<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayşegün Korkmaz &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/author/ayse-korkmaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Feb 2023 13:24:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Ayşe Övür’ün Botter Apartmanı&#8217;na Dair &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/ayse-ovurun-botter-apartmanina-dair-aysegun-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Sep 2022 14:47:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Övür]]></category>
		<category><![CDATA[Botter Aapartmanı]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/?p=24744</guid>

					<description><![CDATA[“Büyüleyici ama çok derin. İçine girince girdabına kapılmamak mümkün değil. Kendine özgü bir ritmi, bir tarzı var.”]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>Kitap Remzi Kitabevi tarafından yayımlanmış. Elimdeki Şubat 2022 basımı. Yazarı Ayşe Övür aynı zamanda bir arkeolog. Yüksek lisansını Eskiçağ tarihi üzerine yapmış. Sahra 1911 (2017), Botter Apartmanı (2019) Zamanın Kapıları &#8211; İstanbul&#8217;un Öteki Yüzü (2022) adlı kitaplarının yanı sıra arkeoloji ve eskiçağ tarihi ile ilgili pek çok makalesi mevcut.</p>
<p>Botter Apartmanı gerçekte var olan bir bina. 1900&#8217;lerde Abdülhamit&#8217;in isteği üzerine dönemin ünlü mimarı Raimondo D&#8217;Aronco tarafından sarayın resmi terzisi ve modacısı olan Hollanda uyruklu Jean Botter için modaevi olarak inşa edilmiş. İnşasında çelik malzeme kullanılan ilk apartman ve Pera Palas Oteli&#8217;nden sonra içinde asansör bulunan ikinci yapı.</p>
<p>Romanın ana karakteri Dr. Kaan Yamaner Botter apartmanındaki ailesinden kalan iki dairenin birinde oturur, diğerini muayenehane olarak kullanır. Bir gün ansızın Esta adlı İtalyan bir genç kadın çıkagelir. Türkçe bilmez, İngilizce iletişim kurarlar. Kadın Botter Apartmanı’nın mimarı Raimondo D&#8217;Aronco&#8217;nın torunun kızı olduğunu söyler. Böylece olaylar başlamış olur. Önümüzde bu apartmanla ilgili çözülmeyi bekleyen pek çok gizem olduğunu görürüz. &#8220;Botter Apartmanı&#8217;nın temeli canlıydı. Yüzlerce böcek, solucan, mantar sanki toprağı deşiyor, temellerin arasında cirit atıyor, demirlere, tuğlalara tutunuyordu. Yüz on yıldır binaya sığınmış insanların günahları yapış yapış eriyikler gibi tavanlardan damlayarak temele sızıyor, katran gölcükleri oluşturuyordu.&#8221; (s.141)</p>
<p>Gizemler aydınlandıkça Dr. Kaan’ın da travmalarla dolu geçmişi ortaya çıkmaya başlar. “Sadece derin kederleri olan insanlar şifacı olabilirdi.” (s.117) “Her psikiyatristin kendini iyileştirmek için karşılaşmayı beklediği o hasta gerçekten var mı?” (s.126) Zehra romandaki önemli karakterlerden biridir. Hikâyesi Dr. Kaan&#8217;ın hikâyesiyle iç içe işlenir. “&#8230; bizim gözümüz kör değildir ama görmez, kulağımız sağır değildir ama duymaz.” (s.92) “Bizim oralarda kadınların gücü hiçbir şeye yetmez. “ (s.163)</p>
<p>İstanbul o efsanevi duruşuyla kitabın her bölümünde yer alır: “Güneş bu kentin üzerinden eteklerini toplayıp akşama kadar zarif bir saray kadını gibi süzülüyor&#8230;” (s.36) “Esta’nın Napoli’deki evde bulduğu eski defterlerde, İstanbul’un büyüsü anlatılıyordu sayfalarca. Leventen kadınların güzelliği, Türk hamamlarında geçen hikâyeler, akla hayale gelmez dedikodular, asker kaçağı Avrupalılar, Galata’nın arka sokaklarında dönen kumar işleri, İtalyan denizcilere kucak açan kadınlar… Ve İstanbul’un ilk modaevinin çizimleri, antikçağdan kalma desenler, gökte uçan martılar, yaşı olmayan çınar ağaçları…” (s.144) Öte yandan İstanbul’la ilgili olumsuzlukları da içerir. 6-7 Eylül olaylarına değinir. En gerçekçi tespit Esta’nın ağzından gelir: “Büyüleyici ama çok derin. İçine girince girdabına kapılmamak mümkün değil. Kendine özgü bir ritmi, bir tarzı var.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/09/306134963-603783064752653-5526644121058777797-n-1.jpg" length="17702" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Halil Ayyıldız ve Toplumsal Alzheimer Üzerine &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/halil-ayyildiz-ve-toplumsal-alzheimer-uzerine-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2021 07:55:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[tanıtım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/halil-ayyildiz-ve-toplumsal-alzheimer-uzerine-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Dün alınan iki umuda bugün artık bir umut gelmiyordu...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>Toplumsal Alzheimer, Halil Ayyıldız tarafından deneme türünde yazılmış bir kitap. 2021&#8217;de İkinci Adam Yayınlarından çıkmış. Dumanı üstündeyken birkaç küçük dokunuşta bulunayım istedim.</p>
<p>Öncelikle kitabın neden bu adı aldığını düşünmek gerek. Alzheimer hastalığı ileri yaştaki insanların beyninde gerçekleşen bir bozulma süreci. Günlük yaşamımızı yöneten organ, beyin olduğu için bu bozulmaya bağlı olarak faaliyetlerde ve davranışlarda bir gerileme söz konusu. Peki toplumsal yapı bu hastalığa yakalanırsa ne olur? Geçmişini unutur. Ama en can yakan durum geçmişte aldığı kararları ve bu kararların alınma sebeplerini unutması olur.</p>
<p>Yazar kitabı şöyle tanımlar:  &#8220;Toplumsal Alzheimer toplumun yaşadığı örtülü buhranın, kişilik bölünmesinin tetiklediği, toplumun acılarını, geçmişini, tarihini unuttuğu, sosyolojikomik bir tanıdır.&#8221; (s.6) Ve kitabın başında kadınla ilgili iki dize paylaşır. &#8220;erkeğin alnı ne kadar temizse / kadının ırzı o kadar temizdir&#8221; (s.5)</p>
