11.2 C
Almanya
Pazartesi, Mayıs 16, 2022

Eğitim Sen: Artık yeter demeliyiz

Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’ın cemaat baskısından bunalıp hayatına son vermesi duyarlı insanları derinden sarsmıştı.  Genç bir insanın “Yaşam sevincimi ve hevesimi yitirdim” diyerek yaşamanı son vermesinin topluma ağır bir borç olduğunu kaydeden  Eğitim Sen yaptığı basın açıklamasında, “Çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatta kalması ve demokratik bir eğitim alması, bu dinci döngünün kırılmasına ve kamusal, bilimsel ve laik eğitimin yaşama geçirilmesine bağlıdır” dedi.

Açıklama şöyle:

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara’nın hayatının baharında aramızdan koparılması toplumun geniş kesimlerinde büyük bir üzüntüye ve öfkeye yol açmıştır.

Adları taciz, tecavüz ve katliamlarla anılan cemaat yurtları, bu kez de bir gencin çaresizliğe mahkum edilmesi ve adım adım hayattan koparılmasıyla karşımıza çıkmıştır.

Elazığ, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara “yaşam sevincimi ve hevesimi yitirdim” diyerek kendi eliyle yaşamına son vermiştir. Bu hazin sondan kısa bir süre önce bıraktığı video ile başta tarikatlara, siyasal iktidara olmak üzere ama ciddi bir kamusal ve toplumsal denetim için emek ve meslek örgütlerine ve topluma ağır bir borç bırakmıştır: Enes Kara’nın geride bıraktığı şey, ne yazık ki “Beni ölümden vazgeçiremediniz ama başkaları için bir şeyler yapın” diyen bir çığlık… Enes Kara’nın Anne babasına ve muhafazakâr ailelere bıraktığı borç ise oldukça somut bir talebi içeriyor: “Ailemden şunu rica ediyorum. Kardeşlerime daha toleranslı davranın, onları bu konuda zorlamayın. Kardeşim şu anda imam hatipte okuyor ama imam hatipte okumak istemiyor. İstemediğini söyledi ama ailem için hiçbir şey ifade etmedi.”  Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak Enes Kara’nın bu mesajını paylaşıyor ve tüm ailelerin çocuklarının söz, karar ve iradelerini saygıyla karşılamaya çağırıyoruz.

Dindar nesil yetiştirmenin yaşamda karşılığı yok!

Okullarda din derslerini zorunlu olarak sürdürmek, seçmeli dersleri adeta ‘zorunlu’ dersler gibi seçtirmek, imam hatip liselerine öğrencileri ve ailelerini yönlendirme yoluyla özendirmek, zorlamak, dini vakıf ve derneklerin il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ile yapılan protokollerle bu yapıların “örtük müfredatını” eğitimin görece kamusal olan içeriğine ‘sızdırmalarını’ sağlamak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devasa bütçesi ile yetişkinler kadar çocukların eğitimine de müdahale edecek biçimde güçlendirmek ve Kur’an Kurslarını okul öncesi eğitime denk diploma verecek biçimde meşrulaştırmaya çalışmak, öğrencilerin yurt gereksinmelerini kamusal olarak karşılamayarak özellikle yoksul ve muhafazakâr velileri çocuklarını tarikat yurtlarına kimi zaman zorla kimi zaman da ikna ile yollamalarını sağlamak… Enes Kara ve öncesinde vahim sonuçları olan benzer olayların kökeninde işte bu yaklaşımlar vardır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatta kalması ve demokratik bir eğitim alması, bu dinci döngünün kırılmasına ve kamusal, bilimsel ve laik eğitimin yaşama geçirilmesine bağlıdır.

Siyasal iktidara çağrımızdır: Çocukların ve gençlerin etrafını çevreleyen hayat çoğuldur, renklidir, kamusaldır, hayat farklı olan kişi ve topluluklarla etkin karşılaşmalara açıktır. Dindar ve kindar bir nesil yetiştirme arzunuzun yaşamda karşılığı yoktur. Ancak oluşturduğunuz kamusal ve toplumsal denetimden uzak yapılar, yaşamla bağları zayıflatılmış çocukların yaşamına mal olmaktadır.

 “Artık yeter!” demeliyiz

Geleceğe güvenle bakması gereken, özgüveni ve yaşam enerjisiyle de topluma umut olması beklenen gençlerimizin hayatlarının bu şekilde karartılması, siyasi iktidarın yıllardır izlediği toplum mühendisliğinin bir sonucu olarak görülmelidir.

Çünkü çocuklarımız ve gençlerimiz, bir taraftan sistematik olarak izlenen politikaların, diğer taraftan da bu politikalara “rıza” gösteren ailelerin tahakkümü altında, temel hak ve özgürlükleri yok sayılarak ve iradeleri hiçleştirilerek şekillendirilmek istenmektedirler.

Öğrencilerimizin kendi potansiyellerini ve yaratıcılıklarını ortaya çıkarması ve geliştirmesi gereken eğitim sistemi, bunun tam aksine çalışarak öğrencileri siyasi iktidarın makbul gördüğü bireylere dönüştürmeye hizmet etmektedir. Bu nedenle eğitim politikalarıyla, cemaatlere terk edilen yurtlarla, bağnazlıkla, ailelerin çocuk üzerindeki tahakkümüyle ve bu sistemi korumak için seferber edilen iktidar politikalarıyla çocuklarımızın ve gençlerimizin yaşamları ağır bir kuşatma altındadır.

Bu sorunu sadece kamu ya da özel yurt sayılarıyla anlamaya çalışmak gerici, baskıcı, yasakçı, otoriter, cinsiyetçi ve ırkçı bu kuşatmayı sadece bir yönüyle ele almak olacaktır. Halbuki sorun, öğrencilerimizin kamusal, parasız ve nitelikli yurtlarda barınma hakkının sağlanmasının yanı sıra onlara demokratik, özgürleştirici, eşitlikçi ve laik bir barınma ortamının da sunulmasıyla çözülebilecektir. Böylesi bir politika ise mevcut düzenin kökten bir değişime uğratılmasını zorunlu kılmaktadır.

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki, yalanlarına, yolsuzluklarına ve yoksullaştırma politikalarına dini ortak edenlerin, iktidarlarını korumak pahasına çocuklarımızın ve gençlerimizin yaşamlarını değersiz görenlerin, dini tarikat ve cemaatlerin eğitim sisteminde kök salmasını sağlayanların karşısında öğrencilerimizi yalnız bırakmamalıyız! Sesimizi, sözümüzü daha gür çıkarmalı, yüksek sesle “artık yeter” demeliyiz. Eğitim ve bilim emekçileri olarak bizler buradayız! Bu düzeni ancak birlikte değiştirebiliriz!

Son Haberler

İlgili Haberler