<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arzu Dinçer &#8211; Almanya Haberleri &#8211; Egazete.de</title>
	<atom:link href="https://egazete.de/author/arzu-dincer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://egazete.de</link>
	<description>Almanya&#039;nın Türkçe Haber Portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 Mar 2022 17:56:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Okur okumaya aşk duydukça, biz şevkle yazarız &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/okur-okumaya-ask-duydukca-biz-sevkle-yazariz-arzu-dincer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Oct 2021 17:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/okur-okumaya-ask-duydukca-biz-sevkle-yazariz-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[İki yazar, bir etkinlik ve 5N 1K soruları: Yazar anlaşılmak ve anlattığı hikayenin okurun beyninde canlanmasını ister.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Sayın Okurlarımız,</p>
<p>Sizlere 9 Ekim 2021 tarihinde düzenlenecek olan Nur TÜRK ve Arzu DİNÇER Söyleşi ve İmza Günü etkinliğimizi duyurmuş ve canlı olarak 5N1K yapacağımızı duyurmuştuk. Söyleşimiz sonrası yukarıda görmüş olduğunuz mutlu Yayınevi ve Yazarları karesi anısı. Mutlu, çünkü dostlarımız ve okurlarımızla KeKeMe salonu doldu ve hatta mübala olsun taştı. Hepinize şükranlarımı sunmak boynumun borcu.</p>
<p>Sizler okumaya aşk duydukça ki bu biz yazarlar için mezara kadar, bizler yazmaya büyük bir şevkle devam edeceğiz. Siz yeter ki okuyun, kitaplarımıza ulaşarak hem kendinize hem de bize desteklerinizi devam ettirin.</p>
<p><strong>Benim için bu etkinlikte bir ilk yaşandı. 5N1K sorularını ilk defa yanıtladım.</strong></p>
<p>Değerli yazar arkadaşım Nur TÜRK ile birlikte gerçekleştirdiğimiz 5N1K röportajının sorularını tiyatrocu, eğitmen ve şifacı güzel insan Koray SÖNMEZ sordu, biz de yanıtladık. İnstagram sayfamda videosu mevcut şayet hayatınızın 28 dakikasını bize ayırmak isterseniz keyifle izleyebilirsiniz.</p>
<p>Güzel bir Pazar günü dileklerimle,</p>
<p><strong>Arzu DİNÇER</strong><br />
​<br />
Değerli konuklarımız Sayın Nur TÜRK Hanımla birlikte KeKeMe çatısı altında yayınlanan kitaplarımızın imza günü etkinliğimize hoş geldiniz.<br />
Etkinliğimize egazete de yayınlamakta olduğum 5N1K köşe yazısı sorularını Sayın Nur TÜRK Hanımın yanıtlamasıyla başlayacağız. Keyifli<br />
dinlemeler diliyorum.</p>
<p><em><strong>Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?</strong></em></p>
<p>Kendimi anlatmayı sevmiyorum. Çünkü hayat anlatmak için uzun yaşamak için oldukça kısa. Ben bir öğretmenim, anneyim, anneanneyim, abla, kardeş, teyzeyim, dost, arkadaşım; Kimilerinin de kızgınlığı ve öfkesiyim. Bütün bunları yaşayan bir kadın olarak kadınların sesi olmak için de yazıyorum.</p>
<figure id="attachment_16325" aria-describedby="caption-attachment-16325" style="width: 600px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-16325 size-full" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-7.jpg" alt="" width="600" height="579" /><figcaption id="caption-attachment-16325" class="wp-caption-text">Nur Türk</figcaption></figure>
<p>Kalemime gelince bir yazar; iyi bir gözlemci olmalıdır. Bunun içinde gördüklerimi, dinlediklerimi, tanık olduklarımı yazmayı tercih ediyorum.<br />
İlk olarak Elma Güzeli kitabımla okurlarla Favori Yayınları aracılığıyla buluştum. Bu kitabın on yedi yılı kendi hayatımı yansıtmaktadır. Geri kalan kısımda ise tanık olduğum hikayelerin kurgusudur. Bir kadının yaşam mücadelesini ve ayakta kalış hikayesini anlatmaktadır.</p>
<p>İkinci kitap olarak da şu an buraya toplanmamıza vesile olan SİYAHKARA dır. 1983 yılında Zonguldak Çaycumanın köyünde kadınların kendi aralarında yaptıkları sohbetlerden esinlenerek kurguladığım romanım SİYAHKARAdır. İki kadının birbirleriyle dayanışma hikayesidir.</p>
<p>Üçüncü romanım “SEN HAYATINDA HİÇ KADIN OLDUN MU?” SİYAHKARA’dan üç ay sonra BizBize Yayınlarının aracılığıyla siz okurlarımla<br />
buluştu. “SEN HAYATINDA HİÇ KADIN OLDUN MU?” romanı gerçek bir hayat hikayesinden kurgulanmıştır. Öğrenilmiş çaresizliği yaşayan bir kadının yaşamıdır.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-16322" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-4.jpg" alt="" width="600" height="454" /></p>
<p><strong><em>Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız NE ZAMAN yayınlanacak /yayınlandı?</em></strong></p>
<p>Senaryo yazarken çok daha edebiyat dünyasının içine girdim. Senaryo da zaman ve format gereği daha kısıtlı iken roman yazarken yarattığınız kurgunun özgürlüğünü kendiniz belirliyorsunuz. Elli yaşımda roman yazmaya başladım ve beş yıl sonra ilk romanım yayınlandı.<br />
Son kitap olarak tarafıma gelen teklif üzerine çocuk kitabı serisi hazırlamaya başladım. Ve bir anne ve anane olarak açık söylemek gerekirse geleceğin yetişkinlerine hitap etmek çok hoşuma gitti. Serinin ikinci kitabı da bitmek üzere. Umarım bir iki ay içerisinde seri satışa sunulacak.<br />
​<br />
<strong><em>Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler NE olur?</em></strong></p>
<p>Yayınlanan üç romanım da ana konusu insanın insana yaptığı kötülüklerde sınır olmadığını anlatmaktadır.<br />
“Jean Christophe Grange “Ne kadar renkli olursan ol, bir yanın daima siyahtır” der. Siyahkara romanının güçlü karakterlerinden biri olan Aliye, aslında çok renkli bir kişilik. Olanaksızlıklardan olanak yaratan güçlü bir kadın ve bir o kadar da güçlü direngen bir insan. “<br />
“İnsanın insana yapabilecekleri kötülüklerin sınırsız olduğunu yaşayarak öğreniyor ne yazık ki. Kocasının yaşama tutunmayışından da kendisini sorumlu tutuyor. Belki de ihanetinin faturasını ödemek durumuyla karşı karşıya kalmak zorunluluğu doğacaktır. Neden, nasıl, niçin? “<br />
“Kadın olmak!.. Bu ülkede kadın olmaktı tüm sorun.”</p>
<p><strong><em><img decoding="async" class="size-full wp-image-16319 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-1.jpg" alt="" width="249" height="400" />Edebiyat dünyasında kendinizi NEREDE tanımlarsınız?</em></strong></p>
<p>Yolun başındayım. Nefesim yettiğince yürümek istiyorum.</p>
<p><strong><em>Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü sizce NASIL olmalı?</em></strong></p>
<p>Yazar anlaşılmak ve anlattığı hikayenin okurun beyninde canlanmasını ister. Gerek duygu, gerekse renk ve mekan olarak . Bu da yazarla okur arasında üçüncü boyuttan bir doğal köprü oluşturur.</p>
<p><em><strong>Okurlar sizin kitaplarınızı NEDEN okumalı?</strong></em></p>
<p>Karakterlerin; hayattan beklentilerini alamadıklarında başlarına gelen olayları okuyan okuyuculara neşe, sabır, hüzün gibi duygularla kendileriyle eşleştirdikleri duygulardan öğrenme, yaşama, kıyaslama yapmaları olanağını sağlamak. Geçmiş yıllarda yaşanılanları şimdiki zamanda öğrenmek ve karşılaştırmak. Ve unutulmamasını sağlamak. Bu arada hatırlatmalıyım ki bu hatırlatma yaşlanan şehirlerin ve yaşam koşullarının günümüze aktarılmasını sağlamaktadır. Düşünsenize içinizden kaç kişi gerçek bir Maden’e indi? Ya da taşıma su ile çamaşır yıkadı. Gibi.<br />
​<br />
Hep sen soruyordun egazete&#8217;nin sahibi Kazım Bey&#8217;in kulakları çınlasın bu röportajı yıllardır kendinin yanıtlamasını söylüyordu. Bunu yapmak bana nasip oldu   </p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>Arzu Dinçer ile 5N 1Kitap</h2>
<p><strong><em>Evet Sayın Arzu DİNÇER 5N1K sorularının yanıtlarını </em></strong><strong><em>senden almamıza hazır mısın?</em></strong></p>
<p><strong><em>Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?</em></strong></p>
<p>71 yılında gözlerini açmış ve 2021 e kadar sevgili hayatla güzel kavga dövüş bir hikayenin sahibiyim. Umarım bu hikâye zamanın nimetlerini bana da cömertçe verdiğinde tadında sonlandırabilirim.<br />
Kalem! kalemle ilk tanıştığımdan ve onu nasıl kullanabileceğimi öğrendiğimden bu yana bana çok iyi gelen bir ilaç oldu. İlkokuldan bu yana hem okudum hem yazdım bir an geldi haydi ben bunları okurla da buluşturayım dedim ve 2014 yılında seçki şiirlerimin yer aldığı Tarhana Çorbası’nı, 2015 yılında da Ali Ayşe’yi Sev(me) öykülerimi okurlarla Favori Yayıncılık aracılığıyla buluşturdum. Ve 2020 yılında da AŞKİST: Karnımda Uçuşan Kelebekler kitabı KeKeMe Yayınları aracılığıyla okurla buluştu.</p>
<figure id="attachment_16324" aria-describedby="caption-attachment-16324" style="width: 600px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-16324" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-6.jpg" alt="" width="600" height="563" /><figcaption id="caption-attachment-16324" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p><strong>Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız NE ZAMAN yayınlanacak /yayınlandı?</strong></p>
<p>Şiir için zamansızlığı seviyorum. Bazen bir dize bazen sayfalar süren öykü şiirler. Roman içinse bazen tanık olduğunuz, heber olarak okuduğunuz, duyduğunuz gerçek bir yaşam hikayesi tetikleyici oluyor. Örneğin Ali Ayşe’yi Sev(me) öykülerimin ilki bir köy derneği gecesinde çalınan bir türküydü. Gül Dünya yeni öldürülmüş ve ağıt bir türkü yakılmıştı. Eve gittim ve ilk öykümü yazdım. Sorduğum soru ben Gül Dünya olsaydım ne hissederdim? 12 yıllık bir serüvenle Ali Ayşe’yi Sev(me) öyküleri tamamlandı.<br />
Ama bu süreç içerisinde ruhumu dinlendirmek için AŞKİST’i kaleme almaya başlamıştım. Tüm kötülükler olurken bir çok insan olumlamalarını dünya ya salarken hayat ilginç dengeleri ya da dengesizlikleriyle devam ediyordu.<br />
Son kitabım bir roman senaryo olarak yazdığım ve kitaplaştırmaya karar verdiğim bir roman. Yılın sonuna doğru yayımlanmasını arzuluyorum.</p>
<p><strong>Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler NE olur?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-16320 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-2.jpg" alt="" width="277" height="400" />Tarhana Çorbası;<br />
&#8230;<br />
Şükretmek birinci kural<br />
Şükretmedin mi bulamazsın<br />
Bulamazsın ikinci gün<br />
Kaşık sallayacak tarhana çorbasını.<br />
Bir de yanında mutluluk soğanını.<br />
5/3/2003<br />
Ali Ayşe&#8217;yi Sevme 29 Öykü, 29 Ayşe ve 29 Ali. Ölümün soğuk nefesi ensenizdeyken; isimlerin,  şehirlerin ve statünün bir anlamı yok! Bundan dolayıdır ki, tüm kadınların ismi  Ayşe, erkeklerin ismi Ali olarak yazılmıştır. Siz istediğiniz ismi düşünmekte özgürsünüz.<br />
Elinizde tuttuğunuz kitap canınızı acıtacak belki; ama çığlık atmakta geç  kalmamanız için yazıldı bu satırlar. Belki de sizin sesiniz bir nefesi kurtarır, kim bilir?.</p>
<p>​<br />
SİYAHKARA ve AŞKİST KONUŞUYOR</p>
<p>SİYAHKARA<br />
Siyahın içinde kara<br />
Karanın içinde yalnızlık vardı.<br />
Kara yıldızları hayal eder,<br />
Siyahı yıldız sanırdı.<br />
Siyah kirlenmez<br />
Kirlenmeyi karaya bırakırdı.<br />
Gözünde yaş, kalbinde acı bırakan sistemin yüzü kara<br />
Siyahtan kaçarken karaya yakalanmakdı.<br />
Ölümün adı kara<br />
Ölümün ardınla kalan siyah-kara ağıtlardı.<br />
Bir hatıra işte Siyah Kara<br />
Bütün zamanlarında siyah ve kara vardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-16321" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-3.jpg" alt="" width="600" height="760" /></p>
<p>AŞKİST<br />
Doğarken Afrodit,<br />
Ruhunun üflendiği yerde.<br />
Eris, Hera, Athena’yla birlikte<br />
Yarıştırırken güzelliğini<br />
Mutlaka eli değmiş olmalı<br />
İda’ya ve Olympos’a,<br />
Öyle ki vücudu hala İzmir&#8230;</p>
<p>SİYAHKARA<br />
Sadece kuşları değil, insanları da yorgundu. Kara bulutlar oynaşıyordu gökyüzünde, kederlerin rengi karaydı, bir ucunda gözyaşı, bir ucunda yaralar vardı.</p>
<p>AŞKİST<br />
Hafif bir tebessümle “Günaydın”dedim ona.<br />
​<br />
SİYAHKARA<br />
Saadet’in dolaşık saçlarını çözemeyen Aliye hızla eve gidip geldiğinde, elindeki makası saçların arasına sokup gelişi güzel kesmeye başladı.</p>
<p>AŞKİST<br />
Aynada birbirleriyle kavgaya girişmiş gibi duran kırmızı saçlarıma baktım. Hepsi kendi sözünü geçirmek istemek için uzun bir mücadele vermiş gibiydi. Kazananı olmayan ve her gün tekrarlanan bir oyun. “Salak bu saçların” dedi Yeşil Kelebek.</p>
<p>SİYAHKARA<br />
Oynamaya ara verildiğinde müzik sesi de kesildi, çocukların insanların arasında koşuşturmaları toprak zeminden tozlar çıkartıyordu, görevli birkaç adam ellerindeki kovadan avuçlarına su alarak toprağa serperek bir nebze tozun kalkmasını önlemeye çalışıyorlardı. İnsanlar çok mutluydular.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-16327" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-9.jpg" alt="" width="600" height="484" /></p>
<p>AŞKİST<br />
Asansör kapısında bekleyenlere hoş bir gülüş atarak “Günaydın” dedim. Ve kapı açılır açılmaz kitlesel bir konserve olma iç güdüsüyle, kendime boş bir yer bulup hemen yerleştim.</p>
<p>SİYAHKARA<br />
Aliye aynı duygularda değildi. Evet, seviyordu kocasını ama aşk gibi değildi. Salih sanki abisiydi, onu kollayıp koruyan bir ağabey&#8230;</p>
<p>AŞKİST<br />
“Adam senin ağzına sıçıyor ve sen bunu sevgi zannediyorsun.” Sana değer vermeyen seni seviyor olamaz ki&#8230; olsa olsa zaman kaybı olur. Hadi gel bir envanter çıkartalım desem, bunu da bir türlü yapamayacaksın. Bu adamla tek iyi giden şey sevişmeleriniz.</p>
<p>SİYAHKARA<br />
Nihayetinde “Ateşle oynuyorsun, o zaman yangından korkmayacaksın” diyerek kendini telkin etmeye çalıştı.</p>
<p>AŞKİST<br />
Yüzümde koca bir “Dikkat, biraz sonra patlayabilir.” Uyarı levhası asılmıştı bir kere.</p>
<p>SİYAHKARA<br />
“Salih bizler birbirimizi uzun yıllardır tanırız. Ne senin birine zararın oldu ne de bizim. Demem şu ki bizler birbirimize güvenmeliyiz.</p>
<p>AŞKİST<br />
“Keşkeler insanın yükü, ayağının prangasıdır. Ya adım at yürü ya da vazgeç ama asla bunu sorgulama. Vakit yok!” dedi Sarp.</p>
<p>SİYAHKARA<br />
“Güzel kızım, hakkımızı savunmak öğretilmemiş, hep sineye çekmişiz. Sen sen ol, hakkını ara, kimseye kendini ezdirme, benim gibi kavgadan kaçma, gerektiğinde kavganı da yap.”</p>
<p>AŞKİST<br />
“Masalların iyi kızıydım, her şeyi insanları kırmamak üzerine kurdum. Ama insanlar beni değirmenin çarkında un eylediler. Ey evren sen benim yüreğime yine de kara çalma, sırtımın ağrısından uyuyamıyorum ama yine de sen benim kalbimdeki ışığı alma” diye dillendirdi Turuncu Kelebeğim.</p>