<p>Sonra Esra düşer yazarın kalemine. &#8220;Daha meslek odasında nevi bile bulunmayan esnafı dilber Esra; böyle kalantor bir mahallede iş tutmakta, o biçim ısrarlı, gayretli ve şuh bir kadındı.&#8221; (s.11) Kitabın başındaki kadının ırzını aklayan dizelerin ve ilk bölümün Esra&#8217;yla başlamasının ortak bir anlamı var. Kadın hayatın belleğini tutar. Bu yolla toplumun ilerlemesine öncülük etmiş olur. Dolayısıyla Alzheimera uğramış bir yapının çöküşü kadından başlar. Ve bu ancak kadının işlevsiz hale getirilmeye çalışılması ile olur. Nitekim bütün bunları yazarın ağzından da okuruz. &#8220;Kadının ve zamanın her şeyi değiştireceğini müneccimlik derecesinde öğrenmiştim.&#8221; (s. 23) &#8220;Esra&#8217;yı mahallede saç başa markaja almışlardı.&#8221; (s.12)</p>
<p>Yazar Esra&#8217;yla birlikte aşkın bin bir haline dolanır. Çünkü aşk kadında vücut bulur. Ve aşk acısı devreye girer. &#8220;Aşk senin ağladığına benim kanamamdı.&#8221; (s. 12) Kadın hayatın belleğini tutar ama aşk yüzünden belleğe acı yükler. &#8221; Geçmiş ki insanın en belalı çöplüğü. En az unuttuğu, en çok yaralandığı.&#8221; (s.12) Yazarın canı o kadar acır ki çocukluğunun bilinçsiz hallerini özler. &#8220;Çocukluğun en güzel yanı bir geçmişinin olmamasıydı.&#8221; (s.26)</p>
<p>Alzheimer yaşayan toplumu anlatabilmek için bir mahalleyi örneklem seçer. &#8220;Yaklaşık beş bin yıllık bir şehrin, altmış yıllık, günahları sokaklarına en içli yağmurların yağdığı mahallesiydi.&#8221; (s.11) Bu mahallenin en belirgin özelliğinin yoksulluk olduğunu öğreniriz. Bunu bize çöküş sebeplerinden biri olarak verir. &#8220;Kanlı canlı yoksulluk ve ruhsal ayrışma mahalledeki evlerin mimarisine ve insanların anadan doğma vukuatlı yüzlerine yansımıştır.&#8221; (s.11)</p>
<p>Yazar baş göstermekte olan bir ahlak erozyonundan bahseder. En sağlam sanılan insanlar bile bu erozyonla birlikte toplumsal yapıdan kayıp gider. &#8220;Çikolatalarını ve uçurtmalarını paylaşan çocuklar bıçaklarını birbirine gösterecek kadar başkalaşmışlardı.&#8221; (s.113) Bu erozyonu Kahveci Reco&#8217;nun ağzından şöyle tanımlar. &#8220;Reco&#8217;ya göre insanlık demini almamıştı. Ya erken açılmış ya da duyguları bayatlamıştı.&#8221; (s. 39) &#8220;Dün alınan iki umuda bugün artık bir umut gelmiyordu.&#8221; (s.40)</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-7968" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-4.jpg" alt="ayse-2" width="298" height="300" /></p>
<p>Matilda Yokuşu ahlak erozyonunun merkezinde yer alır. &#8220;Sıcak para sıcak günah&#8230; Saygının ve tüm duyguların para ile ölçüldüğü sokaklar.&#8221; (s. 27) Bu ortamda eli kalem tutanlara büyük bir rol düşer. Yazar bu rolü &#8220;Hüseyin gibi yaşamak&#8221; şeklinde adlandırır. Çünkü Hüseyin gibi olmak adaleti yüreğinde hissetmek anlamına gelir. Hüseyin Kerbela&#8217;da zulme direnmeseydi bugün kimse zulme karşı durmayacaktı. &#8220;Yazmak bir toplumun bütün vicdanını omuzlarına almaktı.&#8221; (s.100)</p>
<p>Aile kurumu çöker. Birine tutunmak ya da birine sarılmak bu çöküşe çare olmaz. &#8220;İnsan bedenlerinin birbirine bu kadar yakın bir o kadar uzak olduğu bir dünya.&#8221; (s.131) Böylece birey tamamen yalnızlaşır. Yazar şairleri bu yalnızlık içinde tanımlar. &#8220;Otogar yalnızlığında çay bardağı ile ısınan yürek işçisi.&#8221; (s.127)</p>
<p>En kötüsünün kamusal kokuşma olduğunu düşünürüz. Namussuzluk ve haksızlık kamu eliyle örgütlenmeye başlar. Kravatlı yolsuzlar denen bir grup insan parti kalabalıklarında boy gösterir. Ve toplumu içeriden kuşatır. &#8220;İsli bürokratlar toplumun façalı ikinci yüzüydü.&#8221; (s.77)</p>
<p>Baba hasreti bu toplu çöküşle bağ kurulmayan ama kitapta bölüm oluşturmuş bir konu. Babamdan Kalan Foroğraflar bölümünde yazar babasını ve babasızlığını anlatır. &#8220;Babası erken ölen çocukların ekmek arası pişmanlıkları vardır.&#8221; (s.160)</p>
<p>İntihar Eden Akrep bölümünde Metin Kaçan&#8217;a gönderme yapar. &#8220;Dağılmış sevdasını dağılmış ekmeğinin arasına koyup ölmeden önce sarılacaklarının listesini yaptı. Ve yine o alengirli cümleyi söyledi: her canlı yaşamı tadamayacaktır.&#8221; (s.146)</p>
<p>Yaşam koçlarının bu toplum için gösterdiği emeği beyhude bulur. &#8220;Tarihi yaraları birikmiş çocuklu kirada umutları kirada asgari yürekli insanlara &#8220;İnanırsan başarırsın.&#8221; ucuz lafları bizim semt pazarında pek rağbet görmez.&#8221; (s. 161)</p>
<p>Yine de kadından ümidini kesmez. Dolayısıyla toplumdan da… &#8220;Kadınlar var saçları belik belik ip atlar, gülüşü sokak oyunudur.&#8221; (s.99) Çünkü kadın &#8220;Toprağı elle, tohumu yelle&#8221; (s. 98) eşer. Kumpasa yek başına direnir. Ve kadın bu kitabın yazılma nedeni olarak ön plana çıkar.</p>
<p>Aşkı kitabın itici gücü olarak duyumsarız. Bütün bölümlerin fonunda can yakıcı bir aşkın rüzgârı eser püfür püfür. Hatta bazı bölümler sadece onu anlatır. Yar Ekşisi&#8217;nde olduğu gibi&#8230; &#8220;Gözlerine takıntım var. Fenanın en yeşili…&#8221; (s.87)</p>
<p>Sonra bu aşk tek başına bir bölüm ayrılan Nagihan&#8217;ın üzerinde yoğunlaşır. Gözleri şiir yazdıran Nagihan&#8230; &#8220;Sevdadan kim ölmüş, en fazla yaralanırım der dağılırdım onun geçtiği yerlerde. Beş duble rakı ve üç ömür kabak çekirdeği ile gözlerine gidilebilirdi. Sevmek kalbi, rakı karaciğeri zorlar. Nereden baksan çoklu Nagihan yetmezliği.&#8221; (s.153)</p>
<p>Kısaca Toplumsal Alzheimer, yazarın sosyoekonomik sisteme karşı geliştirdiği bir dizi eleştiriden oluşur.  Bunu yaparken yaldızlı bir dil ve güçlü imgeler kullanır. Bölümler kendi içlerinde kurguları olduğu için öyküyü andırırlar.</p>
<p>Kitaba iyi okuyucular, yazara bundan sonraki çalışmalarında başarılar dilerim.</p>
<p><strong>Halil Ayyıldız Hakkında</strong></p>
