<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 20:48:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>
	<item>
		<title>Hessen&#8217;de hastalık izninde düşüş var</title>
		<link>https://egazete.de/hessende-hastalik-izninde-dusus-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Necati Suözer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 20:48:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[AOK]]></category>
		<category><![CDATA[doktor raporu]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31261</guid>

					<description><![CDATA[Hessen'de iş görememezlik günlerinde hafif bir düşüş kaydedildi!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Necati Suözer</strong></p>



<p>İş görememezlik günlerindeki düşüşe rağmen Hessen rakamları federal ortalamanın üzerinde seyrediyor.</p>



<p>Tüm iş görememezlik vakalarının en büyük kısmını kısa süreli hastalık günleri oluşturuyor</p>



<p>İş görememezlik günlerinde artış olduğunu tespit eden genel haberlerin aksine, Hessen&#8217;de hastalık günleri hafif bir düşüş gösterdi. Buna rağmen, 2025 yılında Hessen&#8217;deki AOK sigortalılarının iş görememezlik gün sayısı, yıllık 24,03 gün ile federal ortalamanın (23,3 gün) üzerinde.</p>



<p>2021&#8217;den 2022&#8217;ye kadar yıllık yaklaşık 20 iş göremezlik gününden 24 iş göremezlik gününe bir artış gözlemlendi. O zamandan beri bu değer sabit kaldı. AOK Bilimsel Enstitüsü&#8217;nün (WIdO) analizi, yüksek hastalık günleri seviyesinin öncelikle elektronik iş görememezlik belgesi (eAU) uygulamasının getirilmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan istatistiksel bir etkiyle açıklanabileceğini gösteriyor. eAU, daha önce güvenilir bir şekilde bildirilmeyen özellikle kısa süreli hastalıkların daha eksiksiz bir şekilde kaydedilmesini sağlıyor. Buna rağmen Hessen&#8217;de hafif bir düşüş kaydedildi: 2024 yılında işe gitmeme gün sayısı 24,67 idi.</p>



<p><strong>Kısa veya uzun</strong></p>



<p>42 günden uzun süren uzun süreli hastalıklar, tüm iş görememezlik günlerinin yüzde 38,31&#8217;ini oluşturuyor, ancak tüm vakaların sadece yüzde 2,87&#8217;sini oluşturuyor. Özellikle ruhsal hastalıklar daha uzun süreli işten uzak kalmaya yol açıyor. Bu vakalarda hastalık süresi ortalama 30,1 gündür. Kas-iskelet sistemi hastalıklarında bu süre yarıdan azdır (14,35 gün). Hala, iş göremezlik vakalarının açık ara en yüksek oranını (yüzde 73) kısa süreli hastalıklar (yedi güne kadar) oluşturmaktadır.</p>



<p><strong>Hessen&#8217;deki AOK üyesi başına hastalık gün sayısı</strong></p>



<p><strong>2025: 24,03</strong></p>



<p>2024: 24,67</p>



<p>2023: 24,71</p>



<p>2022: 24,73 …</p>



<p>2016: 20,47</p>



<p><strong>Hessen&#8217;de 100 AOK üyesi başına hastalık izni vakaları + vaka başına gün sayısı (2025)</strong></p>



<figure class="wp-block-table"><table class="has-fixed-layout"><tbody><tr><td>Hastalık</td><td>%</td><td>Ortama gün</td></tr><tr><td>Ruh sağlığı</td><td>13,65</td><td>30,1</td></tr><tr><td>Solunum hastalıkları</td><td>90,85</td><td>5,56</td></tr><tr><td>Kas/iskelet sistemi</td><td>44,86</td><td>14,35</td></tr></tbody></table></figure>



<p>Resim: myshoun / Pixabay</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/myshoun-man-8495829-800.jpg" length="72303" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Hayko Bağdat Frankfurt gösterisi</title>
		<link>https://egazete.de/hayko-bagdat-frankfurt-gosterisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:54:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[gösteri]]></category>
		<category><![CDATA[Hayko Bağdat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31256</guid>

					<description><![CDATA[Hayko Bağdat, "Yoksa Annem mi Haklı" adlı tek kişilik gösterisinde kendine has üslubuyla unutulmaz bir deneyim sunuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayko Bağdat’ın mizahi üslubuyla sahneye taşıdığı politik hiciv gösterisi “Yoksa Annem Mi Haklı?”, Frankfurt&#8217;ta sahnelenecek. Hayko Bağdat&#8217;ın Süheyla Schwenk ile birlikte yazıp Süheyla Schwenk yönetiminde sahneye taşıdığı tek kişilik “Politik gösteri”, 3 Mayıs 2026 Pazar günü, saat 14&#8217;te (Başlama saati 15:00) Saalbau Griesheim (Schwarzerlenweg 57, 65933 Frankfurt am Main) salonunda gerçekleşecek. Oyuna giriş ücreti 15.- Euro.</p>



<p><em>Hayko Bağdat&#8217;ın &#8220;Yoksa Annem mi Haklı?&#8221; adlı tek kişilik politik gösterisi, yazarın sürgün hayatını, Türkiye&#8217;deki muhalif kimliğini, Ermeni kimliği mücadelesini ve annesinin &#8220;Karışma, sus&#8221; şeklindeki endişeli nasihatlerini mizahi bir dille sahneye taşıyan bir politik hiciv.</em></p>



<p><em>Bağdat, annesiyle ilişkisini ve siyasi baskılar altındaki sürgün sürecini anlatarak, kişisel hikayesini toplumsal bir eleştiriye dönüştürüyor.</em></p>



<p><em>Kimlik, göç, aile ve toplumsal çatışmalar gibi temaların işlendiği gösteri, Türkiye ve Avrupa’daki göçmenlerin karşılaştığı ortak zorlukları Hayko Bağdat’ın sürgün deneyimleriyle harmanlıyor.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/hayko-bagdat-yoksa-annem-mi-hakli800.jpg" length="61490" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Başarır: Yılmak yok, sinmek yok</title>
		<link>https://egazete.de/basarir-yilmak-yok-sinmek-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 17:35:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Mahir Başarır]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31249</guid>

					<description><![CDATA[Frankfurt'ta panele katılan CHP Mersin Milletvekili ve Grupbaşkanvekili Ali Mahir Başarır, demokrasi, hak, hukuk ve özgürlükler mücadelesine bir adım geri atmadan devam edeceklerini söyledi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>FRANKFURT</strong></p>



<p>CHP Frankfurt Birliği’nin düzenlediği &#8220;Demokrasi ve hukuk mücadelesi&#8221; konulu panele katılan CHP Mersin Milletvekili ve Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Türkiye&#8217;de 86 milyon insan adına demokrasi istediklerini, 86 milyon adına hak ve özgürlükleri savunduklarını söyledi. Ali Mahir Başarır, CHP&#8217;nin demokrasi ve hukuk mücadelesi için mitinglerine devam edeceğini, 1 Mayıs&#8217;tan itibarense tüm milletvekillerinin tüm illerdeki sokaklarda, köylerde, kahvehanelerde, evlerde, otobüslerin önünde 20, 30 kişinin olduğu toplantılarda olacaklarını belirtti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-4-800.jpg" alt="" class="wp-image-31251" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-4-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-4-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-4-800-696x392.jpg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Frankfurt Titus Therme salonunda gerçekleşen panelde Başarır&#8217;ın yanısıra CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Oğuzhan Cenan ve SPD Hessen Milletvekili Turgut Yüksel yer aldılar. Ara seçim olması halinde istifa edecek milletvekillerinin başında geldiğini ancak sine-i millet&#8217;in dahi tek başına meclis kararı olmadan bir işe yaramadığını kaydeden Ali Mahir Başarır konuşmasında, “Kastamonu&#8217;da, Kocaeli&#8217;nde Afyon&#8217;da ikinci partiyiz. Oralardaki seçimden dahi korkuyor. Dünyada hiçbir ulus tüm yetkiyi tek bir adama vermiyor. Gazi Mustafa Kemal, iradeyi milletine vermişti. Bu güzel ülkeyi, iradeyi, ekonomiyi ona verdik. Konuşan herkesi tutukluyor. Ülkeyi felakete götürüyor. İnsanlar açlık sınırının altında. Bir twitter attığında içeridesin. Bugün üniversite, kreş yapılmıyor. Cumhurbaşkanı adayımızın diplomasını diplomasız bir adam aldı. Biz halka bir isimden çok parlamenter rejimi, yargı, yürütme ve yasamanın ayrıldığı, hükümetten, cumhurbaşkanı ve bakanlardan hesap sorulabildiği bir sistem vermek istiyoruz. Bugün hesap soramıyoruz, hesap vermiyorlar. Demokrasi, hukuk varsa o sistem Türkiye&#8217;ye bir cumhurbaşkanı seçer. Önce bu sistemden kurtulacağız” ifadelerine yer verdi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-5-800.jpg" alt="" class="wp-image-31253" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-5-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-5-800-300x169.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-5-800-696x392.jpg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Fetö&#8217;nün de AKP&#8217;nin bir Amerikan projesi olduğunu savunan Başarır, 31 Mart tezkeresinin geçmemesi nedeniyle o günler kumpas davaları olduğunu, bugün de aynı Fetö mantığıyla CHP&#8217;ye yerel seçimlerdeki başarısı nedeniyle kumpas davalar açıldığını söyledi. Başarır,”ABD&#8217;nin değdiği yerde ot bitmiyor. Bütün dünyada ve bizde Trumpçılar kaybedecek, mazlumlar kazanacak. Asla yılmak yok, sinmek yok” diye konuştu.</p>



