7.2 C
Almanya
Çarşamba, Nisan 8, 2026

Barış hareketi ayakta

Almanya’daki geleneksel barış yürüyüşleri, tüm ülkede en az 100’den fazla yerde gerçekleştirilen ve binlerce barış sevdalısının katıldığı eylemlerle tamamlandı.

Her yıl paskalya bayramına ve öncesindeki tatil günlerine denk getirilen yürüyüş ve mitinglerde İran, Gazze, Lübnan ve Ukrayna’daki savaşlara son verilmesi çağrıları yapıldı. Eylemlerde, hükümetin ülkeyi “savaşabilir hale getirme” planlarına, silahlanmaya, zorunlu askerliği geçiş hazırlıklarına, haksız savaşlara taraf olan ülkelere silah yardımı ve ihracatına, buradaki NATO ve Amerikan askeri üslerinin (örneğin Ramstein) savaşlarda kullanılmasına yönelik eleştiriler dile getirildi.

KATILIM UMUT VERİCİ

İsrail’in Gazze’deki ve Lübnan’daki kıyımları, Trump yönetiminin uluslararası hukuğu çiğneyerek önce Venezüla’ya, beş haftadır da İran’a yönelik saldırıları ve bütün bunların sonucu olarak tüm dünyayı ağır bir ekonomik krize sürüklemesi nedeniyle bu yılki yürüyüşlere katılım geçen yılın üstünde oldu. Eylemleri koordine eden “Barış Hareketi Ağı”nın önceki yıllara göre çok daha kitlesel katılım beklentileri gerçekleşmedi, ancak buna rağmen gözlenen küçük artışın barış hareketi açısından umut verici olduğu açıklandı.
Barış hareketi kitleleri sokaklara çekmeye çalışırken, hükümet Almanya’nın önümüzdeki yıllarda Rusya’nın doğrudan askeri saldırısına uğrayabileceğini ileri sürerek hızla silahlanmayı, silahlı kuvvetleri bunun için etkin bir biçimde yeniden organize etmeyi, gerektiğinde zorunlu askerliği yürürlüğe koyarak silah altındaki asker sayısını artırmayı, ülke ekonomisini ve alt yapısını olası bir savaşa hazır hale getirmeyi hedefliyor. Bu arada “İsrail’in kendisini savunma hakkı”na destek gerekçesiyle bu ülkeye silah yardımları ve satışları devam ediyor.

KARŞI KAMPANYALAR

Ana akım medyanın, muhalefetteki partilerden Yeşiller’in büyük bir gayretle desteklediği bu politikalar zaman zaman Sol Parti’nin de (Die Linke) onayını alıyor. İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getiren yıkımına, Venezüela’da olduğu gibi İran’ın petrolüne de el koyacağını açıklayan Trump’ın hukuk tanımazlığına rağmen dikkatleri Ukrayna savaşına çekmeye çalışan kampanyalar devam ediyor.
Bu arada Alman hükümeti, birçok diğer Avrupa ülkesi gibi İran’a karşı savaşta destek beklentilerine “Bu bizim savaşımız değil!” diyerek karşı çıktı, ancak Almanya’daki Amerikan askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasına en küçük bir itirazda bile bulunmuyor. Trump’ı “uluslararası hukuğu ihlal ettiği için” değil, dolaylı olarak da olsa “Putin’e hizmet ettiği” gerekçesiyle eleştirmeyi tercih ediyorlar. Bu savaşta onları en rahatsız eden husus, “Rusya’nın savaş nedeniyle yaşanan petrol sıkıntısından faydalanması, dış pazarlara enerji ihracatını arttırarak, Ukrayna’ya karşı olan savaşı daha iyi finanse edebilmesi.”
Öte yandan Almanya’nın uzun yıllar boyunca Amerika’nın askeri desteğine ihtiyacı olduğu propogandaları da sürüyor. Özellikle Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkaracağına dair tehditlerinin ardından Almanya’nın ve Avrupa’nın Rus tehdidi karşısında savunmasız kalacağı tezleri bu kampanyaları besliyor.

FİLİSTİN VE KÜBA’YA DESTEK ÇAĞRILARI

Ancak bir yandan da İran savaşı nedeniyle başta akaryakıt olmak üzere temel tüketim mallarının fiyatlarındaki astronomik artışlar, kamuoyunda bu durumun birinci derecedeki sorumluları Trump ve Netanyahu’ya olan tepkileri daha arttırıyor.
Paskalya barış yürüyüşlerine, öncelikle İran ve Lübnan’da tırmanan savaşlar damgasını vurdu. Bazılarına binlerce, bazılarına da yüzlerce kişinin katıldığı eylemlerde Ukrayna, Sudan ve Kongo gibi Afrika’nın diğer yerlerindeki savaşlar ve çatışmalar da gündeme getirildi. Alman hükümetinin bu savaş ve çatışmaların sonlandırılması için diplomatik girişimlerde bulunmakla yükümlü olduğu hatırlatıldı. İsrail’in Gazze’de Filistin’e karşı savaşı açıkça “soykırım” olarak tanımlanarak, protesto edildi.
Bu arada Amerika’nın Küba’yı teslim almaya yönelik saldırgan politikalarına karşı tepkiler ve Küba’yla dayanışma çağrıları da öne çıktı.
Eylemlerde dile getirilen en önemli eleştirilerden biri de küresel silahlanma yarışının devam etmesiydi. Büyük paraların yatırıldığı bu yarışın daha fazla silahlanmayı hedefleyen “tırmanma”ya neden olduğuna, çevre koruma, eğitim, sosyal ve sağlık sektörleri için acilen ihtiyaç duyulan mali kaynakların sınırlanmasına neden olduğuna vurgulandı.
Eylemlerde ABD’nin Almanya’ya atom bombası başlıklı yeni orta menzilli füzeler konuşlandırma planları eleştirildi. Aralarında Almanya’nın da yer aldığı çeşitli Avrupa ülkelerindeki “kendi atom bombasına sahip olma” tartışmalarına dikkat çekildi. Bütün bu gerilimi tırmandırıcı gelişmelerin nükleer silahların kullanıldığı, tüm insanlığı tehdit eden küresel çatışmalara, üçüncü dünya savaşına neden olabileceği uyarıları dile getirildi.

