delilden suçluya değil; çünkü o delil belki belediyede yolsuzluğu yapan başkana varana kadar arada birisi. Başkanın bir altında birisi. Eğer varsa başkanla ilgili bir şüphesi onu da ispatlar. Yoksa kimse belediye başkanlığı yapamaz. Ama şimdi? Delilden suçluya gitmek yerine; ki öyle gidilip de suçu ispatlanan bir başkanımız olursa cezasını çekmesine ilk biz razıyız.</em></p>



<p><strong>“SİYASİ ETİK YASA TEKLİFİMİZİ VERECEĞİZ, HAYDİ BAKALIM”</strong></p>



<p><em>Bizim itirazımız suçludan delile gidilmesi. Kafada suçluyu belirliyor. ‘Gaziosmanpaşa’da çoğunluk bende, suçlu GOP Başkanı. Bursa’da çoğunluk bende, suçlu Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı. Ya da Ataşehir’de çoğunluk onda. Aradaki fark kadar operasyona adam yolla. Ataşehir hedefteki belediye başkanı.’ Böyle böyle, önce başkanı alıp, dosyaları alıp, bütün müteahhitlerin malına el koyup, sonra ‘İhaleyi almamı şu söyledi.’ Bakın ne para, ne para teslimi, kör kuruş kanıt yok. Sadece ihaleye girmeyeni bulup getiriyorlar. ‘Niye girmedin?’ Girmemiş adam ya, niye girmedin var mı? Mecbur mu? ‘Belediye başkanı beni istemiyormuş diye girmedim. At imzayı çık dışarı.’ Buradan ihaleye fesat çıkarıyorlar. Kimse sanmasın ki belediye başkanları gerçek kanıtlardan giderken burada para alınmış, para burada, görüntü burada, çeken burada, yatıran burada, alan burada. Buna kim ne diyebilir ki? Ama tamamen düzmece oyunlarla belediye başkanlarımıza siyaseten hedef oldukları için önce hedeften suçluya, sonra suçludan delile gidiyorlar. Delilden öbür tarafa giden yok. Bir de bir önemli gazetede her gün yazan, yalan yanlış yazan, kendini bile tekzip eden birisi dönüyor dolaşıyor ‘Özgür Özel dedi ki, ‘Bizim belediye başkanlarında sütte leke var bizimkilerde yok.’’ Ben dediğimi dedim derim, demedi mi demedim derim. Biz Manavgat’ta bir günde ihraç yapmışız. Bodrum’da bir günde ihraç yapmışız. Uşak’ta bir günde ihraç yapmışız. İhraç edilene kadar geçen sürede bile ‘Atamadılar atamadılar’ dediler ilk gün tedbirle disipline yollamışız. Benzer vakaların hepsinde yapmışız. Ben o lafı bir tek Ferdi Zeyrek için söyledim. Aha da buradan bir kez daha söylüyorum. Allah rahmet eylesin. Sütte leke vardı Ferdi’de yoktu. Ölmüş insanın arkasından öyle sözler söylemek, o lafı çarpıtmak, o lafı bir yere çekmek neyine yarıyorsa öyle söylüyor. Bizim içimizde suç işleyen varsa, normal yargı yöntemleri ile adil bir yargıyla gerçek kanıtlarla ortaya çıkarsa, kimse savunmaz. Şimdi önümüzdeki hafta, daha sonraki hafta, hem etik yasa teklifimizi, Siyasi Ahlak Yasasını hem de YENİ Parti’nin yeni etik kurallarını ortaya koyacağız. Göreceğiz bakalım el mi yaman bey mi yaman?</em></p>