<p>CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Oğuzhan Cenan da “Hiç yorgunluk yok. Dayanışma içinde olmak bizi daha güçlü kılıyor. Barınma hakkı, onurlu bir yaşam hakkı, seçme ve seçilme hakkının elimizden alındığı bir döneme girdik. Halkın seçtiklerini sabah altıda gözaltına alıyorlar. Halkın kendilerine vermediği yetkiyi gasp ediyorlar. Halk yerelde bir iktidar sundu, o gün düğmeye bastılar. Zor zamanlarda geçiyoruz. Ama ne kadar zor olursa olsun 100 yıl öncesinden daha zor değil. Yine başaracağız” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="445" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-2-800.jpg" alt="" class="wp-image-31252" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-2-800.jpg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-2-800-300x167.jpg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-2-800-696x387.jpg 696w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p><strong>Yüksel&#8217;e “CEHAPE” ayarı</strong></p>



<p>SPD Hessen Milletvekili Turgut Yüksel, Bursa&#8217;nın eyalet için önemine dikkat çekerek, “Bursa Hessen&#8217;in kardeş bölgesi, Darmstadt&#8217;ın kardeş kenti. Önümüzdeki günlerde Hessen Meclisi konuyu ele alacak. Büyük bir çoğunluk, Bursa Belediye Başkanı&#8217;nın tutuklanmasını protesto edeceğine inanıyorum. ” diye konuştu. Yüksel&#8217;in CHP&#8217;den bahsederken sık sık “CEHAPE” demesi üzerine Ali Mahir Başarır, Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın “Ey CEHAPE” sözleri sonrası kendilerinde bu yönde bir allerji oluştuğuna dikkat çekerek, “Biz partimizden bahsederken “Cumhuriyet Halk Partisi” diyoruz. Bunun dikkate alınmasını istiyoruz” dedi</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-0426-3-800.jpg" length="105742" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Frankfurt&#8217;ta CHP paneli</title>
		<link>https://egazete.de/frankfurtta-chp-paneli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 16:39:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Mahir Başarır]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Tanal]]></category>
		<category><![CDATA[panel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31245</guid>

					<description><![CDATA[CHP Frankfurt Birliği'nin 12 Nisan'da düzenlediği panele CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP PM Üyesi ve Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP Yüksek Disip Kurulu üyesi Oğuzhan Cenan da katılacak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CHP Frankfurt Birliği&#8217;nin 12 Nisan&#8217;da Saalbau Titus • (Walter-Möller-Platz 2, 60439 Frankfurt Nordweststadt) salonunda düzenlediği panelde CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP PM Üyesi, Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP Yüksek Disip Kurulu üyesi Oğuzhan Cenan ve SPD Hessen Milletvekili Turgut Yüksel,  Türkiye&#8217;de demokrasi ve hukuk mücadelesini konu edinecekler.  CHP Frankfurt Birliği&#8217;nin açıklamasında halkın iradesiyle seçilmiş muhalif belediyeler üzerinde sistematik baskı, yargı eliyle gerçekleşen siyasi operasyon ve medya karartmalarının artık tahamül sınırlarını aştığı vurgulandı. Türkiye&#8217;de demokrasinin kuşatma altında olduğunu ifade eden  CHP Frankfurt Birliği&#8217;nin panel duyurusu şöyle: </p>



<p>&#8220;Anavatanımızda yaşanan bu hukuksuzluklara karşı sesimizi yükseltmek ve gerçekleri Frankfurt’tan tüm dünyaya duyurmak için bir araya geliyoruz.</p>



<p>İnce Hesaplar, Kirli Taktikler ve Yargı Kumpasları</p>



<p>Son dönemde, yerel yönetimlerimizi ele geçirmek adına başvurulan yöntemler adeta bir &#8220;siyasi mühendislik&#8221; faciasına dönüşmüştür. Emniyet güçlerinin araçsallaştırıldığı, mahrem görüntülerin ve kurgulanmış video kayıtlarının &#8220;ahlak sorunu&#8221; gibi servis edilerek servis edildiği bu süreç; aslında bir itibarsızlaştırma operasyonudur.<br>Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere, tutuklu bulunan belediye başkanlarımızın duruşmaları bilinçli bir medya karartmasıyla halktan gizlenmekte; kumpas davaları gizli tanıkların şantaj ve baskı altındaki ifadeleriyle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak gerçeklerin bir huyu vardır: Er ya da geç ortaya çıkarlar! Zorlamayla ifade verenlerin, mahkemelerde bu ifadeleri birer birer geri çekmesi, kurulan kumpasın çöktüğünün en açık kanıtıdır.</p>



<p>Frankfurt’ta Dev Buluşma: Siyasetin Kalbi Burada Atacak</p>



<p>Türkiye ve Almanya’daki siyasi gündemi, hukukun katledilişini ve bu baskı rejimine karşı verilecek mücadeleyi en üst düzey temsilcilerimizle konuşuyoruz&#8221;<br></p>



<p>&#8220;Panel bilgileri:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Ali Mahir Başarır: CHP Grup Başkanvekili</li>



<li>Mahmut Tanal: CHP Şanlıurfa Milletvekili ve PM Üyesi</li>



<li>Oğuzhan Cenan: CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi</li>



<li>Turgut Yüksel: SPD Hessen Eyaleti Milletvekili (Almanya Gündemi Değerlendirmesi)<br></li>



<li>Tarih: 12 Nisan 2026, Pazar</li>



<li>Saat: 14:00</li>



<li>Adres: Saalbau Titus • Walter-Möller-Platz 2, 60439 Frankfurt Nordweststadt<br>&#8220;Tüm Halkımız Davetlidir&#8221; çağrısıyla gerçekleştireceğimiz bu panelde; sadece eleştirilerimizi değil, adaletin yeniden tesisi için çözüm yollarımızı da konuşacağız. Demokrasiye, emeğe ve halkın iradesine sahip çıkmak isteyen tüm vatandaşlarımızı bu tarihi buluşmaya bekliyoruz.<br>Halkın İradesi Zincire Vurulamaz!<br>CHP Frankfurt Birliği Yönetim Kurulu, Kadın Kolları ve Gençlik Kolları’nın Katkılarıyla..&#8221;</li>
</ul>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="1201" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31247" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-2-800-300x450.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-2-800-696x1045.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/CHP-Frankfurt-panel-1-800.jpeg" length="93201" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Bu üç kişi sınırlardan pasaportsuz geçiyor!</title>
		<link>https://egazete.de/bu-uc-kisi-sinirlardan-pasaportsuz-geciyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 20:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[pasaport]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31239</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada sadece bu üç kişi  sınırlarda pasaport kontrolünden muaf tutuluyor!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Gümrüklerde polis kontrolüne yaklaştığınızda kimliğinizi delicesine aradığınız, bütün ceplerinizi, çantanızı altını üstüne getirdiğiniz, hatta bulamayıp sinir krizleri geçirdiğiniz oldu mu? O hissi yaşayan bilir, kolay kolay unutulmaz. </p>



<p>Bütün dünyada olduğu gibi Almanya&#8217;da her bireye doğumundan itibaren bir kimlik verilir. Bu yasal bir zorunluluktur. </p>



<p>Peki pasaportsuz, kimliksiz gümrüklerden geçmek mümkün mü? Evet! Dünyada sadece bu üç kişi için böyle bir zorunluluk yok.</p>



<p>RND sitesinde yer alan habere göre bunlardan biri, İngiltere Kralı III. Charles. Büyük Britanya kurallarına göre “İngiliz pasaportu Majestelerinin adına düzenlendiğinden, Kralın kendisi böyle bir pasaporta sahip olması gerekmez.” Kralın başka bir ülkeye girişini sağlamak içinse Dışişleri Bakanı “izinsiz ve engelsiz serbest geçişe izin verilmesini ve kendisine gerekli destek ve korumanın sağlanmasını” talep eder. Kraliyet ailesinin diğer bireyleri ise kimlikle seyahat etmek zorundalar.   </p>



<p>Dünyada pasaportsuz, kimliksiz seyahat edebilen ikinci ve üçün kişiler de siyasi bir figür olmayan Japonya İmparatoru ve İmparatoriçesi.</p>