<div data-canvas-width="73.90533333333333">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="352.5426666666666">Gözünde yaş kalbinde acı bırakan bu sistemin yüzü karadır.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="367.9280000000002">Geçmişi şifalandırmak, hayatın hatalarına genel af çıkması mı?</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.768">Korkularıyla yüzleşemediği için, korkuları onu esir almıştı. Çözüm bulamıyordu, aklına gelen bütün kötü düşünceleri savuşturmak için, elini sinek kovalar gibi sallayıp ekşi bir suratla gidip divana bedenini bırakıverdi.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.0493333333332">Rahat ve huzurlusun. Kaşlarını yukarı kaldır ve alın kaslarını sık&#8230; evet, şimdi nefesini ver ve sana stres yapan ne varsa senden uzaklaşsın. Gevşiyorsun, gözlerini sımsıkı kapat, nefesini ver.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.2546666666667">Konuşulanlar canımı acıtmıştı ama bu saatten sonra ne yapabilirdim ki&#8230; kendimi nasıl savunurdum bilemedim. Her zaman ki gibi sustum. Bana hakkımı aramasını öğretmemişler ki!</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.3133333333329">&#8230; boğazını temizledi ve “Herkes kendince bir yol arar kendine, herkesin yolu kendine varır, Arama başka yerde” demiş ünlü şair Ömer HAYYAM. Yani Kırmızı, bu sözü bir düşün istersen.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="259.1160000000001">Kara yıldızları hayal eder. Siyahı yıldız sanır.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.3573333333333">İki kuyruklu yıldız çarpışacak gibi birbirine hamle yapıyor, ucundaki kalpler balerin zarifliğiyle birbirlerine doğru dans ediyorlardı.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.6066666666668">Aliye geçen zamanın içine, özlemlerini kırgınlıklarını, yalnızlığını, endişelerini, korkularını, en önemlisi vicdanının acısını saklamıştı.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.5186666666667">Sabırsızca sözünü kestim “Elbette biliyorum, malum 12 Eylül” dedim. Gözlerim elimdeki fincan gibi açılmıştı. “Pardon” dedim hafifçe.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.2106666666666">Otobüs koltuğundan dışarıyı seyrederken ilk defa gideceği İstanbul ve Metin’i görecek olmak Aliye’yi heyecanlandırmıyordu. Duyguları geleceğe umutla bakmak istiyordu ancak geçmişi onu intikam peşinde koşan bir cani edasıyla kovalıyordu.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.4306666666662">Anladım, haklı tabi. Biz o dönemin çocukları da ana babalarının incinme ve korkuları nedeniyle, kendi ayakları üstünde dimdik duracak çocuk yetişkinler olarak büyütüldük. Realist, üretken, sorgulayan ama bunu sadece kendi sevgili fanusunun içinde dile getirebilen bireyler. Yani Sarp, bu coğrafya da olmasan da bu coğrafyanın saldığı korkular, endişeler seni her yerde bulması tesadüf değil, fıtratında olan şeyler.</div>
<div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333"></div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="369.29200000000014">Aliye’nin kara yazgısı yeni mi başlıyordu, Yoksa bitiyor muydu?</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="456.33866666666665">Rengarenk balonlar senin için yükseliyor gökyüzüne, kapıyı aç Evren efendi!!!</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.5039999999998">Hayriye yol kenarlarındaki lambalardan süzülen ışıkla parlayan ıslak yola bakacak gücü kendinden bulamıyordu. Böyle zamanlarda kendisi gibi olan kadınların masumluğuna, saflığına üzülürdü.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.6653333333333">Lambalar renkten renge geçerken konuşma balonları halledilmek üzere bulutlara doğru uçmaya başlıyor. Eee ne de olsa Evren bu işi de çözer.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.636">Hayriye, arabanın penceresinden dışarı bakarken, içine çektiği sigara dumanını öfkeyle akşamın çökmeye başladığı kızıllığa savurmuştu.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="602.9759999999998">Büyülü saatlerdi şimdi, hani değim yerindeyse gökyüzü ve deniz ortak nefes alıp veriyor, halvet saatlerine kavuşmanın o garip renk cilveleşmesini yaşıyorlardı. Az sonra güneş istirahate çekilecek, gökdeniz olarak sabaha kadar sevişeceklerdi.</div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333"></div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.7973333333335">Geçen zaman yaşadıkları onca acıya ilaç olabilecek miydi, bilinmez ama bu zaman içinde dayanmak, sabretmek vardı.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="387.88933333333335">Zaman hep ileriye akmaz. Ve her şey bıraktığın yerde bekler seni.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="587.0626666666668">Yaşadıkları acıları geride bırakıp yeni yaşamlarına uyum sağlamaları kolay olmasa da başarmışlardı.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="167.86">Acıya gülmek bu olsa gerek.</div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667"></div>
<div data-canvas-width="70.54666666666667">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="374.74800000000016">Güneş tan yeli ağırmadan giderken, kolu kanadı kırıktı sabahın.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.3133333333333">Gün gece mavisinden mora çalmaya başlamıştı. Gecenin yorgunluğunun rehavetiyle salına salına aralıyordu gün ışığı bulutları.</div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333"></div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.6946666666664">Hayriye elindeki fotoğraf çerçevesini yerine bıraktı. “Kalk Hayriye, bugün büyük gün, tanışma var. Hazırlıklara başla.”diyerek, kendi motivasyonunu yükseltmeye çalışıyordu.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div>
<div data-canvas-width="603.7239999999999">Fotoğrafa hayranlıkla baktım. Anne ve babalarımızın mahremiyetine tanıklık ediyorduk. Bizi büyütürken unuttukları gençliğin ilk yıllarından aynı gün iki kare, iki çiftin meyveleri (Tamam biraz karta kaçmış olabiliriz.)</div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333"></div>
<div data-canvas-width="73.90533333333333">SİYAHKARA</div>
<div data-canvas-width="603.0639999999999">Kemal, Hayriyenin önünde diz çöktü , gömleğinin kolunu sıyırdı. Hayriye gördüğü kolu eline alıp öpmeye başladı göz yaşları içinde bağırdı.</div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667"></div>
<div data-canvas-width="41.77066666666667">AŞKİST</div>
<div data-canvas-width="603.4306666666668">Sizi duyar gibiyim sayın okuyucu! Kelebeklerim mi? Enerjimin beni aşmasının sebebi, onların karnımda uçmaya başlaması.</div>
<div></div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/5N1K-102021-4.jpg" length="88342" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Ezgi Tenker ile  5N 1Kitap  &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/ezgi-tenker-ile-5n-1kitap-arzu-dincer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2021 05:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[5N 1Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Tenker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/ezgi-tenker-ile-5n-1kitap-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA["Her satırı beni, çevremi bütün hikâyelerden bir parça katarak yazıyorum… En önemlisi kendinizden bir şeyler katarak ben siz bilmeden hayatlarınızı kendi satırlarıma çiziyorum."]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;"><b>Merhaba Dostlar,</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Uzun bir aradan sonra sizi aslında Nisan ayında buluşturmam gereken 5N1Kitap yazımı ancak kaleme alabiliyorum. Ne güzel demiş Mustafa TENKER “…Ve dahi dillerinden şiir dökülür de </span></span><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;"><b>kırıcı kelam</b></span></span><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;"> dökülmez. Temiz insandır yazar olan… Bakışlarında feraset görürsünüz, </span></span><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;"><b>kin</b></span></span><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;"> görmezsiniz.”(Dil İşçileri Edebiyat Antolojisi tanıtım bülteni, Sisyphos Yayınları). </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Ben size bu yazıyı gecikmeli hazırlarken dünyamızda sağlıkla birlikte başlayan müthiş bir zaman değişimi içindeyiz ve tanık olmak istemediğimiz bizden ırak olmasını arzuladığımız acılara ya yakından ya uzaktan ama illa ki içten acılar çekerek yaşıyoruz. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Biraz sonra sizlere taktim edeceğim yazarımızın sorularımızı yanıtlarken verdiği genç ve umut dolu sözleri hepimiz için umarım bahar çiçeği misali mutluluk meyveleri verir.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Ezgi TENKER, “Melodili Düşlerim” ile edebiyat dünyasına merhaba demiş, kendisine verdiği röportajı için teşekkür ediyor yayın hayatında ki yerinin uzun soluklu olmasını diliyorum. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Bu arada siz okurlarıma röportajda bahsi geçen “Aden Lina’ya Mektuplar” kitabında benim de bir mektubum olduğunu hatırlatmak isterim. Siz, zaman için nasıl bir mektup yazardınız bilmiyorum ama ben içimi oldukça döktüm diyebilirim. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Sevgilerimle, </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Arzu DİNÇER</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">28/05/2021</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-15289" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ezgi-tenker12.png" alt="" width="480" height="359" /></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: medium;"><b>Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Merhaba ben Ezgi TENKER, “Melodili Düşlerimin yazarıyım. 27 Mayıs 1994 İstanbul doğumluyum. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">İstanbul Arel Üniversitesi Bankacılık ve sigorta mezunuyum. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">İkizler burcuyum, çok geveze hareketli, eğlenceli bir karakterim vardır her konu hakkında utanmadan sıkılmadan kendimden bir şeyler katabilir ve sizi şaşırtabilirim. Duygusal biri olarak bilirler beni ama çok fazla duygusal olduğumu söyleyemem. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Bir kalıba sığamam aslında şiir konusunda yazarken kendi hislerimi değil de başka yaşantılardan esinlenerek duygusallığa girerek yazabilirim de sizde beni tanıdıkça öğreneceksiniz.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Hayallerinizin peşinden hiç ayrılmayın hep peşinden koşun. Göreceksiniz elbet pes edip sizin olacak.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: medium;"><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-15285 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/aden-lina.jpg" alt="" width="181" height="293" />Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız ne zaman yayınlanacak?</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Çocuk yaşlarda hep merakım vardı şiir yazmaya, kitap yazma hayalim yoktu o sıralar imkânsız gibi bir şeydi benim için, ben severek yazıyordum lise dönemlerinde artık katlandıkça katlandı o sıralar hayaller kurmaya başlarsın ya belki bir gün kitabım çıkar diye hayal kuruyordum. Bu arada babam da yazarmış o zamanlar haberim olmuştu benim meğerse basılmayan çok kitabı varmış ama cesaret edipte bir türlü bastıramamış ondan da bana geçmiş olabilir bu güzel yetenek. İlham kaynakları biriktirin kendinize, siz değerlerinize sahip çıkın ki yetenekleriniz ortaya çıksın. Eylül 2020 de “Melodili Düşlerim” yayınlandı. Ardından kitap at yayınlarının yapmış olduğu etkinliklere katılarak mektup yazdım “Aden Lina&#8217;ya Mektuplar&#8221; adında bir çalışmamız var Ocak ayında bastırıldı. Arkasından yeni çalışmamız da gelmek üzere “101 Yazarın Eseri” çok yakında sizlerle buluşacak.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: medium;"><b>Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler ne olur?</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Acı tatlı anılarınız olur… Hayallerinizi gerçekleştirmek isterken bazen olur veya olmaz siz vazgeçmek istemezsiniz onunla zaman geçer büyürsünüz ama hayalleriniz, sırdaşınız gibi sizi takip eder… Uzun bir yolculuğa çıkar bütün hayatlardan renk renk çiçek kopartır veya içlerinden en güzelini veya en acı hüznü yaratanı bulup onun hislerini yaşarken sanki kendi isteklerinizle birleştirirsiniz. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Ressam nasıl sevdiği bir manzarayı tablosuna çizer bende bütün hayatları kalemime alıyorum severek yazıyorum. Her satırı beni, çevremi bütün hikâyelerden bir parça katarak yazıyorum&#8230; En önemlisi kendinizden bir şeyler katarak ben siz bilmeden hayatlarınızı kendi satırlarıma çiziyorum.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: medium;"><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15284 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/101.jpg" alt="" width="182" height="291" />Edebiyat dünyasında kendinizi nerede tanımlarsınız?</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;">Yolun çok başındayım, yeni şeyler öğreniyorum deneyimleyerek yeni şeyler keşfediyorum. Yeni adımlar atarak kendimi yeni yeni tanıyorum diyebilirim. Şiir yazmayı seviyorum başka hikâyeleri hissederek, benimseyerek yazmak beni güçlü farklı kılıyor. Herkesin illa ki bir yeteneği vardır onu ortaya çıkartmak önemlidir. </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;">Çevremdekiler, roman yazmamı da bekliyor benim için çok güçlü kaynaklar olması gerekiyor belki yaşım ilerledikçe, deneyimledikçe ilerde düşünebilirim. Edebiyat sevdiğim bir sanat, kendimi daha öğrenmeye açık bir stajyer olarak görüyorum. Sevdikçe de mesleğimde ilerlemeyi düşünüyorum. Geleceğinizi siz kurgularsınız, korkmadan adımlarınızı atın. Güçlü yanlarınızı öyle keşfedebilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-family: Cambria, serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: medium;"><b>Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü sizce nasıl olmalı?</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Ruhlarına ve yüreklerine dokunabilmek aramızdaki en güçlü bir bağ diyebilirim. Henüz yolun başındayım. Eleştirilere iyi veya kötü olarak yorum katılması benim için gelişme açısından avantaj olarak görüyorum. Çevremdekilere de kitabım yeni çıktığında tembih etmiştim; “Gelişmem için iyi veya kötü yorumlarınız çok önemli iyiliğim için eksiklerimi görmem açısından bana açılan bir pencere…” sizde eleştirilere açık olun göreceksiniz yolunuz daha çok aydınlanacak.</span></span></p>
<p><span style="font-family: Cambria, serif; color: #ff0000;"><span style="font-size: medium;"><b>Okurlar sizin kitaplarınızı neden okumalı?</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Hayal güçlerini ithafen, başka dünyalardan arılar gibi dolaşarak yeni tatlar yeni başlangıçlar yeni hayaller kurmayı öğrenmek. Bunun için de duygularını severek, içten samimiyetle paylaşabilmek için hüzünlü hallerini tarif etmek için bazen de mutluluklarını betimlemek için daha çok kendilerini benimsemek, yeni hayatlardan kendilerine ders çıkarmak için, kendilerine yeni başlangıç belki de yeni yolculuğa başlayan keşifçi gibi yeni bir ben bulabilirler. </span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: medium;">Sevip, sevilmek ne güzel, güneşi görüyorsun sımsıcak yazın, kışın başlangıcı öyle mi yüzüne gülüyor ama dışarıya çıkınca ellerini üşütüyor mesela, her dilden her ülkeden her yaştan her nesil için, 7 den 70’e ithafen yazıldı. Siz kitap okuyucularını duygularımın tercümanı olmaya davet ediyorum.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;"><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15286 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/big-melodili-duslerim.jpg" alt="" width="220" height="357" />TANITIM BÜLTENİ</b></span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Sığınmıştım göğe huzura ulaşmak için umuda ihtiyacım vardı. Ben, inanmaktan hiç vazgeçmedim… Karanlık bir liman olmasına izin vermedim hep yeni bir sayfa açmaya izin verdim kendime, yarınlar tutacaktı elimden biliyorum…</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Gece, gölgesinden korkar ya insan;</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Korkmaktan çok sevgiye açtım elimi, göğe müjde verir gibi yağmurlar aktı yüreğime…</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">İnandıkça büyür, sevdikçe olgunlaşırız.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Yaşadıkça sevmeyi, emek vermeyi öğreniriz.</span></span></p>