<p><strong>“TRUMP’IN EMİR ASKERLİĞİNİ KABUL ETMİYORUZ”</strong></p>



<p><em>Değerli arkadaşlar. AK Parti dış politikamızı milli çıkarlarla belirlemeyi bırakmıştır. Meclis’in açılış günü fiilen ilk kez çalışacağı gün olduğu için konu çok önemli. O yüzden bu konuyu da konuşmak durumundayım. Dış politikadaki keyfilikler milletimize çok pahalıya mal oluyor. Erdoğan 2019’da Suudi Arabistan’ı Yemen konusunda eleştiriyordu. ‘Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hale kim getirdi?’ diyordu. Arabistan Yemen’e harekat planlarken, şimdi onunla birlikte oldu. 7 Ağustos’ta Mekke’de Suudi Arabistan, Pakistan ile ittifak anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre üç ülkeden birine yapılan silahlı saldırı hepsine yapılmış sayılacak. Yani artık Suudilerin meselesi bizim meselemiz olacak. Buradan önce şunu söyleyeyim. Trump’ın Ortadoğu’daki yeni düzeni, ‘Örgütler yok devletler var.’ O yüzden Suriye’deki bütün örgütler merkezi yönetime dahil edildi. Suriye yönetimini muhatap kabul ediyor. Trump’ın kurduğu düzene göre bölge ülkelerini, Ortadoğu’daki ülkeleri, biz aslında Ortadoğu’ya değil Avrupa’ya tabiyiz. Onların kategorisindeyiz ama bizi Ortadoğu’ya sayıyorlar. Maalesef bunlar da susuyorlar. Ortadoğu’da ‘Hizaya geç’ dedi Trump. ‘Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır, Türkiye siz dördünüz birsiniz. Birlikte hareket edeceksiniz.’ Mısır baktı pabuç pahalı, ‘Ben bu işte yokum’ dedi. Bu ittifaktan ayrıldı. Bizimkiler bayram değil, seyran değil Suudi Arabistan ve Pakistan ile ittifak kurdular. ‘Ona saldıran bana saldırmıştır diye kabul ediyorum’ dediler. Türkiye’nin deneyimli dış politikacıları şunu hatırlatıyor. ‘Saldırmazlık paktı, ortak savunma paktları barış döneminde kurulur. Caydırmak için kurulur. ‘Saldırırsan, biz biriz’ denir caydırıcı güç oluşturulur. Savaştaki bir ülkeyle bu anlaşmayı imzalamak doğrudan savaşa taraf olmaktır. Bugün bu anlaşmayı imzalamak suretiyle Türkiye’yi sıcak bir savaşa doğru sürüklüyorlar.’ Birileri öyle konuşmasın. Diyorlar ki ‘Acaba Mekke’yi savunmak bize mi nasip olacak?’ Kardeşim Suudi Arabistan’ın dünya kadar parası, imkanı, silahı, başına kendi açtığı dertler ortada. Bu Suudi Arabistan Prensi Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’da öldürttü, cayır cayır eritti, kemiklerini çantalarda taşıtlı. Erdoğan ‘Katil’ dedi, ‘İki elim yakanda’ dedi. Amerika ‘Barış’ deyince barıştı. ‘Yolla’ deyince katilleri yolladı. Şimdi birlikte Suudi Arabistan’ın Yemen ile olan savaşına tarafa olacaklar. Dün akşam da gitmişler Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri ve Savunma Bakanları fiili durum yaratarak asker konuşlandırmasına orada karar vermişler. Bir kere herkes şunu bilsin. Anayasa 90 var, kapı gibi ortada. Uluslararası anlaşmalar öyle işin içinde asker varsa, silah varsa gelecek bu Meclis’te onaylanacak. Uluslararası anlaşma öyle bir yaprak olmaz. Basın bildirisi gibi olmaz. Peçeteye imzalanmış temenni metni gibi olmaz. Her yönüyle belli olur. Kağıda dökülür, Dışişleri Komisyonunda görüşülür. Meclis’e gelir ve kimin ne oy verdiği kayda geçecek şekilde açık oylamayla tarih önünde karara bağlanır. Sen anlaşmayı getirmeden, doğru formatta bir anlaşma daha ortada yokken, Cumhurbaşkanınca Meclis’e yollanmamışken, Meclis Başkanınca kanun teklifine dönüştürülmemişken, Dışişleri Komisyonunda görüşülmemişken dün karar vermişler. Asker gelecek, bir de rahatlatmak için güya lafa bak ülkeler mevzuatlarına göre bu kararı alacak. Bizim mevzuatımız ne? Kararı Meclis alır. Orada bizim bakan Meclis’in alacağı kararı taahhüt eden imzayı atıyor arkadaşlar. Bu milletvekillerinin ne oy kullanacağına Riyad’a gitmiş, Trump’ın talimatıyla Suudi Arabistan ile, Pakistan ile birleşmiş. Mehmetçiği ölüme gönderebilecek anlaşmaya, Meclis’e anlaşma gelmeden, gelse ne yazar. Anayasanın bu sefer de 92’si var. ‘Asker gidecekse karar tekrar Meclis’ten geçecek.’ Bu yapılmadan gidip de anlaşmalar imzalayıp Mehmetçiğin oraya konuşlandırılması ile ilgili taahhütte bulunuyorlar. Trump’ın Ortadoğu düzeninin bir parçası olmayı kabul etmiyoruz. Anayasanın amir hükümlerine göre usulüne uygun görüşüp kabul edilmemiş uluslararası anlaşmayı kabul etmiyoruz. Mehmetçik’i 100 yıl sonra Yemen çöllerine sürecek maceracılığı, Trump’ın emir askerliğini kabul etmiyoruz.</em></p>