FEDERAL MECLİS’TEN İRAN RAPORU!

Bu arada barış hareketinin hükümete karşı eleştirilerini destekleyen sembolik değeri yüksek önemli gelişmeler de hatırlatıldı.
Bunlardan biri uzun süredir bu konuda sessiz kalan Cumhurbaşkanı Steinmeier’in kısa bir süre önce İran’a karşı savaşı açıkça uluslararası hukuğun ihlali olarak değerlendirip, hükümetin bu konudaki denge politikasına karşı çıkmasıydı.
Diğeri de Almanya’nın en yüksek yasama organı Federal Meclis’in (Bundestag) Bilimsel Araştırma Servisi’nin bu savaşı uluslararası hukuk açısından değerlendirdiği raporuydu. Bu servis de savaşta uluslararası hukuğun ihlal edildiğini açıkladı.
Tabii hem Cumhurbaşkanı’nın, hem de Araştırma Servisi’nin değerlendirmelerinin hükümet politikaları üzerinde doğrudan bir bağlayıcı etkisi yok. Ancak bu gelişmeler barış hareketinin tezlerini ve hükümete yönelik çağrılarını destekliyordu. Onlar da bu savaşın uluslararası hukuğun ihlali olduğunu, bu durumun da Alman hükümetine ülke anayasası gereği yükümlülükler getirdiğini hatırlatıyor. İspanya’yı ve diğer Avrupa ülkelerini örnek alarak “Almanya’daki ABD askeri üslerinin bu savaşta kullanılmasını yasaklanması” talep ediyor, aksi takdirde bu durumun “savaş suçuna ortaklık” anlamına geldiği uyarısında bulunuyorlar.

SLOGANLAR

Barış eylemlerinde en büyük katılım, paskalya bayramının son gününde Frankfurt’ta gerçekleştirildi. Organizatörler kentin çeşitli yerlerinden ve komşu kentlerden Frankfurt’un ortasındaki Römer Meydanı’na yürüyen ve oradaki mitinge katılanların sayısını yaklaşık beş bin kişi olarak açıkladı. Stuttgart’taki eyleme de dört bin kişinin katıldığı açıklandı. Münih, Berlin, Hamburg, Köln, Nürnberg, Duisburg’daki eylemlerde de binin üzerinde katılım oldu.
Çeşitli göçmen örgütlerinin de yer aldığı bu eylemlerde atılan sloganlardan bir bölümü şöyle:
“Yaşasın uluslararası dayanışma!”
“Ami (Almanya’daki Amerikan askerleri kastdeliyor) evine dön!”
“NATO’ya hayır / NATO’dan çıkılsın!”
“NATO yerine BARIŞ!”
“Eğitime yatırım yapın, silahlanmayı azaltın!”
“Daha fazla silahlanma, daha fazla silah — barış getirmez!”
“Küba’ya evet, ambargoya hayır!”
“Filistin’e özgürlük / Yaşasın Filistin!”
“İran’dan elinizi çekin!”
“Almanya finanse ediyor, İsrail bombalıyor!”
“Zenginler savaş istiyor, gençlik ise bir gelecek!”
“Zorunlu askerliğe, savaşa hayır — Barış kazanana kadar eylem!”
“Bir daha zorunlu askerlik mi? Hayır, asla!”
“Tanklar, silahlar, askerler barış getirmez!”
“Silahlanmada hızlılar ama eğitim için hiçbir şey yapmıyorlar”
Polisin genellikle yoğun güvenlik önlemleri aldığı yürüyüşler sorunsuz olarak tamamlandı. Frankfurt’taki bir küçük grubun İran’ın şu anki bayrağıyla, Amerika’yı protesto etmesi, diğer katılımcıların karşı çıkması üzerine küçük çaplı bir itiş-kakışın ardından engellendi. Yürüyüşe Amerikan bayrağıyla katılan bir protestocu, bayrağı protesto amaçlı olarak ters taşıdığını fark etmeyen, diğer katılımcıların tepkisini çekti. Ancak durum anlaşılınca bu küçük kriz de ortadan kalktı.
İlk olarak İngiltere’de başlayan ve 1960 yılından itibaren de Almanya’da düzenlenen paskalya barış eylemleri 80’li yıllarda komünist, sosyalist, sosyal demokrat örgüt ve partilerden, sendikalara, kiliselere çeşitli kesimlerden yüzbinlerin katılımıyla gerçekleşiyordu. Almanya’ya orta menzilli nükleer füzelerin konuşlandırılması ya da bu ülkenin Amerika’nın Irak’a açtığı savaşa karşı çıkıp, katılmamasının ardında buradaki barış hareketinin gücü yer alıyordu. Ancak soğuk savaşın ardından bu yürüyüşlere katılım giderek düşmeye başlamıştı. Sendikaların, kiliselerin, sosyal demokrat ve yeşil partilerin merkezi olarak barış hareketinden uzaklaşmasına rağmen yine de her yıl binlerce kişi bu geleneksel eylemlere katılıyor. Uzun süredir ilk kez geçtiğimiz yılki barış yürüyüşlerine katılanların sayısında önceki yıllara göre artış gözlenmişti. (gk)

Son Haberler

İlgili Haberler