<p>1 Ocak 1982 Mersin Tarsus doğumlu. İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri Bölümü mezunu. Toplumsal Alzheimer dışında Ah Ulan Nagihan ve Yasal Şiirler adında iki şiir kitabı bulunuyor.</p>
<p>Derince, 12 Haziran 2021</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-4.jpg" length="16938" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Gezi Direnişi Sekiz Yaşında &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/gezi-direnisi-sekiz-yasinda-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 May 2021 05:57:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Berkin Elvan]]></category>
		<category><![CDATA[duran adam]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı elbiseli kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/gezi-direnisi-sekiz-yasinda-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Durmak artık Türkiye’de sessiz bir eylem şekli... Ne denir ki böyle bir durumda. Büyüksün ey halk, duruşun yeter!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="" dir="auto">2013 düzenli olarak günlük tuttuğum bir yıldı. Gezi direnişinin bu yıla denk gelmesi benim için büyük şans oldu. Çünkü bu sayede elimde çok iyi bir arşiv oluştu. Direnişin sekizinci yılında Kırmızı Elbiseli Kadın, Siyah Elbiseli Kadın ve Duran Adam fenomenlerinden bahsettiğim günleri sizlerle paylaşmak istedim. Süreci bilmeyenler öğrenmiş olur. Birebir yaşayanların anıları tazelenir.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">27 Mayıs<br />
Kendime Not: Bugün İstanbul’da şimdiye dek görülmemiş bir süreç başladı: Gezi Parkı Eylemleri. Sessiz ve derinden… Çok daha büyüklerine gebe… Bu notu 31 Mayıs’ta ilave ediyorum. Tarihe geçecek olan bir sürecin yansımaları defterimde de bulunsun istiyorum.<br />
Taksim’deki Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi’ne bakan duvarında üç metrelik kısım Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında yıkıldı. Birkaç tane ağaç taşınmak üzere yerinden söküldü. Kırk küsür kişilik Taksim Dayanışma grubu parktaki ağaçlara yazdıkları “Gezi Parkı için nöbetteyiz.” pankartıyla eyleme başladı. Ardından çadır kurup parkta sabahladı.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">İngiliz The Guardian gazetesi Ceyda Sungur’un akademisyen dostlarından birinin sözleriyle Gezi Parkı olaylarını şöyle anlattı: “Pazartesi günü (27 Mayıs) Polis bize ilk saldırdığında parkta elli kadar kişi vardı. Salı sabahı yine fırtına gibi geldiler. Bizler Salı öğleden sonra gittik. Ceyda ve bazı arkadaşlar ise daha önce varmışlardı Polis saldırısından sonra kendisini bir kanepeye uzanmış bulduk. Kontakt lensleri çıkarmaya çalışıyordu.” The Guardian habere şöyle bir başlık attı: “Türkiye’nin direniş imajı, biber gazı spreyi kırmızı elbiseli kadını yakarken oluştu.”</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">31 Mayıs<br />
Taksimde polis şiddetinin had safhaya çıktığı söyleniyor. Ama medya bundan çok söz etmiyor. Sadece bir ara BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in kepçenin önünde durup yerlerde sürüklenişini verdiler. Çeşitli illerde tepki eylemleri başladı. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası Projesi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">Gezi Parkı eylemlerinin son fenomeni siyah elbiseli bir kadın oldu. Bu kadının polisin sıktığı tazyikli suya karşı kollarını açarak direnmesi günün karesiydi. Siyah elbiseli kadın, polis karşısında sergilediği direngen tavra rağmen, kadınsı zarafetinden ödün vermiyor. Taksim sokaklarında çekilmiş bu fotoğraf, aynı zamanda bir dans gösterisi tadında.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><img decoding="async" class="alignnone wp-image-15201" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/192885864_291828149281481_1862994583705228160_n.jpg" alt="" width="795" height="365" /></div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">17 Haziran<br />
DİSK ve KESK sendikaları genel greve gittiler. Polis sendikaların saat 16.00’da Taksim’e yürümek istemesine izin vermedi. Görüşmelerin sonucunda yürüyüşten vazgeçildi. Ancak grupların bazıları dağılmadı. Polis bunları güç kullanarak dağıttı. Bazı esnaflar polis müdahalesine yardım etti. Bu arada İstiklal Caddesi’nden yürümek isteyenler de polis müdahalesiyle karşılaştılar.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">Gezi Parkı’nda yapılmakta olan polis müdahalesini ünlü yönetmen Fatih Akın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yazdığı açık mektupla protesto etti. Akın, “Vicdanı olanlara sesleniyorum, bu vahşeti durdurun!” dedi. Fatih Akın mektubunu hem Almanca hem de Türkçe kaleme aldı. Alman gazetesi Hamburger Morgenpost’ta yayınlanan mektupta Cumartesi akşamı yeniden başlayan polis şiddetinde yüzlerce kişinin yaralandığı belirtildi.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15198" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/191842522_4689443731071470_4892553839964186462_n.jpg" alt="" width="474" height="474" /></div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">Ayrıca, yönetmen Fatih Akın, aktris Sibel Kekilli ve bazı Alman sanatçılar, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e yazdıkları mektupta da, Türkiye’deki şiddetin sona ermesi için girişimde bulunma çağrısı yaptı ve “Lütfen seyirci kalmayın!” dedi.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">İtalyan çizer Paolo Lombardi gezi parkı için bir resim çizdi. Resimde ağaç kovuğunda saklanmış iki çocuk ağacın altında da elinde copla bekleyen bir polis vardı.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">Günün en fazla ses getiren olayı Duran Adam eylemi oldu. İsminin Erdem Gündüz olduğu öğrenilen eylemci dün akşam saat 18.00’de Taksim Metro çıkışında hareket etmeden ve konuşmadan beklemeye başladı. Protestoyu sosyal paylaşım sitelerinden gören vatandaşlar destek için Gündüz’ün yanında hareketsizce durdu. Saat gece ikiyi gösterdiği sırada polis, AKM önünde Erdem Gündüz’e destek veren grubu gözaltına aldı. Ara sokaklarda izini kaybettiren Erdem Gündüz: “Ben sadece kendi iç huzursuzluğumu dile getirdim” dedi.</div>