<p>Çevrimiçi dergi “Asienspiegel”e göre, Japonya Dışişleri Bakanlığı bu konuyu ilk kez 70&#8217;li yıllarda ele aldı. O zamanlar, dönemin İmparatoru Hirohito&#8217;nun ilk resmi yurt dışı gezisi planlanıyordu. Londra, Paris ve Bonn&#8217;a gidilecekti. Peki, Japonca&#8217;da İmparator anlamına gelen “Tenno”nun bunun için gerçekten pasaporta ihtiyacı var mıydı? Söylentilere göre, bakanlık bu konuda o zamanlar da pasaporta ihtiyaç duymayan Kraliçe II. Elizabeth&#8217;i örnek almış.</p>



<p>Peki diğer ülkelerdeki krallar, kraliçeler, kraliyet mensupları da pasaportsuz, kimliksiz seyahat edebiliyor mu? Hayır. Örneğin Hollanda Kraliçesi Maxima, Arjantin&#8217;de doğduğu için hem Arjantin hem de Hollanda pasaportuna sahip. </p>



<p>Sahi hiç gümrükten önce pasaport derdine düştünüz mü? Siz siz olun seyahat önce belgelerinizi kontrol edin ve yanınıza almayı unutmayın. Foto: jacqueline macou / Pixabay</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/jackmac34-passport-3127925-800.jpg" length="108060" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Taliban: Kölelik ve istismar yasalaştı</title>
		<link>https://egazete.de/taliban-kolelik-ve-istismar-yasallasti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:36:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31236</guid>

					<description><![CDATA[Taliban'ın ocak ayı başında geçirdiği 119 maddelik yasa, çocuk ve kadın istismarından ile köleliği yasalaştırıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>4 Ocak 2026&#8217;da Taliban, 119 madde, 10 bölüm ve üç kısımdan oluşan yeni bir &#8216;Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217; yayınlayarak uygulanması için mahkemelere gönderdi. Söz konusu yasa, kamuoyuna duyurulmadı.</p>



<p>Hak grupları ve Taliban&#8217;ın kısıtlamaları altında çalışan bir avuç gazeteci belgeyi sızdırdı. The Diplomat&#8217;ın incelemesine göre söz konusu kanun, modern bir adalet sisteminin sağlaması gereken temel yasal korumaları ortadan kaldırıyor.</p>



<p>Avukat tutma hakkı, sessiz kalma hakkı ve hatta temel adil yargılanma hakkı gibi hakları tanımıyor. Bunun yerine, suçları kanıtlamanın ana yolu olarak itiraf ve tanıklığa odaklanıyor ancak zorla itiraf veya zorla tanıklığa karşı hiçbir koruma sağlamıyor.</p>



<p>Yasa, geniş bir dil kullanarak hakimlere ve yetkililere davaları istedikleri gibi karara bağlama konusunda büyük bir yetki veriyor. Birçok suç açıkça tanımlanmıyor. Bu nedenle neredeyse her türlü eylem “günah”, ‘ahlaksızlık’ veya “yozlaşma” olarak nitelendirilebilir.</p>



<p>Yasa, Afgan toplumunu din alimleri, elitler, orta sınıf ve alt sınıf gini sınıflara ayrılıyor ve her grup, yasa önünde farklı muamele görüyor.</p>



<p><strong>Hanefi mezhebinden ayrılmak suç!</strong></p>



<p>Kanunun birkaç maddesinde “köle” kelimesi birçok kez kullanılıyor. Kanun, yasal açıdan ‘özgür’ insanları “kölelerden” ayırıyor. Yasa, dini ayrımcılığı da içeriyor. Hanefi mezhebinin takipçilerini “gerçek Müslümanlar” olarak nitelendirirken diğer mezheplere veya inançlara sahip kişileri ‘yenilikçiler’ veya “kafirler” olarak tanımlıyor. Yasa, Hanefi mezhebinden ayrılmayı suç sayıyor.</p>



<p>Yasa, çocukları ve kadınları doğrudan etkiliyor. Yasa, sadece ağır yaralanmalara neden olan şiddeti yasaklayarak çocuk istismarından korumayı sınırlıyor, diğer fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet türleri yasak kapsamında değil. Babalar, namazı kaçıran 10 yaşındaki çocukları bile cezalandırabiliyor, bu da bedensel cezayı ve çocuk istismarını yasallaştırıyor. birgun.net</p>



<p>Foto: Amber Clay / Pixabay</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/armyamber-men-60744-800.jpg" length="99806" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Barış hareketi ayakta</title>
		<link>https://egazete.de/baris-hareketi-ayakta/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:15:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[baris]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[Osternmarsch]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31230</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’daki geleneksel barış yürüyüşleri, tüm ülkede en az 100’den fazla yerde gerçekleştirilen ve binlerce barış sevdalısının katıldığı eylemlerle tamamlandı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her yıl paskalya bayramına ve öncesindeki tatil günlerine denk getirilen yürüyüş ve mitinglerde İran, Gazze, Lübnan ve Ukrayna’daki savaşlara son verilmesi çağrıları yapıldı. Eylemlerde, hükümetin ülkeyi “savaşabilir hale getirme” planlarına, silahlanmaya, zorunlu askerliği geçiş hazırlıklarına, haksız savaşlara taraf olan ülkelere silah yardımı ve ihracatına, buradaki NATO ve Amerikan askeri üslerinin (örneğin Ramstein) savaşlarda kullanılmasına yönelik eleştiriler dile getirildi.</p>



<p>KATILIM UMUT VERİCİ</p>



<p>İsrail’in Gazze’deki ve Lübnan’daki kıyımları, Trump yönetiminin uluslararası hukuğu çiğneyerek önce Venezüla’ya, beş haftadır da İran’a yönelik saldırıları ve bütün bunların sonucu olarak tüm dünyayı ağır bir ekonomik krize sürüklemesi nedeniyle bu yılki yürüyüşlere katılım geçen yılın üstünde oldu. Eylemleri koordine eden “Barış Hareketi Ağı”nın önceki yıllara göre çok daha kitlesel katılım beklentileri gerçekleşmedi, ancak buna rağmen gözlenen küçük artışın barış hareketi açısından umut verici olduğu açıklandı.<br>Barış hareketi kitleleri sokaklara çekmeye çalışırken, hükümet Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Rusya’nın doğrudan askeri saldırısına uğrayabileceğini ileri sürerek hızla silahlanmayı, silahlı kuvvetleri bunun için etkin bir biçimde yeniden organize etmeyi, gerektiğinde zorunlu askerliği yürürlüğe koyarak silah altındaki asker sayısını artırmayı, ülke ekonomisini ve alt yapısını olası bir savaşa hazır hale getirmeyi hedefliyor. Bu arada “İsrail’in kendisini savunma hakkı”na destek gerekçesiyle bu ülkeye silah yardımları ve satışları devam ediyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31232" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>KARŞI KAMPANYALAR</p>



<p>Ana akım medyanın, muhalefetteki partilerden Yeşiller’in büyük bir gayretle desteklediği bu politikalar zaman zaman Sol Parti’nin de (Die Linke) onayını alıyor. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getiren yıkımına, Venezüela’da olduğu gibi İran’ın petrolüne de el koyacağını açıklayan Trump’ın hukuk tanımazlığına rağmen dikkatleri Ukrayna savaşına çekmeye çalışan kampanyalar devam ediyor.<br>Bu arada Alman hükümeti, birçok diğer Avrupa ülkesi gibi İran’a karşı savaşta destek beklentilerine “Bu bizim savaşımız değil!” diyerek karşı çıktı, ancak Almanya’daki Amerikan askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasına en küçük bir itirazda bile bulunmuyor. Trump’ı “uluslararası hukuğu ihlal ettiği için” değil, dolaylı olarak da olsa “Putin’e hizmet ettiği” gerekçesiyle eleştirmeyi tercih ediyorlar. Bu savaşta onları en rahatsız eden husus, “Rusya’nın savaş nedeniyle yaşanan petrol sıkıntısından faydalanması, dış pazarlara enerji ihracatını arttırarak, Ukrayna’ya karşı olan savaşı daha iyi finanse edebilmesi.”<br>Öte yandan Almanya’nın uzun yıllar boyunca Amerika’nın askeri desteğine ihtiyacı olduğu propogandaları da sürüyor. Özellikle Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkaracağına dair tehditlerinin ardından Almanya’nın ve Avrupa’nın Rus tehdidi karşısında savunmasız kalacağı tezleri bu kampanyaları besliyor.</p>