<p align="JUSTIFY"><a name="Bookmark"></a> <span style="font-family: Cambria, serif;"><span style="font-size: large;">Şimdi yükseklikten korkmuyorum, yükseldikçe yükseliyor kanatlarım her seferinde mutluluk melodileri çalıyorum.</span></span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ezgi-tenker12.png" length="532086" type="image/png"/>	</item>
		<item>
		<title>Alaattin Topçu ile 5N1K &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/alaattin-topcu-ile-5n1k-arzu-dincer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 16:09:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/alaattin-topcu-ile-5n1k-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[İlk yolculuk, şiir olur. Şiire o vakitler çok şey vehmetmiştim. Sonra eleştiri-polemik yazıları… Ve tabii roman… Deneysel ve politik romanlar…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan tuhaf mahluk: hatırlanmak istediği yaşta ve görünümde olmak istiyor…</p>
<p>Alaattin Topçu&#8217;nun son kitabı Kuşatma Altında&#8217;yı bir gecede okudum. Eskiden sıkça yaptığım, bu yüzden olağan gelen bu ayrıntı, uzun zamandır tekrarlanmadığı için olsa gerek, bu kez beni düşündüren nedendi. 309 sayfalık bir deneysel romanı sabaha kadar bitirmemi sağlayan nedir?</p>
<p>Unutmaya çabaladığımız gerçek ve onun işaret ettiği duygudan kaçış, yaşanmış gerçekliği uzakta tutmanın bir biçimidir. Bu durum, ortak bir arzuya dönüştüğünde, karşılığını yaşayan dilde bulur. Herkesin paylaştığı dil, artık bir &#8216;üzerini örtme&#8217; işleminin aracı haline gelmiştir.</p>
<p>Topçu, roman boyunca, kitaplardan, yazarlardan, felsefi metinlerden, Marksist söylemden, şiirlerden alıntılarla, konuşma dilini ezmek istercesine yerleştirdiği öğelerle, neredeyse söyleve dönüştürdüğü repliklerle, okurun kurabileceği yakınlığı baştan reddeden bir özellik sergiliyor.</p>
<p>Gerçeği örten yaşamsal (!) dille dalga geçmenin bir biçimi olarak karşımızda beliren bu özellik, anlatmak istediği gerçeklik için kurduğu dil aynı zamanda.</p>
<p>Kuşatma Altında: &#8216;Seçilmiş Trajediler&#8217; Çağında, Bir Deneysel Roman</p>
<p>Merhaba Sevgili okurlar,</p>
<p>Kaybolmaları gelir insanın. Yaşadığı andan, ya da dünya da yaşanılanlardan etkilenir ve inziva hali çöküverir üstüne. Küçük bir çocuğun saatlerce enkaz altında kalıp bir parmağa sarılışını görür, silkinir ve kendinize geliverirsiniz. İşte tam da bu ruh hali ile yine sizler için yazıyorum.</p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 304px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-21.jpg" alt="" width="304" height="439" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p>“Ay doğmuyorsa yüzüne Güneş vurmuyorsa pencerene kabahati ne Güneşte ne de Ay da ara! Gözlerindeki perdeyi arala!” Demiş Mevlana Celalettin Rumi. Perdeyi aralayacak kimi zaman ders veren bir görüntü, bir melodi, ya da güneşin doğuşu olabilir insan için. Vakit gelmiş olsun yeter ki. Yeter ki umudu sımsıkı sarıldığımız umudu yitirmeyelim yüreğimizden. Bizim elimizden gelende yazı yazmaya çabalayabilmek. Bir nebze olsun sizlerle kitapları ve yazarlarını birlikte tanıyabilmek.</p>
<p>Bu hafta sizler için şair, yazar ve yayıncı kimliklerini taşıyan Alaattin Topçu ile gerçekleştirmiş olduğumuz 5N1K ile karşınızdayım. Kendisine sorularımıza yanıt verdiği için teşekkür ediyor yeni kitaplarında tekrar görüşmek dileğiyle sizlerle baş başa bırakıyorum.</p>
<p>Sevgilerimle,<br />
Arzu DİNÇER</p>
<p>Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?</p>
<p>Alaattin Topçu 01.04.1962 Artvin-Ardanuç doğumlu. 1980’de girdiği hapishaneden 1991’de tahliye oldu! Bir dönem Edebiyatçılar Derneği Yönetim Kurulu’nda görev aldı. Değişik illerde yayımlanan sanat-edebiyat dergilerinin Ankara temsilciliğini üstlendi. 1995 yılında Suteni Yayıncılık’ı kurdu. Cumhuriyet Kitap, Birgün, Flayer, Virgül, Eşik, Uğraş, Bireylikler, İle gibi birçok gazete ve dergide şiirleri, eleştiri-polemik ve denemeleri yayımlandı/yayımlanıyor. 1996 yılında Kavram ve Karmaşa adlı sanat-edebiyat-deneme dergisini çıkarmaya başladı; otuz sayı sürdürdü. 1997 başında Suteni Kitabevi’ni açtı ve altı ay sonra kapamak durumunda kaldı. On yıl İmge Kitabevi Yayınları’nda düzeltmen olarak çalıştı, yüzlerce kitabı yayına hazırladı. “İmge Öyküler”in düzeltmenliği yürüttü. On yedi yıl boyunca aralıksız çıkan sanat-edebiyat dergisi Damar’ın yayın yönetmenliğini yürüttü. 2008 sonunda Kurgu Kültür Merkezi’ni kurdu. Yüzlerce etkinliğe imza attı, atmaya devam ediyor. Ayrıca, Kurgu Kültür Merkezi bünyesinde Kurgu Kültür Merkezi Yayınları’yla yayıncılığa tekrar başladı. 500 civarında eser yayımladı. Kurgu Düşün Sanat Edebiyat adlı ortak kitabı 17 sayı çıkardı. Şimdiler KeKeMe Yayınları’nu kurdu. Kurgu Kültür Merkezi Yayınları ile KeKeMe Yayınları’nı bir arada yürütüyor.</p>
<p><strong>Alaattin Topçu’nun Yayımlanmış Yapıtları:</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12546 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/8.jpg" alt="" width="269" height="400" />Acemi Aşklar Toplamı (Şiir, Damar Yayınları, Ankara, Ocak 1992; 2. Baskı, Suteni Yayıncılık, Ankara, Temmuz 1995)<br />
İntiharlar Kitabı (Şiir, Prospero Yayınları, Ankara, Nisan 1994; genişletilmiş 2. Baskı, Aşkla Buluşur İntihar, Suteni Yayıncılık, Ankara, Nisan 1997)<br />
Edebiyatta Aklı Netleştirmek/Aşkı Saflaştırmak (Eleştiri-Polemik, Prospero Yayınları, Ankara, Haziran 1995)<br />
Aşkın ve Aklın Densizliği’nde (Şiir, Suteni Yayıncılık, Ankara, 1996)<br />
Bir Hiç İçin Gece Dansı (Aforizmalar-Şiirsel Metinler, Suteni Yayıncılık, Ankara, Mart 1999; Gözden Geçirilmiş 2. Baskı, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2017)<br />
Zamandışı Sevişmek (Roman, 1. Baskı Suteni Yayıncılık 2001, 2. Baskı, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2011)<br />
Üçlü Aşk Senfonisi (Toplu Şiirler 1; Acemi Aşklar Toplamı; Aşkın ve Aklın Densizliği’nde; Aşk’la Buluşur İntihar kitaplarının bir araya getirilmesi; Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Şubat 2011)<br />
Kuşatma Altında (Deneysel ve Politik Roman, 1. Baskı SiyahBeyaz Yayınları, 2. Baskı Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Haziran 2015)<br />
Güzel Çağ / Saat Durunca (I. Kitap, Deneysel ve Politik Roman, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2017)<br />
Güzel Çağ / Gerçek Soyununca (II. Kitap, Deneysel ve Politik Roman, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, 2017)<br />
Kadınlar için Haykular (Şiir, 2017)<br />
Manidar Haykular (Şiir, 2017)<br />
Maymunlar Kerhanesi (Polemikler Galerisi, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Haziran 2018)</p>
<p><strong>Yayıma Hazırlanan Yapıtları:</strong></p>
<p>Ten Budalası (Erotik Roman, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Yayına Hazırlanıyor)<br />
Geçmişin Tabutları (Özkurmaca Anlatılar Galerisi, Yayına Hazırlanıyor)<br />
Arzu’hal Lekesi (Deneme, Yayına Hazırlanıyor)<br />
Adressiz Yolculuklar (Deneme-Eleştiri)<br />
Karanlıkta Sevişenler (Deneysel ve Politik Roman)<br />
Yavşaklığın Tarihi (Diyalog Roman)</p>
<p><strong><span style="color: #800000;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12547 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/alaattin-topcu12.jpg" alt="" width="400" height="400" />N E ZAMAN?</span></strong></p>
<p><em>Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız ne zaman yayınlanacak /yayınlandı?</em></p>
<p>1983 Nisanında karar verdim. Yirmi bir yaşında ömür boyu hapse mahkûm bir genç olarak, hücreye alındığımda… Hücreden ve sonrasında hapisten çıkabilir miyim bilemezdim ama o andan itibaren hayatımı yazmaya adayacağıma karar vermiştim. Hatta yayıncılık yapacağıma da… Bu süreçte dergilerde, gazetelerde makaleler, eleştiri-polemik yazıları yayımladım. Şiir de tabii… 91’de çıktım. İçinde yer aldığım edebiyat dergisindeki arkadaşların derleyip toparlaması sonucu ilk şiir kitabım Acemi Aşklar Toplamı yayımlandı. Yolculuk ondan sonra kesintisiz sürdü. Hep yazma ve yayımlama sahasında yer aldım.</p>
<p><strong><span style="color: #800000;">N E?</span></strong></p>
<p><em>Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler ne olur?</em></p>
<p>İlk yolculuk, şiir olur. Şiire o vakitler çok şey vehmetmiştim. Sonra eleştiri-polemik yazıları… Ve tabii roman… Deneysel ve politik romanlar… Bunlar dönüşümlü olarak, iç içe geçmiş olarak sürekli hayatımda var. Yayımladığım kadar da yayımlamadığım yazı, şiir, hatta bir iki de roman var.</p>
<p><strong><span style="color: #800000;">NEREDE?</span></strong></p>
<p><em>Edebiyat dünyasında kendinizi nerede tanımlarsınız?</em></p>
<p>Edebiyat dünyasının nereleri var ki? Yani alt/aşağı, orta, üst tabakası falan mı var? Soruyu anlayamadım, daha doğrusu anlamlandıramadım. Sol – sağ tarzı bir göndermeyse sorunuz… Orada da nice solcunun sağcı/muhafazakâr, nice sağcının da solcu/devrimci olduğunu tanıklamıştır yazın tarihi. Özetle söylemem gerekirse, her yazan/edebiyatçı, yazdığı yerde vardır. Yazdığınca, ürettiğince vardır. Kendi potansiyellerini/gizil güçlerini kelimelerle, kurgularla var ettiği boyutta vardır. Onun başka nefes alıp vereceği bir yer yoktur. Varsa eğer, o tamamen yazmanın/edebiyatın ötesinde bir hikâyedir. Ötesi sanatsal ve toplumsal klişelerdir. Önemsizdir diyemem ama çok da damardan bir kan dolaşımı sağlamaz.</p>
<p><strong><span style="color: #800000;">NASIL?</span></strong></p>
<p><em>Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü sizce nasıl olmalı?</em></p>
<p>Bilmem. Ortada bir köprü var mı gerçekten? Olmalı mı? Her yazar yazdığının okurudur. Bu ülke, ne yazık ki, kendi yazdığını okumaktan sıkılan koskoca bir orduya sahiptir. Dönüp dönüp tekrar okumaktan sıkılan, bir kere yazıp dönüp bir daha o metni okumaya üşenen koca bir ordu. Öyle olunca yazar dışındaki okur, manidar bir şekilde, dalgasını geçiyor, okumuyor yani. Çoksatarların çoğunluğu tamamen proje ürünler. Kanonlaşmış olanları bu bahsin dışında tutuyorum tabii ki… Yazar, yazdığıyla var olmaya çalışandır. Okur onun için silik gölgelerden ibarettir. Okur, daha çok yayıncıyı ilgilendirir! Para mevzusunda da bir ölçüde yazarı… Satmayan kitaplar, cepten götürür. Ya yazarın ya da yayıncının cebinden. Yazın tarihi bu tür devasa örneklerle doludur. Her şeye rağmen, bedel her neyse, ödenecektir. Kimse bu bedelin önüne geçemez.</p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>NEDEN?</strong></span></p>
<p><em>Okurlar sizin kitaplarınızı neden okumalı?</em></p>
<p>Böyle bir zorunluluk görmüyorum. Hiç kimse okumak zorunda değil. Ben okunsunlar diye yazıyorum ama böyle bir zorunluluk yok. İki onu bulacak kadar kitap yazmış, iki bin civarında kitabı yayına hazırlamış biri olarak söylüyorum, içimdeki dünyaların haritasını çıkartmak için yazıyorum. Gençliğimde okur’u fazla kaale almış olabilirim ama artık hiççç önemsemiyorum. Günü gelince her yazarın, en azından, bir kişi tarafından okunacağına inanıyorum. O bir kişinin ruhuna bir kelime, bir cümle, bir anlam, bir dünya bıraktıysa/m ne âlâ…</p>
<p>Kadınlar için Haykular</p>
<p>O KADINA HAYKU<br />
az zaman geçti uz zaman geçti<br />
öyle bir kadın sevdim ki<br />
çok zaman içimden geçti</p>
<p>MÜSTAKBEL YÂR İÇİN HAYKU<br />
Karanlıktan kar geçiyor<br />
İnsanın kör yanından<br />
Müstakbel yâr geçiyor<br />
“Kara bahtım kör talihim”<br />
böyle bir şey herhalde</p>
<p>İLK VE SON KADINA HAYKU<br />
“Çok eski dünlere” gittim<br />
Kapı aralığından baktım<br />
Bir imgeyi emziriyordu annem</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-21.jpg" length="29120" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Issız Ada &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/issiz-ada-arzu-dincer/</link>
					<comments>https://egazete.de/issiz-ada-arzu-dincer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jan 2020 19:54:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[ıssız ada]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okuma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/issiz-ada-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[Yıl 2020 ve daha ilk ayını yeni ortalamışken ve yeni yıla ilişkin kararlarımızı almış, uygulamaya niyetlenmişken; en güzel dileklerimizin arasında bunlar da olsun...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Bizim kuşaktan olanlar hatırlar eskiden bir defter edinir bunu gazetelerden, dergilerden kestiğimiz fotoğraflarla donatır, ya da kartpostal yapıştırır ve bir anket /anı defteri oluştururduk. Ve ilk satırlarımız genelde bu güzel defterden bembeyaz bir sayfayı bana ayırdığın için teşekkür ederim temennisi ile ya başlar ya bitirirdik. Yazarken bile yüzümü bir gülümseme kapladı. Şimdi böyle bir alışkanlık bildiğim kadarıyla yok. Bunun yerine sosyal medya hesaplarının altına samimiyetten ziyade takdir çok toplayacak cümleler (samimi diyemiyorum zira her gün ve günde bir den çok yazılınca samimiyetin yitirildiğini düşünüyor insan) sarf ediliyor.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">O anket sorularının içinde olmazsa olmaz bir soru olurdu, “Issız bir adaya düşseniz yanınızda götürmek isteyeceğiniz üç kitap ne olurdu?” diye. Şimdilerde cep telefonlarından kafalar kalkmadığı için maalesef sadece böl, parçala kitap cümleleriyle okunmuş gibi davranmak moda. İnsanlar tüm felsefe kitaplarını okumuş, evdeki kitaplıkları şairlerin kitaplarıyla dolmuş da taşmış gibi şiirler paylaşıyorlar ha arada bunu oluşturup yayan kişilerin gafletine de uğruyorlar. Bu ne demek mi? Paylaşılan fotoğrafta yer alan dizelerin altında şairin ismi yer alıyor ama zavallı şair bu mısraları asla yazmamış oluyor. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Hayatımızın büyük bir çoğunluğunu çalışarak tüketiyor gibi görünsek de aslında sosyal medya dünyasında ya da medya dünyasında harcayıp gidiyoruz. İşin en ilginç yanı bunu entelektüeli de sanatçısı da bilim adamının da yapıyor olması. Bilinirlik, tanınırlık oranını arttırmak amacıyla bile olsa bu zamanın değerinin bilinmemesi anlamı da taşıyor. </span></span></p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-20.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Her birey bu tutum karşısında pazarlanması gereken bir materyale dönüşmüyor mu? Peki, bu tutum ya da alışkanlık insanoğlu için nasıl bir kazanç sağlıyor olabilir? Yani yüzlerce sanal arkadaş sizin için mutluluk ve üzüntünüze yazdığı mesajlarla eşlik etmesi gerçek bir insan elinin size dokunması etkisini sağlayabiliyor mu? Ya da böl, parçala okunan bir yazarın o cümlelerinin ya da mısralarının yer aldığı kitabını bütünüyle içinde kaybola kaybola okumanın siz de bırakacağı his kıyaslanabilir mi? Sizin için bu yazıyı hazırlarken kitap ve kitap okuma alışkanlığına ilişkin minik bir araştırma yapmış olsam da doğruluk payı sayfasında daha önce okumuş olduğum Kültür Bakanlığına ait çalışmaya atıfta bulunulmuş. Şöyle diyor; </span></span><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>“</b></i></span></span><span style="color: #2d2d2d;"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2011 tarihli Türkiye Okuma Kültürü haritasına ait. Bu çalışmaya göre Türkiye’de kişi başına yıllık 7,2 kitap okunuyor. Günlük olarak kitap okuma aktivitesine ayrılan süre ise yaklaşık 7 dakika. Ancak bu sürenin günlük olarak yaklaşık 1 dakika olduğu yönünde bazı araştırma sonuçları da mevcut. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin verilerine göre, Türkiye’de kişi başına 8,4 kitap düştüğü, TÜİK’in verilerine göre ise kitap okumanın Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada yer aldığı da belirtiliyor.”</b></i></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="color: #2d2d2d;"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Bu köşe yazısını okuyan sizler için bu rakamlar oldukça düşük ve inanılmaz gelecektir. Ancak rakamlar gerçekliğin aynası gibi ortada. Yıl 2020 ve daha ilk ayını yeni ortalamışken ve yeni yıla ilişkin kararlarımızı almış, uygulamaya niyetlenmişken kendimiz için en güzel dileklerimizin arasına yeni kitapları evimize ve yaşamımıza kazandırmak olsun. Hatta iş yerlerimizde, mahallelerimizde <strong>“Oku&amp;Bırak”</strong> dolapları oluşturalım. Böylece paylaşmanın manevi hazzını da yaşamış ve yaşatmış da oluruz.</span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Issız ada sorumuza geri dönecek olursak, </span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Okyanus da kayıp balık gibiyiz kardeşim,</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Mercanlar ve kayalar arasına sinmiş</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Kimsesiz ve sessiz…</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Aralanan bir kitap sayfası sesinde</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Yepyeni dünyalara “Merhaba” demeye aç.”</b></i></span></span></p>