<div dir="auto"></div>
<div class="" dir="auto">Duran adamdan sonra ortaya duran kadınlar da çıktı. Durmak artık Türkiye’de sessiz bir eylem şekli… Ne denir ki böyle bir durumda. Büyüksün ey halk, duruşun yeter!</div>
<div class="" dir="auto"></div>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/192885864_291828149281481_1862994583705228160_n.jpg" length="56213" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Bir Garip 2020 Meselesi &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/bir-garip-2020-meselesi-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2020 15:27:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[2020]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/bir-garip-2020-meselesi-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Hayat, kafasına vura vura, kitaplara sığmayacak kadar çok şey öğretiyor insana.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>Yine koskoca bir yılı geride bıraktık. Ama bu yıl diğerlerinden farklı, alışılmışın dışındaydı. Covid 19 adında nereden çıktığı bile tam olarak kestirilemeyen bir bela gelip oturdu dünyanın orta yerine. &#8220;Bunların hepsi oyun!&#8221; dedik, &#8220;Bize gelmez…&#8221; dedik. Ama geldi. Üstelik hiç de uzun sürmedi gelişi.</p>
<p>Ölüm tehlikesiyle burun burunayken insan daha önce göremediği pek çok şeyi görüyor. Eşimiz, dostumuz, yakınlarımız, milyonlarca insan öldü. Bu insanların her biri ölürken yalnızdı. Sevdiklerine hasretti. &#8220;Aşk, dostluk! Hepsi dökülür yapraklar!&#8221; demişti Cahit Sıtkı.  Sosyal mesafe kuralı sayesinde çıplak sudaki aksimizi izledik uzun uzun. Kimse derdimize çare olamadı. Bizi sudan çekip çıkaracak bir dal parçası uzatamadı. Çare bizdik çünkü dal bizdik. Bu upuzun dünya yolculuğunda tek başınaydık. Tek öznesi bizdik varoluşumuzun.</p>
<p>Güzel şeyler de olmadı değil. Temizlik, düzgün beslenme gibi yararlı alışkanlıklar kazanmaya başladık. Ekmek bile yaptık.</p>
<p>Fotoğraflar döküldü ortaya, unutulmuş. Ne çok film vardı izlenmesi gereken, ne çok kitap vardı istiflediğimiz… Kıyıya köşeye tıkıştırdığımız ne çok eşya… Hepsini yeni bulmuş gibi olduk.</p>
<p>Bir odadan diğerine etkinlikler düzenledik. Filmi salonda izleyelim, çalışma odasında kitap okuyalım, kahveyi terasta içelim… Evlerimizin bahçeleri cennet bahçelerine dönüştü. Balkonlar, teraslar, açık hava parklarına&#8230; Aldığımız son nefesmiş gibi tadına vara vara çektik temiz havayı ciğerlerimize. Çünkü her şeyin bir anda bitebileceğini biliyorduk. Buzlu camlarla bölünmüş hastane acillerini düşününce, saray gibi geliyordu evimiz.</p>
<p>Hayat, kafasına vura vura, kitaplara sığmayacak kadar çok şey öğretiyor insana. Yetinmeyi öğrendik mesela. Sevdiğimiz insanları görmek yerine, seslerini duymakla yetindik.</p>
<p>Hızımızı alamadık, olmayacak şeylerle de yetindik. Devletin bize verdiği maskeyle yetindik üçe beşe bakmadan. Maske zorunluluğu geldi; çenemize, bileğimize takmakla yetindik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7968" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-3.jpg" alt="ayse-2" width="298" height="300" /></p>
<p>Hafta boyu ortalıkta cirit atan Covid 19&#8217;u hafta sonu yasaklarıyla bitirmeye çalıştık. Üstelik bu yasaklar öncesinde, açlıkla terbiye edileceğimizi sandık. Marketlere, pastanelere koştuk. Kolasız, kuruyemişsiz olmazdı. Son bir buluşma gerçekleştirelim istedik Covid 19&#8217;la, son bir veda…</p>
<p>Virüsün uykuya geçmesini fırsat bilip yaz aylarını değerlendirdik dip dibe. Plajlara aktık. Mutasyon üstüne mutasyon geçirttik.</p>
<p>Zamanla yarışmayı bıraktık. Gecesi gündüzüne karıştı çoğumuzun.</p>
<p>Aynı evde yaşayan insanlar daha iyi tanımaya başladı birbirini. Saç rengimiz, burun şeklimiz, yüzümüzdeki çizgiler bile yeniydi sanki.  İki insanın birbirine dokunmadan, konuşmadan, aralarında görünmez bir çizgiyle, nasıl yaşayabileceğini öğrendik. Sosyal hayat denen şey olmasa, evliliklerin nasıl bir cendereye dönüşebileceğini gördük.</p>
<p>Sonra bir gün &#8220;Allah alırsa el alır, yel alır, sel alır.&#8221; atasözü tecelli etmeye başladı. Virüsü yalnız bırakmama adına depremler üşüştü başımıza. Kendimizden geçip otomatiğe bağladık. Virüs geldi, eve kapandık, aklımızda makarna&#8230; Deprem oldu, sokağa çıktık aklımızda makarna… Hayatımız boyunca yemediğimiz kadar çok makarna yedik.</p>
<p>Virüs ve deprem kadar tehlikeli bir şey daha vardı ki, o da fazlasıyla can aldı: Kadına yönelik şiddet.</p>
<p>Dünya twitter üzerinden çok büyük bir kadın dayanışmasına şahit oldu. #MeeToo adlı bu hareketle pek çok kadın, yıllar süren suskunluğunu bozdu: &#8220;Uykuların kaçsın ben ne zaman ifşa edileceğim diye.&#8221; Kimimiz &#8220;Kadının beyanı esastır.&#8221; sözüne saygı duyup bu kadınları destekledik, kimimiz onlarca kadının ifadesine rağmen, tek bir sözüyle &#8220;eril fail&#8221;i akladık.</p>
<p>Ağaçlar yandı cayır cayır&#8230; Çığlık çığlığa&#8230; Binlerce hektar orman, içinde yaşayan onca canlıyla birlikte yok oldu. Yine umut olamadık. Can olamadık.</p>
<p>Altın, dolar, araba fiyatları ayuka çıktı. İnsanlar aç kaldı, işinden, gücünden oldu.</p>
<p>Okullar açılıp açılıp kapandı. Öyle çoktu ki çocuklarımız, sanal dersliklere sığmadı.</p>
<p>Velhasılı kelam, 2020&#8217;nin garip enerjisiyle, hop oturup hop kalktık.</p>