<p>FİLİSTİN VE KÜBA’YA DESTEK ÇAĞRILARI</p>



<p>Ancak bir yandan da İran savaşı nedeniyle başta akaryakıt olmak üzere temel tüketim mallarının fiyatlarındaki astronomik artışlar, kamuoyunda bu durumun birinci derecedeki sorumluları Trump ve Netanyahu’ya olan tepkileri daha arttırıyor.<br>Paskalya barış yürüyüşlerine, öncelikle İran ve Lübnan’da tırmanan savaşlar damgasını vurdu. Bazılarına binlerce, bazılarına da yüzlerce kişinin katıldığı eylemlerde Ukrayna, Sudan ve Kongo gibi Afrika’nın diğer yerlerindeki savaşlar ve çatışmalar da gündeme getirildi. Alman hükümetinin bu savaş ve çatışmaların sonlandırılması için diplomatik girişimlerde bulunmakla yükümlü olduğu hatırlatıldı. İsrail’in Gazze’de Filistin’e karşı savaşı açıkça “soykırım” olarak tanımlanarak, protesto edildi.<br>Bu arada Amerika’nın Küba’yı teslim almaya yönelik saldırgan politikalarına karşı tepkiler ve Küba’yla dayanışma çağrıları da öne çıktı.<br>Eylemlerde dile getirilen en önemli eleştirilerden biri de küresel silahlanma yarışının devam etmesiydi. Büyük paraların yatırıldığı bu yarışın daha fazla silahlanmayı hedefleyen “tırmanma”ya neden olduğuna, çevre koruma, eğitim, sosyal ve sağlık sektörleri için acilen ihtiyaç duyulan mali kaynakların sınırlanmasına neden olduğuna vurgulandı.<br>Eylemlerde ABD&#8217;nin Almanya&#8217;ya atom bombası başlıklı yeni orta menzilli füzeler konuşlandırma planları eleştirildi. Aralarında Almanya’nın da yer aldığı çeşitli Avrupa ülkelerindeki “kendi atom bombasına sahip olma” tartışmalarına dikkat çekildi. Bütün bu gerilimi tırmandırıcı gelişmelerin nükleer silahların kullanıldığı, tüm insanlığı tehdit eden küresel çatışmalara, üçüncü dünya savaşına neden olabileceği uyarıları dile getirildi.</p>



<p>FEDERAL MECLİS’TEN İRAN RAPORU!</p>



<p>Bu arada barış hareketinin hükümete karşı eleştirilerini destekleyen sembolik değeri yüksek önemli gelişmeler de hatırlatıldı.<br>Bunlardan biri uzun süredir bu konuda sessiz kalan Cumhurbaşkanı Steinmeier’in kısa bir süre önce İran’a karşı savaşı açıkça uluslararası hukuğun ihlali olarak değerlendirip, hükümetin bu konudaki denge politikasına karşı çıkmasıydı.<br>Diğeri de Almanya’nın en yüksek yasama organı Federal Meclis’in (Bundestag) Bilimsel Araştırma Servisi’nin bu savaşı uluslararası hukuk açısından değerlendirdiği raporuydu. Bu servis de savaşta uluslararası hukuğun ihlal edildiğini açıkladı.<br>Tabii hem Cumhurbaşkanı’nın, hem de Araştırma Servisi’nin değerlendirmelerinin hükümet politikaları üzerinde doğrudan bir bağlayıcı etkisi yok. Ancak bu gelişmeler barış hareketinin tezlerini ve hükümete yönelik çağrılarını destekliyordu. Onlar da bu savaşın uluslararası hukuğun ihlali olduğunu, bu durumun da Alman hükümetine ülke anayasası gereği yükümlülükler getirdiğini hatırlatıyor. İspanya’yı ve diğer Avrupa ülkelerini örnek alarak “Almanya&#8217;daki ABD askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasını yasaklanması” talep ediyor, aksi takdirde bu durumun “savaş suçuna ortaklık” anlamına geldiği uyarısında bulunuyorlar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31232" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-2-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>SLOGANLAR</p>



<p>Barış eylemlerinde en büyük katılım, paskalya bayramının son gününde Frankfurt’ta gerçekleştirildi. Organizatörler kentin çeşitli yerlerinden ve komşu kentlerden Frankfurt’un ortasındaki Römer Meydanı’na yürüyen ve oradaki mitinge katılanların sayısını yaklaşık beş bin kişi olarak açıkladı. Stuttgart’taki eyleme de dört bin kişinin katıldığı açıklandı. Münih, Berlin, Hamburg, Köln, Nürnberg, Duisburg’daki eylemlerde de binin üzerinde katılım oldu.<br>Çeşitli göçmen örgütlerinin de yer aldığı bu eylemlerde atılan sloganlardan bir bölümü şöyle:<br>“Yaşasın uluslararası dayanışma!”<br>“Ami (Almanya’daki Amerikan askerleri kastdeliyor) evine dön!”<br>“NATO’ya hayır / NATO’dan çıkılsın!”<br>“NATO yerine BARIŞ!”<br>“Eğitime yatırım yapın, silahlanmayı azaltın!”<br>“Daha fazla silahlanma, daha fazla silah — barış getirmez!”<br>“Küba’ya evet, ambargoya hayır!”<br>“Filistin’e özgürlük / Yaşasın Filistin!”<br>“İran’dan elinizi çekin!”<br>“Almanya finanse ediyor, İsrail bombalıyor!”<br>“Zenginler savaş istiyor, gençlik ise bir gelecek!”<br>“Zorunlu askerliğe, savaşa hayır — Barış kazanana kadar eylem!”<br>“Bir daha zorunlu askerlik mi? Hayır, asla!”<br>“Tanklar, silahlar, askerler barış getirmez!”<br>“Silahlanmada hızlılar ama eğitim için hiçbir şey yapmıyorlar”<br>Polisin genellikle yoğun güvenlik önlemleri aldığı yürüyüşler sorunsuz olarak tamamlandı. Frankfurt’taki bir küçük grubun İran’ın şu anki bayrağıyla, Amerika’yı protesto etmesi, diğer katılımcıların karşı çıkması üzerine küçük çaplı bir itiş-kakışın ardından engellendi. Yürüyüşe Amerikan bayrağıyla katılan bir protestocu, bayrağı protesto amaçlı olarak ters taşıdığını fark etmeyen, diğer katılımcıların tepkisini çekti. Ancak durum anlaşılınca bu küçük kriz de ortadan kalktı.<br>İlk olarak İngiltere’de başlayan ve 1960 yılından itibaren de Almanya’da düzenlenen paskalya barış eylemleri 80’li yıllarda komünist, sosyalist, sosyal demokrat örgüt ve partilerden, sendikalara, kiliselere çeşitli kesimlerden yüzbinlerin katılımıyla gerçekleşiyordu. Almanya’ya orta menzilli nükleer füzelerin konuşlandırılması ya da bu ülkenin Amerika’nın Irak’a açtığı savaşa karşı çıkıp, katılmamasının ardında buradaki barış hareketinin gücü yer alıyordu. Ancak soğuk savaşın ardından bu yürüyüşlere katılım giderek düşmeye başlamıştı. Sendikaların, kiliselerin, sosyal demokrat ve yeşil partilerin merkezi olarak barış hareketinden uzaklaşmasına rağmen yine de her yıl binlerce kişi bu geleneksel eylemlere katılıyor. Uzun süredir ilk kez geçtiğimiz yılki barış yürüyüşlerine katılanların sayısında önceki yıllara göre artış gözlenmişti. (gk)</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Baris-yuruyusu042026-3-800.jpeg" length="167113" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Ülkü Abla’dan hayat dersleri</title>
		<link>https://egazete.de/ulku-abladan-hayat-dersleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gürsel Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 19:14:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[frankfurt]]></category>
		<category><![CDATA[Halkevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü abla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31220</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçüne başından beri tanıklık eden ve geride kalan 65 yılda göçmenlerin hakları için mücadelenin en ön saflarında yer alan Ülkü Abla göçmen kökenli gençlere şöyle sesleniyor: “Siyasi partilerin içinde çalışın!”]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>GÜRSEL KÖKSAL</strong></p>



<p>Ülkü Abla, sadece Türkiye’den değil, tüm Akdeniz ülkelerinden ve Balkanlar’dan Almanya’ya işgücü göçünün ilk tanıklarından.<br>Geçtiğimiz yılın son günlerinde 90’ncı yaşını geride bırakan Sendikacı, Siyasal Bilimci, Eğitimci Ülkü Schneider Gürkan, 70 yıldır Almanya’da yaşıyor. Yani 1961’de Türkiye ile Almanya arasında işgücü mübadelesi anlaşması imzalandığında o yıllardır Almanya’daydı, önce dil öğrenimi için kısa bir süre Bavyera’da, daha sonra ve halen Frankfurt’ta…</p>



<p>Sadece Frankfurt’taki Türkiye kökenli göçmenlerin değil, Almanya’daki tüm göçmenlerin “Ülkü Ablası”, uzun yıllar dünyanın en büyük sendikalarından IG Metall’de, üniversitelerde, halk eğitim merkezlerinde,“Türk Danış” kurumlarında göçmenlere yönelik çalışmalarda üst düzey sorumluluklar üstlendi. Bu arada önce yabancı öğrencilerin sorunlarına çözüm için, sonra da göçmenlerin eşit hakları için örgütlü mücadelenin öncüleri arasında yer aldı. Geçtiğimiz yıl 60’ncı yılını kutlayan Almanya’nın en eski göçmen örgütlerinden Frankfurt Türk Halkevi’nin bir avuç aydın arkadaşıyla birlikte kurdu ve faaliyetlerine uzun yıllar yön verdi.</p>