<p><strong>“ERDOĞAN; SEN YENİ DEĞİL; ESKİNİN DANİSKASISIN”</strong></p>



<p><em>Erdoğan’a buradan sesleniyorum. Yeni dönemde Meclis’i anayasadaki yetkileri ile tanıyıp, Meclis’e saygılı bir tutumda olacaksan, Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini tanıyacaksan, yargı bağımsızlığına, anayasanın vurgularına uyacaksan ancak o gün çıkar ‘Cumhurbaşkanıyım’ dersin. Yoksa Meclis’in yetkilerini tanıyan sayfayı yırt at, Anayasa Mahkemesi’ninkini yırt at, yargı bağımsızlığını yırt at; sonra çık orada ‘Ben Cumhurbaşkanıyım, devleti temsil ediyorum’ diye kasım kasım yetki kullan. Bizi tanımayanı bundan sonra biz de tanımıyoruz. Biz bize bu kadar zulmü, kötülüğü yapanı tanımayıp da sırtımızı dönüp gidince önce biraz arkamızdan baka kaldı. Sonra Prompter’a daldı, konuştu da konuştu. Eski siyaseti kötülüyor. Yeni bir siyasetten bahsediyor. Bu niye biliyor musunuz? Sosyal medyada son üç ayın en çok konuşulan konusu; yeni siyaset, YENİ Parti, YENİ Parti’nin yeni yöntemleri, işte bu hafta sonu yaşadığımız demokrasi şöleni, üyeye, millete önem vermek, yeni bir siyasete, iktidara yürümek olunca… Kelime bulutundan yakalıyorlar sosyal medyadan, koyuyorlar Prompter’a, okuyor beyefendi. Böyle koymuş; efendim eski siyaset kötüymüş, yeni bir siyaset kurmak lazımmış. Sayın Erdoğan; sen yeni değilsin, sen eskisin, sen eskinin daniskasısın, sen eski siyasetin temsilcisisin. Senin siyasetin milletin seçtiği belediye başkanının evine şafak baskını yaptırmaktır. Senin siyasetin kapıyı açan, üstünde gecelik olan kadınların görüntülerini basına servis ettirmektir. Senin siyasetin ana muhalefet partisine darbe yapıp başına kayyım atamaktır. Senin siyasetin milletin bankadaki, fondaki parasını yandaşa yedirmektir. Senin siyasetin İzmir’de, Foça’da aday çıkaramamışken; Foça‘yı MHP’ye bırakmış, AK Parti &#8211; MHP yüzde 15 oy almışken; Foça’nın seçtiği kadın başkana tehdit, şantaj, baskı, korkuyla gidip yüzde 15 aldığınız ilçenin belediyesine çökmektir. Yıllardır asla kazanmadığın, kazanamadığın, sana güvenmeyen İzmir’in; güvenip de oy verdiği kişiyi tehditle, şantajla, baskıyla, cezaevinin ucunu göstererek, içeride yatan birinin dosyasında adını göstererek partine devşirmeye çalışan eski siyasetin daniskasıdır. Bu baskılara boyun eğmeyip de içeride aslanlar gibi yatıp arkadaşlarını ve partisini satmayanlar ölene kadar kardeşimizdir. Satıp gidenler haindir, hain oğlu haindir. Onu satın alan da milli irade hırsızıdır. Teyzem dedi bana. ‘Bırak giden gitsin, satan satsın, topuklayan topuklasın.’ YENİ Parti var. İktidara yürüyüşte. Esas onlardan arınalım, önümüze bakalım. Yürüyelim arkadaşlar.”</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/ozgur-ozel102026-1-800.jpg" length="92870" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>NSU&#8217;nun babalarını katlettiği Semiya ve Gamze Frankfurt&#8217;ta</title>
		<link>https://egazete.de/nsunun-babalarini-katlettigi-semiya-ve-gamze-frankfurtta/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2026 15:54:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Acımız Gücümüzdür]]></category>
		<category><![CDATA[Gamze Kubaşık]]></category>
		<category><![CDATA[NSU]]></category>
		<category><![CDATA[Semiya Şimşek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31900</guid>