<p>Hani derler ya, yeni yıl nasıl başlarsa öyle gider diye… Dileğim o ki hepimiz için güzel başlasın. Hoşça kalın, umutla kalın, sağlıkla kalın. Ama en önemlisi yeni bir yıla başlamadan önce, saatin on ikiyi vurduğu an, vicdanınızla baş başa kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-3.jpg" length="16938" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Kenan Çığır&#8217;ın Çığlık Romanı Üzerine Bir İnceleme &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/ciglik-romani-uzerine-bir-inceleme-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2020 22:11:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[kadına yönelik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/ciglik-romani-uzerine-bir-inceleme-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Kenan Çığır, kadına yönelik şiddet merkezinde kurguladığı bu romanla, çok önemli bir toplumsal görevi üstlenir. Harika ve Selda üzerinden, şiddet gören bütün kadınlara ses olur. Okuyucularına bu kadınların sessiz çığlıklarını duyurur.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>Çığlık, Kenan Çığır&#8217;ın Ozan Yayıncılıktan çıkmış, Temmuz 2020 tarihli son kitabı. 2018 tarihli Tanrı’nın Biyografisi adlı romanın devamı niteliğinde. Kitabın başında film yönetmeni Nejla Demirci ve yazar Merih Nesrin Yalçın&#8217;ın yazdığı iki ayrı önsöz bulunuyor.</p>
<p>Tanrının Biyografisi&#8217;nden tanıdığımız Erkan Demir yine başkarakter. Kırk dört yaşında bir gazeteci ve biyografi yazarı olarak karşımıza çıkıyor. İngilizcesi ve Fransızcası çok iyi düzeydedir. Buna rağmen, kavgacı, aceleci ve peşin hükümlü tavırlarının sonucu olarak, hiçbir işte üç seneden fazla çalışamaz.</p>
<p>Önceki kitapta altın madenleri işleten, bir şirketler grubunun yöneticisi Xolawuba, biyografisini yazdırmak ister. Erkan Demir’den Akra’da bir ön görüşme talep ederler. Bunun üzerine Erkan Akra&#8217;ya gider. Ama Akra&#8217;da onu bir aile dramı beklemektedir. Xolawuba Gana dilinde Tanrı demektir.</p>
<p>Erkan Akra&#8217;da büyük bir aile dramına şahitlik eder. Ortalık feci halde karıştığı için biyografiyi tamamlayamaz. Bu arada eşi Derya&#8217;yı aort yırtılması sonucu kaybeder. Haylaz ama bir o kadar da zeki kızı Deniz&#8217;le baş başa kalır.  Baba kız çok kötü günler geçirirler. Ama bir şekilde hayat devam etmektedir. Nitekim Deniz sorunlarını aşıp yeni bir hayata başlar. Erkan da kızının sözünü dinleyip kendini daha iyi hissetmek için tatile çıkar.</p>
<p>Gana&#8217;da Gerçek adı Serhat olan Xolawubala&#8217;nın Erkan&#8217;a yüklü bir ödeme yapmış olmasına rağmen ortada yazılmış bir biyografi yoktur. Serhat&#8217;in onu eninde sonunda arayacağını bildiği için, biyografiyle ilgili tuttuğu notları, belgeleri ve fotoğrafları yanına almayı ihmal etmez. Bir yandan tatil amacıyla gittiği Selimiye Koyu&#8217;nun tadını çıkarmayı bir yandan da zaman buldukça çalışmayı planlar.</p>
<p>İlerleyen bölümlerde Serhat ve siyahî asistan Pumza ile ilgili bir takım gelişmelere şahit oluruz. Serhat, başında bulunduğu Makafui adlı şirket grubunun Türkiye ayağı olacak yeni bir şirket kurma hazırlığındadır. Pumza Türkiye&#8217;ye gelmek için yola çıkar. Erkan&#8217;la aralarında fiziksel bir çekim vardır.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler, romanın sonunda çözülecek birer düğüm olarak verilir. Erkan&#8217;ın bu yeni şirketteki konumu ne olabilir? Gana da öğrendiklerinden sonra Erkan biyografiyi yazmaya başarabilir mi? Pumza ile aralarındaki fiziksel çekim onları nereye götürür?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7968" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-2.jpg" alt="ayse-2" width="298" height="300" /></p>
<p>Romanda temel hikâye Erkan üzerinden yürüyor gibi görünüyor olsa da tema kadına yönelik şiddettir. Yazar bu temayı Erkan&#8217;ın tatilde kaldığı pansiyonda çalışan Selda ve yine tatilde tanıştığı Sadık Bey&#8217;le Ahsen Hanım&#8217;ın yeğenleri olan Harika&#8217;nın hikâyeleri üzerinden işler. Harika son derece modern, üniversite mezunu, ailesi tarafından el üstünde tutulan bir iş kadını iken, Selda köyde yetişmiş, eğitimsiz, zorba kocasına mahkûm edilmiş bir zavallıdır. Ama yaşam şartlarındaki bütün bu farklılıklara rağmen, benzer bir kaderi paylaşırlar. İkisi de kocalarından farklı şekillerde şiddet görürler.</p>
<p>Harika yanlış bir adama âşık olur. Ve o adamla evlenerek her türlü aldatılmayı, şiddeti sineye çeker. İkinci evliliğini bu adama misilleme olarak kendine âşık, yaşlı bir adamla gerçekleştirir. Bu kez de yalnız kocasıyla değil, aynı zamanda kocasının eski eşi ve yaşları kendinden büyük çocuklarıyla da evlenmiş olur. Sorunlar birbirinin üzerine yığılır. Şiddet yine peşini bırakmaz.</p>
<p>Selda, toplumsal kuralar uğruna tecavüzcüsüyle evlenmek zorunda kalır. Böylece göz göre göre hayatını şiddetle taçlandırmış olur. Çevresindeki herkes Selda&#8217;nın sesine kulak tıkar. Kimse onu dinlemeye çalışmaz. Karı-koca kavgası diye geçiştirilir.</p>
<p>Acaba bu kadınları hayata döndürmek mümkün olacak mı? Yoksa dünyadan adım adım kayıp gitmelerine seyirci mi kalacağız? Onları ve temsil ettikleri diğer kadınları şiddetten koruyabilmek için nasıl bir yol izlemek gerekir? Romanın tamamında bu sorulara cevap ararız.</p>
<p>Yazar, hikâyelerini heyecanla okuduğumuz, hayatları birbirinden bütünüyle farklı bu iki kadını bir araya getirerek bize kadına yönelik şiddetin, bir eğitim sorunu değil, cinsiyet sorunu olduğunu anlatmaya çalışır. Ve bunu Erkan&#8217;ın ağzından dile getirir: &#8220;Şiddet görmenin, cinayete kurban gitmenin, tacize uğramanın, eğitim düzeyi ile hiçbir alakası yoktu. Sadece ve sadece cinsiyet sorunuydu. Bu ülkede kadın olmak, kadın olarak özgürce yaşamak mümkün değildi. Bir genç kadının çığlığına ailesi, komşuları, devlet ve ben kulaklarımızı kapatmıştık. El birliğiyle kadını kocasının yanına, evine, ölüme göndermiştik.&#8221; (s.169)</p>