<p>Bu arada yıllardır Frankfurt şehrinin “onursal hemşeri” ünvanını da taşıyan Ülkü Abla, halen bu kentte olup-bitenleri yakından takip ediyor. Tavsiyeleriyle, siyasal, toplumsal, kültürel süreçlere desteğini veriyor. Olağanüstü hafızası sayesinde çok önemli tarihi tanıklıklarıyla, gözlemleriyle, bilgileriyle ve anekdotlarla zenginleştirdiği yorumlarıyla dünyanın, Türkiye’nin, Almanya’nın gidişatını daha iyi anlamamıza destek oluyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31223" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla5-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Ülkü Abla hayat dersleri vermeye devam ediyor…</p>



<p>Kısa bir süre önce küçük bir grup olarak 90’ncı yaş gününü birlikte kutlarken başından beri içinde olduğu, bireysel ve örgütsel çabalarıyla gidişatını etkilediği, öncüleri arasında yer aldığı göçmen ve işçi hakları mücadelesine ilişkin değerlendirmelerini dinledik. Tabii bu sürece ilişkin eleştirilerini de…</p>



<p>Bu eleştirilerin başında göçmen derneklerinin siyasi çalışmalardaki hedefler konusu geliyor.<br>Başında kendisinin de yer aldığı göçmen örgütlerinin burada doğan, büyüyen gençlerin Almanya’daki siyasi süreçlere aktif olarak katılımını teşvik etmeyi ihmal ettiklerine, bu konuda çok geciktiklerine işaret ediyor.“Kurduğumuz derneklerde eğitsel, kültürel çalışmalar yaparken, bir yandan da gençleri buradaki siyasi partilerde aktif olarak çalışmaya teşvik etmeliydik. Eğer bu konuyu ihmal etmeseydik, şimdi Almanya’da bu ülkenin siyasi süreçlerinin içinde gelişmiş, deneyim kazanmış çok daha fazla politikacımız olacaktı. Göçmen karşıtlığı, aşırı sağın yükselmesi gibi alanlarda çok daha farklı bir Almanya’da yaşıyor olacaktık. Göçmen kökenli politikacılar hem ulusal, hem de yerel düzeyde ülke politikasını belki de olumlu anlamda etkin biçimde etkileyebileceklerdi. Toplumda Türkiye’ye yönelik çok daha farklı, gerçek duruma daha yakın bir algı düzeyi olacaktı” diyor.</p>



<p>Ülkü Abla, önümüzdeki günlerde Baden Württemberg’deki seçimlerde bu eyaletin başbakan adaylarından, Türkiye kökenli ilk Federal Bakan olarak tarihe geçmiş olan ve önümüzdeki dönemde büyük olasılıkla Almanya’nın Türkiye kökenli ilk eyalet başbakanı olmaya hazırlanan Cem Özdemir gibi Alman siyasetinde etkin olan politikacıların önemli bir bölümünü yakından tanıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31222" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800-300x169.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla4-800-696x392.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>Hem ülke çapında, hem de yerel düzeyde çalışmalarıyla dikkat çeken, bazılarını bizzat desteklediği diğer göçmen kökenli politikacıları da yakından takip ediyor. Hangi partiden olurlarsa olsun, onların başarılarından mutlu oluyor. Ama özellikle 70’li yıllardan itibaren buradaki sosyal, siyasal ve kültürel çalışmaların ağırlıkla Türkiye’ye yönelmesi nedeniyle önemli bir bölümü Alman vatandaşlığı almış yüzbinlerce göçmenin yaşadığı bu ülkedeki göçmen kökenli politikacıların sayısının halen çok düşük olduğuna işaret ediyor…</p>



<p>“Buradaki gençlerin Türkiye’ye siyasi gelişmelere duyarlı olarak yetişmesi tabii ki önemliydi. Ancak bizim asıl hedefimiz gençleri oradaki siyasi partilere değil, Almanya’daki siyasi partilerde çalışmaya yönlendirmek olmalıydı” diyor.</p>



<p>“Frankfurt’a 1957’nin Eylül ayında geldim. Savaş biteli 11-12 yıl olmuştu. Şehir yıkılmış durumdaydı. Bir de maddi olarak Almanlar çok yoksuldu. O zamanlar Türk parası daha değerliydi. 1 mark 68 kuruştu. Düşünebiliyor musun? Bize Türkiye’deki ailemiz döviz müsaadesi alıyor ve onu buradaki banka hesabına havale ediyorlardı. Bizim öğrenci dövizi Alman işçi ücretlerinden fazlaydı, bitmek bilmezdi. Bir işçi ayda 150 mark kazanıyordu, bizim öğrenci harçlığımız 385 mark idi… O zaman Frankfurt Üniversitesi’nde üçü kız, sekiz Türk öğrenci vardı.”<br>…<br>“Almanya’da işçi eksikliği vardı. Önce Doğu Almanya’dan kaçanlarla kapatılıyordu bu eksiklik. Ama bu zamanla yeterli değildi. Dışarıdan yabancı işçi getirmeye başladılar. Önce İtalyanlar, İspanyollar ve Yunanlılar. Sonra Yugoslavlar… 1961’de Berlin Duvarı yapıldıktan Doğu’dan gelişler tamamen durdu. Sonra bizimkileri getirmeye başladılar.”<br>Almanya’daki göçmenlerin ve tabii en önemlisi Türkiye kökenli toplumunun tarihini daha iyi izleyebilmek isteyenlere, önce Ülkü Schneider Gürkan’ı tanımalarını tavsiye ediyoruz.<br>*<br>Ülkü Gürkan, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımlarının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara yakınlarındaki Çorum’da 1935’te dünyaya geldi. Annesi Dildare ve babası Mümtaz Gürkan öğretmendi. Genç cumhuriyetin aydınları arasında yer alan öğretmen çiftin iki kızı vardı. Ülkü’yle kardeşi İlter’in yüksek öğrenim görerek, meslek edinmelerini hedefliyorlardı. Eğitim süreçlerine damgasını vuran motivasyon onların ileride birikimleriyle toplumsal ilerlemeye katkıda bulunan öncüler arasında yer almalarıydı. Yaşamlarının ilk yıllarını Çorum’da geçirdiler. Evleri o yıllarda Çorum’da görevli olarak bulunan ya da çeşitli nedenlerle kenti ziyaret eden aydınların buluşma adreslerinden biriydi. Türkiye’nin ileri adımlarını benimsemiş cumhuriyetçi, ilerici, entellektüel eğitmen aydınların yanısıra, muhalif solcu, sosyalist aydınlar da evin bu evin konukları oluyorlardı. Örneğin ünlü ressam Abidin Dino da bunlar arasında. Ülkü Abla, sık sık evlerini ziyaret eden Dino’nun kendilerine resim dersi verdiğini, kitap okuduğunu halen hatırlıyor.</p>



<p>TÜRKİYE’DEKİ ALMANLAR</p>



<p>Ülkü Abla’nın Almanlarla ilk karşılaşmasıı da bu yıllarda oldu. Hitler Almanyası’dan kaçıp Türkiye’ye giden Almanların bir bölümü, II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru bir süre zorunlu olarak Çorum’a yaşamışlardı. Türkiye bir yandan müttefiklerin baskısıyla, diğer yandan da Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olabilmek hedefiyle savaşı kaybedeceği anlaşılan Almanya’yla ilişkilerini kesip, resmen savaş açmıştı. Bu nedenle de Hitler yönetimine karşı olmalarına rağmen “düşman ülke vatandaşı” statüsünde oldukları için Türkiye’de yaşayan yüzlerce Alman çoluk çocuk çok Orta Anadolu’daki bazı kentlere &#8211; Çorum, Yozgat, Kirşehir –gönderilip, oralarda enterne edilmişlerdi. Çorum’a gönderilen Alman ailelerden biri de Gürkan ailesinin konukları arasındaydı.<br>Ülkü, ilkokul ve ortaokulu Çorum’da ailesinin yanında okudu (1942-52). Daha sonra dönemin önde gelen kız okullarından Bursa Lise’sinde yatılı olarak öğrenim gördü (1952-56).<br>Liseyi bitirdikten sonra üniversite öğrenimini yurtdışında yapmasına karar verildi. O lisede yabancı dil olarak Fransızca öğrendiği için Fransa’yı istiyordu. Babası ise Almanya’nın daha uygun olacağını düşünüyordu. Sonunda Almanya’ya gönderildi (1956). Önce Bavyera’nın Kochel am See kentinde Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi ve ardından yine Bavyera’daki Schlehdorf kasabasında Katolik rahibelerin yönetimindeki bir kız lisesinin yatılı bölümünde kalarak Almancası’nı ilerletti.<br>Üniversite öğrenimi için 1957’de Frankfurt’a geldi. Önce Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğrenime başladı. Daha sonra bölüm değiştirdi, önce Frankfurt’ta, daha sonra da Marlburg’daki Philipps Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde okudu.<br>O dönemde Frankfurt Türk Öğrenci Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı.<br>Frankfurt ve Marburg’daki öğrenciliği döneminde Almanya’daki sosyal ve siyasal dönüşümlerin yakın gözlemcisi oldu, ilerici Alman öğrencilerin kurduğu örgütlerden SDS’te (Sosyalist Alman Öğrenci Birliği) yer aldı. “Frankfurt Okulu”nun öğrencisi oldu, 68 gençlik hareketinin ortaya çıkışını, yükselişini içinde yer alarak yaşadı. Dönemin ünlü bilim adamlarından Prof. Carlo Schmid, Prof. Theodor Adorno ve Prof. Wolfgang Abendroth’un derslerini izledi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="757" height="450" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31221" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800.jpeg 757w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800-300x178.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800-696x414.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 757px) 100vw, 757px" /></figure>