<p align="left"><a name="_GoBack"></a> <span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Bu yazı sonrasında siz değerli okurlarımın yeni bir kitabın hayatınıza dokunması dileklerimle, sevgiyle kalın.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Arzu Dinçer</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">18.01.2020</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Calibri, serif;"><span style="font-size: medium;"><a href="https://www.facebook.com/arzu.dincer" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow"><img decoding="async" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/Arzu-Dincer-Askist10-3.jpg" /></a> </span></span></span></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-248" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-kitaplar1-13-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/issiz-ada-arzu-dincer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-20.jpg" length="29120" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Kadın &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/kadin-arzu-dincer/</link>
					<comments>https://egazete.de/kadin-arzu-dincer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2019 14:01:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/kadin-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[Okuyacağınız her öykü, sevgi ile ölen Ayşelerin son dakikalarına kendinizi koymanız için yazılmıştır.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgi<br />
Elemsiz<br />
Vedasız<br />
Görkemli<br />
İnsandan öte…</p>
<p>Sevmeyi beceremeyenlerin yaşamda yeri yoktur. Dikkat! Sevgi en öldürücü silahtır. Ve biraz sonra okuyacağınız her öykü, sevgi ile ölen Ayşelerin son dakikalarına kendinizi koymanız için yazılmıştır. Öyküleri okumadan önce bir toplu iğneyi parmağınıza batırın ve bu satırların altında yer alan daireye bastırın; bastırın ki, öyküler bittiğinde gerçeklerin farkına varan Ayşe’ler ya da Ali’ler olarak “Sevgi’yi bir kez daha gözden geçirin ve gelecekteki Ayşe ile Ali’leri sevgiyle büyütün.</p>
<p>**  ** **</p>
<p>Ön yazısı ile okuyucuyla buluşmuştu “Ali Ayşe’yi Sev(me)” kitabı 2015 Nisan ayında. Kitabı yazan kişi olarak şunu hatırlatmak isterim kitap 12 yıl boyunca işlenen kadın cinayetlerinin insan olarak ben de oluşturduğu yaralar neticesinde yazılmıştı. TV’lerin bir dakika sürmeyen haber geçişleri, gazetelerin üçüncü sayfa haberleri olarak yerlerini aldılar. Ve yıllar geçtikçe sanki çok yayılması gereken bir şeymiş gibi çoğalarak günümüzde de devam etmekte kadın cinayetleri. Geçtiğimiz günlerde işlenen cinayetin zanlısı yakalandığında verdiği ifade ve rahatlık eminim birçoğumuzu çileden çıkarttı. “Pişman değilim, istedim, öldürdüm…”</p>
<p>Ben bu kitabı yazdığımda bazı yazarlar ve yayınevleri insan ölümü yazar mı? Demişti. Hatta kitabın kapağından ötürü de eleştirilmişti. Peki, insan bunca ölümün bunca vahşetin içinde yaşar mı? Evladını kapının dışına gönül rahatlığı ile yolcu eder mi? Evlendirebilir mi? Babasına, abisine, erkek kardeşine, amcasına, dedesine emanet edebilir mi? Paranoyak düşünceler gibi gelse de geçmiş zaman içerisinde kadının uğradığı şiddet (Fiziksel, psikolojik, ekonomik…) maalesef en yakınlarından, en yakınlarına kıyamayanların oluşturduğu “Çevre” den geldi.</p>
<p>Şiddet eğilimi olan kişilerin ciddi anlamda tedavi görmeleri ve toplumdan uzak tutulması gerektiğine inanıyorum. Engelsiz yaşama karşıt bir düşünce gibi gelse de bazen toplumun refah ve huzuru için bu zorunlu olabilir. Zira şiddet eğilimi gösteren “Sevgi Engelli” kişiler hayatları çok kolay alabilmektedirler. Siz buna istediğiniz maddeyi ilave edebilirsiniz. Ancak bu kişilerin bir gün topluma dönme ihtimali varsa hapishane de kesinlikle tedavilerine devam edilmeli ve bu eğilimlerinin ortadan kalktığı ispat edilmeden salı verilmemelidir.</p>
<p>Biz bıkmadan usanmadan yazmaya devam etsek de tüm bunlar yasaların engelleyebileceği bloklar olmadan gerçekleştirilemez. Eğitim sistemi bunun başlangıcı olmalı hatta. Aileler eğitilmeli, kreşten itibaren çocuklar eğitilmeli. Cinsiyet ayrımcı ya da üstünlük sağlayıcılar var olan toplum kültüründen ayıklanmalı… Ve tüm bunlara acilen başlanmalı. Durum vahimdir. Ve bu kelam bir felaket tellallığı değil bir aydınlanma adımı olarak algılanmalıdır.</p>
<p>****</p>
<h2>YA ALİ’SİN YA AYŞE BÖYLE SEVME!</h2>
<p>Bu kitapta, gözümüzü açtığımız her ölüm haberlerini aldığımız kadınlarımızın sesini duyacaksınız.<br />
İnsan ölüm anında ne düşünür? Kadınlar, neden Azrail’den rol çalan erkekler tarafından öldürülür? Ya siz? Evet, siz! Bu kitabı elinde tutan okuyucular, bir an için kendinizi o kadınların yerine koyun, siz ne hissederdiniz?<br />
29 Öykü, 29 Ayşe ve 29 Ali. Ölümün soğuk nefesi ensenizdeyken; isimlerin, şehirlerin, statülerin bir anlamı yok! Bundan dolayıdır ki, kitapta yer alan tüm kadınların ismi Ayşe, erkeklerin ismi de Ali olarak yazılmıştır. Siz istediğiniz ismi düşünmekte özgürsünüz.<br />
Elinizde tuttuğunuz kitap canınızı acıtacak belki, ama çığlık atmakta geç kalmamanız için yazıldı bu satırlar. Belki de sizin sesiniz bir nefesi kurtarır, kim bilir?</p>
<p>Unutma!<br />
Sen sustukça,<br />
Ellerin<br />
Ellerin bulanıyor kana!</p>
<p>**  ** **</p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-19.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p>Yukarıda yer alan satırlar kitabın arka kapak yazısı. Çığlığım gibi. Sayın okuyucu bu yazıyı kitap tanıtım yazısı gibi düşünmeyin lütfen. Bu yazı geçtiğimiz hafta aramızdan ayrılan canlar için kaleme alındı. Çığlığım hala aynı çığlık hatta iç sesim öyle yüksek ki  ben diyorum ses verdim, toplumda ses versin. Acıyı algıladım, canım yandı bu yangın benim evime düşmeden ben de ses vereyim desin istiyorum. 2015 den 2019 a acılar eksilmedi, bitmedi, bitirilemedi… asıl kim çığlık atar biterse O her kimse heyecanla bekliyorum. Biz kadınlar huzuru ve mutluluğu toplumun temelini oluşturduğumuz için istiyoruz. Tüm dünyadan acıların arındığı günleri hayal etmekten vazgeçmeyeceğim.<br />
Sevgi, sevgi, sevgiyle kalın a canlar<br />
Arzu DİNÇER<br />
Üç öyküyü sizlerle paylaşıyorum. Dünden bugüne hiçbir şeyin değişmemesinin hüznü ve çaresizliğiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>#27V<br />
Ve Ayşe</h2>
<p>Hani bir şarkı vardı “Güneşte demlerim senin çayını” oldu demledik çayı. Demledik de biraz geç kaldık diye şakağımıza yedik kurşunu. Valla yapacağını sanmamıştım. “Öldürürüm seni” dediğinde “öldür” deyiverdim. Ve işte tüfekle demlenmiş taze kanlı çay. Hala ne olduğunu tam anlamadım, tek bildiğim sanırım yaşasaydım da bir daha çay içemezdim.<br />
Bir arkadaşım anlatmıştı. Bir çift boşanıyormuş kadının anası başlamış hâkime “Hâkim bey benim kızım hem doktorasını yaptı hem de dokuz aylık hamileyken kocasının çayını, meyve tabağını hep ayağına getirdi” diye anlatmaya. Hâkim bakmış bakmış kadına; “Be kadın, silah mı dayamış kocası şakağına? Yapmasaymış senin kızında” diye.<br />
Yani yapsan adalet adam yerine koymuyor, yapmasan kocan. Üç yıl boyunca yemek geç kaldı dayak, çorba sıcak dayak. İnsansın öyle taş gibi durmuyorsun ama güç bitiveriyor can acısından.<br />
Bir günden bir güne de ellerine sağlık güzeller güzelim karıcım deseydi ya. Vurmak konuşmaktan daha zor değil miydi? Hiç mi anası babası öğretmemişti bu adama tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır diye.<br />
İnsan insanı sever insan insanı dövmez. İnsan aslında hiçbir şeyi dövmez. O zaman sokakta kavga eden köpeklerden ne farkımız kalırdı ki! Kaldı ki onlar ya tehlike hissettiklerinde ya da aç kaldıklarında saldırganlaşıyorlar. Kuyruklarına basılmadıkça o kuyruk bile hep bacaklarının arasında. Hele ki kendilerini besleyen koruyana karşı. Hayvanca hayvan nasıl saygı gösterir. Sevimli sevimli yanaşır.<br />
Şirinlikler yapar daha çok sevsin sevsin ki daha iyi beslesin diye. Bir de üstelik ehlileştirirsiniz yapılması gerekeni öğretirsiniz. O da buna hep uyar.<br />
Çocukken televizyonda sirk olurdu. Orada aslanlar bile bildiğin kedi gibi eğitilmiş oraya git, yat, kalk, takla al bir sürü şey öğrenmiş de gösterirdi krallığına bok sürmeden.<br />
Ali hiç mi nasip almamıştı eğitim denilen rahmet dolu yağmurdan.<br />
Hele ki Cumaları namaza gitmesi yok mu ikiyüzlülüğü kimeyse artık. Sen ki can acıtan hangi yüz ile Allah için yüzünü secdeye sürüyorsun.<br />
Oysaki Hz. Muhammet (s.a.v.) eşlerini döven bazı kişilere karşı Medine&#8217;de minberine çıkmış ve buyurmuş ki &#8220;Sizden bir kısmınız eşlerinizi gündüz dövüyor ve gecede aynı yatağı paylaşıyorsunuz. Bundan utanmıyor musunuz?&#8221;<br />
Utanması olmayanın inancı gerçekten var sayılabilir mi acaba? Benimle iki çift etmeyen Ali’nin her gün gittiği sohbetlerde bunlar hiç mi konuşulmaz. Ama yok konuşulsaydı hayvanların eğitilmesi konusunda ki gibi bir nebze de olsa sebeplenebilir ve bu aşağılayan tutumuna sırf korkusundan, utancından son verirdi.<br />
Her dayak günü onur duvarlarınızdan bir tuğla eksilir. Ayaklarınızın altında ki cennet kayar ve cehennem ateşine odun olması gereken biri yerine siz düşersiniz insanlığınızı yakarak o ateşe.<br />
Bir bardak çay dediğin içinde yaprak olan sıcak su. Bir bardak su toprağa döksen can verir. Yaprak oksijen verir can verir. Güneş ısıtır yer küreye can verir. Nasıl oluyor da üç bileşen benim canımın alınmasına sebebiyet vermiş olabilirdi ki!<br />
İkiyüzlü dünya sadece Ali’den ibaret değildi elbet. Canının acısı kırılan dökülene karışır senfonik bir şarkı gibi çoğalır seslerin çeşidi. Camları, duvarları aşar dışarıda üç maymun sürüsü vardır. Duymaz, görmez, konuşmaz o an. Ertesi sabaha senfoniden değil de seyirlik oyun görmek isteyenler kapıyı çalar utanmadan şeker, un isteme bahanesiyle.<br />
Ey Allah’ım! Sen kadınları kefenleriyle mi dünyaya getirirsin?. Hep bir duvak! Ana karnında elleriyle, regli olduklarında petleriyle, gelin olduklarında gelinlikleriyle, öldüklerinde… Bak şimdi Ali, bir gün sen de giyeceksin o duvağı. Burada bir olduk seninle. Ana rahmine düşmek, doğmak ve ölmek gibi.<br />
Ne diyordu o şarkıda? “Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım”</p>
<h2>Ve Ali</h2>
<p>Tüm ailelerde olduğu gibi sıradandı hayatımız. Sabah kalkar önüme konan kahvaltıyı yapar çıkardım evden. Akşam oldu mu da geri gelir yemek yer yatsı namazını da kılar yatardım.<br />
Parasızlık zamanlarında biraz gergin olurdum. Kolay değil evdeki kaşık düşmanı eksikleri sıraladığında param yok demek.<br />
Ayşe kendi halinde bir kadındı bilge miydi aptal mıydı hiç konuşmadım öyle derin derin. Derin sohbetler hoca efendinin çevresinde olurdu. Namazında niyazında insan için kadınla sohbet etmek şeytanı başına toplamak kadar boştu.<br />
Hoca efendi karılarınızı hoş tutun diye konuşurdu arada. Ben de onu hoş tutuyordum. Çatısı olan bir evde koca bir günü dilediği gibi yaşam sundum ona. Şikâyeti olana kapı orada diyecek adamda değildim.<br />
Benim beklediğim yemeğim yapılmış olsun, önüme konsun, kaldırılsın, ev temizlensin, camiye giderken giydiklerim ütülü olsun. Kadın erkek olmanın gerekliliği yerine getirilsin yeterdi.<br />
Bunları zaten tüm kadınlar yapıyordu. Ha biraz huysuz olabilirim yukarıda Allah var ya, ama işte çöpsüz üzüm olmuyor neylersiniz.<br />
Ayşe de iki sopa yedi diye feryat figan bağırıp beni kışkırtmasaydı. Altı üstü bir çay yahu ne kadar zamanını alır ki insanın bir getirivermedi canına kibrit suyu döktüğüm.<br />
Nereden bileyim intihar edeceğini? Günahların en büyüğüne girdi kendini öldürerek.<br />
Siz bakmayın öyle Ayşe’nin elinde barut izi yokmuş da, insan koca tüfeği şakağına nasıl dayarmış da dendiğine.<br />
Günahkâra rahmet okunmaz ama ben iyi ve inançlı bir adamım yine de Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.<br />
**********///**********</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-248" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-kitaplar1-12-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<h2>#05L<br />
Ve Ayşe</h2>
<p>Kız çocukları pamuk şekeri gibidir; Pembe yanakları, baldudakları, tatlı dilleri. Televizyonlarda görüyorum nasıl da giydirirler süslü püslü, nasıl da yakışır her giydikleri.<br />
Bizim topraklarımızda kız dendi mi bebeklikten itibaren ev ırgatıdır, tarla ırgatıdır. Irgattır işte. Onun dışında da pek bir önemi yoktur. Ha evlendirildiğinde erkek evlat verenlerdensen işte o an kıymetlisindir. Erkeğini erkek yapmış sayılırsın.<br />
Ben kıymetsiz olanlardanım. Hem de çifte katmerli kıymetsizlerden. Nasıl mı? Geç evlenen ve erkek doğuramayan: “Dolusuz Ana” olan. “Anadolu” olmak için er sahibi ana olma şartından yoksun.<br />
Yirmimi görünceye kadar evin her işine koşturan, kardeşlerine analık yapan sonra da yirmiyi gördüm diye ellerinde kaldığımı düşünüp apar topar ilk bulduklarının koynuna karı sıfatı ile atılan.<br />
Dört yıl önce doğurdum kızımı. Nasılda asılmıştı suratlar. Kocamış kadın alırsan işte o da sana böyle evlat verirler diye ne çok söylenmişlerdi kocama.<br />
Kocam demişken aklıma geldi, dün onun ikinci çocuğunu doğurdum.<br />
Düşünsenize kızımın doğumundan sonra geçen dört yıl içinde ki buna doğumun hemen ertesi gününden itibaren bakın lütfen; karılıktan nasibini almamış ben, asli görevini yerine getirememiş bir sıfatsız olarak, tüm ev ve tarla işlerinin amelesi olarak çalıştırılmaya devam edildim.<br />
Öyle pembe değildi duyduğum kelimeler mavi gökyüzü de olmasaydı hep geceydi günlerim.<br />
Ama Alinin anası Ayşe’nin dediği gibi kadın kısmışının neyineydi tembel makinalar. Onlar elektrik faturalarını şişirmek için hazırlanmış tuzaklardı. Ev de kadın varsa gerek yoktu onları kullanmaya.<br />
Su dediğin ev çeşmesinden akan değil taşınan makbuldü. Hele ki çamaşır yıkanacaksa fuzuli bir şeydi ev çeşmesinde yıkamak. Kadın dediğin avluya çatacak ateşini koyacak kazanını üstüne kaynatacak çamaşırlarını kokusu ta yan sokaklardan duyulacak. Ayşe’nin gelini de bir çamaşır yıkıyor ki mis denilecek.<br />