<p>Kadına yönelik şiddet, son derece karmaşık ve hassas bir konu. Erkek, sahip olduğu fiziksel gücü, kadının kişiliğini ve emeğini değersizleştirmede kullanır. Ve onu fiziksel, cinsel ya da psikolojik olarak istismar eder. Çoğu zaman aile içi tartışmalar gibi kabul edilerek üstü kapatılır. Ya da erkeğe verilmiş bir hak olarak gösterilip normalleştirilir. Böylece, tacizler, tecavüzler, töre cinayetleri kadının kaderi haline gelir.</p>
<p>Kenan Çığır, kadına yönelik şiddet merkezinde kurguladığı bu romanla, çok önemli bir toplumsal görevi üstlenir. Harika ve Selda üzerinden, şiddet gören bütün kadınlara ses olur. Okuyucularına bu kadınların sessiz çığlıklarını duyurur: &#8220;Hiç değilse bir kadının çığlığı zamanında duyulmuştu.&#8221; (s.189) Öte yandan bunun bir son olmamasının ümitsizliği içerisindedir: &#8220;Her gün anıta yeni isimler eklenmeye devam ediyordu.&#8221; (s. 189)</p>
<p>Kenan Çığır Hakkında:</p>
<p>1962, Afyon doğumludur. 9 Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü&#8217;nden mezun olur. Uzun yıllar özel sektörde, farklı kurumlarda yöneticilik yaptıktan sonra, 2014 yılında emekliye ayrılır. Güzel Gözlü Kadın (2016) adında bir öykü kitabı, Göçmen Kızı (2017), Tanrı’nın Biyografisi (2018) ve Çığlık (2020) adlı üç romanı bulunur. Aşk Gözlüğü (2019) adlı kitabında köşe yazıları ve denemeleri yer alır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-2.jpg" length="16938" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Anasının Bahtı Kızının Tahtı &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/anasinin-bahti-kizinin-tahti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2020 18:06:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[kiz cocuklari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/anasinin-bahti-kizinin-tahti/</guid>

					<description><![CDATA[Ezilen bütün kız çocuklarının arkasında köle olmayı kabullenmiş bir anne yer alıyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>Dün 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü&#8217;ydü. Hepimiz sosyal medyadan kızlarımızın resimlerini paylaştık. Onlara olan sevgimizi, özlemimizi dile getirdik. Anılarımız canlandı. Kâh güldük, kâh ağladık. Ama bütün bu hengâmenin içinde önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırdık.</p>
<p>O kadar çok gün var ki kutladığımız… Kimini kapitalizmin oyunu diye şiddetle reddediyoruz. Kimini doğru bulmasak bile görmezden geliyoruz. Bazen de bütün direnmelerimize rağmen topluma ayak uyduruyoruz. Peki, &#8220;Dünya Kız Çocukları Günü&#8221; denilen şeyi kutlama amacımız ne? Boy boy, anne-kız ya da baba-kız fotoğrafları paylaşmak mı?</p>
<p>Kız çocuğunun ne demek olduğunun ayrımına varalım önce. Ama bütün samimiyetimizle yapalım bunu. &#8220;Başımızın tacı&#8221; diyerek ahkâm kesmek yerine, toplumdaki gerçek yerini düşünelim kızlarımızın. Yürümeye başladığı günden itibaren öğretmen, doktor, avukat, devlet başkanı olarak mı yetiştiriyoruz, yoksa eline bir bebek tutuşturup anneliğe mi alıştırıyoruz?</p>
<p>Çalıştığım bir kasabada 8. sınıflara uyguladığım otobiyografi etkinliğinde kızların neredeyse tamamı ilköğretimden sonra, okumak yerine, evde oturup kısmet bekleyeceğini yazmıştı. Büyük şehirlerde durum bu kadar kötü olmasa da, okula giden kız çocuğu sayısı yüzde ellinin altında. Aslında onlara biçtiğimiz rol, &#8220;dizini kırıp evinde oturmak&#8221;. Daha da kötüsü, &#8220;çocuk gelin olmak&#8221;… Okumak, &#8220;soyumuzun devamı&#8221; olarak gördüğümüz erkek çocuklarının hakkı.</p>
<p>Kocasına erkek çocuk veremeyen kadın, sanki onun suçuymuş gibi şiddete maruz kalıyor. Daha da kötüsü, adam böyle durumlarda karısının üstüne kuma getirmeyi kendine verilmiş bir hak olarak algılıyor. Üstelik kadın, gördüğü şiddeti sineye çekiyor. &#8220;Anasının bahtı, kızının tahtı&#8221; diyerek üstünü kapatıyor her şeyin. Çünkü ailesi ona sahip çıkmıyor. Oğlunu asıp kesen bir erkek olarak yetiştirirken, kızını ömrünün sonuna kadar erkeğe hizmet eden bir köle haline getiriyor. Aslında yanlış yanlışı doğurmuş oluyor. Ezilen bütün kız çocuklarının arkasında köle olmayı kabullenmiş bir anne yer alıyor.</p>
<p>İşte &#8220;11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü&#8221;,  kız çocuklarına uygulanan bütün bu eşitsizliklerin altını çizmek için var. İlk kez 2012 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilip kutlanmaya başlanmış.</p>
<p>İtilip kakılmak, erkeklerden daha aşağı bir cins olarak muamele görmek, kız çocuğunun kaderi olmamalı. Her aile kendi kızının önünü açmış olsa ve ona sahip çıksa bütün bu anlatılanlar zaman içerisinde tarihe karışacaktır. Unutmayın ki, okutup aydın bir birey haline getirdiğimiz her kız çocuğu, bu eşitsizlik zincirine vurulan bir darbedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/girl-447701_1280.jpg" length="296016" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Hasat Mevsimi &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/hasat-mevsimi-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2020 15:22:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/hasat-mevsimi-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[İnadına kan kırmızı açıyor çiçeklerim. İnadına seyirci kalıyor sevdiklerim.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>İçinde büyüdüğüm yemyeşil bahçeler yakılıp yıkılıyor. Gövdesinde kendimi güvende hissettiğim bodur ağaçlar baltalanıyor. Hepimizi tek tek dallarımızdan koparıp atıyorlar. Nerede olduğumuzun, ne yaptığımızın, ya da ne düşündüğümüzün hiçbir önemi yok. Kanlı eller, bizi biz olduğumuz için yok ediyor. Ezilmemizden, parçalanmamızdan garip bir şekilde mutluluk duyuyor birileri. Bir çeşit hasat mevsimi yaşıyoruz.</p>