<p>HALKEVİ’Nİ KURDU</p>



<p>1963 yılından itibaren “Türk Danış” (Arbeiterwohlfahrt), Halk Eğitim Merkezi (Volkshochschule) ve Sanayi İşçileri Sendikası (IG-Metall) Genel Merkezi çatısı altında Türkiye’den gelen işçilerle ilgili danışmanlık ve tercümanlık hizmetlerini yürüttü.<br>Bu arada bir grup arkadaşıyla birlikte Frankfurt Türk Halkevi’nin kurdu (1965).<br>Bu dönemlerde önce Almanya Komünist Partisi (DKP) ve ardından kardeş örgütü TKP’yle (Türkiye Komünist Patisi) tanıştı. TKP içinde ve bu çizgideki göçmen örgütü FİDEF’te (Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu) yer aldı.<br>Frankfurt’ta Yunanistan, İspanya ve İtalya’dan göçmen işçilerin kurduğu örgütlerin temsilcileriyle “Hessen’deki Yabancı Hemşeriler Girişimi”nin (Initiativausschuss Ausländische Mitbürger in Hessen) kuruluşuna katıldı (1972). Uzun yıllar Hessen eyaletindeki yabancı işçilerin ve ailelerinin yaşam ve çalışma koşullarının, sosyal ve siyasal haklarının iyileştirilmesi için çalışmalarda bulunan girişimin aktif yöneticileri arasında yer aldı.<br>1972’de halen soyadını taşıdığı üniversiteden arkadaşı Hanns-Helge Schneider’le evlendi, onyıl sonra ayrıldılar.<br>Frankfurt Üniversitesi’deki Almanya’daki göçmen işçi ailelerindeki çalışmayan kadınların dil öğrenimi ve sosyal iletişimini konu alan bir proje kapsamında araştırma görevlisi olarak çalıştıktan (1979-81) sonra, Frankfurt Yüksek Okulu’nda (Fachhochschule Frankfurt – şimdiki adıyla Frankfurt Uygulamalı Bilimler Üniversitesi) Türkçe eğitmenliği görevini üstlendi (1978-82).<br>Üniversite öğrenimi sırasında ve sonrasında Frankfurt Halk Eğitim Merkezi’nde (Volkshochschule) ve Frankfurt Belediyesi Halk Eğitim Dairesi’nde (Amt für Volksbildung) yabancı işçilerle ilgili birimlerde eğitmen ve danışman olarak çalıştı, yöneticilik yaptı.<br>1982 yılından itibaren dünyanın en büyük işçi sendikalarından IG – Metall’in (Sanayi İşçileri Sendikası) genel merkezinde yabancı işçilerle ilgili bölümde sürekli olarak çalışmaya başladı.</p>



<p>DARBEDEN SONRA TÜRKİYE’YE GİDEMEDİ</p>



<p>Bütün bunlara paralel olarak Almanya’daki Türkiye’de demokrasi ve sendikal haklar mücadelesiyle dayanışma çalışmalarına aktif olarak katıldı. Bu nedenle 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye’de hakkında siyasi takibat başlatıldı. Hakkındaki soruşturmanın boyutları tam olarak öğrenilemedi, ancak Türkiye’ye gittiğinde tutuklanıp, uzun süreliğine hapse girme tehlikesi vardı. Uzun süre Türkiye’ye gidemedi.<br>Bu dönemde toplumsal çalışmaları nedeniyle Federal Almanya Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen federal liyakat nişanına hak kazanmıştı. Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen yazıda nişanın Federal Almanya Anayasası’nın 30’ncu yıldönümü vesilesiyle, 22 Mayıs 1979 tarihinde dönemin başkenti Bonn’da gerçekleştirilecek törende kendisine takdim edileceği bildiriliyordu. Ancak daha sonra yine Cumhurbaşkanlığı’ndan bir yazı daha geldi. İkinci yazıda, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’yle yürütülen uluslararası işlemlerin tamamlanmadığı” gibi garip bir gerekçe gösterilip, özür dileniyor, kendisine resmi tören davetiyesinin bu nedenle gönderilemeyeceği belirtiliyordu. Yazı, bu durumun “ileri bir tarihte telafi edileceği umudu”yla bitiyordu.<br>Bu garip duruma ilişkin hiç bir resmi bir açıklama olmadı. Ancak bu engellemenin Türkiye’nin sakıncalı gördüğü bir vatandaşının böyle önemli bir nişanı almasına Alman makamları nezdindeki itirazından kaynaklandığı görülüyordu.<br>Ülkü Schneider Gürkan, daha sonra kendisiyle konuşan Hessen Sosyal İşler Bakanlığı’ndan bir yetkilinin bu tahminleri doğruladığını söylüyor. Wiesbaden’daki bakanlık yetkilisi konuyu Cumhurbaşkanlığı’nın Madalya ve Nişanlar Dairesi Müdürü’yle görüşmüş. Müdürün Wiesbaden’daki yetkiliye anlattıklarına göre, Almanlar önce Türkiye’nin Almanya Büyükelçiliği’ni bu konuda bilgilendirip, törene davet etmişler. Ancak bunun ardından Türk istihbaratı, Almanya’ya “Ülkü Schneider Gürkan’ın bir vatan haini” olduğu gerekçesiyle, Federal Almanya Cumhurbaşkanı tarafından kendisine böyle bir nişan verilmesine Türkiye’nin karşı olduğunu iletmiş. Kendilerinin bu nişanı verecekleri kişileri zaten araştırdıklarını ve haklarında bilgi sahibi olduklarını belirten bakanlık yetkisili, ilk kez böyle bir engellemeyle karşılaştıklarını, ancak bu yüzden işlemleri durdurduklarını kaydetmiş.<br>Sonraki gelişmeler, dönemin başkenti Bonn’da konunun &#8220;ileride telafi edilmesi&#8221;ne değil, üzerinin kapatılmasına karar verildiğine işaret ediyordu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="288" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31228" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800-300x108.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla7-800-696x251.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>PASAPORTUNA EL KONULDU</p>



<p>Bu arada Türkiye’de bir askeri darbe yapıldı (1980). Türkiye’deki anti demokratik rejimin takibatından kaçan çok sayıda muhalif aydın, politikacı, sendikacı, sanatçı başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ülkelerine gittiler.<br>Türkiye’deki ailesinden gelen haberler Ülkü Schneider-Gürkan hakkındaki takibatın halen devam ettiğini gösteriyordu. Sosyal ve siyasal çalışmalarını bu dönemde de sürdürdü. Daha sonra öğrenildiğine göre Almanya’dan yapılan çok sayıda ihbar nedeniyle hakkında Türkiye’nin çeşitli kentlerinde siyasi soruşturmalar yürütülüyordu.<br>Daha sonra davet edildiği Türkiye’nin Frankfurt Başkonlosluğu’nda pasaportuna el kondu (26 Kasım 1986). “Eski bir konu nedeniyle pasaportun inceleneceği” açıklamasıyla kendisine üç ay geçerliliği olan bir kimlik belgesi verildi. Resmi olarak bu işlemin “pasaporta el koyma” olmadığı açıklanıyordu, ancak herşey ortadaydı. Benzer şeyler başkalarının başına da gelmişti. Başta çalıştığı IG Metall sendikası olmak üzere sendikalar, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, dini kuruluşlar ve aydınlar bu durumu protesto etti. Konu, kurucuları arasında kendisinin de yer aldığı “Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki Türkiye Vatandaşlarının Pasaportlarına El Konulmasına Karşı Komite”nin çabalarıyla resmi makamların ve kamuoyunun gündemine getirildi. Ancak bütün bunlardan uzun bir süre sonuç çıkmadı. Bir süre sonra yeniden Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’na davet edildi ve bu kez pasaportuna el konduğu resmen açıklandı (8 Mayıs 1987). Başkonsolos kendisine Türkiye’de hakkında bir dava açıldığını ve bir ay içinde teslim olmasının istendiğini söyledi. Sözkonusu davanın içeriğine ilişkin sorular ise bu konuda bilgi olmadığı gerekçesiyle yanıtsız bırakıldı.<br>Artık ne Türkiye pasaportu ne de Türkiye Başkonsolosluğu’ndan verilen pasaport yerine geçebilecek bir belgesi vardı. Resmen “vatansız” konuma düşürülmüştü.<br>80 yıllar boyunca avukatları aracılığıyla Türkiye’de yürüttüğü hukuk mücadelesi çok uzun bir süre sonra sonuçlandı. Hakkında açılan tüm davalardan beraat etti, pasaportunu geri aldı. Yeniden çok sevdiği ülkesine gidebilmeye, ailesini, arkadaşlarını ziyaret etmeye başlayabilmesi için aradan 20 yıldan daha uzun bir zaman geçmişti (1991).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="800" height="449" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800.jpeg" alt="" class="wp-image-31225" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800.jpeg 800w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800-300x168.jpeg 300w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla6-800-696x391.jpeg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p>GECİKEN ONUR MADALYASI</p>