Ama o Ayşe tüm komşuların çamaşırlarını kaynatsa yine yarım yine eksik. Kaşık düşmanı doğurmuş kaşık düşmanı.<br />
Dört yıl boyunca her ay benim cehennem günüm vardı. Cehennem günüm de önce kocam Allah belanı versin beceriksiz karı diye söylenmeye başlar, ardından anası büyük bir düşmanlıkla geçmişimden kim varsa hepsini ya yad eder ya kulaklarını çınlatırdı.<br />
Ben cehennemimin çağlayanlarından kanımı akıtırken gözümden dökülen pınarların sıcağında yanardım. Yanardım da kimselerde bir teselli bulamazdım.<br />
Güzeller güzeli kızıma büyük bir acıma ile bakardım sadece. Benim kıymetlim olman yetmeyecek ya Gülpembe yanaklı Ayşe’m, toprağın çatlağına mı sığınsak seninle ya da başka topraklarda hani şu dağların ötesinde hani şu televizyonlarda gördüklerimizin ülkesine mi sığınsak seninle diye diye düşünür sonra gök gürültüsü bir sesle ya da sırtıma inen bir yumrukla kendime gelirdim.<br />
Oysaki bakmaya da koklamaya da doyamazdım kızıma. O minik güvercin ayalarının içine kırmızı kınalar kondururdum hep mis gibi kokan. Saçlarını her melik ördüğümde onun için kurduğum hayalleri düğümlerdim her boğmasına.<br />
Kıymetli kıymetsizim benim. Anası gibi hiç konuşmaz. Sesi çıkmaz. Ne diyordum ben? Kocam demişken aklıma geldi, dün onun ikinci çocuğunu doğurdum dedim sonra da dört yıl öncesine gidiverdi aklım.<br />
Doğum sancısı. Buradan devam edeyim ben en iyisi.<br />
Doğum sancılarım tuttuğunda Alinin oğlum geliyor kasılmaları, hemşirenin kızınız oldu demesi ile nasılda kara yel yemiş buğday başağına dönmüştü.<br />
Sanki cenazesi varmış. Ani bir ölümle burun buruna gelmiş sanki anan öldü, baban öldü denmiş gibi.<br />
Cenazesi bakışlarında olan nefret dolu gözlerini gördüm. O an, biraz önce canımdan can kopartmış ben, doğanın mucize kaynaklarından biri olduğunun farkında olmayan ben boşana olduğu gözlerine mıhlanan biri olarak bayılıverdim.<br />
Hastaneden annemler getirdiler evime. Ailesi de O da ne bebeği kucağına aldı, ne de bana bir laf etti. Yüzünü bile görmedim.<br />
O kadar yorgunum ki sadece uyumak istiyorum. Çevremde ki birçok kadın gibi erkeğimi erkek yapmak için kim bilir kaç kez yaşayacaktım bu yükü.<br />
Lohusalık karabasanı bastı sanırım beni uyanmak istiyorum ama uyanamıyorum.<br />
Sözde, kocam ben uyurken iki kabloyu benim kulaklarıma sokuyormuş ve ben ateşte unutulmuş et parçası gibi yanıyormuşum.<br />
Annem, Kuranı Kerim de koydu, kurt postu da yastığımın altına. Ama sarışın peri kızını, başımdan savmaya yetmemiş anlaşılan.<br />
Anne! Albastı beni.<br />
Kurtar, kurtar beni anne!</p>
<h2>Ve Ali</h2>
<p>Lal gecelerini hayal edersin gençlikte. Lal gecelerinin ardından oğul oğul aileye açan oğlanları. Kıymetliyiz biz hem de çok kıymetli. Kaç çocuğun var dendiğinde oğlanlar söylenir. Hem de öyle bir söylenir ki açlıktan nefesin koksa oğlun oğulların varsa zenginsindir cemaatte.<br />
Lal gecemi Ayşe ile yaşadım, onunla zenginleşmek nasip oldu bana. Aileler uygun buldular laf düşmedi bana da. Ardından gebe kaldı Ayşe. O vakit keyfim yerine geldi. Geldi gelmesine de dokuz ayına kucağıma alınacak bebe veremedi kitapsız boş kadın.<br />
Kaç çocuğun var diye sorduklarında susanlardan oluverdim. Oysaki benim suçum yok berdelde payıma düşeni aldım. Beceriksiz çıktı. Beni erkek yapamadı.<br />
Yıllarca hayalini kurdum her ay her ay gebeyim desin bana diye. Zaman geçtikçe boynum eğiliyordu aileme eşe dosta karşı. Soyuna kibrit suyu döktü bu kadın diye konuşmalarsa işkencem olmaya başlamıştı.<br />
Gel zaman git zaman muştuladı bana ölüyorum der gibi gebeliğini. Allah’ım dedim Allah’ım oğlumu alayım kucağıma kurbanını hemen keseceğim.<br />
Alnımın ortasında kan kucağımda oğlum yılların düşük başını dimdik tutarak dolaşacağım gururla. Kaç çocuğun var diyenlerin yüzüne işeteceğim hergeleyi ahtım olsun demeye başladım.<br />
Doğum sancısı tuttuğunda ilkin havaya sıkacağım tüfeğimi koydum arabaya. Sonra Ayşe’yi bana oğlumu verecek Ayşe’yi bindirdim kartal görünümlü şahinime. E kolay değil Alinin oğlu Ali geliyordu dünyaya. Dünyanın göbeğini Alinin göbeği ile kesecekmişim gibi hissediyordum.<br />
Ameliyathane önünde asker nöbeti tutar gibi dolaşmaya başladım. Yıllardır beklediğim erkekliğimin ispatı oğluma kavuşturacaklardı beni. Az beklemedim onu ben.<br />
Derken Hemşire Hanım ameliyathaneden çıktı, bana doğru geldi ve gözünüz aydın Ali Bey nur topu gibi sağlıklı bir kızınız oldu. Eşinizin durumu da çok iyi dediğinde kapkara bir odanın içinde buluverdim kendimi. Artık kendi gözlerimde mi yoksa haberin karasında mı boğuluyordum bilemedim.<br />
Hastane koridorlarından dışarıya kendimi nasıl attım hatırlamıyorum.<br />
Oğulsuz doğum doğum olur mu hiç? Yok dedim bu böyle olmaz ne besleyeceksin sana evlat vermeyen gırtlağı diye, sadece düşündüm. Sadece düşündüm.<br />
Tamam, hastaneden çıktığımda yalıtkan eldivendi, tornavidaydı, üçlü prizdi aldım ama eve lazımdı yoksa aklımdan hiç kötü bir şey geçmedi.<br />
Zorla da olsa geç saat eve gittim o gün. Baktım Ayşe uyuyor. Umurunda bile değil beni evlatsız bırakması. Onun verdiği rehavet mi bilemedim ama karabasan beni bastı.<br />
Kulağıma durmadan “Kurtul bu kadından, kurtul bu kadından. Bu kadın senin soyunu tüketecek. Öldür onu” sesleri gelmeye başladı.<br />
Ne yaptığımı bilmiyordum. Üç harfliler söyledi, ben de yaptım. Yani ben mi yaptım, ne yaptım açıkçası onu da hatırlamıyorum.<br />
***********///**********</p>
<h2>#09N<br />
Ve Ayşe</h2>
<p>Bir gülesim geldi şimdi. Adamın ceset torbasına konmuş bedenim yanında ettiği lafa bakın “ben oğlumu almaya geldim” hey o bedene sahip çıksaydın, aldatmasaydın ben hala çocuğunu okuldan alan anne olacaktım bundan senin haberin var mı?<br />
Allah’ım, bu adamın ki nasıl bir yüzsüzlük ki hiç utanmadan yüzü kızarmadan gözüne bir damla yaş kondurmadan benim yanımda beni bu hale hala yok sayabiliyor.<br />
Yok, yok iyi yapmışım boşanmakla harbi adam olmazmış bu herif bundan baba da olmaz ya neyse kazandırmış bulundum bu sıfatı ona ben olmuş ile ölmüşe çare yok. Olmaz da ben yokum artık! Kendi kendime söyledim ya şimdi. Ölmüşe çare yok!<br />
Ne güzel dünya bu ya. Nerde adalet? Yıllarca bir insana ada ömrünü, canım başkasını çekti deyip gitsin. Sen sudan çıkmış balık gibi yaşamaya çalış, ardından delinin teki gelsin seni seviyorum diye musallat olsun yaşamına.<br />
Ve ardından da öl.<br />
Ben bir şey anlamadım tüm bu olanlardan. Bir yerlerden başa sarma şansım var mı hayatımı. Sil baştan tekrar edemez miyiz?<br />
Özellikle de biraz önce Allaha havale ettiğim kişi ile tanışma zamanıma dönsek.<br />
Üniversite yıllarına. Çocuğumu bir başkasından doğurmuş olmayı ne çok isterdim. Şöyle analarımız babalarımız gibi ölüm bizi ayırıncaya kadar aile olarak kalabileceğim bir adamdan.<br />
Tüm bu gürültü olurken çocuğumun yanımda olmaması büyük bir şans. Üstüme yağan kurşunlardan biri ona isabet etmiş olsaydı şayet işte ben asıl o zaman ölürdüm. Ruhum bedenimden çıkmadan böyle bir şey olmaması beni tek şükrettiren şey şu anda. Anne ölüler son saliseye kadar yavrularını kayırmaya devam ediyor demek ki.<br />
Ne mi oldu? Ah siz insanoğlu ne kadar meraklısınız. Yaşarken kimse sizi merak etmez. E o zaman merak karşılığı ya sorumluluk içinde buluverirseniz birden kendinizi. Maazallah nelerle boğuşmak zorunda kalıverirsiniz. Aklınızdan benim şu anda hayat filmimin geçtiğinden daha hızlı bir akışla bir sürü şey geçiyordur eminim.<br />
Bir de çocuklu bir kadın aman aman Allah düşman başına vermesin. Sıkıntısı derdi bitmez. Kapıyı açsanız bacanız elden gider. Kadın kocasını, çocuk çocuğunu kıskanır. Kıp kısır bir döngü içinde olan o çocuklu kadına olur. Maddi manevi bomba etkisi.<br />
Hadi hiç ilişmedi kimseye yine de tasası havai fişek gibi patlar çevresine. Acaba biri var mı hayatında? Niye erken çıkıyor evden? Niye geç geliyor? A erken gelmiş acaba neden? Bak bak çocuğun ayakkabısını yenilemiş ayol bunun iki kuruş geliri var bu çeşmenin suyu nerden? Saçı değişmiş, hm!<br />
Toplumsal magazin programı gibidir onları takip etmek ve laf üretme rekorunu elde etmek gayesi. Üstelik kadını erkeği, akrabası, tanıdığı, arkadaş bildiği her insan bunlar ile kısacık hayatlarının en değerli zamanlarını harcarlar.<br />
Oysaki kadıncağız ki onlardan biri ben oluyorum. İşi ile evi arasında fiziksel, yetiştirmesi gereken ödemeleri ile beyinsel, evladı ile de ruhsal bir maratonun en hızlı koşucusu olarak toplumun en üretenlerindendir.<br />
Millet kıçım ağrıyor başım ağrıyor diye dolaşırken kimseye müdane etmemek için gülümser ve şükreder.<br />
Ama bu seferde hem cinslerinin nefretini karşı cinsinde ilgisini uyandırıverir. Evlilik akdinin sona ermesi nedeni ile nüfus cüzdanlarına bekâr yazmayı becerebilen ama beyinlerde ki medeni devrimi gerçekleştiremeyenler sebebi ile bir de bu kabir azabı başlar.<br />
0Rh pozitif kan gibi algılanmalar. Bir de bu algının kendine anlam yüklemeli ego şişirmeli bir yönü vardır ki o zatlardan biri biraz önce üstüme kurşun yağdıran Ali.<br />
Çocuklu bekâr kadınlara âşık, evlenme teklifi eden adamlar kendilerini bir anda süper kahraman gibi hissetmeye başlarlar. Kendi egoları ailelerin bakış açıları insanlığın “İ”sini taşımazken.<br />
Kapalı kapılar ardında halka ile kutsanmış her türlü pisliklerine bakmazlar ama çocuklu bekâr kadınlara bakarlar hem de her şeye hazırmış gibi. Komik değil mi? Yok ama bunu söyleyemezsin söylemek için bu ceset torbasının içine girmem gerekiyormuş.<br />
İşten çıktım. Şehrin o her zaman ki anlamsız trafiği ile mücadele ederek oturduğum semte ulaştım. Evladım kırtasiyeden bir şeyler istemişti. Onları almak üzere dükkâna giriyordum ki Ali geldi yanıma.<br />
“Evlen benimle, seni çok seviyorum” dedi. “Hayır, istemiyorum, daha önce de söylemiştim istemediğimi bir daha beni rahatsız etme” dedim.<br />
Son e harfi ile aynı zamanda oldu sanırım. Nereden çıktığını anlamadığım silahı gördüm bana doğrulttu. Sonra kuşlar sustu, araba sesleri sustu, insanlar sustu, silah konuştu. Yere düşerken ne görmüştüm hatırlamıyorum ama evladıma hasret düşecek bir düşüştü bu.<br />
Nasıl bir sevgiydi “Ali beni sev-me” diyebilir miydim? Demiş miydim bilmiyorum.<br />
Öldüren bir sevgi sevgi miydi?</p>
<h2>Ve Ali</h2>
<p>Ayşe hep bir telaşla geçerdi caddeden. Sanki yetişmesi gereken bir yer varda ağırlaştırılmış bir koşuda gibi yürürdü. O koşturma içerisinde parmağında yüzük var mı yok mu uzun süre çözmeye çalıştım.<br />
Tabi o uzun sürede aynı fırından ekmek aldığını da keşfetmiştim. Uzaktan geldiğini gördüğüm bir gün ben de fırına yöneldim. O da tahmin ettiğim gibi geldi. Yine telaşla çantasından para çıkarıp hiç sağa sola bakmadan parasını ödeyip ekmek poşetini kaptığı gibi yoluna devam etti.<br />
Parmağında nikâh yüzüğü yoktu. Yani bekârdı. Bazı zamanlar yanında bir çocuk olurdu. Özellikle hafta sonları markete falan giderlerdi.<br />
Çocuklu bekâr bir kadın olduğunu çözdüğümde biraz hayal kırıklığına uğradım. Arkadaşlarım ile paylaştığımda oğlum eğlencene bak sonra basar gidersin dedi. Öyle hikâyeler anlatıyorlardı ki. Sanki tüm çocuklu bekâr kadınlar bekâr erkeklerin eğreti geliniymiş gibi.<br />
Başlangıçta ben de bir heves dinliyor ancak ne zaman Ayşe’yi görsem bu kadar koşturması olan bir kadının sokakları dolduran ve tüm günü mağazalarda çaput peşinde dolaşan tek bir fabrika üretiminden çıkmış genç kızlardan daha erkek olmasına akıl erdiremez buluyordum.<br />
Ne saçı ne makyajı ne de giyimi öyle aman aman bir davetkârlık içermiyordu. Yürürken sağa sola da bakınmıyordu.</p>
<p>Değil fantezi deryasından birini hatta en masumunu gerçekleştirmeyi cesaret edip yanına bile yaklaşamıyordum. Üstelik onu takip edeyim derken farkında olmadan tutku ile bağlanmaya başlamıştım.<br />
Hemen hemen her gün aynı şeyleri yapıyordu. Bu benim için iyi bir fırsat doğurabilirdi.<br />
Bu arada da arkadaşlarım bana takılıyor ne yaptın ne ettin diye sorguluyorlardı. Onları da tersler hale gelmiştim. Sizin de ananız bacınız var bir de Müslümanım diyorsunuz günah dediğimde ooh bizim oğlan yularları kaptırmış geyiği dönmeye başlıyordu.<br />
Bir gün tüm cesaretimi toplayıp yanına yaklaştım ve affedersiniz sizinle bir şey konuşmam lazım dedim. Dövecekmiş gibi bir tavırla bakışları ile ne istiyorsun der gibi baktı bana. O an yüreğim yerinden fırlayacaktı. Anladım ki ben bu gözlere bakarak ölene kadar yaşayabilirdim.<br />
Kendisini tanımak istediğimi söyler söylemez “Hayır” cevabı suratıma tokat gibi patladı.<br />
Artık Ayşe nin gözleri ile uyuyor ve uyanıyordum. Benim olmalıydı. Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum yine dikildim karşısına sadece Benimle evlenir misin? Diye sordum. Ama azarlanmaktan nasibimi alarak yolun ortasında öylece yeni bir “Hayır” cevabı alıverdim.<br />
Oysaki halim vaktim yerindeydi, hiç evlenmemiştim. Ve onu çok seviyordum. Ben bunu hak etmiyordum.<br />
Arkadaşlarım sana Hayır diyorsa vardır bunun bir oynaşı falan demeye başladılar. Hepsini benzettim böyle konuştukları için ama kurt düşmüştü yüreğime. Ya bir başkası varsa. Ya Ayşe başkasına bakıyorsa.<br />
Sevgim ile yüceltmek uçurmak istiyordum onu ve bu sevgi Hayır cevabını bir daha kaldıramazdı. Kararlıydım onu ikna etmeye ya da ya da tek taraflı ama sonsuza kadar benim kılmaya.<br />
Ayşe ne olurdun beni sevseydin. Ben onu seviyordum. O’da beni sevseydi böyle olmazdı.</p>
<p>foto: Pixabay</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/arzu.dincer" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow"><img decoding="async" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/Arzu-Dincer-Askist10-2.jpg" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/kadin-arzu-dincer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-19.jpg" length="29120" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Arzu Dinçer &#8211; Okudum bitti: Tıkanma</title>
		<link>https://egazete.de/arzu-dincer-okudum-bitti-tikanma/</link>
					<comments>https://egazete.de/arzu-dincer-okudum-bitti-tikanma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Dec 2019 16:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Tıkanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/arzu-dincer-okudum-bitti-tikanma/</guid>