<p>Ah bu asi ruhum! Başıma ne geldiyse onun yüzünden… Yüreğimde taşıdığım, tüm çabalarıma rağmen bir türlü söküp atamadığım, isteyip de susturamadığım öteki sesim!</p>
<p>Elmaymış gibi davranmak, ne kadar kolaydı oysa. Üstelik ayrıcalıktı; yarışa bir adım önde başlamaktı. Aynı renkte, aynı boyda milyonlarca elma ağacından oluşmuş bir bahçede kıpkızıl gülümsemekti. Programlanmış robotlar gibi, herkesle aynı şeyi düşünüp, aynı yöne savrulmaktı. Anayasalarla sabitlemekti kimliğini, elma olmaktan geçen sınırsız özgürlüğünü…</p>
<p>Ama ben bir narım. Ağzı büzülmüş sert bir kayayım, içim ateşten boncuk dolu. Yaz başında çiçeklenir, yaz boyu göbeklenirim. Sonbaharda değmeyin keyfime… Az ama öz, kıt ama bereketli, birlik içinde çokluğu temsil ederim.</p>
<p>Sert kabuğumun altından kafamı çıkarmaya korkuyorum şimdi. Dışarısı kar, boran, fırtına; dışarısı mahşer yeri. Zor şartların meyvesiyim, bu belli. Çatışmalara bağlanmış kaderim. İnadına kan kırmızı açıyor çiçeklerim. İnadına seyirci kalıyor sevdiklerim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/pomegranate-2103105_1280.jpg" length="222139" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Cimri ile Bencil &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/cimri-ile-bencil-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Sep 2020 20:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/cimri-ile-bencil-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Biri alabildiğine cimri, diğeri alabildiğine bencil... Bakalım hangisi baskın çıkacak?]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p><strong>İki kardeşin telefon konuşmasını yazdım bugün. Biraz eğlenelim istedim. Biri alabildiğine cimri, diğeri alabildiğine bencil&#8230; Bakalım hangisi baskın çıkacak?</strong></p>
<p>&#8211; Osman abi, nasılsın, iyi misin?</p>
<p>-Elektrik faturası geldi, sinirim bozuk.</p>
<p>-Yapma öyle, evde herkesin suratına tükürmüşsün!</p>
<p>-Gavur malı gibi kullanmasın onlar da.</p>
<p>-Neyse abi, yarın dersin yoksa benim dükkanda durur musun biraz?</p>
<p>-Dersim var Ayten.</p>
<p>-Lütfiye&#8217;ye sordum, boş günü demişti.</p>
<p>-İşini sağlama aldın yani.</p>
<p>-Abi n&#8217;olur dursan&#8230; En azından iki saat&#8230;</p>
<p>-Daha üç gün önce oğlanın veli toplantısı dedin, geldim. Yol parası çok tutar şimdi.</p>
<p>-O gün verdim ya zaten yol paranı! Yok yoksul değilsin üstelik. Dünyayı kazanıyorsun özel derslerden.</p>
<p>-Yetmiyor ki para, gelen gidiyor.</p>
<p>-Lütfiye öyle söylemiyor. Evi kendi maaşıyla çekip çeviriyormuş.</p>
<p>-Tamam Ayten. Kapatalım bu konuyu.</p>
<p>-Canım abim, gelecek misin yarın? Bak yeğenlerinle de ilgilenmiyorsun hiç. Ağzımı açıp bir şey söylüyor muyum?</p>
<p>-Esnaflık yapmak istesem kendi iş yerimi açardım. Olmuyor yaptığın böyle zırt pırt.</p>
<p>-Haydi abi, kırma beni, kimim var ki senden başka?</p>
<p>-Birini al yanına, yokluğunda o baksın.</p>
<p>-Tanımadığım insanlara nasıl güveneyim? Hem babam ölürken sana emanet etmedi mi beni?</p>
<p>-Bırak duygu sömürüsü yapmayı! Bir sürü işim gücüm var zaten.</p>
<p>-E gelmezsen ben yarın n&#8217;aparım?</p>
<p>-N&#8217;parsan yap kızım, dükkanı açarken bana mı sordun?</p>
<p>-Peki geldiğin günler için yevmiye versem?</p>
<p>-O olur bak. Ama işe yarar bir para olsun ki, değsin geldiğime.</p>
<p>-Yarın sabah dükkanda ol. Para işini yüz yüze konuşalım.</p>
<p>-Tamam kızım. Yarın erkenden gelirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/cimri-ile-bencil.jpg" length="54225" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Muhtarımız Çok Yaşa &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/muhtarimiz-cok-yasa-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2020 17:29:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/muhtarimiz-cok-yasa-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Ama onuncusuna muhtar olur. Türk Tabipler Birliği, işte böyle muhtar oldu kamuoyunun gönlüne.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail.com</p>
<p>Üç yıldır teşhis edilemeyen hastalığım yüzünden tıp sektörüne karşı canım cicim şeklinde bir tavır sergileyemem. Çünkü bu süre içerisinde her türlü olumsuzluğu yaşadım. Tartaklandım, azarlandım, deli muamelesi gördüm. Bütün bunlar bende hastane fobisi oluşturdu. Ve bu yüzden, pandemi sürecinde, sağlık personelinin göklere çıkarılmasını abartılı buldum hep. Ama Sezar&#8217;ın hakkı Sezar&#8217;a…  Özenle muayene eden, kibarca ilgilenen, daha önce hiç görmediği halde yakın akrabasıymış gibi davranan doktorlar da oldu.</p>
<p>Sağlık sektöründe çalışmak fazlaca özveri gerektiriyor. Kimsenin sağlığımızla oynamaya hakkı yok. Öncelikle insan sevgisi olmalı içlerinde. Herkes doktor olamaz. Doktor olsa, muhtar olamaz. Şimdi siz, &#8220;Bu da nereden çıktı?&#8221; diyeceksiniz. Türk Tabipler Birliği, yaptığı bir takım açıklamalar yüzünden hedef haline gelmiş durumda. Bu açıklamaların çoğunluğu COVİD-19 konusunda devletin üstünü örttüğü gerçeklerle ilgili. Ölüm sayılarının gizlenmesi, tıp çalışanlarının listeye eklenmemesi, ölüm raporlarına COVİD-19 yerine tetiklediği hastalığın adının yazılması, özel hastanelerde çalışan doktorların zorla ücretsiz izne çıkarılması gibi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-7968" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-1.jpg" alt="ayse-2" width="283" height="285" /></p>