<p>Frankfurt Belediye Sarayı’nın İmparatorlar Salonu’nda düzenlenen bir törenle kendisine 1957 yılından beri yaşamını sürdürdüğü bu kentin en büyük ödülü “Onur Madalyası” verildi (1994). Alman yetkililer bu sırada 1979 yılında kendisine verilmesine karar verilen Federal Liyakat Nişanı’nın Türkiye tarafından engellendiğini ve konuyla ilgili dosyanın bir kenara kaldırılmış olduğunu hatırladılar.<br>Federal Liyakat Nişanı, bu konuda ilk kararın alınmasından 18 yıl sonra Frankfurt’ta düzenlenen bir törenle kendisine takdim edildi (18 Haziran1997). Ödül töreninde kendisini kutlayanlar arasında Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu da yer alıyordu.<br>1998 yılında IG-Metall’daki aktif çalışma yaşamına son vererek, emekliye ayrıldı.<br>Halen Frankfurt’ta yaşamını sürdürüyor, artık eskisinden daha sık Türkiye’ye gidiyor ve orada (özellikle İstanbul ve Çeşme’de) eskisinden daha uzun süre kalıyor.<br>Ama esas olarak halen Frankfurt’lu. Buradaki sosyal ve siyasal yaşamın yakından takip ediyor, içinde yer alıyor. Frankfurt Büyük Şehir Belediyesi’nin protokol listesinde yer alıyor. Kentte bulunduğu dönemlerde gerçekleştirilen resmi etkinlik ve törenlere de katılıyor, sivil toplum örgütlerinin düzenlediği protesto etkinliklerine de, kültür sanat aktivitelerine de. Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) ve IG Metall’in sosyal faaliyetlerini aktif olarak takip ediyor.<br>Çeşitli kurumların sosyal, kültürel ve siyasal projeler geliştirmesine destek veriyor, yol gösteriyor. Halen siyasal takibat altındaki siyasi sürgünlerle dayanışma içinde. Halen mesleki eğitim ya da akademik kariyer yolundaki gençleri desteklemeye devam ediyor.</p>



<p>KONUK LİSTESİ ÇOK UZUN</p>



<p>Her yıl Paskalya Bayramı döneminde yapılan Barış Yürüyüşü’nün ya da 1 Mayıs İşçi Bayramı yürüyüşünün ardından Römer Meydanı’ndaki mitinglere, mücadele arkadaşlarıyla ve gençlerle çevrelenmiş halde katılıyor. Bu mitinglerde onu meydanın bir köşesinde Frankfurt’un o anki Büyükşehir Belediye Başkanı’yla, Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB), Metal İşçileri Sendikası’nın (IG Metall) yöneticileriyle, üyeleriyle ya da politikacılarla sohbet ederken görebilirsiniz…<br>O halen daha demokratik bir Türkiye, Almanya ve dünya için verilen mücadelenin kararlı ve aktif öncülerinden biri olarak yaşamını sürdürüyor.<br>O’nun Main nehri kıyısındaki, binlerce kitaplarıyla, plaklarıyla, tabloları ve çeşitli sanat eserlerini içeren kolleksiyonlarıyla içiçe yaşadığı, bir müzeyi andıran dairesi Frankfurt’taki bir çok ciddi sosyal, kültürel siyasal projenin doğduğu ya da geliştirildiği bir düşün merkezidir aynı zamanda…<br>Ve de Türkiye’den birçok aydın ve sanatçının Frankfurt’a her gelişlerinde uğradıkları, bazılarının da konakladıkları bir mekandır. Bu konukların listesi hayli uzun: Abidin Dino, Aziz Nesin, Halit Çelenk, Uğur Mumcu ya da Gezi Parkı direnişi sırasında öldürülen gençlerimizin anneleri… Gazetemizin yazarı Doğan Tılıç ve İsmail Arı da bu konuklar arasında yer alıyor.<br>Ülkü Abla’nın Türkiye’de başlayıp, büyük bir bölümü Frankfurt’ta geçen ve halen devam eden yaşam öyküsü ve bu olağanüstü öyküye ilişkin görsel malzemeler, bir süredir bu evin tam karşısındaki Frankfurt Tarih Müzesi’nde kendisine ayrılmış olan özel köşede yer alıyor.<br>Onu bu akşam misafir eden Frankfurt Felsefe Kulübü’nün mesajıyla noktalıyoruz:<br>“Frankfurt’un sosyal, siyasal ve kültürel yaşamına 70 yıldır değer katan, bizlere ilham olan Sevgili Ülkü Abla. Sizi tanımak ve sizinle birlikte olmak bizim için büyük bir kıvançtır. İyi ki varsınız. 90’ncı yaş gününüzü kutluyor, size teşekkür ediyoruz.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/ulku-abla1-800.jpeg" length="118715" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>NSU kurbanlarının yakınları: “Almanya sağ teröre karşı mücadeleyi ciddiye almalı”</title>
		<link>https://egazete.de/nsu-kurbanlarinin-yakinlari-almanya-sag-terore-karsi-mucadeleyi-ciddiye-almali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 15:14:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Dortmund]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Kubaşık]]></category>
		<category><![CDATA[NSU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31214</guid>

					<description><![CDATA[Dortmund'ta NSU ırkçı terör örgütünce katledilen Mehmet Kubaşık'ın anma töreninde konuşan kurbanların yakınları, “Almanya ve Federal Hükümet, bu eylemlerin sorumluluğunu üstlenmelidir. Sağcı teröre karşı mücadeleyi ciddiye almalı ve kurbanların yanında yer almalıdır” dediler.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>NSU&#8217;nun katlettiği Mehmet Kubaşık, cinayetin 20. yılında Dortmund&#8217;ta anıldı. Sivil toplum kuruluşları, siyasiler, demokrat insanlar ve ailelerin katıldığı törende konuşan Mehmet Kubaşık&#8217;ın kızı Gamze Kubaşık, NSU cinayetlerinin aydınlatılmasını istedi. Kubaşık 20 yıl boyunca kendilerini babalarının kaybı kadar inciten şeylerin, cinayetin ardından yaşatılan yetkililer, toplumun bir kısmı ve medyadaki sessizlik, güvensizlik, görmezden gelme, uzun süre yanlarında olmayışının, dayanışma yerine şüpheyle yaklaşma olduğunu kaydetti. </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="623" height="472" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-4.jpg" alt="" class="wp-image-31216" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-4.jpg 623w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-4-300x227.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 623px) 100vw, 623px" /></figure>



<p>Adalet sağlanıncaya kadar durmayacaklarını kaydeden Gamze Kubaşık şunları söyledi: &#8220;Bizden koparıldığın 20 yıl. Bu kaybın ne anlama geldiğini kelimelerle ifade etmek neredeyse imkansız. Seni düşünmediğim tek bir gün bile yok. Her gün seni özlüyorum. Küçük anlarda ve özellikle de büyük anlarda seni özlüyoruz. Torunlarının doğduğu sevinçli anlarda. Bir araya geldiğimizde, güldüğümüzde, yaşamak istediğimizde. Orada daima o boşluk var. Ama bu 20 yıl boyunca bizi senin kaybın kadar inciten şey, ondan sonra gelenlerdi. Sessizlik, güvensizlik, görmezden gelme, yetkililer, medya, toplumun bir kısmı. Uzun süre bizim yanımızda olmadılar. Dayanışma yerine şüpheler vardı. Açıklama yerine ihmaller vardı. Ciddiye alınmadık. Oysa biz, aileler olarak en başından beri neyin mümkün olduğunu söyledik. Faillerin ırkçı olabileceğini. Nazilerin cinayet işlediğini. Ve ben bugüne kadar kendime soruyorum. O zamanlar bizi dinleseydiler? Babamın cinayetini önleyebilir miydik? Cevabı biliyorum. Sesimizi yükselttik. Babalarımız için. Ailelerimiz için. Gerçek için. Ve tam da bu yüzden bugün burada durup açıkça söylüyoruz. Bu konuya bir son verilmemeli. Cevaplar istiyorum. Bunlar soyut talepler değil. Bu bizim hayatımız. Bizim gerçeğimiz. Bizim hakkımız. NSU davası kapanmadı. Açıklığa kavuşturulmadı. Ve daha fazla sessizlikle çözülmeyecek. Siyasi olarak çözülmesi gerekiyor. Olan biteni gören, sorumluluk üstlenen ve bizim yanımızda duran bir topluma ihtiyacı var. Adalet sağlanana kadar durmayacağız.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="641" height="317" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-5.png" alt="" class="wp-image-31217" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-5.png 641w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-5-300x148.png 300w" sizes="auto, (max-width: 641px) 100vw, 641px" /></figure>