					<description><![CDATA[Bu kitapta size göre bir şey yok. Bu aptal bir çocuğun aptal bir hikâyesidir. Asla tanışmak istemeyeceğiniz önemsiz birinin aptal ve gerçek hayat hikâyesi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Bir ay önce kütüphaneden alıp okuduğum ve sizlerle paylaşmaya karar verince tekrar okuduğum bir kitabı sizlere dilim döndüğünce tanıtmak isterim. Ayrıntı yayınları tarafından 2003 yılında ilk baskısı yapılan kitap TIKANMA, yazar Chuck Pahnniuk un insanoğlunun günlük yaşamında başından ya da aklından geçen durum/düşünceleri edebiyat ya da toplumsal çerçeveleri hiçe sayarak kaleme aldığı tam bir Yeraltı Edebiyatı örneği. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Kitap ülkemizde yayınlanır yayınlanmaz sansüre takılmış ve toplatma kararı çıkartılmıştır. Buna ilişkin dönemin gazete haberlerine arama portallarından ulaşabilirsiniz. Örnek vermem gerekirse 9 Temmuz 2003 tarihli Radikal gazetesi “Sansür Durmuyor” başlığı ile roman hakkındaki haberi duyurmuştur. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Yazar kitabının ilk cümlesi ile okuyucuda inanılmaz bir merak uyandırmayı başarıyor hem de tam tersi bir etki yaratması gerekirken ki bu da onun birçok yazarda olmayan bir başarısı olduğunu kabul etmek gerekir. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Bu kitapta size göre bir şey yok. Bu aptal bir çocuğun aptal bir hikâyesidir. Asla tanışmak istemeyeceğiniz önemsiz birinin aptal ve gerçek hayat hikâyesi.</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Victor Mancini ve Anneciği’nin terk etme, yakalama ve kurtarma/kurtarılma üzerine kurulu farklı bir ilişkisi var. Anneciği İda Mancini, bir anarşist. Yarı akıllı, LCD ve türlü uyuşturucular kullanan, oğlunu hapiste/tımarhanede olmadığı her seferinde korucuyu ailelerden kaçıran, sürekli ders vermeye çalışan ancak bunu yaparken de “hiçbir şey göründüğü gibi değil” diyerek oğlunu bağımsız bir kişi olarak yetiştirmek isterken, </span></span><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>kendisine bağımlı</b></span></span><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"> hale getiren uçarı biri. Aslında günümüzde bir çok örneğine rastlayacağımız çağdaş annelerin abartılarak bir tür fantastik karaktere büründüğü hali olarak ifade edilebilir. Kitabın kahramanının annesiyle ilginç diyalogları oldukça çarpıcı: </span></span><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>“</i></span></span><b><span style="color: #222222;"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Deja vu’nun bir de tersi vardır. Buna Jamais vu denir Sürekli aynı insanlarla karşılaşıp aynı yerlere gidersiniz, ama her seferinde ilk kez olmuş gibi hissedersiniz. Herkes her zaman yabancıdır. Hiçbir şey tanıdık gelmez”</i></span></span></span></b><span style="color: #222222;"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"> diye açıklıyor Victor, annesinin sorununu. Bu kurtarıcı rolü ile de annesini her ziyaretinde annesinin istediği kişi oluyor. Bir avukat, bir yurttaşlık hakları koruyucusu ya da bir diğeri.</span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #222222;">Victor’un bağımlılıklara bağımlı hale gelmesine vesile olan ilk olaysa şu şekilde gelişiyor:</span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-6795 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/tikanma.jpg" alt="" width="199" height="300" />Victor, daha çocukken bir yandan annesine daha da bağımlı hale gelirken bir yandan da çevresinde olanları fark etmeye başlıyor. Envanter, onun annesine nasıl bağımlı olduğunun hikâyesi ile açılıyor. Annesi yine bir yolunu bulup onu çalıntı bir otobüsle kaçırdıktan sonra bir restoranda yemek yiyorlar. Çocuk, en sevdiği yemek olan mısır unlu sosisi, sıcak ve nerede ise bir bütün olarak yutarken, sosis boğazına takılıyor ve nefes alamıyor. Restoranda bulunan tüm müşteriler etrafına doluştuğunda Anneciği hızla ve büyük bir çaba ile çocuğu boğulmaktan kurtarıyor ve “Şimdi sana hayat verdim işte” diyor. Restoranda bulunanlar annesini bir kahraman gibi alkışlıyorlar.</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Çocuğa ise o an sonsuza kadar sürecekmiş gibi geliyor. Sevilebilmek için hayatını riske atmak gerektiğini ve kurtarılabilmek için ölümün kıyısına kadar gelmek gerektiğini öğreniyor. Bir de eğer biri sizin hayatınızı kurtarırsa, aslında kendisini de kurtardığını.</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Bir sürü tuhaf seks hikâyesinin yanı sıra Victor’un annesinin bakımını sağlayabilmek için tıp fakültesini bıraktığını, 18.yüzyıl Koloni yaşamını taklit eden turistik bir kasabada iş bulduğunu öğreniyoruz. Bir yandan da restoranlarda sürekli boğulma numarasını tekrarlayarak para kazandığını. Defalarca tekrar eden bu boğulma numaralarının arkasından kurtaran kişinin de bir şekilde kendini kurtardığını, zavallı hayatına bir anlam katıldığını iddia ediyor Victor.</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Zayıfmış gibi yaparak, güç kazanırsınız. Kendinizi güçsüz göstererek diğer insanların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayabilirsiniz. İnsanların sizi kurtarmasına izin vererek aslında siz onları kurtarırsınız.”</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Kütüphaneden alıp okuduğum ve en yakın zamanda kendi kütüphanemede alacağım “Tıkanma” kitabının akıllardan silinmeyecek sözlerinden bir derlemeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum (edebiyathaber.net) ;</span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Ben ihtiyaç duyulmak istiyorum. Benim birisinin hayatında vazgeçilmez olmaya ihtiyacım var. Bütün boş vaktimi, egomu ve dikkatimi yiyip bitiricek birine ihtiyacım var. Bana bağımlı biri. Karşılıklı bağımlılık.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Ben bağımlıları takdir ederim. Herkesin kör bir kaza kurşununa veya ani bir hastalığa kurban gitmeyi beklediği dünyada, bağımlıların yolun sonunda kendilerini neyin beklediğini bilmek gibi bir lüksü vardır.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“…<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Nihai kaderin kontrolünü birazda olsun eline almıştır ve bağımlılığı sayesinde ölüm sebebi büsbütün sürpriz olmaktan çıkmıştır.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Gerçek dışı şeyler gerçeklerden daha güçlüdür. Çünkü hiçbir şey sizin hayalinizdeki kadar mükemmel olamaz.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Dünyayı parçalara böldük, ama parçaları ne yapacağımızı bilemiyoruz.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Zayıfmış gibi yaparak güç kazanırsınız. Kendinizi güçsüz göstererek diğer insanların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayabilirsiniz. İnsanların sizi kurtarmalarına izin vererek siz onları kurtarırsınız.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Bütün bunları öğrendim ve artık geri dönüşü yok. Cahillik bir zamanlar sonsuz mutluluktu.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Uğruna savaşacak bir şeyler bulana kadar, bir şeylere karşı savaşmayı seçersin.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>İnsanın elde ettiği kadını asla düşünmemesi komiktir aslında. Unutamadığın kişi her zaman senden uzakta olandır.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Mesela, ömrünün geri kalanını düşündüğünde, asla önündeki bir iki yıldan ötesini kestiremezsin. Otuz yaşına geldiğinde görürsün ki, en büyük düşmanın senden başkası değildir.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Vaktimizin çoğunu başkalarının yarattığı şeyleri yargılayarak geçirdiğimizden, kendimiz hiçbir şey yaratamadık.”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Umudun insanın büyüdükçe terkettiği bir başka evre olduğunu bilemeyecek kadar aptal yetiştirilmiş birini gözünüzün önüne getirin. Kim herhangi bir şeyi sonsuza dek sürdürebileceğini düşünür ki?”</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Sahip olacağın her şey, bir gün kaybedeceğin şeylerden sadece birisidir.”</b></i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Ayrıntı Yayınları basın bülteninde yer alan kitap tanıtım yazısı da şöyle:</b></i></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak” uyarısı ile başlayan bir roman elinizdeki&#8230;</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Bütün dünyada büyük ilgi gören Dövüş Kulübü’nün yazarından, annelerle oğulları arasındaki sevgi ve didişmeye, seksin bağımlılık yaratma gücüne, yaşlanmanın dehşetine ve Amerikan rüyasının arka sokaklarına dair bir kitap Tıkanma&#8230;</span></span></p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-18.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Tıp Fakültesi’nden atılan Victor Mancini para kazanmak için şöyle bir yol tutturmuştur: Lokantalarda boğazına takılan yiyecekle boğulma numarası yapmakta, kurtaran kişinin kendisinden sorumlu olmasını sağlamaktadır. Böylece, kurtaran kahramanlaşmakta, sıkıcı hayatının bir anlamı, arkadaşlarına gurur duyarak anlatacağı bir hikâyesi olmakta, hayatını kurtardığı kişiden daha sonra da kendini sorumlu hissederek, ona sık sık yardım etmektedir. Bir tür “sürekli kahramanlık” hali&#8230;</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Kendisini annesinin çocuğu gibi değil de rehinesi gibi hissederek büyüyen, anne ve babaların “kitlelerin yeni afyonu olduğunu” düşünen, Tanrı’nın olmadığı bir dünyada, kutsal ve tecavüz edilmez olan annelerin yeni tanrı olduğunu iddia eden Mancini, bütün bunları devrimci eğilimler taşıyan annesinin tedavi masraflarını karşılamak için yapmaktadır. Boğulma numaralarından fırsat buldukça iflah olmaz bir seks bağımlısı olarak ilacını arar: Mastürbasyon yapmadığı her gün için eve bir kaya getiren arkadaşıyla birlikte, hayatın sillesini yiyerek dağılmış insanlarla birlikte olur&#8230;</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Palahniuk, gösteri toplumunun en veciz yazarlarından biridir. Çarpıcı, gerçekdışı, tutarsız ve anlamsız. Aynı zamanda müthiş bir hayalgücü ve yergi kapasitesi eşliğinde ev, araba, televizyon ve kazanmaya indirgenmiş hayatların içyüzüne bakar; bilinçaltlarındaki genelevleri ziyaret eder…</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Kitapların ışığında nice karanlıkların aydınlanması dileklerimle, haftaya görüşmek üzere sevgili okuyucularım.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Arzu DİNÇER</b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Okurlarımıza Arzu Dinçer&#8217;in kitaplarını tavsiye ediyoruz:</b><br />
</span></span></p>
<p align="left"><a href="https://www.facebook.com/arzu.dincer" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow"><img decoding="async" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/Arzu-Dincer-Askist10-1.jpg" /></a></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-248" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-kitaplar1-11-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/arzu-dincer-okudum-bitti-tikanma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/tikanma.jpg" length="29599" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>DR US &#038; SÖYLEŞİ &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/dr-us-soylesi-arzu-dincer/</link>
					<comments>https://egazete.de/dr-us-soylesi-arzu-dincer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 02:13:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arrzu Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/dr-us-soylesi-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[Yüz yıllardır kirlenmiş bir dünya da kirden doğan inci olmayı başaramamak bir başarı olamaz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="western" align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Huzursuzluk başladığında tüm düşüncelerimi söküp klorağa yatırmak istiyorum bazen. Diyorum ki şöyle doksan derece sıcaklıkta sadece çamaşır suyuyla yıkasam tüm o alt bilince tıktığım ve önümü tıkayan kirler ortadan kalkar mı? Nihayetinde bir kısmı bana aitken bir kısmı da hayatımızı işgal edenlerin hatta şu anda yanımızda olmayan insanların kusmuklarının kirleri onlar. Düşünsenize huzursuzlukla iç ses el ele vermiş habire çitiliyorlarmış o kirleri. Ak sakız gibi oluncaya kadar çitiledikten sonra şöyle kuvvetlice silkelesek ve güneşe assak bize ne derler güneş giren yere doktor girmez. Sahi doktor bu işe yarar mı? Huzuru bulmamıza. Ne? Tüm dünyayı mı yatırmalıyım elim değmişken çamaşır suyuna? Çocukların öldüğü, tacize uğradığı bir dünya da açlığın ve süper tüketimin yarıştığı bir dünya da kadınların bitmeyen kurban bayramı gibi katledildiği bir dünya da genç adamların işsizlikle boğuşurken onurlarının kırıldığı bir dünya da huzurdan iç huzurdan nasıl mı bahsederim? İyi de tüm bunların kişisel yolculuğumda ne işi var? Ah doktor, sen bana yol göstereceğine daha da aklımı karıştırıyorsun unuttun mu? Ben huzuru arıyorum. Meleklerin bana yol göstermesini işaret göndermesini falan. Tahtından in mağarandan çık mı diyorsun? Korkuyorum doktor korkuyorum gerçekleri görmekten. Kaçtığım içten içe yara yaptığım bunlar mı? Ne kadar temizlersem temizliyeyim tüm dünya da köküne kibrit suyu dökülmedikçe her gün evet her gün tekrar mı edecek tüm bunlar. İyi de adem ile havva varken bile huzuru bozacak şeyler olmamış mı? Elmayı yeseler ne olurdu yemeseler ne olur? Yasağı koyan olmasaydı örneğin. Cennetin tüm meyveleri bahşedilmemiş miydi onlara? Niye incir değil de elma örneğin. Hayatın tadı tuzu deme bana doktor, itaat falan.</span></span></p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-17.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p class="western" align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Yüz yıllardır kirlenmiş bir dünya da kirden doğan inci olmayı başaramamak bir başarı olamaz. Aklımda deli sorular doktor… kimliği yoktur kanın ama insanlar en çok kanla kirlenmediler mi? Ve tercih edilmedi mi kan dökenler yüzyıllar boyunca ? Ta Kabil ile Habil hikayesinde etin ve yağın dolduğu sepet kazanmadı mı? Bu sebeple öldürmedi mi Kabil kardeşi</span></span></p>
<p class="western" align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Habil’i ve bu seçimin sonucunda yine kan dökülmedi mi? Tıpkı kazanan sepetin dolması için öldürülen hayvanların kanları gibi… ütopik bir kelime olabilir mi “Huzur” ? biz ne masallarla büyüdük böyle ne Yeşilçam filmleri iyilerin mutlak kazanacağı üzerine… mutluluk huzurun meyvelerinden biri değil miydi doktor? Yakılan ormanları oluşturan ağaçlar huzuru beklerken anıt mezar ağaçlara dönmüş insanlar olabilir miydi yeryüzünde… Saçmalama deme doktor… bana saçmalama deme saçmalıklarla örülmüş hayatın herhangi bir örgü dilimiyken yaşamda. Hadi bırakalım şimdi savaşları, açlığı, öldürülenleri, öldürenleri ve meditasyonumuza geri dönelim. Görmediğin şeyi bilmiyorsundur nasılsa. Nasılsa beynin sadece duymak istediklerin ve salt kendi mutluluğunun tohumlarını kabul ediyor sarayına. Bilmemek ve görmemek ya yerin dibi ya da göğün üstüne bahşedilmemiş mi varoluştan bu yana. Tamam doktor tamam yine dönmeyeceğim başa sorgulamayacağım bana bahşedilmiş aptallığımın bana verdiği yetkiye dayanarak huzur arayacağım ve mutlu olacağım rengi kırmızı olmayan. </span></span></p>
<p class="western" align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Arzu DİNÇER</span></span></p>
<p class="western" align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">23 Kasım 2019</span></span></p>
<p class="western" align="left"><a name="_GoBack"></a> <span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">(Mesleği ve hayattaki duruşları “Öğretmen” olan tüm güzel yüreklerin öğretmenler gününü kutluyorum)</span></span></p>
<p align="left">Arzu Dinçer kitaplarını tavsiye ediyoruz</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/arzu.dincer" target="_blank" rel="noopener noreferrer nofollow"><img decoding="async" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/Arzu-Dincer-Askist10.jpg" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-248" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-kitaplar1-10-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/dr-us-soylesi-arzu-dincer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/Arzu-Dincer-Askist10.jpg" length="54643" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Bir Öykü, Bir Şiir &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/bir-oyku-bir-siir-arzu-dincer/</link>