<p>Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Ama onuncusuna muhtar olur. Türk Tabipler Birliği, işte böyle muhtar oldu kamuoyunun gönlüne. En başından beri karantinanın gerekliliğini savundu. Normalleşmenin tehlikeleri üzerinde durdu. Ama hükümet ekonomik kaygılarla hareket etti. Karantina söz konusu olduğunda halkına bakabilecek durumda değildi çünkü. Muhtarlık iyi de, kolay bir görev olmasa gerek bu ülkede. Bütün doğruları bir bir söyleyeceksin ve bu cezasız kalmayacak, mümkün mü?</p>
<p>Nitekim öyle oldu. Son hamlesi yüzünden üzerine çektiği tepki zirve yaptı. &#8220;Yönetemiyorsunuz, tükeniyoruz.&#8221; sloganıyla tüm sağlık çalışanlarını bir hafta sürecek eyleme çağırdı. Ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli o büyük tarihi açıklamayı yaptı: Türk Tabipler Birliği kapatılmalı. Çünkü o da korona kadar tehlikeli.</p>
<p>Muhtarımız çok yaşa! Bu bir futbol maçı değil ki takım tutayım. Kim insandan yanaysa, benim gönlüm onda. Yaşananlardan sonra kurumun akıbeti ne olur, bilemiyorum. Kapatılması çok zor olmasa gerek. Onar yıl aralıklarla darbe görmüş bir ülkeyiz sonuçta. Tek gecede değil bir kurumun, ülkenin bile altı üstüne gelebilir. Ama bütün bu olup bitenler tarihe birer not olarak düşülür. Bununla birlikte, hiç kimse kalıcı değildir. Herkes kendi karşıtlarıyla birlikte büyür. Sağlığıyla oynayanları da unutmaz bu halk,  sağlığını koruyanları da… Hepinize sağlıklı ve mutlu günler dilerim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529-1.jpg" length="16938" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Sınırlar &#8211; Ayşegün Korkmaz</title>
		<link>https://egazete.de/sinirlar-ayse-korkmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşegün Korkmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2020 16:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/sinirlar-ayse-korkmaz/</guid>

					<description><![CDATA[Belki de kurduğumuz toplumsal hayat çökmüştür. İyiyle kötüyü ayıramaz hale gelmiştir zamanla. Mağara devri ilkelliğine dönmemiz gereklidir yeniden başlayabilmek için.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>aykorkusu@gmail..com</p>
<p>Hayata dair sınırlara takıldım bugün. Evden çıkamamanın yarattığı kapatılmışlık hissiyle başladı bu yolculuk. &#8220;Neredeyim ve nerede olmak istiyorum?&#8221; derken &#8220;Kimim ve kim olmak istiyorum?&#8221; diye düşünmeye başladım. Yapmak istediklerim yaptıklarım arasında çok büyük uçurumlar var. Toplum baskısı, ayıplar, günahlar, nedeni bilimsel olarak açıklanamayan, hatta çoğu kez bir nedeni bile olmayan dizi dizi yasaklar silsilesi&#8230;</p>
<p>Bunların pek çoğu kadın olmanın lanetli yanları&#8230; Asi ruhumla asla bağdaşmıyor. Belki de haksızlık ediyorum. &#8220;Yaşama hakkım elimden alınmadığı için mutluyum!&#8221; demeliyim. Öyle ya, her gün sayısız kadın, bu lanetin sonucu olarak hayatını kaybediyor. Her şeyin alınıp satıldığı, bütün güzelliklerin yok edildiği, ilişkilerin vıcık vıcık olduğu bir dünyada kadın olmak şöyle dursun, insan olmak bile zor iş…</p>
<p>Hiçbir zaman tek vücut olabilecek kadar yaklaşamadığım, kendimi bildim bileli hayallerimi süsleyen büyük aşkımı hatırladım: Özgürlük onun adı. Platonik aşklar nasıldır bilirsiniz. Somut hiçbir yanı yoktur hislerinizin. Hayalinizde canlandırdığınız gibidir sadece. İstediğiniz şekilde ete kemiğe büründürür, çektiğiniz acı hiç bitmesin diye göz önünde bir yerde tutarsınız.</p>
<p>Artık özgür olmak istiyorum. Özgür yaşamak ve özgür düşünmek&#8230; Her türlü baskıdan uzak, kendi başıma kararlar verebilmek&#8230; Ama ona ulaşmak ne mümkün? Platonik aşka dönüşmüş bir kere. Yaklaşırken bile kilometrelerce uzaklaşıyorum aslında. Savaşlar veriyorum uğruna. Ve bu savaşların yeni sınırlar çizdiğini görüyorum. Özgürlük, gerçekte nedir, ne değildir, ayrı bir konu. Ama şundan kesinlikle eminim ki hayatı başkalarına göre yaşayan biri için sadece düşsel bir kavramdan ibarettir.</p>
<p>Toplumu özgürleştirme adına verdiğim siyasi mücadele, kişisel alanlarıma girerek bir anda hayatımı darmadağın edebiliyor. Aynı sendika içerisinde iki grup asıl düşmanlarını bırakıp nedensiz bir şekilde birbirine diş biliyor. Çünkü bu ülkede insanlar benzer fikirleri savunsalar da bir arada yapamıyorlar. Kitlesel bir yürüyüş sırasında, devrimci geçinen adamlar, devleti, polisi bir yana bırakarak “Ah o Hasan!” diye naralar atabiliyorlar. Çünkü özgürlük savunduğumuz fikirlerde değil, kafamızın içinde.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7968" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529.jpg" alt="ayse-2" width="298" height="300" /></p>
<p>Yaşadıklarım, hayal ettiklerimin çok uzağında. Akşam olsun, bugün geçsin, hafta sonu gelsin, pandemi bitsin&#8230; Bunlar benim son günlerde sık sık dillendirdiğim, ardı arkası gelmeyen açmazlarım. Hayat bana ders verirken acımasız davranıyor. Geçsin diye can attığım bütün bu zaman dilimlerini aslında ömrümden çalıyor. İşin kötü yanı, zamanın acımasızca akıp gittiğini görüyor, bununla ilgili hiçbir şey yapamıyorum.</p>
<p>Çevremdeki insanların ve kurumların her biri sıraya giriyor sınırlar koymak için. Kısıtlamalar hiçbir zaman bitmiyor. Kimi kadın oluşumu dayıyor önüme, kimi anne, kimi öğretmen&#8230; İşaret parmakları hep havada&#8230; Kimse bana ne yapmak istediğimi sormuyor. Aynı fikirleri savunuyor bile olsak, onların istediği kişi olamıyorum. Belki de kurduğumuz toplumsal hayat çökmüştür. İyiyle kötüyü ayıramaz hale gelmiştir zamanla. Mağara devri ilkelliğine dönmemiz gereklidir yeniden başlayabilmek için. Çünkü o parmaklar beni yanlış yönlendiriyor. Bazen kabuğuma çekilip sessizce kabullenmeye çalışıyorum. Ama görüyorum ki, bunun sonu yok. Zamanla her biri boynuma takılmış halkalara dönüşüyor. Başımı kabuğumdan çıkarmaya korkuyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ayse-2-e1580427435529.jpg" length="16938" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