					<description><![CDATA[Babaları aşırı sağcı terör örgütü NSU  tarafından öldürülen Semiya Şimşek ve Gamze Kubaşık, Frankfurt'ta 'Acımız Gücümüz' kitabını okuyacak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Babalarını aşırı sağcı terör örgütü NSU&#8217;nun cinayet serisinde kaybeden Semiya Şimşek ve Gamze Kubaşık, yaşadıklarını dile getirdikleri &#8216;Acımız Gücümüz&#8217; kitabını Frankfurt&#8217;ta tanıtacak.</p>



<p>Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen belediye kütüphane programı çerçevesinde gerçekleşecek okuma etkinliği, <strong>8 Ekim, saat 19.00&#8217;da; Sachsenhausen Kütüphane Merkezi’nde (Hedderichstraße 32</strong>) olacak. Etkinliğin moderatörlüğünü Ali Şirin üstlenecek. Okuma etkinliğine giriş ücretsiz.</p>



<p>Semiya Şimşek ve Gamze Kubaşık, henüz genç yaşlarda babalarının kaybetmenin acısının yanısıra kendilerini hedef alan basın, emniyet birimleri ve kurumsal ırkçılıkla da başa çıkmak zorunda kalmışlardı. Kassel&#8217;de düzenledikleri &#8217;10. terör kurbanı olmasın“ diyerek kamuoyuna seslenen ailelerin içinde yer alan Şimşek ve Kubaşık, o günden bugüne aşırı sağ, yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve kurumsal ırkçılıkla aktif mücadeleleriyle dikkat çekiyorlar.</p>



<p><strong>Devlet kurumları büyük hayal kırıklığı</strong></p>



<p>NSU cinayetlerinde ilk hedef yine mağdur aile bireyleri olmasının yanısıra NSU cinayet serisinin tüm ayrıntılarıyla aydınlatılacağı yönündeki sözler de erişime kapatılmış dosya ve belgelerle son buldu. Beş yıl süren NSU ana davasının da teröristlere destek veren ağla ilgili bütün sorular cevapsız bırakıldı.<br><br>Hakimin dava boyunca mağdur ailelere yönelik tek bir kelime etmemiş olması, yetkililerin aileleri görmezden gelmesinin önemli bir kanıtı olarak kabul ediliyor. Gamze Kubaşık bunu “Sürekli kendi tarihimizin kenar figürleri haline getiriliyoruz” şeklinde yorumluyor.</p>



<p><strong>Kitabın konusu ne?</strong></p>



<p>Semiya Şimşek, Gamze Kubaşık ve gazeteci Christine Werner’in genç yetişkinlere yönelik eseriAcımız Gücümüz, geçtiğimiz yıl ağustos ayında yayımlandı. Semiya Şimşek ve Gamze Kubaşık, kitapta babalarının NSU kompleksi tarafından öldürülmesini, polis şüphelerini ve aşırı sağcılığa karşı mücadeleye olan bağlılıklarını anlatıyor. </p>



<p>Kitap ve yazarlarıyla ilgili yenihayat.de gazetesinde şu bilgiler veriliyor: Semiya Şimşek, babası Enver Şimşek’in Nasyonal Sosyalist Yeraltı örgütü (NSU) tarafından öldürüldüğünde 14 yaşındaydı. Gamze Kubaşık ise Mehmet Kubaşık öldürüldüğünde 20 yaşındaydı. İkili, gençliklerinde babalarını hunharca kaybetmenin acısıyla başa çıkmakla kalmadı, aynı zamanda kendilerini, annelerini ve babalarını hedef alan yetkililer tarafından yürütülen ırkçı soruşturmalarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Şimdi ise hikâyelerini, özellikle genç okuyucular için anlatıyorlar. Kısa diyaloglar, fotoğraflar ve kısa mesaj dökümleri gibi görsellerle, Gamze ve Semiya’nın 2006’da tanışmadan önce ve sonra yaşadıkları deneyimler, yaşlarına uygun ve anlaşılır bir şekilde sunuluyor.</p>



<p>Şimşek, gençler için bir kitap yazma nedenlerini şöyle açıklıyor: “Birçok kişi, özellikle de gençler için NSU kompleksi yabancı bir kavram. Son cinayet, 2007’de, yani bugün çoğu genç doğmadan önce işlendi.”</p>



<p>Ayrıca yazarlar, ırkçılığın erken dönemde ele alınması gerektiğine ve sağcı aşırılıkla mücadele taahhüdünün gençler için özellikle önemli olduğuna inanıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/gamze-kubasik-semiya-simsek800.jpg" length="81130" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Frankfurt’ta Türk-Alman oyuncular aynı projede buluştu</title>
		<link>https://egazete.de/frankfurtta-turk-alman-oyuncular-ayni-projede-bulustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2026 12:46:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür ve Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[filim]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[oyunculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31895</guid>