					<comments>https://egazete.de/bir-oyku-bir-siir-arzu-dincer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Nov 2019 14:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/bir-oyku-bir-siir-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[Hayalleriniz olsun hayal yoksunları, hayallerine koşma cesareti olmayanlar çekmeye çalışsa da..]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;"><b>Arzu Dinçer</b><br />
</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Merhaba güzel insanlar, Pazar yazımızın ne olacağını düşünürken çok tatlı bir sohbete dâhil oldum. Ve dedim ki biz bunları hisseden azınlık olamayız bir yerlerde bizim gibi başka insanlarda vardır. Konu ne mi? Çalışıp, çabalayıp sıfır noktasında olmak. Gülmeyin, hani dişimiz tırnağımız hayatın tüm kilometre taşlarında kalmıştır da bir bakarsın bir arpa boyu yol alamamışsındır. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Bir çiftçi varmış babadan kala kala yamaçta taşlık bir tarla kalmış. Nasibim buymuş demiş başlamış tarlanın taşlarını ayıklamaya. Yılan sokmuş vazgeçmemiş, fare ısırmış vazgeçmemiş, akrep sokmuş ı-ıh bizim çiftçi iki gün söylenmiş üçüncü gün tarlasındaki taşı, kayayı ayıklamaya devam etmiş. Tüm bunları yaparken de hayalleri ona yoldaşlık ediyormuş. Ceviz mi eksem, zeytin mi? Sakız eksem verimi on yıl da alırım, olmaz falan dermiş. Yani hayali eker, hayali biçer bir de dönüşünü hesaplarmış. Sonuçta hayalleri hep zenginlikle noktalanırmış. Hem tarlası açısından hem de kendi açısından. Neyse efendim bizim çiftçi taş/kaya işlerini bitirince tarlayı sürmeye ardından da eğime göre teraslama yapmanın zamanı geldiğini düşünmüş. Bu arada zaman geçmiş ilkbahardan sonbahara ermiş. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Soğuk tatlı tatlı ısırırken borç harç bir traktör kiralamış kafasındaki hesaba göre bir hadi taş çatlasa iki günde bitermiş bu iş. Gel gör ki traktör tarlaya girdiğinde yüzeyde ayıkladığı taşın iki misli mıhlıymış toprakta. Hani taş eksen ancak bu kadar hasat alırsın demiş kendi kendine. Pek bir verimliymiş tarla bu yönden. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">İmtihanım demiş, sukut etmiş çalışmaya devam etmiş. Ne de olsa hedefi belliymiş. Bu tarla meyvelerle, sebzelerle dolacak çaktığı kuyudan su kol gibi akacak… Hatta minik de bir ev bile kondurabilirmiş zamanla köşede bir yere. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Traktörle sürme işi bitince gübre getirttirmiş yaymış bir güzel. E verimli olması için vitamin vermesi gerekiyormuş. Gübrenin kokusu burnuna, tenine iyice sinmiş. Ama razı olmuş buna da. Kış gelip çattığı için ağaçlar için geç vakit deyip buza tutmaya başlayan toprağa başlamış kışlık fidanlar dikmeye. Umutluymuş toprak demiş her mevsim kendine tutunacak kök bulur. Misafirpervermiş ne de olsa. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Kuru soğukların başında kış sebze fidanlarından bir iki ayılan bayılan olsa da çoğunluğu tutmuş. Başlamış bizim çiftçi hesap yapmaya dört haftaya hasat alsam, pazara götürüp satsam… diye. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Ispanak, brokoli, karalahana, pırasa, kıvırcık toplamak amacıyla ya bismillah deyip güne başlamış. Tarlasına vardığında ne görsün? Akşam yaban domuzu sürüsü girmiş tarlayı düzlememiş mi? Bir oyana koşmuş bir diğer yana, tökezlemiş, düşmüş. Yüzü toprağın üstünü kaplayan don tabakası gibi olmuş. İsyan et ey yüreğim der gibi göğe bakmış. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">İlk sarsıntıyı atlatır atlatmaz başlamış tarlasının çevresini çitlerle çevirmeye karar vermiş. Böylece yaban domuzlarının bir daha emeklerini yemesini engelleyebilirmiş. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Bizim çiftçi yine fidelerini ekmiş, yaklaşan mevsime hazırlık için tohumlarını serpmiş hayallerine de yenilerini eklemiş. Fideler ürüne dönüşüp pazarda yerini almış, onları sattıkça cebi para görmüş, tohumlar çatlamış yeni fideye dönmüş derken… Mevsimin deli yağmurları başlamış. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Yağmur olan gelen yüzeydeki toprağı eğimi sıvazlaya sıvazlaya yamaçtan aşağıya taşımamış mı? O an mümkün olsa kendini kayıp giden toprakla beraber aşağılara yuvarlana yuvarlana inmek istemiş. Hani olur da bu kadar olur diye isyan edip, göğe bakmış. Yağmura karışmış emeğinin gözyaşları toprağa inmiş, toprak bile utanmış. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Birkaç hafta ah vah eder yine bakarım işlerime diye düşünürken sipariş verdiği ağaç fidanları çıkagelmiş. Artık bırakmış kendini toprağın akışı gibi, yağmurun düşüşü gibi hayatın sunduklarına. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">O çabaladıkça yenileri mutlaka eklenir olmuş hayatına. Tek tesellisi torağa sımsıkı tutunan ağaç fidanları olmuş. Üstelik toprağında onları bırakmaya hiç niyeti yokmuş. Bir yaramaz rüzgâr oyunbozanlık yapıyormuş arada onda da Allahtan yamacın sırtı işe yarıyor daha zarar almalarını engelliyormuş. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Gel zaman git zaman meyveleri de olmuş, sebzeleri de hatta minik bir evi de taşlı tarlanın içinde. Hayalleri hiç bitmediği için birkaç tavuğu, horozu, keçisi, kuzusu bile ilişivermiş tarlanın bir köşesine. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">O vakte kadar bırak bu işleri bırak boş işler bunlar diyenler tarlasına keyif çatmak için gelmeyi dört gözle bekler olmuş. Çok şükür demiş çok şükür bugünleri de görebildik diye. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Bir gece uykusundan öyle bir sıçrayarak uyanmış ki, sen de yer yarıldı ben diyeyim gök indi. Çoluğunu çocuğunu kontrol etmiş hemen, komşularını, bahçede havlamaktan kendini paralayan köpeğini sakinleştirmiş o an dünyasında ne varsa sadece onun alakası ile hayatta kalacakmış gibi davranıyormuş. Günün kızıllığı kendini yeryüzüne örterken bizim çiftçi tarlasına varmak üzere koşmaktaymış. Hayatının son birkaç yılını gelecek güzel günlerine koşarak yaklaşmak için yaptığı gibi yine kan revan içinde koşuyormuş. </span></span></p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-16.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Alnının teri onun benziniymiş gibi, yüreğinin çırpıntısı, ellerinin nasırı… Yamaca yaklaştıkça kaya parçaları, devrilmiş ağaçlar çıkmış yoluna. Kafasında şimşekler çakıyormuş. Ama başka bir ses “Senin tarlanda bir tane taş kalmadı ki, ismi taşlı tarla, korkma”.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Kına örtüsünü kaldırmış genç bir gelin gibi açmış yüzünü yeni gün. Yamaç akmış akarken ta yukarılardaki kaya parçaları kopmuş serilmiş çiftçinin tarlası dâhil her yere. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">O an düşmüş aklına helallik tarlaya ilk hevesle koştuğu gün, domuzların ettikleri, yağmurun götürdükleri, insanların hiç susmayan “Netçin orada sen? Bişi olmaz, dağdan taştan ot bitmez” deyişleri…</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">En başta bulmuş kendini tüm hikâyenin en başında, bir kere hayaline dokunmuş çünkü bu bile bu dağı taşı elleriyle taşımaya yetermiş. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Hayalleriniz olsun hayal yoksunları, hayallerine koşma cesareti olmayanlar çekmeye çalışsa da sizi siz hayallerinizden asla vazgeçmeyin.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Benim çok sevdiğim bir şiir var Hasan Hüseyin Korkmazgil in “Nehirler Aka Aka” bu şiir benim hayat rehberim gibi oldu. Ve okumayanlarınız için sizlerle paylaşmak istiyorum, haftaya yeni yazımda sizlerle buluşmak dileğiyle. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">Arzu DİNÇER</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;">25/10/2019, İzmir</span></span></p>
<p align="left"><a name="_GoBack"></a> <span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsin<br />
kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu<br />
coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel<br />
Sana selam, sana saygı<br />
ey yolcu</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">Fakat düşündün mü yolunun uzunluğunu ?<br />
Neler var yolunun üstünde, düşündün mü?<br />
Koşar-adım aşabilecek misin şu dağı, geçebilecek misin<br />
bu hızla şu beli, tırmanabilecek misin bu solukla şu sırtı ?<br />
Ovada dikenler yollara uçmuştur, kuru dereleri seller basmıştır,<br />
kar yağmıştır belki o tepelere ? Böyle, uçar gibi geçip<br />
gidebilecek misin oralardan, hemen varabilecek misin oraya ?<br />
Belki sırtlanlar üşüşmüştür leşlere, kuzgunlar tutmuştur belki<br />
yolları. Belki silinmiştir ayak izleri yolcuların.<br />
Bütün bunları düşündün mu ey yolcu ? çünkü sen, ne ilk yolcususun<br />
bu yolun, ne de son.</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">Derim ki sana :<br />
Nehirler boyu git<br />
Nerelerde ve niçin durgundur nehirler,<br />
nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,<br />
nerelerde ve niçin mendereslidir,<br />
nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler,<br />
gözlerinle gör, duy kulaklarınla<br />
Gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">Derim ki sana :<br />
Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu<br />
Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın.<br />
Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşar<br />
üstünden, dolanır yanını yöresini. Yokuşsa yolu, koşamıyorsa<br />
menderesler çizer nehir. uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini<br />
nehir, açar kanatlarını; varır varacağı yere, oraya denize</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">Derim ki sana :<br />
Nehirler boyu git ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını<br />
sen de bir nehirsin ey yolcu<br />
Senin de varmak istediğin bir yer var<br />
Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak<br />
Engeller<br />
nasıl aşılır, öğren nehirlerden<br />
Yarı yolda yokolup gitmek değildir<br />
amaç, nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya<br />
Varmaktır oraya, ey yolcu</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">Derim ki sana :<br />
iyi oku yolunu, avucunun içi gibi bil<br />
Dizlerini, ciğerlerini,<br />
yüreğini sıkı tut, iyi dengele<br />
Ovada koşar gibi vurma kendini<br />
dik yokuşlara<br />
uçuruma atlar gibi bindirme kayalara<br />
“daha koş, daha koş” diye alkış tutanlara kanıp da, kesilip<br />
kalma yarı yolda<br />
Dipdiri varmalısın oraya<br />
Hız koşusu değil bu,<br />
ey yolcu, engelli koşudur bu<br />
Engelleri aşa aşa, gücünü koruya<br />
koruya varmalısın oraya<br />
çünkü oraya varmaktır amacın, koşmak değil<br />
Boşuna sevmedim nehirleri<br />
Aktıkça büyümesi boşuna değil<br />
nehirlerin<br />
Akan büyür, ey yolcu<br />
“erişir menzil-i maksuduna aheste giden” demiyorum ben sana,<br />
“tiz reftar olanın payine damen dolaşır ” demiyorum. Böyle<br />
demiyor çünkü nehirler. Duracaksın, dolacaksın, atlıyacaksın,<br />
aşacaksın, koşacaksın ve varacaksın oraya, diyor nehirler.<br />
öyle diyorum ben de<br />
Beni dinle, beni anla ey yolcu</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">adım adım<br />
kulaç kulaç<br />
ilerliyor nehir<br />
yoklayıp<br />
araştırarak<br />
tartıp<br />
dengeliyerek<br />
adım adım<br />
pençe pençe<br />
ilerliyor nehir<br />
birdenbire koçbaşı<br />
birdenbire ipek bir çarşaf<br />
ve balıklar kurbağalar yosunlar<br />
köprüler ve yoksul değirmenleri bozkırın<br />
birdenbire bir uğultu<br />
birdenbire bir kıyamet<br />
bindirip<br />
çekilerek<br />
çekilip<br />
toparlanarak<br />
varıyor cüceleşip<br />
devleşerek<br />
varıyor<br />
nehirlerce kahkalarla</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">şarkılar söylemeliyim<br />
nehirler gibi uzun<br />
nehirler gibi kollu<br />
nehirler gibi hırçın<br />
ve yumuşak<br />
ve nehirler gibi<br />
dur<br />
durak bilmeyen şarkılar söylemeliyim</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #373d3f;"><span style="font-family: Arial, serif;">gitmek<br />
nehirlerle yanyana<br />
gitmek<br />
nehirler gibi zor<br />
nehirler gibi çetin<br />
nehirler gibi umutlu<br />
gitmek<br />
nehirlerden de öteye<br />
oraya<br />
taaa oraya<br />
o büyük kurtuluşa<br />
yüreğim<br />
yaralı kuşum<br />
topla ve aç kanatlarını</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, serif;"><b>Hasan Hüseyin Korkmazgil</b></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/bir-oyku-bir-siir-arzu-dincer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-16.jpg" length="29120" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Çağlar Çil ile 5N 1Kitap &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/caglar-cil-ile-5n-1kitap-arzu-dincer/</link>
					<comments>https://egazete.de/caglar-cil-ile-5n-1kitap-arzu-dincer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Oct 2019 06:55:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[5N 1Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Dinçer]]></category>
		<category><![CDATA[Çağlar Çil]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/caglar-cil-ile-5n-1kitap-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[Ben çemberin dışından çemberi seyretmeyi daha yaratıcı buluyorum. Mungan’ı, Pamuk’u, Borges’ı . Marquez’i ve diğerlerini ancak böyle anlamaya başladığıma inanıyorum.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><strong><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Arzu Dinçer</span></span></strong></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Merhaba kitap dostları uzun bir aranın ardından yazarlarımız ve kitaplarıyla yine 5N1K köşemizde birlikteyiz. Aslında iki hafta öncesinden başlamayı planlamıştım ama ilk açılış röportajı için planladığımız yazarımızın bize dönüşü konusunda bir takım aksaklıklar yaşadık. Umarım en kısa süre içerisinde kendisinin röportajını buradan sizlerle paylaşacağım. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Size gencecik, bilim adamı olma yolunda adımlar atmaya başlamış olan bir yazarı taktim etmek istiyorum; Çağlar ÇİL. Yanda görmüş olduğunuz etkinlik fotoğrafının çekildiği gün tanıştık kendisiyle. Öylesine heyecanlıydı ki, yaptığı işe tutkuyla inanan ve yürümek değil koşmak isteyen bir hali vardı. Söyleşi sonrasında kendisinin kitabını alırken bu heyecanlı genç insanın bizlerle neler üleştiğini inanın ben de çok merak etmiştim. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Bu arada İkinci Adam Yayınlarının hazırlamış olduğu kitap tanıtım videolarının bu merakı daha da arttırdığını söylemeden geçemeyeceğim. Film fragmanı izler gibi kitaplar hakkında okuyucunun ilgisini uyandıracak pazarlama taktiği alkışa şayan. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Çağlar ÇİL ilk kitabında okuyucuya beyin jimnastiği yaptırıyor diyebiliriz. Yarattığı karakterlerle bağ oluşturduğunuzda onlarla beraber kendinizi aynalı odada ya da fikir koleksiyoncunun dükkânında bulmanız içten bile değil.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Kitabın toplamda elli sayfa olmuş olması sizi yanıltmasın. Yazar da okurlarından bunu istiyor zaten. Derinliklerin içinde kaybolmanızı sonra bir cümleyle tekrar yüzeye çıkmanızı ve o sırada sizin hangi cümleyi heybenize koyabildiğiniz hissini yaşamanızı istiyor. Bunu bir nevi denize dalıp kum çıkartmak gibi düşünebilirsiniz. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Çağlar ÇİL’e araştırma yoğunluğu içinde İngiltere’den 5N1K sorularımızı yanıtladığı için teşekkür ediyor, yeni kitabını en kısa sürede okumayı dilediğimizi iletmek istiyorum.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Ve siz okurlarımıza yazar Çağlar ÇİL ve kitabı “Bölünmüş Yüzler” le baş başa bırakıyorum.  Arzu Dinçer<br />