<p>&#8220;<strong>Hükümet bizi ciddiye almıyor</strong>&#8220;</p>



<p>Nürnberg&#8217;te katledilen Enver Şimşek&#8217;in kızı Semiya Şimşek de Mehmet Kubaşık adının bir hayatı, umudu, bir aileyi ve nefret ve şiddete karşı uyanık kalma görevini temsil ettiğini söyledi. Mehmet Kubaşık, babası Enver Şimşek ve NSU’nun diğer cinayetlerin Almanya’nın tarihinin bir parçası olduğuna vurgu yapan Semiya Şimşek “Bu tarih asla unutulmamalıdır. Kurbanların isimleri asla unutulmamalıdır. Bugün burada bunun için bulunuyorum. 25 yıl geçmesine rağmen federal hükümet bizi ciddiye almıyor. Acımız ve ıstırabımız kabul edilmiyor. Ülkemiz Almanya ve federal hükümet, bu eylemlerin sorumluluğunu üstlenmelidir. Sağcı teröre karşı mücadeleyi ciddiye almalı ve kurbanların yanında yer almalıdır. Anmak, hatırlamak demektir. Ama aynı zamanda sorumluluk üstlenmek demektir. Adını telaffuz etmek, onu yaşatmak demektir. Unutulmasına izin vermemek demektir. Mehmet Kubaşık adı bir hayatı, umudu, bir aileyi ve nefret ve şiddete karşı uyanık kalma görevini temsil ediyor. Mehmet Kubaşık adı hafızamızda, adalet için mücadelemizde ve dayanışmacı ve insani bir toplum için ortak çabamızda kalmalıdır” diye konuştu.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="517" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-7-600.jpg" alt="" class="wp-image-31218" srcset="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-7-600.jpg 640w, https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-7-600-300x242.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p><strong>&#8220;Almanya genelinde bir anma talep ediyoruz&#8221;</strong></p>



<p>Theodoros Boulgarides&#8217;in kızı da anmanın siyasete, kurumlara ve topluma bir uyarı olduğunu söyledi. Boulgarides törende şu ifadelere yer verdi: Bugün, ırkçı şiddet sonucu bir babayı kaybetmenin ne demek olduğunu bizzat bilen dostlar ve kızlar olarak yanınızdayız. Ve bugünkü acıyı bizden daha iyi kimse anlayamaz. Acımız bizi birleştiriyor ve ruh ikizleri haline getiriyor. Anılarımız, aydınlatma ve hatırlama yolundaki ortak mücadelemizde bize yol gösteriyor. Ancak bugünkü bu anma, aynı zamanda siyasete, kurumlara ve topluma da bir uyarıdır. Anmak tek başına yeterli değildir. Sonuçlar, dürüst bir hesaplaşma ve bu tür adaletsizliklerin bir daha asla tekrarlanmaması için irade gereklidir. Hâlâ sınırsız ve tam bir aydınlatma, maddi tazminat ve Almanya genelinde anma talep ediyoruz. Hataların ortaya çıkmasından sonra sonuçlar nerede? Eksiksiz aydınlatma nerede? Resmi kurumlardaki ırkçı yapıları fark etme ve değiştirme konusunda gerçek irade nerede? Hayatlar mahvolduktan sonra tepki gösteren değil, çok geç olmadan koruyan bir politika talep ediyoruz. Dinleyen, özellikle de mağdurları dinleyen, sorumluluğunu üstlenen, önemsizleştirmeden ve kaçmadan. Devletin başarısızlığının, boş sembolik politikaya hizmet eden toplantılarda sadece tesadüfen bahsedilmesi yeterli değildir. Kurbanların isimleri, sevgili babalarımızın, eşlerimizin ve oğullarımızın isimleri bize bir yükümlülük yüklemektedir. Siyasetçileri şeffaflığa, geçmişle yüzleşmeye ve gerçek bir değişime mecbur kılarlar. Çünkü sonuçları olmayan bir anma, anlamsız kalır.&#8221;  Fotograflar: Gamze Kubaşık sosyal medya hesabı</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/Dortmund-042026-2-800.jpg" length="58040" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Karaahmetoğlu’ndan ‘Gençlik krizi’ uyarısı</title>
		<link>https://egazete.de/karaahmetoglundan-genclik-krizi-uyarisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya'da Gençlik 26]]></category>
		<category><![CDATA[Macit Karaahmetoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=31211</guid>

					<description><![CDATA[SPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Almanya'nın bir “gençlik krizi” ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekti]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>SPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Almanya’da  son gençlik araştırmalarından &#8220;Almanya’da Gençlik 2026&#8221; (Jugend in Deutschland 2026) raporuna dikkat çekerek, ülkenin bir “gençlik krizi” ile karşı karşıya olduğunu belirtti. Federal Milletvekili Karaahmetoğlu, teşhisin ötesine geçilerek somut çözüm önerileri hayata geçirilmezse, Almanya’nın sadece genç nüfusunu değil, geleceğe dair umudunu ve rekabet gücünü de kaybedeceği uyarısında bulundu.<br><br>Karaahmetoğlu, yapılan araştırmaya göre, gençlerin yaklaşık yüzde 29’unun psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu, işsiz gençlerde bu oranın yüzde 42’ye kadar çıktığını ifade etti. Gençlerin yüzde 23’ünün borçlu olduğunu vurgulayan Federal Milletvekili, artan yaşam maliyetlerinin özellikle öğrenciler üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu söyledi. Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından birinin de gençlerin ülkeyi terk etme eğilimi olduğunu belirten Karaahmetoğlu, “Gençlerimizin yüzde 21’i ülkeyi terk etmeyi planlarken, yüzde 41’i ise bu fikre açık olduğunu ifade ediyor. Bu oranlar, şüphesiz ki ülkemizin geleceği için korkunç bir tablo çiziyor” dedi. Bugün karşı karşıya olunan durumun tam bir “gençlik krizi” olduğunu vurgulayan Karaahmetoğlu, bu krizin ekonomi, eğitim, istihdam ve sağlık politikalarının kesişiminde oluştuğunu belirterek, “Artık teşhisi bırakıp tedaviyi konuşma zamanıdır” ifadelerini kullandı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignleft size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="300" height="386" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/02/spd-macit-karaahmetoglu300.jpg" alt="" class="wp-image-30970"/></figure></div>


<p>Karaahmetoğlu, somut ve uygulanabilir çözüm önerilerini de kamuoyunun bilgisine sunduğunu söyledi.<br><br><strong>“Gençler için ekonomik güvenlik paketi oluşturulmalı”</strong><br>30 yaş altı gençler için vergi indirimi ve ilk işe giriş teşvikleri düzenlenmesi gerektiğini belirten Karaahmetoğlu, öğrenci ve yeni mezunlara yönelik kira destek programlarının önünün açılması gerektiğini söyledi. Genç borçluluğunu azaltmak için ise düşük faizli, kamu destekli yapılandırma modelleri geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.<br><br><strong>“Ruh sağlığına erişimde reform şart”</strong><br>Üniversitelerde ve kamu kurumlarında ücretsiz psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayan Federal Milletvekili, psikoterapiye erişim sürelerinin kısaltılmasının da önemine dikkat çekti.<br><br><strong>“Genç istihdamı için acil eylem planı”</strong><br>Üniversite &#8211; özel sektör iş birliklerinin teşvik edilmesi gerektiğini ayrıca belirten Karaahmetoğlu, genç işsizliğini azaltmaya yönelik hedef bazlı teşvik programlarının düzenlenmesinin faydalı olacağını ifade etti.<br>Öte yandan Macit Karaahmetoğlu, yurt dışında yaşayan gençlere yönelik geri dönüş teşvik paketleri ile yüksek nitelikli gençlere yönelik hızlandırılmış kariyer programları düzenlenmesi gerektiğini söyledi ve “Gençlerin karar alma süreçlerine katılımının artırılarak kamu politikalarında genç temsil oranının yükseltilmesi gerekmektedir. Gençleri kaybetmek her anlamda umudu ve geleceği kaybetmek anlamına gelir. Gençlik krizi derinleşmeden bu alandaki reformların acil ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir„ dedi. Foto: Moshe Harosh / Pixabay</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2026/04/moshehar-friends-7016866-800.jpg" length="105996" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
