GÜRSEL KÖKSAL
Almanya’ya işgücü göçünün edebiyattaki izlerini araştıran Prof. Dr. Yakup Çelik, 65 yıllık göç sürecinde Türkiye’den ve Almanya’dan yazarların verdiği edebi ürünlerin sürekli değişim gösterdiğine işaret ederek, bu edebiyatın ileride Alman edebiyatının bir parçası olacağını söyledi.
Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen “Almanya’ya Türk Göçünün Edebiyattaki İzleri” panelinde bu yıl 65’nci yılında olduğumuz Türkiye’den Almanya’ya göç süreci ve bu dönemde ortaya çıkan edebiyat ele alındı.
Fuarda Türkiye’yi temsil eden Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen panele Türkiye’den Prof. Dr. Emel Topçu (Ankara) ve Prof. Dr. Yakup Çelik (İstanbul) ile Almanya’dan Dr. Latif Çelik katıldı.
Prof. Topçu’nun göç sürecinde kadınların rolüne ve Dr. Latif Çelik’in Almanya’ya göçün geneline ilişkin, 65 yıllık göçün çeşitli aşamalarından görüntüler eşliğinde yaptığı genel değerlendirmeden sonra halen göçün edebiyat bağlamında değerlendirmesini yapan Prof. Çelik, “İlk dönem yazarlarımız sadece roman ve öykü yazıyorlardı. İkinci kuşak bunların yanına şiiri de eklediler. Günümüzde artık her alanda çok değerli ürünler veriyorlar” dedi.

Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün Başkanı olan Prof. Çelik, 65 yıllık süreç içindeki edebi gelişmeleri önce “konuk işçi edebiyatı”, sonra “göçmen edebiyatı” ve en sonra da “kültürlerarası edebiyat” başlıkları altında, bu alanlara ilişkin yazarlardan örnekler vererek anlattı.
Edebiyattaki gelişmelerin sosyolojik, kültürel ve ekonomik değişimlerden etkisinde sürekli gelişim gösterdiğini ve bunun henüz sağlam bir temele oturulamadığına işaret eden Prof. Çelik, “1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. Ancak bu edebiyatın ekseriyetinin Almanya’nın bağrında geliştiğini, zamanla iki dilli ve çok kültürlü bir safhaya geçtiği de belirtilmelidir. Bu gelişmeleri Almanya’daki Türklerin, kendileri var etme, kimliklerini sergileme kaygısı etrafından değerlendirmek gerekir” dedi.
İlk yazarların karşılaşılan uyum zorluklarına, yeni yaşam tarzı karşısındaki bocalamaları, vatan özlemlerini işlediklerini kaydeden Prof. Çelik, “konuk işçi edebiyatı” olarak tanımladığı bu döneme damgasını vuran yazarlar arasında Bekir Yıldız, Yüksel Pazarkaya, Gülten Dayıoğlu, Füruzan, Nevzat Üstün, Fakir Baykurt, Habib Bektaş, Aras Ören, Abbas Sayar, Fethi Savaşçı, Güney Dal, Necati Tosuner, Füruzan, Fakir Baykurt, Kemal Yalçın, Dursun Akçam isimlerinin öne çıktığını belirtti.
Göç çerçesinde oluşn edebiyatın ikinci kuşağında ise ağırlıklı olarak Almanya’da doğup büyüyen nesillerin çok kültürlü dünyasının işlendiğini belirten Prof. Çelik’e göre bu dönemin öne çıkan yazarları şöyle: Yaşar Miraç, Yücel Feyzioğlu, Aysel Özakın, Renan Demirkan, Zehra Çırak, Feridun Zaimoğlu, Zafer Şenocak, Saliha Scheinhardt, Nevfel Cumart, Yade Kara, Akif Pirinçci.
Prof. Çelik, “kültürlerarası edebiyat” kavramı altında ele aldığı üçüncü aşamanın aktörlerinin de Almanya’ya ilk gelen işçilerin torunları olan ve genellikle Almanca yazanlardan oluştuğunu vurguladı.
Bu yazarların eserlerinin Türk edebiyatı bağlamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceğinin de tartışma konusu olduğunu belirten Prof. Çelik’e göre bu süreçte öne çıkan isimler de şöyle:
Feridun Zaimoğlu, Alev Tekinay, Zehra Çırak, Osman Engin, Selim Özdoğan, Safiye Can, Hatice Akyün, İris Alanyalı, Çiğdem Toprak, Deniz Ohde, Fikri Anıl Altıntaş.
Bunların Almanca yazan ve Almanya’nın popüler yayınevlerince basılan yazarlar olduğuna işaret eden Prof. Çelik sunumunu şöyle sonlandırdı:
“Bunlardan en dikkat çekici olanı Fikri Anıl Altıntaş. Son romanı Zwischen uns liegt August (Aramızda Ağustos Yatıyor) romanı, nesiller arasındaki göçe, Almanya’ya farklı kültürlere bakış açısını değerlendirmek bakımından oldukça önemli. Nine ile torun arasındaki farklılıklar, Almanya’ya göç etmiş 65 yıllık sürecin oluşturduğu nesiller arasındaki fark gibidir.“