</span></span></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-788" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/caglar-cil4-1-300x294.jpg" alt="" width="300" height="294" /></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Soruları yanıtlamadan önce kısaca kendinizi ve kaleminizi bizlere hatırlatabilir misiniz?</b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">1991 Denizli doğumluyum. Denizli Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde moleküler biyoloji ve genetik lisans eğitimimi tamamladım. Daha sonra 1 sene klinik araştırma uzmanı olarak çalıştım. Ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışına lisansüstü öğrenim görmek üzere gönderilecek öğrencileri seçme ve yerleştirme programını (YLSY) İmmünoloji alanında kazandım. Yüksek lisans eğitimime şu an Birleşik Krallık’ta Glasgow Üniversitesi İmmünoloji ve Enflamatuvar Hastalıklar programında devam etmekteyim.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Ben edebiyat dünyasının gizemli sularına ilk kitabım olan “Bölünmüş Yüzler” ile açıldım. Post-modern öykülerden oluşan bu hikâye kitabında, ilk iki öyküyü okuduğunuzda birbirinden tamamen farklı hikâyelerin gizemli ve gerçek-üstü dokusunda kaybolurken, üçüncü ve dördüncü öykülerde okur öykülerin ve karakterlerin birbiriyle kesiştiğini ve birbiri içine girdiğini fark ediyor. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Yazmaya ilk ne zaman karar verdiniz, yayınlamayı düşündüğünüz (hazırladığınız) son kitabınız ne zaman yayınlanacak</b> <b>/yayınlandı?</b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Küçük yaşımdan beri yazıyorum. Yazmak için bir sebep ya da sonuç görmüyorum, yazmayı tutkuyla sevdiğim için yazıyorum. Son kitabım “Bölünmüş Yüzler” Ekim 2018’de İkinci Adam Yayınları tarafından yayınlandı. Şu an ise bambaşka bir polisiye roman ile uğraşıyorum.</span></span></p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-4.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Kitaplarınızı bize özetleyebileceğiniz cümleler ne olur?</b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Kitapları en iyi özetleyen cümlelerin kitapların içinde olduğuna inanırım.</span></span></p>
<p align="left"><span style="color: #242021;"><span style="font-family: TimesNewRomanPSMT, serif;"><span style="font-size: medium;"><span style="font-family: Arial, sans-serif;">Belki de “birilerini unutarak” huzur buluyorduk.</span></span></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Aynalı Oda, Sayfa 11</i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">İstanbul’da babadan kalma mesleğini icra etmeye çabalayan, zanaatında ustalığa erişmiş bir Fikir Koleksiyoncusu yaşardı. Zamanında dünyayı karış karış gezmiş, insanların fikirlerini sabırla toplamış, bunları el yazmalarına bir hattat gibi işlemiş, ardından bütün fikirleri bir koleksiyon hâline getirmişti.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Fikir Koleksiyoncusu, Sayfa 17</i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Hayal gücünü topraktan renklere işledi, bu renkler Kitreli suda dans etti. Ardından bölünmüş yüzlere dönüştü. Suyun üzerine at kılı fırçaya darbelerini vurdu ve daha sonra bunları kâğıtlara aktardı. Sadece yüzleri değil, mevsimleri, onların renklerini dahası gölgeleri kendi sanatıyla yeniden yarattı.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>İki Öykünün Buluşması, Sayfa 35</i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Onlar maskelerimizin altında sakladığımız ve yüz diye adlandırdığımız bir kelimenin resmedilmesinden başka ne olabilirdi ki?</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Gölgelerle Vals, Sayfa 48</i></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Edebiyat dünyasında kendinizi nerede tanımlarsınız?</b></span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın…” </i>Ben çemberin dışından çemberi seyretmeyi daha yaratıcı buluyorum. Mungan’ı, Pamuk’u, Borges’ı . Marquez’i ve diğerlerini ancak böyle anlamaya başladığıma inanıyorum.</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Yazar ve okurlar arasında kurulan köprü sizce nasıl olmalı?</b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Yazar, okura istediği mesajı ulaştıramadığı sürece, kurgusal metnin çok da bir anlamı olmadığını düşünüyorum. Ancak çoğu metnin de her okur tarafından anlaşılır olmasının metne, kurguya ve yazara yapılacak saygısızlık olduğuna inanıyorum. Sadece iyi metinler iyi okuyucuyu, iyi okuyucular da özenle yazılmış ve içinde gizem barındıran metinleri hak eder. Tıpkı Sait Faik’in de dediği gibi, yazmasa delirecek olan yazar, şahsımca kendi tutkuları için yazar. Ancak yazar bu noktada metnin içindeki gizemi okura ulaştırabildiği kadar yazardır. Tabii ki okurun da çaba göstermesi şartıyla</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Okurlar sizin kitaplarınızı neden okumalı?</b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Ben büyülü gerçekliği seviyorum. Post-modern edebiyata tutkusu olan herkes kitabımı okumayı deneyebilir. Karakterlerin birbiri içine geçişi ve zaman zaman gerçeküstülüğü seven her bireyin kitaplarımda gizem bulacağına inanıyorum.</span></span></p>
<p align="left"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-791 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/caglar-cil7-1.jpg" alt="" width="214" height="300" /></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">İkinci Adam Yayınları “Bölünmüş Yüzler”i şöyle tanıtmış okuyucuyla: </span></span></p>
<p align="left">“<span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Aşk, onun için hem kelime hem cümleydi. Anlamı oldukça yüce olan bu kelime, cümleleştiğinde daha da yücelir. Yedi Tepeli Şehir’den arşa doğru yola koyulur, en tepeye vardığında ise cümleler öyküleşirdi. Ardından öyküler romanlaşır, en sonunda aşk adına kitaplar yazılıverirdi. İstanbul, neden sonra aşkın önünde eğilir, kendi silüetini ona aktarır ve aktardığı silüet ile aşk daha da güzelleşir, ardından İstanbul’daki âşıklara güzellemeler yazılır olurdu. Artık İstanbul’da aşkın sıradanlaştığı o eski zamanlar yoktu, sadece “an,” bir diğer deyişle “bugün” vardı.”</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Modern zamanlarda kendini tanımak için yanıp tutuşan, ancak tutkularıyla yüzleşip kendinden kaçan insanlar için, “Aynalı Oda” onları büyütürken, aynı zamanda kendinden kaçanları geçmişiyle yüzleştirip, başkalaştırıyordu. Öte yandan, bir halı desenindeki naiflikten modern zamanların karmaşasına çıkılan yolculuğun evrilme öyküsünün cezbedici heyecanı, Fikir Koleksiyoncusu’ndan satın aldığı fikirlerle Feraye’yi büyütüp başkalaştırmıştı. Masalsı yaşamlarımızdaki gerçek kahramanlarımızla rastlaşmalarımızın büyülü öyküsü “Bölünmüş Yüzler,”</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">maskelerimizin altında yüz diye adlandırdığımız aksimizi, sözcükler, gölgeler ve mevsimlerle resmederek âdeta ele veriyor…</span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><b>NOT: </b></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family: Arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Kitabı merak edenler <span style="color: #0000ff;"><u><a href="https://ikinciadamyayinlari.com.tr/urun/bolunmus-yuzler/" rel="nofollow noopener" target="_blank">https://ikinciadamyayinlari.com.tr/urun/bolunmus-yuzler/</a></u></span> ve tüm kitap siparişi verilebilen internet sitelerinden temin edebilirler. İyi okumalar diliyorum.</i></span></span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/caglar-cil-ile-5n-1kitap-arzu-dincer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/caglar-cil4-1.jpg" length="154220" type="image/jpeg"/>	</item>
		<item>
		<title>Okudum / Bitti &#8211; İbişin Rüyası &#8211; Arzu Dinçer</title>
		<link>https://egazete.de/okudum-bitti-ibisin-ruyasi-arzu-dincer/</link>
					<comments>https://egazete.de/okudum-bitti-ibisin-ruyasi-arzu-dincer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Dinçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2019 18:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://egazete.de/okudum-bitti-ibisin-ruyasi-arzu-dincer/</guid>

					<description><![CDATA[Yazar öylesine güzel dil zenginliği ile aktarıyor ki anlatmak istediği öyküsünü...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><b>İBİŞ’İN RÜYASI/TARIK BUĞRA</b></span></span></p>
<p><strong>Arzu Dinçer</strong></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Sizlerle paylaşmak için yeni bir kitaba başlamıştım. Derken çok geçmişten zihnimden silinmeyen bir sahne geldi gözümün önüne. Rahmetli Münir Özkul’un oynadığı bir sahne (TRT/1979). </span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">İbiş’in açlıktan ölmek üzereyken kapının önüne çömüp gazete parçasının içinden ekmek ve zeytin yediği sahne. Neden bilmem hiç silinmedi bu sahne benden ve ben kendimi Tarık Buğra’nın “İbiş’in Rüyası” kitabını okur buldum. </span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Aslını sorarsanız ne de iyi yapmışım. Yazar öylesine güzel dil zenginliği ile aktarıyor ki anlatmak istediği öyküsünü, siz gözünüzün önünde bir tiyatro oyunu sergileniyormuş keyfini alabiliyorsunuz. </span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-487 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ibisin-ruyasi3-1.jpg" alt="" width="220" height="300" />Gelelim beni etkisinden kurtaramayan sahnenin geçtiği metne; </span></span></p>
<p align="justify">“<span style="font-family: Arial, serif;"><i><b>Vasıf mumu yaktı. Nahit’i uyuyor sandı. Sonra şiltesinin kenarına çömeldi. Elindeki kağıt paketi açtı, önüne koydu. Pakette yarım has ekmek ile zeytin ve dörde bölünmüş iki baş soğan vardı. Yemeğe başladı. </b></i></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><i><b>Nahit’in kafası artık tamamen boşalmıştı. Kupkuru, derisi bile kalmayan kafatasının içi kainat kadar boştu ve karanlıktı. Ötekinin dişlerinden, dudaklarından çıkan sesler geliyor, bu boşluğun içinde akıl almaz derecede büyüyor, yankılarla çoğalıyor ve çın çın ötüyordu. Delirecek gibiydi. Delirmişti aslında. Fırlamak, çocuğun üzerine atlamak, tırnaklarını boynuna gömmek, boğmak istiyor, bunu önlemek için de –o bitkin halinde- ömrünün en büyük çabasını harcıyordu. Sonunda takatı kesildi, bayıldı ve uyudu. </b></i></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><i><b>Uyandığı veya kendine geldiği zaman oda karanlıktı. Tepedeki ufacık pencereden sızan sokak lambasının ışığı yanlamasına iniyor ve karşı duvardaki lamba oyuğunda duran kağıt paketin üzerine düşüyordu. Nahit o paketi gördü ve yapabileceği en ağır işi yaptı: Kalktı, sendeleye sendeleye, sırtında kurşun balyesi taşır gibi, ama gürültü yapmamaya dikkat ederek gitti, paketi avuçladı, aynı dikkatle kapıyı açtı, dışarı çıktı, avlunun en aydınlık köşesine gitti. Zangır zangır titreye titreye somunu ısırdı; kocaman bir lokma idi bu. Soğandan da ısırdı. İki de zeytin tanesi attı ağzına. Zor çiğniyor, dişleri ikide bir çekirdeklere basıyor, acıyordu. </b></i></span></p>
<figure id="attachment_402" aria-describedby="caption-attachment-402" style="width: 208px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-402" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-3.jpg" alt="" width="208" height="300" /><figcaption id="caption-attachment-402" class="wp-caption-text">Arzu Dinçer</figcaption></figure>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><i><b>Lokmayı daha yutmamıştı. Omzunu bir el tuttu. Nahit sıçrayarak döndü ve Vasıf’ı gördü. El sırtından öbür omuzuna doğru kaydı ve kavrayıp kendine doğru çekti:</b></i></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><i><b>-Gel, içerde ye…</b></i></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><i><b>Nahit’in gözlerinden birdenbire yaşlar boşaldı. Kendisini arkadaşının göğsüne bırakıverdi. Gene bayılmıştı, ama paketi sımsıkı tutuyordu.”</b></i></span></p>
<p align="justify">…</p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Romanda yazarımızın “Nahit” olarak bize aktardığı kişi aslında osmanlı döneminin tuluat sanatçılarından Naşit Beydir. Onun aristokrat ve zengin ailesinin isteklerine karşı gelerek çocuk yaşta aşık olduğu tiyatroya olan tutkusunun aktarıldığı gerçek yaşam öyküsünden esinlenilmiş. </span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Yazar gerçek hayat ve üstlenilen rol arasındaki zıtlıkların ironisini oldukça iyi vurgulamıştır. İbiş karekterinin rahatlığı, aklına geleni söylemesi ve vurdumduymazlığıyla Nahit karekterinin kederli ve kadere karşı durulmazlığı okuyucuyu boğmadan aktarılmıştır. Karekter analizi öylesine iyi yapılmış ki Nahit’in psikolojik gel-gitlerini, duruşunu bozmamak adına çektiklerini ve tabi yaşadığı büyük aşk’ı okurken içselleştirebiliyorsunuz. </span></span></p>
<p align="justify"><a name="_GoBack"></a></p>
<p align="justify"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-486 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ibisin-ruyasi2-1.jpg" alt="" width="235" height="300" /></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Hani bazen deriz ya; Ne kadar çabalarsak çabalıyalım, kalemi alıp kaderi kendimiz yazalım olmuyor, işte yazar bunu okuyucusunu bu noktada kucaklıyor ve öylesine usta bir kıvraklıkla yaşamın gerçeklerinden ve kaderden kaçılamayacağını hatırlatıyor ki.</span></span></p>
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><b>Kitap tanıtım yazısı:</b></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">Osmanlı Tiyatrosunun ünlü komiği Naşit&#8217;in hayatından bir bölümü konu edinir. Yazarın zıtlıkları ele alma biçimi her satırda hissedilir. </span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-485 alignleft" src="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/ibisin-ruyasi1-1.jpg" alt="" width="221" height="300" />Olay s</span></span><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">on derece hisli, iki kişi arasında geçen fırtınalı bir aşk atmosferi içinde anlatılır. Konusu tiyatro ve sinemanın ilgisini çekmiştir. Devlet Tiyatroları&#8217;nda başarıyla sahneye konulmasına rağmen TRT aynı başarıyı gösterememiştir. Televizyon dizisini izleyenlerin de romanın değerini yeniden keşfetmek adına mutlaka okumaları gereken bir eserdir.</span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">(Alıntı: </span></span><span style="color: #0000ff;"><u><a href="https://www.kitapkoala.com/kitap/ibisin-ruyasi-butun-eserleri-5-tarik-bugra-9789754371222" rel="nofollow noopener" target="_blank"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;">https://www.kitapkoala.com/kitap/ibisin-ruyasi-butun-eserleri-5-tarik-bugra-9789754371222</span></span></span></a></u></span><span style="font-family: Arial, serif;"><span style="font-size: medium;"> )</span></span></p>
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
<p align="justify">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://egazete.de/okudum-bitti-ibisin-ruyasi-arzu-dincer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<enclosure url="https://egazete.de/wp-content/uploads/2022/03/arzu-dincer-3.jpg" length="29120" type="image/jpeg"/>	</item>
	</channel>
</rss>