					<description><![CDATA[Frankfurt'ta sayısız başvuru arasından seçilen 15 oyuncu, uzmanlarla birlikte iki günlük programda kamera önü oyunculuğu, casting süreci ve karekter çalışmalarına katıldı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>Almanya ve Türkiye arasında oyunculuk alanında profesyonel bir köprü kurmayı amaçlayan “Oyunculukta Çok Dillilik / Mehrsprachigkeit im Schauspiel” adlı pilot proje, Frankfurt’ta gerçekleştirildi.<br><br>Türkçe ve Almanca çalışan, iki kültür ve iki dil arasında üretim yapan oyuncuların profesyonel gelişimini desteklemeyi amaçlayan projeye yoğun ilgi gösterildi. Çok sayıda başvuru arasından seçilen 15 oyuncu, iki günlük program kapsamında sektör uzmanlarıyla bir araya gelerek kamera önü oyunculuğu, karakter çalışması, casting süreçleri ve uluslararası çalışma olanakları üzerine uygulamalı metodlar üzerinde duruldu.<br><br>Türkiye’de uzun yıllardır casting alanında çalışan Casting Direktörü Fulya Şirin, casting süreçleri ve oyuncu seçim mekanizmaları üzerine bilgi ve deneyimlerini paylaşırken; Prof. Dr. Senem Cevher, iki dilli oyunculuk ve karakter çalışmaları üzerine uygulamalar gerçekleştirdi. Doç. Dr. Elif Gezgin, çeşitlilik ve temsil konularını ele alırken; Avukat Mehmet Şah Çelik, film ve medya hukuku ile sanatçı hakları konusunda katılımcıları bilgilendirdi. Uluslararası projelerde yer alan oyuncu Aziz Çapkurt ise oyunculuk, çok dillilik ve sektör deneyimleri üzerine katılımcılarla deneyimlerini paylaştı.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" data-id="31897" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31897" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-2-800-696x391.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Oyunculuğu bütünsel yaklaşımla ele aldık”</strong></p>



<p>Dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Senem Cevher, „Dil, oyunculukta çok güçlü bir ifade aracıdır. Bu çalışmada beni en çok etkileyen şeylerden biri, Türk kökenli oyuncuların kendilerini hem Almanca hem de Türkçe üzerinden deneyimlemeleriydi. Oyunculuk çalışmasını kültürel kodlarla birlikte, bütünsel bir yaklaşımla ele almak ve ortaya çıkan sonuçları görmek beni çok mutlu etti. Bu projeyi benim için özel kılan bir diğer unsur ise oyunculuğa yalnızca tek bir açıdan yaklaşılmamasıydı. Oyunculuk pratiğinin yanı sıra karakterlere sosyolojik açıdan bakılıp hukuki boyutlar ele alındı ve casting ile sektör perspektifleri de çalışmaya dahil edildi. Almanya’da çok dilliliği oyunculuk pratiğinin merkezine alan böyle bir çalışmanın ilk kez gerçekleştirilmiş olması da bu pilot projeyi ayrıca önemli kılıyor“ diye konuştu.</p>



<figure class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-2 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="518" data-id="31898" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31898" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800-300x194.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-3-800-696x451.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
</figure>



<p>“<strong>Yeni bağlantılar kurulmasını hedefliyoruz”</strong><br><br>Projenin kurucusu ve oyuncu Derya Şahin, çalışmanın temel yaklaşımını şu sözlerle ifade etti:<br><br>„Projenin temel yaklaşımı, çok dilliliği oyunculuk alanında bir engel olarak değil, kültürel ve sanatsal bir kaynak olarak ele almak. Almanya’da yetişen çok dilli oyuncuların Türkiye’deki film ve televizyon sektörüne daha bilinçli ve profesyonel biçimde erişebilmelerini; aynı zamanda Almanya ve Türkiye’deki sektör profesyonelleri ve oyuncular arasında yeni bağlantılar ve iş birlikleri kurulmasını hedefliyoruz.“<br><br>Hessen Film &amp; Medien ve Naspa Stiftung tarafından desteklenen proje, Almanya ve Türkiye arasındaki kültürel ve yaratıcı sektör iş birliklerini güçlendirmeyi ve çok dilli oyuncuların profesyonel gelişimini desteklemeyi amaçlıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/10/Thespian-art-scholl0926-1-800.jpeg" length="114141" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
